Süreç üzerine…
2001-2002 sezonunda Moliere’in Gülünç Kibarlar’ını sergileyen Seyyar Sahne, bu oyun sonrasında yeni projelere yönelik olarak düşünmeye başladığında kafalarda muğlak da olsa birtakım hedefler belirmeye başladı. Öncelikle girilecek yeni dönemde gerek oyunculuk, gerekse sahneleme anlamında belli risklerin göz önüne alınması gerektiği, grup üyelerinin alışkın oldukları ya da alışmaya başladıkları uslupların biraz olsun dışına çıkılması gerektiği düşüncesi ortaya atıldı. Grup, ilk etapta alışkanlıkları büyük ölçüde zorlayacak, bir anlamda varolan uslup içinde kolayca sindirilemeyecek bir türe yönelmek istedi ve bu amaçla bir tragedya çalışması için çalışmaya başladı.
Ne var ki bu süreçte, tragedya sahnelemesine yönelik olarak yapılan metin denemeleri, yavaş yavaş bizi tragedyalardan çekip ucu açık bir kurgu çalışmasına yöneltti. Girilen bu dönem, bizi birçok açıdan zorlayan belirsizlik ve yeniliklerle dolu geçti.
Öncelikle, metnin oluşturulması süreci, oyunun sahne üzerinde hazırlanmasıyla at başı gitti. Kısacası elde hazır bir metin ve ilk elden ortaya konmuş bir dramaturjik çerçeveyle çalışmak yerine, metnin süreç için şekillendiği, yer yer kadro içi tartışmalar tarafından yönlendirildiği bir çalışma yöntemi benimsendi. Bizim açımızdan bir diğer yenilik, oyundaki müzik kullanımıyla ilintiliydi. Sahnedeki müziğe tüm oyuncuların katılması fikrinin hayata geçirilebilmesi amacıyla, haziran ayından itibaren ritim ağırlıklı bir müzik eğitimine başlandı. Sahne müzikleri, hazır bir kompozisyonun çalınması şeklinde değil, sahne üzerinde yapılan denemelerle uygun müziğin aranması yoluyla oluşturuldu.
Öte yandan, oyunculuk ve sahneleme konusundaki uslup araştırmaları, çalışma gündeminin bir diğer ana başlığını oluşturdu. Oyunun genelinde (özellikle de birinci bölümde) izleyicinin üstüne üstüne gitmeyen, daha ziyade onu etkin bir izleyici olarak sahnede sergilenen ürüne katılmaya davet eden, öte yandan bu davetin karşılıksız bırakılma riskini de göz almak zorunda olan bir uslup üzerinde çalışıldı.
Sırat Öyküleri üzerine…
Bir dizi belirsizlikle baş etmeye çalıştığımız hazırlık döneminin sonunda, “bilmek” ve “unutmak” temalarının ve bunlarla ilintili sorunsalların merkeze alındığı bir anlatı çıktı ortaya. Bu anlatı, her ne kadar varolan bir metinden hareketle oluşturulmadıysa da, gene de kimi çağrışımlar yoluyla kimi mevcut metinleri sahneye davet etmiş oldu. Özellikle yolun başında bir süre bizi meşgul eden kimi tragedyaların, özellikle de Antik Yunan tragedyalarındaki kahin karakterlerinin (Elektra ve Tiresias gibi) hikayelerinin bizim için yol gösterici olduğunu söylemememiz mümkün.
Metnin sahne çalışmalarıyla birlikte şekillenmesinin, dolayısıyla da metin yazımında biraz el yordamıyla ilerlenmesinin hem olumlu hem de olumsuz etkileri olduğunu söylemek mümkün. Akla gelen ilk olumsuz etki, sahne çalışmalarının metne yönelik çalışmalarla kesişmesi, bunun sonucunda da her iki çalışmanın birbirlerini yer yer olumsuz etkilemesi, birbirlerinden enerji çalması oldu. Gene bu kesişmenin sonucu olarak, metin yer yer oyun yazarının, yönetmenin ve oyuncu kadrosunun elinden kaçmaya, kontrolden çıkmaya eğilim gösterdi. Bu nedenle metindeki kimi tutarsızlıkları ve aksaklıkları fark etmek bir hayli zor oldu. Buna hem metin yazarının, hem de yönetmenin sürekli olarak sahnede oldukları gerçeği eklenirse, yaşanan zorlukların nedeni daha iyi anlaşılabilir. Öte yandan, metnin bu şekilde ucu açık bir süreçte yazılmasının bir olumlu yanı oldu. Bu yöntem, yazım sürecini sürekli yeni noktaların, yeni kavşakların, yeni olanakların keşfedildiği dinamik bir süreç haline getirdi. Böylelikle oyun kurgusunu, başlangıçta belirlenen ve tüm ağırlığıyla kurgunun üzerine çöküp oyuna hareket alanı bırakmayan donuk bir “dramaturji”nin boyunduruğundan kurtarmış oldu. Dramaturji oyun ilerledikçe şekillendi ve yeni olanaklara uyum gösterme becerisine sahip oldu.
Tüm bunların sonucunda ortaya çıkan oyun hakkında daha fazla konuşmak pek de doğru olmayacak belki. En iyisi izleyiciyi oyunla karşı karşıya bırakmak ve bizim kurmaya çalıştığımız dinamik sürece seyircinin de ortak olmasını sağlamak…
Proje süresince belirlediğimiz hedeflere tam anlamıyla ulaşabildiğimizi söylemek mümkün değil elbette. Umudumuz, Sırat Öyküleri oyunuyla, kafamızda cevap bulmaya çalıştığımız soruların en azından bir kısmına izleyiciyi de ortak edebilmek, böylelikle sahnedekilerle seyredenler arasında kısa süreli de olsa bir ilişki kurabilmek.
Anahtar Kelimeler: Sırat Öyküleri
0 Yorum