Resm-i Geçit; dört duvar arasında sıkışıp kalmış iki kardeşin dışarıdaki yaşamın gerçekliğinden uzakta sürdürdükleri hayatlarının birdenbire nasıl değiştiğini çarpıcı bir dille anlatıyor. Hayat onlar için bir oda, bir pencere ve pencereden gördükleri meydandan ibarettir. Aris kağıttan gemilerle savaşçılık oynarken, ablası Zoi tüm dikkatini örgüsüne vermektedir. Söylemekten bile çekindikleri hayalleriyle yaşarlar. Ancak bir odanın içinde kilitli kalmak onları bu dış yaşamdan uzak tutamayacak, masumların tarafında olmak bir bedel ödememelerini engelleyemeyecektir! Bir resmi geçit duyumuyla heyecanlanan Aris ve Zoi uzun zamandır yapmadıkları bir şeyi yaparlar; birbirlerine içlerini, hayallerini açarlar... Ülkede hüküm süren baskı rejimi, hiçbir şeyden haberdar olmayan iki kardeşi, küçücük bir pencereden, gözlerinden yakalar. Yaşam normal bir şekilde devam ediyormuş gibi görünürken, insanlar insanları öldürür ve önü alınamayan şiddet büyür büyür büyür…"Çağdaş Yunan Tiyatrosu’nun en önemli kadın temsilcilerinden biri olan Loula Anagnostaki; oyunlarında Alman istilasından sonra ülkede baş gösteren iç savaş, ardından gelen komünizm düşmanlığı, yedi yıllık cunta dönemi, erkek egemenliği, burjuva sınıfının eleştirisi, aile savaşları, kaçak göç gibi sorunları temel aldı.
“Resm-i Geçit” 1969 yılında Paris’te Antoine Vitez yönetiminde sahnelendi. Loula Anagnostaki, diğer oyunlarında olduğu gibi Resm-i Geçit’te de insan var oluşunun gizemini incelemekte, çağdaş insanın yaşadığı iletişim eksikliğinin, hayal kırıklığının ve altında ezildiği ağır baskının altını çizmektedir. Baskı, dünyanın her yerinde ve her döneminde var olmuş, yaşamın güzelliğini yok eden, insanlarının güvenini, özgürlüğünü zedeleyen bir unsur olmuştur. “Resm-i Geçit’’ herhangi bir dine, ırka, mekana ve zamana ait olmayan bir hikayeyi anlatır. Baskı tüm toplumların hayatını etkileyen, yaşam kalitesini düşüren ve akla gelmeyecek çirkinlikler yaratan bir unsur olarak hala hayatımızda…
Anahtar Kelimeler: resm-i geçit
0 Yorum