
17.yüzyılda İstanbul'da bir konak.Cihanyandı Esirci Afet'in konağı...
İşte bu konakta Feraset Bacı, Fidan, Handan, Muhsine, Şadan, Raksan, Cavidan ve diğer kızlarla yaşıyordu Afet Kadın.
Kanlı Nigar gibi, Taşkasap'lı Hürmüz gibi kaç erkeğin yuvasını yapmıştı kimbilir ? Zamanında akçeye akçe dememiş, tefler, çalpareler onun için çalmış, o eşsiz güzelliği, raksıyla İstanbul'u büyülemişti.Geriye hayal ve hayat kırıklıkları, kapanmamış defterler, dilden dile aktarılan koskocaman bir şöhret, hoş bir seda kalmıştı sadece.
Menteş Ağa da, Savleti Efendi de umurunda değildi hiç.En büyük yardımcısı mı ? Feraset'ti.
Bilge Şen, Sevil Akı, Mahperi Mertoğlu'ndan sonra ' Esirci Afet ' rolünde Nihan Büyükağaç'ı da yine hayranlıkla, beğeniyle izledim.
Aslında Nihan Büyükağaç ile ilk karşılaşmam " Teessür " adlı oyunla olmuştu.
Müthiş bir trajediydi, hatırlıyorum. Kanlı bir adak. Hiçbir tesellisi olmayan gerçek bir teessür.
“Nehirler bile dağlara doğru akmaya başladı artık. Adalet ve beraberinde her şey tersine döndü. Gerçi tabii oldu biraz. Yeni değil. Birkaç bin yıl kadar. Sözler ve yeminler de yalan haliyle buradan bakınca. İnancı kalmadı insanların. Hiç mi yoktu yoksa? Hayat bu. Hep hazırlıksız yakalar. Hayat bu, kısa değil. Sonsuz. Zamanı geldiğinde değişir her şey. Hayat bu, acelesi yok. Hayat bu. O cevap verir. ”
Uğruna yurdunu terk ettiği, kardeşini öldürdüğü Iason ile evlenen Medea’nın çok geçmeden iki oğlu dünyaya gelir. Sonrası kıskançlık, ihanet, ölümlerle kuşatılmış derin acılar olacaktır ve tarih onu ‘evlatlarını yok eden anne’ olarak hatırlayacaktır bundan böyle.
"Çocuklarını doğurduğunu unut bugün. Yasını tutmaya yarın başlarsın. Çektiğin acı kalesi olsun kalan ömrünün. Öldürdün evet ama çok da sevdin oğullarını. Kendini acı çekmenin huzuruna ve sana getirdiği rahatlamaya bırak. Mutsuzsun artık.”
Medea dibe vurmuştu. Kendisinin içinden çıkamıyordu. Yüreğinin yap dediğini yaptı, git dediği yere gitti. Sınır tanımadan, elini hayatın kanına batırdı. Karanlık, dağdağalı zamanlardan geçti. Katil olduğu kadar kurbandı da aslında. Hayalleri, geleceği buruşturulmuştu. Ateşten atlara binip uçsuz bucaksız gök boşluklarında kaybolmak için henüz erkendi vakit. Belki de çok geç.
" Teessür "ün ardından Nihan Büyükağaç " Kral ", " İzmir'in Kızları " ve " İstanbul Efendisi " nde rol aldı.Hiç kuşkusuz, sanat hayatında " Teessür " bir doruktu, " İstanbul Efendisi " bir başka doruk.
Nihan Büyükağaç ile tiyatrodan, rol aldığı oyunlardan konuştuk.
- Tiyatro...bu tutku ne zaman yeşerdi içinizde ?
- Yedi yaşındayken izlediğim ilk tiyatro oyunuyla başladı bu tutku. Gerçekten de “tutku” doğru bir tanımlama oldu benim adıma. Çünkü hayat koşulları, tercih edebileceğim fırsatlarla başlamadı benim için. İşte o tutku sayesinde, yoktan var edebildim diyebilirim. Nihayetinde tiyatro, olmazsa olmazım yani. Tarif edilemez bir hisle başladı ve öyle de devam ediyor.
- Tiyatrocu olma kararınıza ailenizin, yakın çevrenizin tepkisi ne oldu ?
- Ailem sanata ve tiyatroya çok saygı duyardı. Dediğim gibi, yedi yaşımdayken ısrarla tiyatro demeye başladığımda, babam bir akşam yemeğinde beni tiyatro kursuna yazdırdığının haberini verdi. Sevincimden ağlamaya başlamıştım. O an yaşadığım duygu yoğunluğunu hala hatırlarım. Ankara üniversitesi D.T.C.F tiyatro bölümü oyunculuk ana sanat dalını kazandığım haberini verdiğimde, bu kez de onlar gözyaşlarını tutamamıştı. Yani ailem ve çevrem her zaman destek oldular ve heyecanımı paylaştılar.
- Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nde okurken, hocalarımız kimlerdi ?
- Başta Nurhan Karadağ olmak üzere, tarihinde her zaman tiyatro sanatına katkılarda bulunmuş çok kıymetli hıcalarımız oldu. Özdemir Nutku, Sevda Şener, Turgut Özakman gibi hocalarımıza yetişemiş, ya da kısmen yetişmiş olsam da, onların ekolleri doğrultusunda düsturlar edindim. Bu da bana her zaman çok büyük gurur vermiştir. Ve dahi, Kadir Çevik, Levent Suner, Elif Çongur, Beliz Güçbilmez, Türel Ezici, Nedim Yıldız gibi… zaman zaman bize eşlik etmiş daha nice değerli hocalarımız da oldu elbette. Başlangıçta geleneksel Türk tiyatrosundan yola çıkarak, önce kuramsal, sonra da uygulama öğretilerini devralmaktan onur duyduğum daha bir çok
hocama da buradan sizin sayenizde, sevgi ve minnetlerimi iletmiş olayım.
- Mezuniyet sonrası, sanırım önce televizyon dizileri ve sinema filmlerinde rol aldınız...bu süreç nasıl gelişti?
- İlk menajerimle, mezuniyet oyunumu izlemeye geldiğinde tanıştım. Dört senelik Ankara talebeliğimden sonra İstanbul’a döndüğümde ise, kendisiyle beraber çalışmaya başladık. Kamera maceram da o zaman başlamış oldu. Evet hayat şartları yüzünden, daha çok dizi ve sinema çalışmalarım oldu. Yaşadığımız coğrafyada maalesef sadece tiyatro yaparak hayatta kalmak, yeni mezun bir genç için pek mümkün değil. Elbette kamerayla devam etmek, ideallerden vazgeçmek değil. Orada da bir çok üstatla çalışıp, tecrübe etme fırsatı yakaladım.
Ancak şuna da değinmeden geçemeyeceğim. Adına ‘sektör’ dediğimiz TV ve sinema piyasasının, popüler kültüre yenik düşmesi ve tercihlerini takipçi sayıları üzerinden gerçekleştirmeye başlamaları sebebiyle, bir çok genç yeteneğin endişeye kapıldığına ve oyuncu olmak isteyen yeni nesilin ise, amaçlarında sapma olduğuna şahit oluyorum. Ama unutmamamız gereken bir şey var. Bu çamurlaşmış, arz - talep dünyasının haricinde tiyatro, geçmişte olduğu gibi, bugün de hepimizi bir arada tutmayı başarmıştır. Ve behemehal de böyle devam edecektir. Çünkü tiyatro iyileştirir.
- 2018'de Ilgın Sönmez'in uyarlayıp, yönettiği ' Teessür ' , Serkan Üstüner'in yönettiği ' Kral ' .Sözkonusu eserlerde Euripides, Eugène Ionesco kahramanlarını yaşar kıldınız.Bu iki oyundan bahsetseniz kısaca.Mesela kariyerinize etkilerini sorsam...
- Hepsi çok keyifli ve heyecan verici çalışmalardı tabii. Ancak ' Teessür ', sizin de muhteşem anlatımınızda olduğu gibi, beni başka bir taraftan etkiledi. Öğrencilik yıllarımdan beri, beni en çok şaşkınlığa uğratan, antik Yunan'ın ' Medea ' tragedyası olmuştur. Ilgın Sönmezin çarpıcı dizaynıyla da, kendi adıma deneysel bir bakış oldu. Değişmeyen kronik acıların modern bir yerleştirmesi de denilebilir. Beğenilmesi beni çok mutlu etmişti tabii.
- Gelelim " İstanbul Efendisi " ne, bu projeye nasıl dahil oldunuz ?
- Menajerim sayesinde oldu. Bana gönderdiği tekstin ' İstanbul Efendisi ' olduğunu görünce çok heyecanlandım tabii.
- Engin Alkan ile, hem yönetmen, hem rol arkadaşı Engin Alkan ile, çalışmak nasıl bir duygu ?
- Engin Alkan’la daha önceden birebir tanışma fırsatım olmamıştı. Bence eşsiz bir tiyatro insanı. Rejisör olarak, talep ettiklerini anlatma üslubu, daha önce tecrübe etmediğim bir biçimde ve entelektüellik seviyesinde.
Bir oyun hamuruna şekil vermek gibi, diyebilirim.
Her provamız bir ders niteliğinde geçti. Hem rol arkadaşı, hem de rejisör olarak yaklaşımı, çok eğlenceli ve çok öğreticiydi. O’nun bilgi ve tecrübelerinden faydalanma fırsatı bulduğum için, kendimi çok şanslı hissediyorum. Süregelen tüm temsillerimizde de, aynı etkileyicilikle devam ediyor dostluğumuz.

- Kimi yeni mezun, çok genç bir kadroyla çalışmak nasıl bir deneyim ? Sahnede oluşan o güçlü sinerjiyi neye bağlıyorsunuz ?
- Gerçekten çok yetenekli, çok güçlü bir kadro bu. Bir anda birbirimize sıkı sıkıya bağlandık. Gözüm kapalı teslim olacağım, büyük bir güvenle eşleştiğim rol arkadaşlarımın her birine hayranım. Ve elbette bu ekibin oluşumu da, yaratılan o ortak enerji de bir Engin Alkan başarısıdır.
- Esirci Afet'i yorumlarken, özellikle hangi ayrıntılara değindiniz...
- Hiç kuşkusuz, ' İstanbul Efendisi ' , geleneksel tiyatromuzun başyapıtlarından. Sizin de bahsettiğiniz gibi, çok önemli isimlerin üstlendiği ve iz bıraktığı performanslar gerçekleştirilmiş. İzleme fırsatım olmadı ama, büyük bir sorumluluk edindiğimin farkındaydım. Afet’in kıvrak zekasıyla çok eğlendim öncelikle. Sonra da, Nihan’da nasıl bir Afet yaşar diye düşünerek geçti her provam. Çünkü efsane olmuş bazı figürleri canlandırmak, bana kalırsa öncelikle, şahsına münhasırlık ister. Bazan yufka yürekli, bazan da acımasız bir kadının, dönemin haklı sebepleriyle hayatta kalma çabası…
Bu sınırlarda gezerek, ben de Afet tonumu yakaladım. Türk tiyatro tarihinde, Çengi Afet rolünün karşısına, diğer üstatlarım gibi ben de adımı yazdırdığın için çok mutluyum.
- 28 Eylül 2181 'de yani 200.yaş gününüzde nasıl anılmak istersiniz ?
- Bıraktıklarımla..
- Buğulu bir pencere camına ne yazardınız ?
- Nasılsa silinecek, ne yazdığımın bir önemi var mı?
Anahtar Kelimeler: Nihan Büyükağaç, Esirci Afet in konağı
0 Yorum