MAKALELER

Buluşma Yeri - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2011.08.16 00:00
| | |
2706

Oyundaki kentin insanları, öldükten sonra gittikleri buluşma yerinde, hayattaki yakınlarının küçük hesapların peşinden koştuklarını görüyorlar.

ÇANAK ÇÖMLEKLERİN ELDEN ÇIKARILMASI, SATILMASI: “BULUŞMA YERİ”

Oyunları yirmi dile çevrilmiş Sırp oyun yazarı Duşan Kovaçeviç’in (1948) 2009–2010 tiyatro sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yapımı olarak sahnelenen “İntiharın Genel Provası”, aynı sezonda İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen “Profesyonel”den sonra “Buluşma Yeri” başlıklı oyunu da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları repertuvarında 2011–2012 sezonu oyunu olarak sahneye taşındı.   
 
Oyundaki kentin insanları, öldükten sonra gittikleri buluşma yerinde, hayattaki yakınlarının küçük hesapların peşinden koştuklarını görüyorlar. Yaşarken gerçekleştiremedikleri hayallerini, burada gerçekleştirmeye çalışıyor, gerçeği ve hayatı anlamak için ölmek mi gerekir sorusunu seyirciye sorduruyorlar. Bu soruya buluşma yerindekilerin yanıtı ise: “Burada her şeyi anladık, her şeyi, ama çok geç…”

İki sezonda izlediğimiz üç oyun, hiç kuşkum yok ki hem Balkan tiyatrosu, hem de Kovaçeviç konusunda (alışılagelmiş deyimiyle) Türkiye’de yepyeni bir açılım. Kovaçeviç, Türkiye’de oyun yazarları açısından da incelenmesi gereken bir yazar.  Nedenine gelince, Kovaçeviç’in fevkalade evrensel bir dili ve yaratısı var.  Bu açıdan “Dar Ayakkabıyla Yaşamak”ı da sahneye hazırlamakta olduğunu öğrendiğimiz yönetmen M. Nurullah Tuncer’e en azından bir teşekkür borcumuz bulunmakta.
 
Esasında ölüm ile yaşamın kesişme noktasına oturan “Buluşma Yeri”ni sahneye koyan, dekorunu ve kostümlerini de hazırlayan M. Nurullah Tuncer, düğünü yeni bir hayatın başlangıç noktası olarak düşünmüş, düğün ile ölümün aslında iç içe olduğu gerçeğini yakalamış, bir yanda kurulan yepyeni bir yaşamı, diğer yanda ölüm gerçeğini birleştirmiş ve düğün orkestrasını oyun başlarken fuayeden salona dâhil ederek oyuna bambaşka bir boyut kazandırmış. İyi de bu eğlenceli, neşeli girişi neden fuayede başlatmadığını anlayabilmiş değilim.  

Oyunun başarılı çevirmeni Bilge Emin’in yazdığı şarkı sözlerine Makedonya’dan gelen Oliver Josifovski müzik yapmış. “Kiraz açar bayırlarda/Artık ilkbahar da yolda/Her şey aynı memlekette/Sadece ben yokum artık/Sadece ben yokum artık (Mitos Boyut Yayınları–2010/ Sayfa 46 ve 86)” diye başlayan şarkının gerçekten son derece akılda kalıcı bir hüzün ezgisi olduğunu söyleyebilirim.  
  
Oyunun başkarakteri Profesör Pavloviç’in yıllarca biriktirdiği tarihi eserlerin tümünün bir günde elden çıkması ise insana ister istemez yakın geçmişteki savaşları, isyanları, yönetim koltuklarında oturan kurabiye kafalıları anımsatıyor, dolayısıyla insanın içini hüzün ile öfke aynı anda basıyor. Irak’taki savaş sonrası tarihi eserlerin, müzelerin ne olduğu konusunda bir bilginiz var mı? Gazeteler, geçenlerde Mısır’da meydana gelen isyanda Mısır Müzesi’nin bir anlamda yağmalandığını, beş bin yıllık mumyaların sokaklarda sırtlanarak taşındığını yazmadı mı?  İzmir’in Bergama İlçesi’nde bulunan Allianoi Antik Kenti’nin Yortanlı Baraj suları altında kalmasının önünde engel kaldı mı? Ayol daha yeni… Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Yenikapı-Üsküdar arasını Boğaz’ın altından birleştirecek Marmaray projesinin neden geciktiğini anlatırken: “Çanak, çömlek çıktı diyerek bizi üç buçuk yıl oyaladılar” diye bilim insanlarına uluorta amiyane tabirle posta koymadı mı?  

Başbakan’ın “çanak çömlek” dediği, dünya üzerinde mucize sayılan karadaki ahşap batıklar… Yenikapı’da tam otuz altı ahşap gemi batığı. Eski Theodosius limanı. İstanbul’un tarihini değiştirip, 1000 yıl öncesine çeken Neolitik döneme, yani M.Ö 8000’lere ait kalıntılar. Yenikapı’da 13. yüzyıla tarihlenen bir kilise. Üsküdar ayağında 12. yüzyıla tarihlenen bir yapı. M.Ö 4 ve 13. yüzyıl arasında kalıntıların çıktığı “100 Ada” denilen bölge. Hayvan, bitki kalıntısı da dâhil olmak üzere muhteşem bir zenginlik…  Sayıları on binleri geçen sikke, keramik, heykel, mezar. Daha neler de ne “çanak çömlekler”.


  
Kovaçeviç bir anlamda bu somut gerçeklere koşut şeyler söylüyor: Bir ülkenin ya da bir toplumun binlerce yıllık biriktirdiği tarihin belli dönemlerine ait olan kültür mirasının bir günde nasıl heba edildiğini/edilebileceğini izleyenin gözüne sokuyor. Kendi kültürüne, mirasına sahip çıkmayan ulusların geleceğindeki karanlığı gösteriyor. 
M. Nurullah Tuncer’in sahne tasarımı, oyun başlamazdan önce görselliğin oyunun önüne geçeceği izlenimini veriyorsa da, yazarın betimlemelerdeki ustalığını, aksesuvarları, giysileri ve tanımladığı dekor eşyalarını, ayrıntı titizliğini kendi ustalığıyla neredeyse bire bir aktarmış olması nedeniyle oyun sonunda özel alkışı hak ediyor. Dekor oyunun önüne geçmiyor, aksine seyirci ile oyun arasında etkileşim sağlıyor. Eserin gelişmesini bir anlamda dekordan da izlemek olası. M. Nurullah Tuncer’in dekoru, sahnede sergilenen oyunla eşgüdüm içinde, hatta müziğe dahi eşlik ederek oyunun grafiğini yükseltiyor, alçaltıyor, sonuca ulaşıyor. Dekor, kalabalık sayılacak sayıda ve devinim içindeki oyuncuları kenara köşeye sıkıştırmıyor, aksine bedensel görüntülerinin birleşerek seyirciye geçmesine katkı sağlıyor. Aynı imzayı taşıyan giysiler de başarılı.

Handan Ergiydiren’e söyleyeceğim, koreografi düzenlemesinin belli bir kuralı olmaz, tamam da, bu koreografın yaratıcılığı da olmaz anlamına gelmiyor ki! Hülya Genç’in maskları, Aksel Zeydan Göz’ün canlandırması, Ersin Aşar’ın efektleri iyi. Fatih Mehmet Haroğlu, oyundaki tüm dekor değişimlerini, fonları mükemmel hesaplayarak dekorun hangi bölümünün hangi “mertebede” gösterileceğine kadar didiklemiş. Oyuncuların dekor önünde durmalarında gölgelerinin dekora gitmesini de engellemiş. Kutlanacak bir ışık tasarımı sergilemiş. 

Sıra oyuncuların değerlendirmesine geldiğinde ilk önce Müge Akyamaç’ın Leposava’ya fiziksel ifadeyi gözleriyle, yüzünün ve mimiklerinin yardımıyla kazandırdığını söylemeliyim.  Berber, Petar ve Angelina ile olan tabloda gözlerinin dile getiremediğini sesiyle ele almasını ayrıca kutlamak isterim. Sözcük kullanımı, tonlamaları gayet iyi... Angelina’da Zümrüt Erkin, gövdesinin yapaylıklarla ve gerilimlerle olan savaşını kaybetmiş. Ivan Pavloviç’te İbrahim Can’ın sesindeki gerilim tınısına, telaffuzuna, tonlamasına zarar veriyor, ona esnekliğini yitirtiyor, kabalaştırıyor. Petar’da U. Arda Aydın’ın, Bata’da Volkan Ayhan’ın iç aksiyonlarıyla dışa dönük hareketleri arasındaki uyumsuzluğu isterlerse halledebileceklerine inanıyorum. Benim gözbebeğim oyunculardan Yelena Katiç-Popoviç’te Bennu Yıldırımlar’ın psikolojik yönelimlerini bu kere de başarıyla oluşturmasını kutlamak istiyorum. Selçuk Soğukçay; eski berber, bir ayağı sakat, profesyonel olarak da mesleki deformasyona uğratılmış Simeun Savski karakterini pek incelememiş, zayıf kalıyor. Hareket ve diksiyon kontrolünü de ne yalan söyleyeyim, eksik buldum, bilmem yanılıyor muyum? Tankut Yıldız’ın Fırıncı Marko’da M. Nurullah Tuncer’in tüm verdiklerini aldığını ve uyguladığını söyleyeceğim. Militza Pavloviç’te Özge Kırış’a, Stevan Savski Keser’de Gürol Güngör’e ve Doktor’da İlhan Kilimci’ye ise coşkularını yönetmeye ve onları izleyiciye okutmaya biraz daha çalışmalarını önereceğim. Mesut Ruzmarin’de Nihat Alpteki, yeteneği belli bir oyuncu. Bütünlüklü doğalcı oyunculuğunda, psikolojik ve davranışsal olarak müthiş olumlu işaretler veriyor.  

Bora Seçkin Yanko Savski’yi keşfetmiş, incelemiş, araştırmış, tartmış, tanımış ve ömrünü meyhane masalarında geçirmiş, açıkgöz aylak Yanko’nun aksiyon çizgisini açığa çıkartmış. Bravo doğrusu. Usta oyuncu Sezai Aydın ise, pasif bir halin bile nasıl teatral terimlerle yansıtılacağını gösteren bir oyun sergilemekte. Pasif halin böylesine başarılı aksiyonunu genç oyuncular Sezai Aydın’ı Mihaylo Pavloviç karakterine can verirken izleyerek umarım belleklerine yerleştireceklerdir.   

Bana sorarsanız “Buluşma Yeri”, ibret-i alem için mutlaka izlenmelidir.

Anahtar Kelimeler: buluşma yeri, istanbul şehir tiyatosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir