Dünyanın ortasında bir yere düşüveren insanoğlu çağlar boyu varlığına anlam aramış. Bu arayışın sancılarını ayaklarını bastığı coğrafya şekillendirmiş hep.
Kimseyle yakınlık kuramayan, bütün çabalarına rağmen sosyal hayata giremeyen 45 yaşındaki Erkut ile psikiyatristi Zeynep Hanım’ın yolları bir klinikte kesişir. Erkut varlık ve hiçlik arasında sıkışmış kendi ile kavgasını bitirememiştir. Zeynep ise hastasını iyileştirmek için elinden geleni yapmaktadır. Erkut tüm bu sorgulayışları sonunda bir karar verecektir. Bu karar Zeynep’in kendi sorgulamalarına kaynaklık edecektir.
Döngü içinde bocalayan sadece Erkut değildir.
Evren ve küçük genç gezegenimizdeki düzensizlik içinde tekrarlanan düzende çırpınan ve hep aynı sonu yaşayan insanlıktır.
‘’Üstünden paletler geçmiş bir psikoloji kitabından fışkırmış sert sessizler gibiyim. ‘
‘’Anlaşılmasın istiyorum. Yaşamayan anlamasın! Yaşamayanın yaşaması sağlansın’’
“Ölüsün ey şehir… Sırf sen öyle olduğun için ölümü sevmiyorum.”
‘’Gittiğiniz bütün kurslar, bütün okullar işe yaramadı. Tanrı’nın yarattığı insanı kendi yarattığınız Tanrı’nın kanında boğdunuz’’
‘’Demokrasi Milyonların yaşadığı kocaman bir elma şekeri’’
‘’Amca size baba diyebilir miyim? Biliyor musun amca, benim kimsem olmadı.
Bana hiç kimse der mi siniz?’’
0 Yorum