MAKALELER

Sahnede Yaşadım

2023.05.19 00:00
| | |
1840

Bazı insanlar gerçekten sahnede yaşar. Sahneye aittir. Sahne de onlara...

" Başka neye yararız zaten ? Size bir şeyleri hatırlatmaya.Biz zamanın aynasında sadece birer görüntüyüz, birer oyuncu.Üstümüze ışık tutulunca kutsal bir varoluşa yazgılıyız.O gece kaderine, payına düşen kişi her kimse, o olur oyuncu.Ardında yüzlerce yılan gömleği bırakarak her bir gömlekten gövdesini sıyıran bir Şahmaran olur; ipeğini sessiz sedasız dokuyup içine bir can ödünç veren ipekböceği, yıpranmış kozasını sahne üstüne atıp bir güne bir ömür sığdıran kelebek olur.Gün gelir karanlığımızın içinde kısacık ömrüyle yolumuzu aydınlatan bir ateş böceği olur.Yanıp söner, karanlığa karışır, masal olur, hikaye olur, efsane olur...Gün gelir bu sahnelerde bir Afife, bir Gülriz, bir Yıldız daha olur.Unutma n'olur, bir oyuncu nice ateşlerden geçip gelen kişidir. "(*)

Özen Yula'nın satırları arasında dolaşırken " Nice ateşlerden geçip gelen " oyuncuları düşündüm birden.İşte, onlardan biri de Gülçin Üstüntaş'tı, hiç kuşkusuz.

Hayattaki her sorunun yanıtını tiyatroda bulmuştu. Tiyatro aşk değil, tutku bulaşığı bir kara sevda, inanç, inat, kaygı, umut, mutluluk, isyan, bir solukta buluşmaktı onun için. Karanlıktan daha karanlık kıran zamanlarında bile, içimizdeki kıracı yeşertmekti amacı.Ve sahnede bir hayal aurası, farklı imgeler yaratmak, yüreklere dokunmak. Söylenecek sözünü cesaretle söylemek. O büyük harflerle TİYATROCUydu.

Provalar, turneler, zorlu mücadelelerle geçti yaşamı. Kendi izleyicisini yarattı çok geçmeden. Dediğim gibi, tiyatro seyircisi, oyuncu yetiştirdi.

" Sahnede klişe değil, karakterdir yaratılması gereken...sahici, inandırıcı bir karakter."

Eğilip, bükülmeden, düşünce ve ilkelerinden ödün vermeden yürüdü yolunda. O tiyatro sanatının azat kabul etmez bir kulu, kölesiydi çünkü.

Duygularını, içinde harlanan hüzünleri, uzak yakın hatıralarını temize çektiği tek mekan sahneydi.Hep en iyiyi bulup, çıkartmaya çabaladı. Ve O hep Gülçin Üstüntaş olarak kaldı.Nüanslı, zengin oyunculuğu ile tiyatro sanatına her defasında yeni duyarlılıklar armağan etti.

“Oyuncu oldum, çünkü tiyatro benim için yaşam demekti. Sosyal aktivitelerin içinde oldum, çünkü aldığım her nefesin hakkını vermek benim dünyaya ve insanlığa borcumdu.Tiyatro bana karakter çözümünü öğretti.İnsanı duruşu, konuşması, tavırlarıyla analiz edebilmeyi...böylece sahnede yaşar kıldığım karaktere gerçeklik, boyut katabildim... ” 

Bazı insanlar gerçekten sahnede yaşar. Sahneye aittir. Sahne de onlara.

" Tiyatro kazanmak için yapılmaz.Tiyatro var olmak için yapılır.Hiç kazanmadık ki tiyatrodan.Sadece sevdiğim işi yaptım, kendi şarkımı söyledim özgürce.Ben sadece sahnede yaşadım."

Suna Keskin'in " Sahnede olmak bir mertebedir " sözünü hatırlatıyorum.

" Çok doğru, bir tanım.Şimdi düşünüyorum da, bu mertebeyi, kimse size sunmaz, siz kendi çabanızla elde edebilirsiniz ancak..." 

Şimdi düşünüyorum da, kaderin bize hangi yazılmamış sayfaları açacağını bilemeyiz ki zaten.

Yıl 1964. Neredeyse elli dokuz yıl öncesi. Gülçin Özova, Hürriyet Gazetesi’nde gördüğü bir ilanla büyük bir heyecan yaşamıştı.

“Ordu’da tiyatro kuruluyor, İstanbul Şehir Tiyatrosu’ndan Ergun Köknar ve Suna Pekuysal kuruluş hazırlığı için Ordu’ya gidiyor…”

Artık Ordu’dadır Gülçin Özova.

OBKT’nin ilk oyuncularından biridir. Bir süre sonra hayatını Aydın Üstüntaş ile birleştirir.

Tam da bu noktada küçük bir parantez açmak istiyorum:

 “ Anadolu’nun ilk bölge tiyatrosu olarak da bilinen, Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu (OBKT) tam tamına elli küsur sezondur perdelerini her koşulda, tüm zorluklara rağmen açık tutmayı başarmış, bir tiyatrodur.” 

30 Kasım 1964’de "Saygılı Yosma" adlı oyunla Ordu seyircisiyle merhabalaşan Gülçin Üstüntaş, "Hülleci", "Günün Adamı", "Ana Hanım Kız Hanım", "Besleme", "Fadik Kız", "Lütfen Kızımla Evlenir Misiniz?", "Adem’in Kaburga Kemiği", "Kanlı Düğün", Kubilay","Karanlıktan Akan İlk Yıldız", " Kuvayi Milliye Kadınları" gibi pek çok oyunda rol aldı, oyun yönetti.Öğrenci, oyuncu, izleyici yetiştirdi.Her yaşar kıldığı karaktere emek verdi, çok sevdi, ama Zübeyde Hanım'ı bir başka sevdi...bir başka heyecanla oynadı.

" Yıllar içinde her yaştan öğrencilerim oldu.Onlara hep ' Arkadaşım ' dedim."

Bir koltukta ne çok karpuz...bitip, tükenmek bilmeyen bir enerji.

Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu'nda Oyuncu-Yönetmen 

Samsun Belediyesi Oda Tiyatrosu'nda Sanat Yönetmenliği    
          
Çankaya Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda Genel Sanat Yönetmeni ve oyuncu 

Karadeniz Teknik Üniversitesi Ordu Halkla İlişkiler Bölümü ve Ordu Belediyesi Konservatuarı Tiyatro Bölümü, Samsun Belediyesi Konservatuarı Tiyatro Bölümlerinde Öğretim Görevlisi, Müjdat Gezen Sanat Merkezi (Ankara) Drama hocası olarak çalışmalar yaptı.Ve bunca işin arasında belgesel film yapımcılığı ve yönetmenliği, radyo programları, köşe yazıları için de zaman buldu.Çünkü çalışmadan, üretmeden duramayanlardandı.Mesela,Aydın Üstüntaş'ın tiyatro sanatına yıllarca hem yazarlık, yönetmenlik, oyunculuk gibi kişisel katılımıyla hem de kurumsallaşma adına yaptığı çalışmalarıyla sürekli anılmasını sağlamak ve böylece tiyatromuza yeni oyunlar kazandırmak amacıyla "Güzel Ordu Aydın Üstüntaş Geleneksel Anadolu Oyun Yarışması " oluşturdu."Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri" Konsey Üyeliği görevini üstlendi.

Tiyatro tarihimiz açısından ‘çok kıymetli bir belge’ niteliğindeki SAHNEDE YAŞADIM (2021), satır altları çizilip, notlar alınarak okunması gereken kitaplardan biri. Daha ilk satırından okuyucusunu etkileyen SAHNEDE YAŞADIM, tiyatro tutkunları kadar biyografik belgesel eserleri seven herkes için de arşiv niteliği olan çok değerli bir eser. Diyebilirim ki, son dönemde bu dalda kaleme alınmış en yetkin çalışma. Tiyatromuzda dün, bugün olup bitenleri, yarına ilikliyor çünkü.

Muhsin Ertuğrul, Fikret Tartan, Gülriz Sururi, Haldun Dormen, Nedret Güvenç, Mücap Ofluoğlu, Füsun Erbulak, Müjdat Gezen, Gülçin Üstüntaş… gibi keşke otobiyografi, anı kitapları yazan sanatçılar çoğalsa… 

O dönemleri, o yaşamları birinci tekil şahıslardan okumanın tadı bir başka çünkü.

Geçen hafta Gülçin Üstüntaş ile buluştuk.Yine kronolojiye inat, salkım saçak bir söyleşi gerçekleştirdik.Tiyatrodan, hayattan konuştuk.Soru sormaktansa, dinlemeyi tercih ettim.Lafa karışmaktansa, susmayı.Öyle güzel şeyler anlattı ki, nasıl desem, usum kaydı, dilim tutuldu karşısında.

- Bu mesleğe dair küçük de olsa bir hicran yaşadınız mı ? 

- Herhangi bir Shakespeare oyununda rol almayı, özellikle de sahnede Desdemona'yı yaşar kılmayı çok isterdim.Ama olmadı.Bu hayalimi gerçekleştiremedim.

- Neden ?

- Çünkü ne dekor ve diğer teknik imkanlarımız, ne de bir Shakespeare piyesini taşıyabilecek kadromuz yoktu. Yerli eserlere yöneldik ister istemez.Mevcut oyuncu kadromuza göre belirledik repertuarımızı her defasında.Böyle olması gerekiyordu.Ayrıca özellikle belirtmek istiyorum, Moliere'in Moliere, Shakespeare'in Shakespeare'e yaraşır biçimde sahnelenmesinden yanayım.Şimdi düşünüyorum da, ne rollerde oynamadım ki bunca sene...fakat bir Shakespeare oyununda başrol oynamak şöyle dursun, küçük bir rolde bile sahneye çıkmak nasip olmadı.

- Peki klasiklerin farklı biçimde, yorumlanarak, yepyeni bir şekilde izleyiciyle buluşturulması durumu var. Herşeyden önce eserin formülü bozuluyor...

- Yazarın aktardığı olayların, kahramanların özü, sözü değiştirilmemeli, diyorum. Bakın, Kison'un biz de " Tarla Kuşuydu Juiette " adıyla oynanan " How, Now Juliet"i, " Romeo Juliet" den yola çıkılarak hazırlanmış farklı, özgün bir piyesti.Şimdi, bu uyarlama olarak tanımlanan değişikliklikleri kabul etmiyorum.Adalet Ağaoğlu bir konuşmamızda, şöyle demişti :' Bir oyunu yazarken her sözcüğü özenle arayıp buluyorum.O sözcüğün yerine bir başkasını koyma ya da silme hakkını bir yönetmene bırakamam.' Adalet Hanım haklıydı.Eserlere de, insanlara da saygı duyalım, hoyrat davranmayalım, diyorum.

- Çok zor koşullarda, alternatif mekanlarda tiyatro yapan gençler var...

- Yakınen izliyorum, ortaya koyduklarını.Gözlemlediğim, kendileri yazıp, kendileri yönetip, oynuyorlar...bu şekilde sözlerini söylemeye çalışıyorlar.İyi işlere de imza atıyor bazıları...tabii, sürdürülebilirlik, kalıcı olmak, olabilmek önemli.

- Gülçin Hanım ben söyleşilerde konudan konuya geçmeyi tercih eden biriyim.Mesela en büyük mucizeniz nedir, diye sorsam ?

- Sahnede olmaktı.Eğitnenlikti, yazdığım kitap, yetiştirdiğim talebelerimdi...kendimi inşaa etmekti.

- Peki ya kanser ?

- Bir süreçti, yaşadım.Hiçbir zaman, neden ben, diye sormadım, korkulara, kaygılara kapılıp gereksiz üzüntüler yaşamadım.Ne kendimi, ne yakın çevremi helak etmedim.Tedavinin gereklerini  eksiksiz biçimde yerine getirirken, normal hayatıma kesintisiz, devam ettim.Dahası herkes gibi ben de kansere yakalanabilirdim, kimseden farklı bir ayrıcalığım yoktu.Yapmam gereken beynimle, kalbimle bu rahatsızlığı yeneceğime inanmaktı...bunu başardım.Kendimi bırakmadım.

- Kemoterapi süreci için ne söylersiniz ?

- Hırpalandığımı, yadsıyamam.Ama gücümü kaybetmedim.Hayatı zor kılan, kişinin algısıdır çünkü.Eğer insan herşey zor derse, giderek buna inanıp, kabullenir, kaderine boyun eğer.Evet, sigaraya elim uzanmak istedi çoğu kez.İrademle bu isteği engelledim.Şöyle tanımlayabilirim aslında : Bir dönem kanserle dans ettim ama onu yorup, terk ettim, enerjimi, yaşama olan bağımı görüp pes etti...bense dansıma devam ettim, ediyorum.

- Zorluklar da yaşadınız ama...

- Tiyatro başlıbaşına keyifli bir iştir.Bu mesleğe tutkuyla, sabırla, sağduyuyla, sevgiyle, özveriyle bağlanmak gerektir herşeyden önce.Elektrik kesilir lüks lambalarının aydınlattığı salonlarda, köy meydanlarında oynarsın.Yaşadık bunları.Yerine göre dekorcu, ışıkçı olduk, kulisi, salonu temizledik, koltukların tozunu aldık yüksünmeden.Tiyatroda ' imkansız ', ' olmaz ' diye birşey yoktur çünkü.Dahası oyuncu doğal yeteneğini aklı ve bilgisiyle değerlendirmek mecburiyetinde olduğunu, unutmamalıdır.Rolünü seversen, rolün de seni sever.

- 1964'de teslim aldığınız tiyatroda İstanbul'da tutmuş " Buzlar Çözülmeden","Fadik Kız", " Lütfen Kızım ile Evlenir Misiniz ? " gibi pek çok oyunu Ordu'lu izleyici ile buluşturdunuz...

- Aslında 1908'lerde Ordu'da tiyatro var.Ermeni, Rum, Türk, Laz'lar bütünleşmişler.Kavga yok, ayrım yok, çekişme yok.Tiyatro, müzik kültürleri birleştirmiş. Ordu'da sanatsever, tiyatroyu benimsemiş bir halk var.

- Eşiniz Aydın Üstüntaş Ordu'da çocuk tiyatrosunu da kuruyor, değil mi ?

- Evet...pek çok çocuk oyunu oynadık.Seneler sonra sizin oyunlarınızla yetiştik, diye yolumuzu kesenler oldu.Güzel duygular bunlar...

- Yorgunluk...bunca çaba, doludizgin bir yaşam..

- Aşkla, disiplinle çalıştım.Yorgunluk nedir bilmedim bu yüzden de.Mesela Ankara'da Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde aralıksız üçer saatlik bloklardan toplam dokuz saat durmadan, dinlenmeden öğrenci karşısındaydı.Enerjim hiç tükenmedi.

- İstanbul'a turneye geliyorsunuz..

- Seçkin ( Selvi )- Tanju Cılızoğlu çifti bizi izlyip, fark ettiler ve onların desteğiyle İstanbul'a geldik.On beş gün boyunca sahne aldık.Aslında biz öne çıkmak, kendimizi tanıtmaktan ziyade Ordu'da birşeyler yapmayı tercih etmiştik hep.Bu nedenle sanki kapalı kaldık biraz.

- Adalet Ağaoğlu desem...

- " Kendini Yazan Şarkı " oyununu bizden izlediğinde, dört dörtlük bir tiyatrosunuz, demişti.

- Anılarınızı yazmaya teşvik edenlerden biri de Adalet Hanım, öyle değil mi ?

- Evet.Adalet Ağaoğlu ve Ülker Köksal ile güzel bir dostluğumuz vardı.Hatıralardan, yaşanmışlıklardan bahsedince, bunları yazmamı önerdiler...daha sonra editörüm olan İbrahim Dizman'ın da katkılarını, desteğini yadsıyamam.

- Altın yıllar ?

- O dönemleri yaşadım.Zaman içinde beğeniler, değerler, anlayışlar değişti.Sadece sanatta değil, diğer mesleklerde de.

- Muhsin Ertuğrul'un yıllarca " Perdeci" adıyla yazıp, seyirciyi eğitip, yetiştirmeye çalıştığını biliyoruz.Oysa artık cep telefonuyla oynayan, oyun esnasında konuşan, su için, gofret yiyen, yayılarak oturanlar takılıyor gözüme...

- Seyirci tiyatroda yetişir.Ne yapılmayacağını anlaması için bazen bir bakış yeterlidir.Tiyatroda konuşmayı, dinlemeyi, duyguların her rengini, kendini geliştirmeyi, farkında olmayı öğrenir, insan...yeni kazanımlar elde eder.Unutmamak lazım, her tiyatro eseri topluma bir şey katar.

- Bir de uzun oyunlardan sıkılıp, çıkan izleyiciler var...

- Bunun çözümü izleyicinin kendisinde aslında.Hangi tür oyunları sevdiğini bilecek, ona göre seçim yapacak.

- Sahnedeki oyuncu izleyiciyi hisseder demiştiniz...

- Çok doğru.Nefesini duyar, tepkilerini, duygularını hisseder ve bir organik bağ kurar böylece.

- Son olarak buğulu bir pencere camına ne yapardınız ?

- " Mutluyum.Çok mutluyum.Sahnede yaşadım."

Kostümünü askıya astı.Dolabın kapağını kapattı.Makyaj masasının üzerindeki fondöten, ruj, rimel kutularına,  parfüm şişesine, fotoğraflara, program dergilerine takıldı bir an gözü.Sonra aynaya doğru çevirdi bakışlarını.Lavanta mavisi bir ışık düşmüştü duvara.Gülümsedi.

(*) " Hayat Der Gülümserim " Özen Yula

Anahtar Kelimeler: gülçin özova, gülçin üstüntaş



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir