MAKALELER

Şeylerin Şekli - Akbank Sanat Yeni Kuşak Tiyatro

2008.03.07 00:00
| | |
6141

Paylaş:
Neil LaBute 1961 doğumlu Amerikalı film yönetmeni, senaryo ve oyun yazarı. Şimdilerde Akbank Sanat Yeni Kuşak Tiyatro yapımı olarak sahnelenmekte olan...

Bartu ve Esra’nın yükselişi; Deniz’in gelişi: ‘Şeylerin şekli’ 

Neil LaBute 1961 doğumlu Amerikalı film yönetmeni, senaryo ve oyun yazarı. Şimdilerde Akbank Sanat Yeni Kuşak Tiyatro yapımı olarak sahnelenmekte olan “Şeylerin Şekli-The Shape of Things” başlıklı oyunu, 2001 yılında ilk kez Londra’da sahnelenmiş. Günümüzün dört genç insanının aşk ve arkadaş ilişkilerinden yola çıkarak sanatın sınırlarını zorluyor, özellikle “enstalasyonu” inceden inceye makaraya alıyor. 

Labute, günümüz gençliğini ele almış
Günümüz genci… Sadece birbirlerine karşı değil, kendilerine bile hoşgörüsüz bir kuşak. Rahatlar. Anlık kararlar alıyorlar ya da kararsızlar. Dillerinin, beyinlerinin terazisi yok, tartma gereği duymadan konuşuyor ve davranıyorlar. Yargıları yüzeysel, dünyayı umursamıyorlar. Empati hak getire, sempatik olmaya çalışmıyorlar, kişilikleri bozuk. Orada burada, her yerde aynılar. 
Neil LaBute, sinematografik bir biçem içinde, işte bu gençliği geniş perspektifle ele almış. Mehmet Ergen’in gene başarılı çevirisindeki akıcı diyaloglar, aralara işlenmiş ince mizah anlayışı oyunu daha da sevimli kılmış. Neil LaBute’un eserinin 2003 yılında filme alındığını da bilgi olarak vereyim, yazının gidişatını değiştireyim. 

Çağdaş sanatın bam teli
“Şeylerin Şekli”ni Mehmet Ergen sahneye koymuş. Oyun, tiyatro sahnesinde başlıyor, ama sergi Jennifer ile Philip’in su altındaki düğün törenlerinde bitiyor. Akbank Sanat’ın (İstiklal Caddesi, Zambak Sokak, No. 1 Beyoğlu – İstanbul) katları arasında izleyici; müzeden Adam’ın yatak odasına, Philip’in evinin oturma salonuna, parka, estetik cerrahın bekleme salonuna, café’ye ve nihayet sergi salonuna davet edilerek perdesiz, sahnesiz bir oyun sergileniyor. Başlangıçta elindeki sprey boyayla müzedeki bir heykele zarar vermek isteyen kadın ile müze görevlisi erkek arasında başlayan diyalog, yaşam ve sanat yeğlemesine kadar uzanıyor, çağdaş sanatı hafife indirgiyor. 

Baskın karakter Evelyn
Baş karakter aynı zamanda sanatçı olan Evelyn. Oyunun başında Oscar Wilde’ın âşık olmasıyla ebediyete kadar genç kalma çabasına giren Dorian Gray’a gönderme yapılıyor, ardı ardına sıralanan referanslarla âşık olduğu kadının önerileriyle daha iyi görünmeye çalışan bir erkeğin değişimine varılıyor. Neil LaBute, Âdem ile Havva öyküsünü ters yüz ediyor ve sonuç itibariyle sanata ya da aşka ilişkin iki tarafında içini dışını izleyiciye gösteriyor, ama izleyiciyi seçim konusunda özgür bırakıyor. Oyunun sonunda ne Evelyn (Esra Bezen Bilgin) özür diliyor, ne de Adam (Bartu Küçükçağlayan) intikam duygusuna kapılıyor. Çünkü haklı olan yok! Oyun gerçek olan “gerçek”i işliyor. Evelyn: “Gerçek olmayan sanatı sevmiyorum, sahte sanattan nefret ederim” diyor, ama sanatını yaparken yalana başvuruyor. Yani bir anlamda, sanatını icra etmek için yalan söylüyor. Adam ise, yazgısından habersiz, oradan oraya sürükleniyor. Evelyn, sanatında öznel olmak, kendi fikrini savunmak uğruna baskın bir karakter. Karşısındakini ereği için rahatça harcıyor.
Neil Irish’in mekân düzenlemeleri ve black-out’ları olabildiğince kısa atlatmadaki başarısı kutlanmaya değer. Mehmet Ergen’in çevirisinde sadece “tahribatçılık” sözcüğüne takıldım. “Yıkıcılık” kullanılsa daha iyi olmaz mıydı? Neyse! Neil Irish’in kostüm çalışması da gayet zevkli ve yerli yerinde. Kostümler kendilerini izleyiciye okutuyor, (Evelyn’in sunum tablosunda giydiği kostüm gibi) karakteri tamamlıyor. Yakup Çartık’ın üç ayrı mekândaki ışık tasarımları, bu kere de mükemmel. 

Mehmet Ergen’in yönetimi
Yönetmen Mehmet Ergen, tablo dizgelerinin farklı ritimlerini fevkalade güzel düzenlemiş, ritmik çerçeveleri çok iyi saptamış. Bunların sonucunda global ritmi yakalamış. Öyküyü figüratif biçimde anlatırken; eylemi, konuyu duyguları harekete geçirici mantıkları fiziksel eylem olarak vermiş. Gösterinin bütün anlarını bir araya getiren ve devindiren iki nokta arasına sanki bir çizgi çizmiş; çizginin arasındaki koordinatları zekice belirlemiş. Çizginin başlangıç ve bitiş noktaları belli, belli belli olmasına da bulmaca dergilerinde rastladığımız “noktaları birleştirme” oyunları gibi bu çizgi. Malûmunuzdur bu oyunlar, başlangıçta sayfa üzerine dağıtılmış noktalardan oluşuyorlar. Bu noktaları sırayla birleştirdiğimizde, resim ortaya çıkıyor. İşte Ergen’in “Şeylerin Şekli”ni sahneye koyma yöntemi, bu “noktaları birleştirme” oyunlarına benzemiş. İzleyiciye noktaları birleştirme yetkisini vermiş. Oyuncu yönetimini de “mış gibi yaptırmamak” üzerinden çözümlemiş. 

Çobanoğlu ve Celiloğlu
Betül Çobanoğlu’nu Murat Karasu’nun “İçeridekiler”inde ve Emre Koyuncuoğlu’nun “Arıza”sında izlemiştim. “İçeridekiler”deki Baldız’a karakterinde zihinsel içebakışını, yani bütünlüklerin zihinsel algısını geniş ve belirsiz birimlere göre yapmamasını eleştirmiştim. Baldız’ı, görme ve dokunma, işitme duyusundan çok daha az düzeyde, zihinsel içe bakışla daha kesin ve daha ayırt edilebilir nitelikte yorumlamasını önermiştim. Bu kere de, Jennifer’in dış biçimini ve çatısını oluşturan noktalardan destek alamamasını ve yönünü bulamamasını eleştireceğim. Oysa bu noktalar, onun duygulanımsal ve devinduyumsal belleğine, “düşünen bedenine” destek olacak. Hele beni bir dinlese! Deniz Celiloğlu’nu ise ilk kez izledim. Üzerinden sapır sapır yetenek dökülen bir oyuncu Celiloğlu. Bütünlüklü doğalcı oyunculuğunda, psikolojik ve davranışsal olarak müthiş olumlu işaretler veriyor. Jestlerini “haddehane”den geçiriyor. “Haddehane”den çıkma jestlerini yeri geldiğinde kesiyor, parçalara bölüyor, sonra yeniden yapıştırıyor. Söylemek istediğim kısaca şu: Tiyatromuza Deniz Celiloğlu geliyor.

Bilgin ile Küçükçağlayan
Esra Bezen Bilgin, zaten benim gözbebeği boncuklarımdandır. “Şeylerin Şekli”nde, sahne üstü eylemlerini soğuk, teorik biçimde aklı aracılığıyla analiz etmiyor. Evelyn’e fevkalade pratik olarak yaşamı, insancıl deneyimleri, kendi öz alışkanlıkları, sanatsal duyguları, sezgileriyle yaklaşıyor. Aksiyonları icra ederken gerekeni kendi başına arıyor, kendi doğasını yardıma çağırıyor. Bu süreci doğasının bütün zihinsel, coşkusal, ruhsal, fiziksel güçleri tarafından eşzamanlı olarak yürütüyor. Alkış pastasından aldığı payı hak ediyor.
2004 yılında Kent Oyuncuları yapımı “Inishmore’lu Yüzbaşı”da Joey, 2005’de gene Kent Oyuncularıyla birlikte “Kumarbazin Seçimi”nde Mugsy karakterlerinde izlediğim ve öve öve bitiremediğim Bartu Küçükçağlayan “Şeylerin Şekli”nde Adam’ı oynuyor. Küçükçağlayan, yazarın sunduğu verili durumları, olguları ve olayları listeye dökmüş. Oyunu küçük parçalara bölmüş, ayıklamış, çözümlemiş. Sorular sormuş. Bütün olguları tartmış, varsayımlar üretmiş. 
“Bunları nereden biliyorsun,” derseniz, oyun içinde belli ediyor, anlaşılıyor. 

Bartu Küçükçağlayan “Şeylerin Şekli”nde, Esra Bezen Bilgin ile birlikte tırmanışa geçmiş a Dostlar, Bartu Küçükçağlayan yükseliyor.

Anahtar Kelimeler: şeylerin şekli, Akbank Sanat Prodüksiyon Tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir