Konu
1.Dünya Savaşı’nın sonu yaklaşmakta. Yerkürenin her yanı acı ve kanla biçimlenmekte. Özellikle de Ortadoğu coğrafyası… Yüzbinlerce insan topraklarından kopmuş, yaşamını kaybetmiş, gelecek düşleri ve umutları savrulmuş, yarından beklenilen yokederek yaşamaktır düşüncesine dönüşmüş… Ancak kin, hırs, nefret her yanı sarsa da, insanın bir başkasına duyduğu aşk, tüm bunlara karşın kendine yol bulmakta.
Dağılan Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllardır birlikte yaşadığı halkların ihanetine uğramakta. Bu nedenle askerler, aydınlar, coğrafyanın giderek kaybedeni haline gelen halk, olan-bitenin hesabını sormakta kararlı. Bir başka deyişle, koşulların zorlamasıyla insanın içindeki ‘’İblis’’ bir kez daha dışarı çıkmakta, tüm insani değerleri yoketmektedir. İnsanın ürettiği felsefi birikimler, dünya görüşleri, inançlar, bu yokoluşun önünü kesemiyor, hatta insanın insana yaptığı kötülüğün çıkış noktası oluyor.
Olay, savaş sırasında Bağdat yakınlarındaki bir yerleşim yerinde geçer. Savaşın ve savaşmanın yorgunu Arif, olanlara duyduğu acı ve hüzünle Tanrı’ya yakınırken, insan kılığındaki İblis’le karşılaşır. İlk başta tanıyamadığı İblis’in giderek etkisi altına girer. Birbirlerine ilgi duyan Haver ve Arif’in aşkı öldürülen babasının katilini arayan Rana’nın gelmesiyle karmaşık bir duruma dönüşür. Çünkü Arif eskiden komşusu olan Rana’ya zaman zaman sayıklayacak kadar aşıktır. Babasını öldürdüğü halde Rana’ya babasının katilini bulma sözü veren İbn Yemin, Arif’in ta küçük yaşta koptuğu ve bir türlü bulamadığı Rana’nın sevgilisi olan kardeşi Vasıf, savaşın beklenmedik olayları ve sonuçları araya girince, bazen gizemli bazen insan kimliğiyle görünen İblis’in yapacağı kötülüklerin, kışkırtmaların önü açılır. İblis bir yandan insanlarda ve özellikle Arif’e akıl yitimi yaşatırken, diğer yandan ard arda gelen ölümler insanın insana neler yapabileceğini gözler önüne seriyor.
0 Yorum