MAKALELER

Tehlikeli İlişkiler - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2011.05.10 00:00
| | |
1747

Observer gazetesinin belirlediği "tüm zamanların en iyi 100 romanı” arasında 8. sırada yer alan Choderlos de Laclos’nun 1782’de yayınlanan "Tehlikeli İlişkiler"...

MÜTHİŞ BİR KOLEKTİVİTE VE TİTİZ ÇALIŞMA ÜRÜNÜ: “TEHLİKELİ İLİŞKİLER”
 
Observer gazetesinin belirlediği “tüm zamanların en iyi 100 romanı” arasında 8. sırada yer alan Choderlos de Laclos’nun 1782’de yayınlanan “Tehlikeli İlişkiler” (Les Liaisons Dangereuses / Dangerous Liaisons) başlıklı romanı, birçok filme ve hatta operaya bile uyarlanmış. İngiliz yazar ve yönetmen Christopher Hampton ise eseri aynı adla tiyatroya adapte etmiş. “Tehlikeli İlişkiler”, Makedonyalı Aleksandar Popovski (1969) yönetiminde İstanbul Şehir Tiyatroları’nın da 2010–2011 sezonu oyunları arasında da yer aldı.
 
   Eser, (üzerine ışıklar yağası) Aziz Çalışlar’ın güzelim Türkçesinden de kolayca anlaşılabileceği gibi içinde yer verilen karakterlerin sıra dışı yaşamları, evrensel gerçekler üzerine bina edilmesi ve mükemmel edebi kurgusuyla da dikkat çekici. Romanın ana kahramanlarından olan Vikont de Valmont ve Marquise de Merteuil’in Fransız aristokrasisi içerisinde, entrikalarla ve zevk uğruna müstehcen oyunlar oynayarak, karşı cinsi tuzağa düşürmelerini konu alan romanın edebi tür olarak da beğeni almasının en önemli nedeni, galiba insanoğlunun “gözetleme” gereksinimi.


 
Cinsellikten haz almak ya da almamak
 
Oyunun karakterlerinden biri, sosyete içerisinde hayatını idame ettiren Marquise de Merteuil’dür. Herkesin arzuladığı, ona yakın durmanın önemli ve kendisini elde etmenin zafer duygusu yaşatacağının farkında olarak, erkekleri kendisine âşık etmeye çalışan, bu sürede onları planları için kullanan bir kadındır Marquise. Vikomte de Valmont ise, birçok soylu kadını laf oyunlarıyla ve zekâsıyla elde ederek şanının böyle büyüyeceğine inanan bir erkek olarak dikkat çeker. İkisi de aldatmanın, intikamın ve ayartmanın onlara en çok zevk veren unsur olduğunda birleşirlerken, aynı zamanda iki eski sevgilidirler de. Marquise bir yandan, henüz küçük yaşlarda, erkeklerin kendisinden istediği tek şeyin onu elde etmek olduğunun farkına varmıştır. Kendini eğitmiş bir gözlemcidir ve sevgi-aşk kavramlarını dilinden eksik etmez. Erkekleri kendine bağlayarak, sosyetedeki ilişkilerini sürdürür. Valmont, cinsellikten haz almaktan çok uzaktır. Kadınların saf aşk duygularını kullanarak, aynen Marquise gibi, sosyetenin içinde herkesin onunla gizli gizli birlikte olmaktan hoşnut olacağı bir karakter olarak belirir.
 
Dönen dev aynalardan sahne düzeni kurmak

 
Numen/Sven Jonke’nin dönen dev aynalardan oluşturduğu sahne düzeni mükemmel üstü. Kılı kırk yaran bir enerji hesabı Numen/Sven Jonke’nin aynalı dekoru. Sadece estetik kaygılarla bir çözüm bulma uğraşı değil gerçekleştirilen, aynı zamanda yeni bir işlev yaratma edimi. Koşulların iyi belirlendiği, ama hiçbir zaman son sözün söylenmediği karmaşık bir yaratım faaliyeti… Popovski, oyuncularıyla aynaları mektuplar çerçevesinde birbirleriyle ilişkilerini senkronize biçimde kullanmış. Entrikaların arka planlarını, mutfağını ve bunu izleyen seyirciyi de işe katmasıyla bu dönen aynalara ayrı bir işlev kazandırmış. Zaman zaman güldürü unsurları da içeren oyuna, özellikle Valmont’un hareketli yaşamının aynalar aracılığıyla görüldüğü tablolarda dinamizm ve tempo kazandırmış.
 
O ne ayakkabılar ayol öyle
 
Özcan Çelik’in ışık, Ersin Aşar’ın efekt tasarımları hiç kötü değil. Handan Ergiydiren, kompozisyon ve koreografiyi oluşturan faktörleri nedense iyi ayırt edememiş. Angelina Atlagiç’in kostümleri bir başka güzellik örneği. İkinci bölümde intikam hırsının tırmanmasıyla ortaya çıkan siyah kostümler “helal olsun” dedirtecek kadar kusursuz. İlk bölümdeki ıpıl pırıl kostümlerin altındaki (özellikle Marquise’in) ayakkabılarıysa fiyasko. Kostümlere (Présidente de Tourvel’inki hariç) yakışmamış. Kiril Dzajkovski’nin müziği de iyi değil. Entrika/gerilim vermek için illa vurmalı çalgı kullanmak koşul mu allasen!
 
Oyuncuların sahnedeki kişilikleri, performanslarıyla hem de canla başla canlandırmakta olduklarını açık yüreklilikle söyleyecek ve tümünü birden kutlayacağım. İrem Arslan Aydın’ın canlandırdığı Émilie, beden diliyle olsun, tonlamalarıyla olsun, vurgulamalarıyla olsun iyi. Selin İşcan, Présidente de Tourvel’i mükemmel doğrulukta, gerçeğine fevkalade yakın biçimde ve hiç abartmadan, sulandırmadan çiziyor, benden de kocaman bir “helal olsun”u hak ediyor. İki saat on beş dakikalık oyun sonunda Tomris İncer’i, kendini Mademoiselle de Resemonde karakterinin yerine başarıyla koymasını keyifle alkışladım. Ece Özdikici’nin,de yeterli enerji ve sahne sempatisiyle Cécile Volanges’in öznel sınırlarını yıktığını, karakterin ortaya çıkışını kişisel özelliğiyle bağdaştırdığını izleyerek gönendim.
 
Cemal Ahmet Şener bana kırılmasın, ama…
 
Cécile’in annesine can veren Esra Ronabar’ın Madame de Volanges karakterinin duygu ve düşünceleri arasındaki diyalektiği belli bir düzen içinde ve olabildiğince kontrollü verişini sevdiğimi; Chevalier Danceny’de Cemal Ahmet Şener’in Marquise’in elini “mucuk” diye öpmemesi gerektiğini söyleyecek, narin görsel ve yüzsel aygıtını kas bağlamında tüm denetimsizliklerden, sistematik temrinler sonucu kazanılmış karşıt alışkanlıklardan koruyamamasını eleştireceğim.
 
Levent Üzümcü, mükemmel sahne estetiğinin de yardımıyla Vicomte de Valmont’a başarıyla can veriyor. Duygularını, iradesini, aklını, daha doğru deyimle tüm varlığını harekete geçirmek için derinlikli tutkularını, coşkularını başarıyla harekete geçiriyor. Bunları daha derin içsel içerikleri olan yönelimleri tarafından canlandırıyor, kutlanası bir oyun çıkarıyor.
 
Ve Ey benim gözümün nuru Şebnem Köstem…
 
Kendisini izlerken daima heyecan duyduğum Şebnem Köstem, Marquise de Merteuil’de içsel tekniğinin gizi ve özünü olabildiğince cömert biçimde seyirciye aksettirmekte. Şebnem Köstem, duygularını harekete geçirecek ve bu sayede fiziksel çalışmasına yaşam verecek yönelimlerini bu kere de buluyor. Yaratıcı çalışması, bu oyunda da sadece dışsal fiziksel gerçekliğiyle değil, her şeyden öte, içsel güzelliğini “faş” edişiyle de kendini belli ediyor. Şebnem Köstem’in oyunculuğu basit bir ilgi değil, tutkulu bir heyecan bütünü olarak gene ilgi çekiyor.
 
“Tehlikeli İlişkiler”, övülmeyi hiç kuşkum yok kolektif çalışma olarak da hak ediyor.

Anahtar Kelimeler: tehlikeli ilişkiler, istanbul şehir tiyatosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir