
Yunus Emre'yi tüm dünyaya tanıtan kültür elçimiz, Yunus Emre'yi gazinolara sokan, Hamlet'i oynayan, 70 yaşında hala tiyatronun mutfağında; üreten ve gençler yetiştiren tiyatro sevdalısı, tiyatro ve ses sanatçısı: AYLA ALGAN...

İstanbul Söyleşi Turu'mun duraklarından biri olan Nişantaşı / Valikonağı Caddesi Prof. Dr. Orhan Ersek Sokağı'ndaki ekol drama SANAT EVİ'ndeyim. Berlin'den İstanbul'a gelmeden önce, Ayla Algan-Beklan Algan çiftiyle söyleşi yapmam konusunda İstanbul'da bana yardımcı olacağını belirten ve beni ekol drama SANAT EVİ'ne davet eden Betül Yılmaz'la sohbet ediyoruz. Tam bir tiyatro hastası olan Betül, Gölcük doğumlu. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi onun yaş gününe denk gelmiş. Değirmendere Dostlar Tiyatrosu ve Gölcük Belediye Konservatuarı'nda birçok oyunda oynamış. Ancak depremden sonra onların da yaşamları altüst olmuş. Erdek'e göç etmişler. Orada da tiyatroyu bırakmayıp, Erdek Deneme Sahnesi'nde 4 oyunda oynamış. Fakat konservatuarın tiyatro bölümü sınavlarına girebilmek ve aşık olduğu tiyatro sanatına daha yakın olabilmek için Erdek'ten İstanbul'a gelmiş. İstanbul'da oraya buraya koşuştururken ekol drama SANAT EVİ'nde Ayla Algan'ı tanımış. Orada Proje Koordinatörü olarak işe başlayan Betül, "Tiyatro tutkusunun sadece sahne üstünde olmadığını anladım..."
diyor ve devam ediyor anlatmaya:

"Ayla Hocamız şimdi sahne üstünde değil mesela. Ama tiyatronun mutfağından hiç ayrılmadı. Bizleri yetiştirmeye adamış kendisini. Ben de bunu fark ettim ve nerede olursa olsun ama içinde tiyatro olsun dedim ve ekol drama SANAT EVİ'nde Proje Koordinatörü olarak işe başladım. Tabii ki hala sahne üstünde olmaya dair çalışmalarım devam ediyor. Oyunculuk benim çocukluğum, gençliğim, sevgilim, yaşlılığım, vs..vs.. kısacası her şeyim!.."

Bu arada ekol drama SANAT EVİ'ne gelmek için yola çıkan, ancak İstanbul'un büyük sorunu trafik tıkanıklığına yakalanan Ayla Algan telefon etti, 5-10 dakika geçikeceğini söyledi. Tazelenen çaylar eşliğinde sohbetimiz ekol drama SANAT EVİ kurucusu Gülsel Çaltıl ile devam ediyor:

" Ekol Drama Sanat Evi; 1999 yılından bu yana eğitmen kadrosu, yetiştirdiği öğrencileri, geliştirdiği müfredat, metod ve projeleri ile bir "ekol" olmanın haklı gururunu yaşıyor; söyleyecek ve yapacak çok şeyi olan deneyimli profesyonellerce yönetiliyor; yaşamın her anında, her alanda iletişimin kaçınılmaz gerekliliğine inanıyor; bilimselliğe duyguları katabilmek istiyor. Tılsımı biliyor...

Ekol Drama Sanat Evi, Ekol Drama Araştırma ve Geliştirme Merkezi bünyesinde araştırmalar yapıyor; bilgi ve yorumlarını paylaşıyor. Günümüzde uygulanan en etkili öğrenci merkezli eğitim disiplinlerinin başında gelen yaratıcı drama tekniği kullanılarak 7'den 70'e "Özgürlük Ortamında Bireysel Gelişimin Serbestçe Gerçekleştirilmesi"ne olanak sağlanıyor. Yaş farkı, kurum ve birey gözetmeksizin tüm öğrencilerine birşeyler öğretmek yerine kendi içlerinde varolan cevherin farkına varmaları için hayatlarında yeni pencereler açıyor.
Ekol Drama Sanat Evi olarak; işi insanlarla, işi iletişim, işi yönetmek olan ya da yalnızca kendilerini geliştirmek isteyen yetişkinlere yönelik atölye çalışmalarımız ile kişilere beden-ses ve nefesini doğru kullanmayı, etkin iletişimi, istekli olduğu bir sanat dalında kendilerini ifade edebilmeyi ve bu yolla var olan yaratıcı potensiyellerini ortaya koyarak yaşamlarına yepyeni bir boyut kazandırmayı hedefliyoruz.
Ekol Drama Yetişkin Atölyeleri:
Çağdaş Tiyatro Atölyesi Eğitmenleri: Ayla Algan, Beklan Algan, Cemal Ünlü, Turgut Denizer, Ümit Denizer
Reklam, Dizi, Sinema Oyunculuğu Atölyesi Eğitmenleri: Ayla Algan, Ümit Çırak, Burçak Doğan, Murat Şenol, Burak Aksak
Latin Dans / Modern Dans Atölyeleri Eğitmenleri: MikaelVıdhı, Damla Şişman, Yalçın Şişman
Resim Atölyesi: Prof. Fuat Acaroğlu
Yaratıcı Drama Atölyesi: Filiz Işık
Diksiyon ve Etkili İletişim Atölyesi: Doç. Erkan Oyal, Alper Yakıcı, Murat Şenol, Çiğdem Kiziroğlu
Ekol Drama Çocuk Atölyeleri:
Yaratıcı Drama Atölyesi: Filiz Işık, Elif Ongan, Gözde Atalay, Deniz Soruklu, Nazlı Çevik
Drama İle Solfej Atölyesi: Yaprak Sandalcı, Banu Onay
Reklam, Dizi, Sinema Oyunculuğu Atölyesi: Ayla Algan, Ümit Çırak, Murat Şenol, Elif Ongan, Deniz Soruklu
Yaratıcı Tiyatro Atölyesi: Filiz Işık, Gözde AtalayResim Atölyesi: Doç. Yiğit Aral
Modern Dans Atölyesi: Mikael Vıdhı
Enstrüman Eğitim Atölyesi: Banu Onay (Flüt), Prof. Ayhan Turan (Keman)."

Ve kendine has sesiyle geldiğini duyuran Ayla Algan, İstanbul'un keşmekeş trafiğinden kurtulmuş olmanın sevinci ve şikayetiyle, soluk soluğa, ancak (1937 doğumlu: 70 yaşında) bir genç bayan edasıyla hızlı bir şekilde geliyor. Özür diliyor; tanışıyoruz. Masasına oturuyor. Her zaman içtiği sütlü kahvesini istiyor. Eşi Beklan Algan'ın bir gün önce geçirdiği mide kanamasından dolayı söyleşiye gelemiyeceğini belirtip, eşi için de özür diliyor.
Karşımda, sanatın, müzik, dans, tiyatro ve sinema dallarında büyük bir enerjiyle uğraşmış, uluslararası ün salmış, Türkiye'yi yurtdışında temsil ederek ödüller almış dev bir sanatçı duruyor. Betül'ün de dediği gibi, "o hala tiyatronun mutfağında geleceğin sanatçılarını yetiştiriyor". Ekol Drama Sanat Evi'ne eğitim almak için gelen gençler etrafını sarmışlar; onun mutluluğu ve 70 yaşında olmasına rağmen, kaybolmayan dinamik enerjisi gençlere, gençlerin mutluluğu ve enerjisi de ona geçiyor.
"Yaş yetmiş, iş bitmiş deyip; ununu eleyerek eleğini duvara asmamış"
bir sanatçı AYLA ALGAN...
Sanat yaşamına daha doğru dürüst yürümeye başlamadan, ayakta bile duramazken, duvara tutunarak SAMBA yaptığı zamandan başlıyor anlatmaya: Sanat yaşamım SAMBA ile başlamış...
1937 İstanbul doğumluyum. Bizim ev çok gırgır bir evdi. Büyükbabam nota bilmediği halde piyano çalardı. Notaları bize paylaştırır, biz de ona tencere ve bardaklarla eşlik ederdik. Annem, Nevzat Kasman stilist idi. Şimdiki Mimar Sinan'ın olduğu yerde olan Güzel Sanatlar Akademisi'nde İbrahim Çallı'nın talebesiydi. Ressam olan annem aynı zamanda heykeltraştı da. Sabahattin Eyüboğlu'nun sınıf arkadaşıydı. Zaman zaman İsviçre'ye ve Fransa'ya giderdi. Oralardan daha bizde olmayan longplayler getirirdi. Ben hep o yeni dansları ve şarkıları içeren müzikle büyüdüm. Annem, kendisinin yurtdışında öğrendiği dansları evde ederken, daha doğru dürüst ayakta duramayan ben, onu seyredip, duvara tutunup, onun gibi samba dansı yapmaya çalıştığımı anlatırdı. Daha sonra şarkı söylemeye başladım. Fakat çok utangaçtım. Annemin elbiselerini giyip, masanın altına gizlenerek şarkı söylerdim.
Büyükada'da birçok kültür arasında büyüdüm...
Benim çocukluğum Büyükada'da Musevi, Rum ve Ermenilerin arasında geçti; onlarla büyüdüm. O zamanlar Büyükada'da pek Türk yoktu. Varsa da durumları iyi olan, zengin olan Türklerdi. Azınlıkların içinde büyüdüğüm için Rumca ve Ermenice şarkılar da öğrenmiştim. Annem sanatla haşır neşir olmamı çok arzuluyordu. Beş yaşlarında bale ve piyano kursları aldırdı. Ferdi Stadzer'in talebesi idim. İlkokulun yarısını Büyükada'da okudum. 4 ve 5'inci sınıfları Sıraselviler'deki Yeni Kolej'de, ortaokulu ise Notre Dame de Sion, liseyi de Fransa'da Versailles Lisesi'nde (1950-1956) okudum. Buradaki edebiyat öğretmenimiz bizleri hafta da bir tiyatroya götürürdü. Çok ünlü aktörleri orada seyretme imkanım oldu.
Ve Beklan Algan...
Ben liseden sonra İngiltere veya Amerika'ya gidip, İngilizce öğrenip ingiliz Dili ve Edebiyatı okumak istiyordum. Tüm bu devrelere kadar; sanat ile içli dışlı olmama rağmen, tiyatro ile ilişkim yoktu. Bu arada bir arkadaşımın düğününde Beklan Algan ile tanışmıştım. Zaten 5-6 ay gibi kısa sürede de evlendik. 51 yıldır da evliyiz. Robert Koleji mezunu olan Beklan'ın da aynı şekilde benim gibi tiyatro ile ilişkisi yoktu. Babasının işlerini takip edebilmek için Amerika'ya gitmişti. İlk önce Actors Studio'ya o başladı. Ben de arkasından gittim. Actors Studio Marlon Brando, Paul Newman ve Marilyn Monreo gibi dünyaca ünlü aktörlerin ve aktristlerin eğitim aldıkları New York'un ünlü bir eğitim yeriydi. Ders verenler arasında Elia Kazan da vardı örneğin.
New York çalışmaları...
Burada psikolojik beden dili üzerine eğitim aldık, iki sene yaratıcı drama okuduktan sonra da Of Brodway'de oyunlarda oynamaya başlamıştık. Biz zaten sahneye ilk kez Amerika'da öğrenim yaparken çıktık. O ara daha pek ünlenmemiş olan Tony Curtis yaptığı bir çalışmasında bana kendisine eşlik etmemi teklif etti. Bu çalışmalarım sırasında da beni gören bir ajans sahibi Fanny Price'ın hayatını anlatan Funny Girl (Komik Kız) adlı bir müzikal filmde oynamamı istedi. Fanny Price da kendisine benzeyen birinin oynamasını şart koşmuş. Gerçekten de kendisiyle büyük bir benzerliğim vardı. Teklif bana gelince çok heyecanlanmıştım. Ancak bana teklif ettikleri kontrat sekiz senelik idi. Marlon Brando da tavsiye etmeyince kontratı imzalamadım. Ben kabul etmeyince Barbara Straisand oynadı.
New York'ta Muhsin Ertuğrul ile tanışmamız... ve İst. Şehir Tiyatrosu'na davet...
Çağdaş Türk tiyatrosunun kurucularından Muhsin Ertuğrul o ara New York'a gelmişti. Dünya tiyatrosunu araştıran ve bu maksatla da ülke ülke gezen bir tiyatro adamıydı Musin Ertuğrul. Bizi görünce "okulu da bitirmişsiniz, daha burada ne duruyorsunuz; dönün artık Türkiye'ye..." dedi ve bizi İstanbul Şehir Tiyatrosu'na davet etti. Beklan ve ben 1960 yılında Şehir Tiyatrosu'na başladık. 1961 yılında eşim Beklan Algan'ın yönetmenliğinde "Tarla Kuşu" oyunuyla başladım Şehir Tiyatrosu'nda oynamaya. Aynı yıl, 1961'de Avni Dilligil'in yönetiminde Sartre'in "Sinekleri"nde Mücap Ofluoğlu, Zihni Rona ve Samiye Hün'le beraber oynadım. Ve arkasından "Hamlet" oyununda , hem Ophelia'yı hem de erkek giysileriyle Hamlet'i oynadım. Bu oyunları "Sezua'nın İyi İnsanı" ve "Çil Horoz" takip etti. Tevfik Fikret'in "Nesrin"inde bir sene oynadım. Genco Erkal ile de "Rosenbergler Ölmemeli"yi oynadım. Paris'te Mehmet Ulusoy'un Theatre de Liberte'sinde (Özgürlük Tiyatrosu) sahneye çıktım.
"1963 Tiyatro mevsiminde Şehir Tiyatrolarının repertuarında Bertolt Brecht'in Sezuan'ın İyi İnsanı oyunu bulunuyordu. Beklan Algan'ın Tepebaşı Dram Sahnesi'nde sahneye koyduğu oyunun başrolünü de eşi Ayla Algan üstlenmişti. Oyun başarıyla sahneye konmuş ve başarıyla da oynanıyordu. Fakat ne yazık ki, bir Pazar günü matinesinde, tiyatrodan, Brecht'ten habersiz, gerici, cahil bir grup tiyatroda olay çıkararak sahneye saldırmaya, oyunu durdurmaya çalışmışlardı. Olay geçiştirilmiş, günlerce yankısı basında, önemine yakışır bir ölçüde, sürüp gitmişti." Suya Yazı Yazanlar / Mücap Ofluoğlu / S:262
"Çil Horoz"un başımıza açtığı işler...
1959'da İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun yeniden başına geçen Muhsin Ertuğrul, tiyatroyu yaygınlaştırmak, halkın ayağına götürmek için İstanbul'un Kadıköy, Üsküdar, Rumelihisarı, Fatih, Zeytinburnu gibi semtlerinde şubeler açmıştı. Bu şubelerden Zeytinburnu Tiyatrosu'nda Oktay Rıfat'ın "Çil Horoz" adlı oyunu oynuyorduk. Oraları o zamanlar köy gibiydi. Bir okulun alt katında öğretmenlere bedava oynuyorduk. Ben de başrolü oynuyordum. Vasfi Rıza Zobu "Oralarda fakir fukaranın içinde ne işiniz var!.." diyerek o tiyatroyu kapattırdı. Daha sonra ise Muhsin Hoca polislere kapıyı açtırdı.
Yukarıdaki "Çil Horoz" olayını Mücap Ofluoğlu yine aynı kitabında şöyle anlatıyor:
"1966 Mart ayı başında Ayla Algan'la ilgili bir disiplin konusunda Muhsin Bey'i suçlayanlar konuyu Belediye Meclisine götüreceklerdi. Ayla Algan Belediyeden izin almadan bir iş için Ankara'ya gitmişti. Bu izin konusu Ayla'nın cezalandırılmasına neden oluyordu. Fakat Muhsin Bey olayı ciddiye almayarak, Ayla'ya Oktay Rıfat'ın Çil Horoz oyununda rol veriyordu. Vay, sen misin cezalı Ayla'ya rol veren? Belediye Meclisi, Adalet Partili üyelerin çoğunluğundadır. Belediye Başkanı CHP'li Haşim İşcan Bey bu çoğunluğa karşı bir şey yapamamaktadır. Meclis, Muhsin Bey'in Genel Sanat Yönetmenliği makamını kaldırır. Haşim İşcan Bey, karara üzülerek boyun eğer. Bu karar üzerine de hocamız şapkasını alıp tiyatrodan ayrılacaktır.... 16 Mart günü istifamı Tiyatro Müdürlüğüne postaladım. Benden sonra da Ayla ve Beklan Algan çifti ile Şirin Devrim de istifa ettiler.... Muhsin Bey, 1974 yılına dek evinde, tiyatrodan uzak yaşayacak, bir kaç yakın dostunun, öğrencisinin dışında kapısını çalan olmayacaktı.... Ayla ile Beklan Algan, Muhsin Beyin de desteğiyle, eski müzisyen, yeni işadamı Mesut Üstünel'le, Nişantaşı, eski Emlak, yeni Abdi İpekçi Caddesinde, LCC Kültürevi ve Tiyatrosunu kurmak için çalışmalara başlayacaklar ve tiyatro hazırlandıktan sonra, Peter Weis'in Batıda, hemen her ülkede oynanan Marat Sade dramını sahneye çıkaracaklardı..." . Suya Yazı Yazanlar / Mücap Ofluoğlu / S: 267
Bu yılları Özdemir Nutku, Darülbedayi'nin 50 Yılı adlı kitabında şöyle anlatmış:
"1966 yılının Mart ayında sanatçıyı tiyatrodan uzaklaştırmak isteyen bir anlayış, başyönetmenlik katını Şehir Tiyatrosu'ndan kaldırmış ve Muhsin Ertuğrul'u çekemeyen küçük bir grup sanatçının da çabasıyla onun tiyatrodan uzaklaştırılması sağlanmıştır. Bu, Şehir Tiyatrosu içinde büyük bir çözülmeyi getirmiş ve Şehir Tiyatrosu'nun son döneminde etkin olan olumlu ve başarılı sanatçıların çoğu istifa etmişlerdir. Seçim sonucu belediye yönetimine giren bazı partililer, o zamana kadar tiyatro sorunuyla hiç uğraşmamalarına karşın, hiçbir gerekçe göstermeden aldıkları yanlış kararlarla Şehir Tiyatrosu'nun 'altın çağı'nı yıkmışlar ve bu tiyatroyu hala sürmekte olan yıkıntıya doğru sürüklemişlerdir."
Ve sinema... televizyon dizileri...
1964 yılında senaryosunu Vedat Türkali'nin yazdığı, Ertem Göreç'in yönettiği "Karanlıkta Uyananlar" filminde eşim Beklan Algan ve Fikret Hakan'la beraber oynadım. Ben sinemayı pek sevemedim. Fakat buna rağmen yine 1966 yılında Atıf Yılmaz'ın ısrarıyla, onun yönettiği "Ah Güzel İstanbul" filminde Sadri Alışık'la beraber oynadım. Bu film 1967 yılında San Remo'da düzenlenen Bordighera Film Şenliği'nde "Gümüş Ağaç Ödülü"nü aldı. Rol aldığım belli başlı sinema filmleri arasında bir de 1970 yılında Montreux Festivali'nde kadın özgürlüğünü anlatan "Kadınlığın Öyküsü" filminde oynadım. Daha sonraları da "Seni Seviyorum Rosa", "Harem Suare", "O da Beni Seviyor", "Zilli Nazife", Biraz Kül Biraz Duman", "Son Söz Benim", "Salak Bacılar"... gibi sinema filmlerinde, "Biz Bize Aşık Olduk", "Üzgünüm Leyla", "Aliye", "Şöhretler Okulu" gibi televizyon dizilerinde de oynadım.
İlk özel tiyatro okulu LCC...
1966'da Muhsin Ertuğrul'un görevden alınması üzerine bizler de Şehir Tiyatrosu'ndan istifa etmiştik. Muhsin Hoca'nın desteğiyle ben, eşim Beklan Algan, Haldun Taner hep beraber Türkiye'nin ilk özel tiyatro okulu LCC'yi açtık. Buradan Macit Koper, Taner Barlas ve Rutkay Aziz gibi değerli oyuncu ve yönetmenler çıktı. LCC'nin dışında Bilsak Tiyatro Okulu'nu kurdum. Bir de eşimle beraber TAL (Tiyatro Araştırma Laboratuvarı) da çalışmalar yaptık. 1999 yılından bu yana da eşim Beklan Algan'la beraber ekol drama SANAT EVİ'nde gençleri yetiştiriyoruz. Ayrıca Plato Film Okulu'nun yeni bir projesine de katılıyorum. 24 Nisan - 26 Haziran 2007 tarihleri arasında Plato Film Okulu'nda yapılacak oyunculuk atölyesi çalışmalarında ders vereceğim.
LCC'de yetişenlerden Macit Koper, kendisiyle yapmış olduğum sohbette LCC üzerine şunları söylüyor:
"...Askerliğimi bitirdikten sonra LCC Tiyatro Okulu'na girdim. Tiyatro üzerine bildiğim her şeyin temelini orada Muhsin Ertuğrul, Beklan Algan ve Ayla Algan'dan öğrendim. LCC, genelde sanatçılıkla ilgili ve daha ileri giderek söyliyeyim; insanlıkla ilgili formasyonumda temel taşı oldu. Orada giderek "sanatçı insan" değil, "insan sanatçı" formülünü bulmuştuk: İnsan sanatçı; bu hayatta da, sanatta da her şeyden önce insan olmayı gerektiriyor..."
Yunus Emre'yi tanımamla başlayan şarkıcılığım...
1972 yılında Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mukadder Sezgin Bey, Yunus Emre'nin 650. yıl dönümü münasebetiyle Yunus Emre'yi yurtdışında tanıtmak için benden üç dilde, İngilizce, Almanca ve Fransızca bir longplay yapmamı istedi. Yurtdışına lokum yollamak yerine böyle bir Yunus Emre uzunçaları göndermek istediklerini söylediler. Ben senelerce Batı tarzında büyütüldüğüm için Yunus Emre'yi yeterince tanımıyordum. Kendilerinden bana biraz zaman tanımalarını istedim. Uzun bir süre araştırdıktan sonra Yunus Emre'nin şiirlerini ve tasavvuf müziğini içeren bir longplay yaptım. Çok büyük ilgi gördü; Yunus Emre'yi Orta Asya, ABD, Avrupa ve Afrika'da tanıttım; konserler verdim. Berlin'de Schaubühne'de Yunus Emre'yi sergiledim. Çok ilgi gördü. Çünkü müzik-felsefe-şiir vardı. Fransa televizyonlarında onlara Yunus'u yorumladım. Tüm yabancı devlet başkanlarından davetler aldım, dünyanın her tarafında Yunus Emre'yi ve felsefesini tanıttım.
Yukarıda da anlattığı gibi, Ayla Algan çok titiz ve araştırmacı bir sanatçı. Bu özelliğini onunla beraber çalışmış olan Haldun Dormen şöyle anlatıyor:
"Lüküs Hayat'ın olağanüstü başarı kazanması, Gencay Gürün'ün bana ikinci bir müzikal koymam için teklif yapmasına neden oldu. Bu kez yönetmemi istediği oyun, Aristophanes'in klasik farsı Kuşlar'ın, kendisi tarafından yapılmış olan müzikal uygulamasıydı..... Kuşlar'ın kadrosunda Zihni Göktay, Hümeyra, İsmet Ay, Birsen Kaplangı, Ayla Algan, Funda Postacı ve Osman Görgen gibi hem çok sevdiğim hem de uzun yıllar birlikte çalıştığım isimler vardı.... Aramızda en ilginç kişi, kuşlardan birini oynayan Ayla Algan'dı hiç kuşkusuz. Daha önce tiyatroda Ayla'yla çalışmadığımdan onun bir rol için bitmez tükenmez araştırmacı yönünü hiç bilmiyordum. (Ayla Algan'la TRT için yazıp yönettiğim, Kadın Dediğin adlı filmde karşılıklı oynamıştık.) Her sabah provaya yeni bir ansiklopedi devirmiş olarak geliyor ve beni "Kuşların bir inek gördükleri zaman reaksiyonları çok ilginç" gibi uzun bir tiratla karşılıyordu. Ben de onu kırmamak için söylediklerini ilgiyle dinlemeye çalışıyor, bir yandan da "İyi hoş da bizim oyunda inek yok ki" diye düşünmekten kendimi alamıyordum. Ayla gerçekten çok yetenekli bir oyuncu ve içten, sevecen bir insandı ama bu tür ayrıntılı metot çalışması, özellikle bu oyun için bana büyük zaman kaybı gibi geliyordu. Ona bunu söyleyemediğimden ertesi sabah gene aynı biçimde bir cümleyle karşılanıyordum. "Benim türümdeki bir kuş düşmanını gördüğü zaman sağ kanadını hiç çırpmazmış!" Acaba bunu oyunun neresinde yapmayı planlıyor diye düşünüyordum." İkinci Perde, Haldun Dormen.
Zeki Müren'den gelen gazino daveti...
Yunus Emre'yi tanıtmak maksadıyla yapmış olduğum longplay sadece yurtdışında değil, tüm Türkiye'de ilgi gördü. Bu çalışmalarım sırasında Zeki Müren, bana gazinoya çıkmamı teklif etti. İnanın ben gazinoda Yunus Emre'yi yorumlarken herkes çatal bıçağı bırakıp, sezsizce beni dinliyorlardı. Böylece Yunus Emre'yi gazinoya da sokmuş oldum.
Ödüllerim...
1965 Fizikçiler oyunundaki rolümle "İlhan İskender Ödülü"
1967 "Ah Güzel İstanbul" filmi ile San Remo Bordighera Film Şenliği-Gümüş Ağaç Ödülü
1972 Devlet Sanatçısı
1973 Altın Orfe Şarkı Yarışması İkincilik Ödülü
1972 Unicef Sanatçısı
1974 Olimpia Birinciliği
1977 Polonya Pop Müzik Yarışması Birincilik Ödülü
1978 Sopot Dünya Birinciliği; Şarkı-Yorum
1996 Türkiye Yazarlar Birliği En İyi Oyuncu Ödülü.
Berlin'deki tiyatro çalışmalarımız...
1980 yılında Beklan benden önce Berlin'e gitti. Orada tiyatro araştırmaları yaptı. Arkasından Kerim Afşar, Macit Koper, Rutkay Aziz, Şener Şen ve Toron Karacaoğlu gittiler. O sırada Stokholm'da bulunan Tuncel Kurtiz ve Köln'de bulunan Dilek Türker Peter Stein yönetiminde bir proje için Berlin'de buluştular. Bu topluluğun içine ben de katıldım...
Ayla Algan'ın Berlin sobetine ara verip; sizlere Ayla Algan ile beraber Berlin'de aynı sahneyi paylaşmış sanatçılarımızın o günleri anlatan anılarını aktarmak istiyorum: İşte bunlardan rahmetli Kerim Afşar Berlin çalışmalarını şöyle anlatıyor:
" ... ve, gelinmiş 1980'e... Devlet Tiyatrolarındaki kişisel yönetimin bezginliğinden, Berlin'den gelen çağırıyla bir süre kurtuluş. Peter Stein'dan ideal bir çağrı: 'Gelin, sürtüşmeye başlayan bu iki toplumu bir camiye (tiyatroyu kastediyor) sokalım.' Kadro da ideal: Beklan-Ayla Algan, Tuncel Kurtiz, Şener Şen. "Giden Tez Geri Dönmez" adlı özgün oyunun özgün müziklerini yapan Ergüder Yoldaş, Berlin'den katılan genç yetenekler ve bendeniz. Bu güçlü kadro bazı arkadaşların kişisel yanlış tutumları yüzünden, ikinci oyun "Keşanlı Ali Destanı"ndan yüz akıyla çıktıktan sonra ve Sosyal Demokratlar seçimi kaybedip Senato ödeneği kesince, proje iptal edilip gidenler tez geri döndüler..." Vedat Demirci, Alnında ışığı ilk hisseden tiyatro sanatçılarımız.
1980 yılında, Berlin Schaubühne'de Türk projesi çerçevesinde Türkiye'den gelen tiyatro sanatçıları arasında rahmetli Kerim Afşar'ın da dediği gibi, Berlin Oyuncuları'ndan tiyatroya gönül vermiş, şimdiki Tiyatrom'un müdürlüğünü yapan Yekta Arman'da vardı. O hem Ayla Algan hem de Beklan Algan ile çalıştı. Söylediklerini hep beraber okuyalım:
"Bendeki Ayla Algan
Gerek tiyatro içinde gerekse dışında birçok çalışmalarda beraber olduğum Ayla Algan ve Beklan Algan'ın bendeki yerleri başkadır. Her ikisi ile severek, isteyerek ve arzu ile çalıştım. Her ikisinden de tiyatro, oyunculuk ve reji adına çok şey öğrendim. Ayla Algan, yaşam felsefesini yardım etme, yol gösterme, bildiğini sonuna kadar verme ve sevgi üzerine kurmuş, kendini ön planda tutmayan, yaptığı işe oyuncu ve ses sanatçısı olarak sonuna kadar saygı duyan, aklına geleni herkesle paylaşan, detayların bütününde önemli olduğunun hep altını çizen, oyuncu arkadaşlarını motive etmesini bilen ve onları sahnede de zorlamasını bilen ama kuliste de figuran rolünü üstlenmiş bir arkadaşımızın ayakkabısını dahi giydirebilen, sımsıcak yüreğinde insan sevgisini ve dostluğunu hiç eksik etmeyen büyük bir oyuncu olarak hep kalacak bende. Berlin Schaubühne Tiyatrosu'nda birlikte oynadığımız oyunlar: Giden Tez Geri Dönmez, Keşanlı Ali Destanı, Talihli Amale, Kurban, Keloğlan... Her ikisine de sağlık ve mutluluk dolu nice yıllar diliyor, üzerlerinden ramp ışıkları hiç eksik olmasın diyorum..."
Bu çalışmalardan bir tanesi Keloğlan adlı oyundu. Keloğlan'ı Şener Şen oynamıştı. Alman okullarından öğretmenler de gelmişti oyuna. Ve bize daha sonra "İlk defa Alman çocukları anne-çocuk kucak kucağa sizin resimlerinizi çiziyorlar" dediler. Schaubühne'de oyunu seyreden çocukların çizdikleri resimlerden oluşan bir resim sergisi de açmıştık. O aralar Berlin Senatosu'ndan yaptığımız çocuk oyunlarını araştırmak için bilirkişiler geliyorlar oyun hakkında rapor yazıyorlardı. "Doğrudur" diye rapor yazmışlardı. En çok tutan oyunumuz ise "Giden Tez Geri Dönmez" oyunu idi. Oyunu seyreden Almanlar hüngür hüngür ağlamışlardı. Tabii bu oyunları Alman Senatosu destekliyordu. O ara bu yardım kesilecekti. Bunun üzerine arkadaşlar beni senatörle konuşmaya gönderdiler. Senatör bana:
"Benim işçim televizyon seyreder, birasını içer ve sızar; tiyatroya gitmez. Benim işçim tiyatroya gitmezken, senin Türkiye'den gelen işçin mi tiyatroya gidecek!.." dedi.
Bunun üzerine ben de
"Benim çocukluğumda Almanya'nın çıkardığı mersedes arabaların renkleri ya siyah, ya beyaz ya da lacivert idi. Ancak şimdi kırmızı renk mersedes yapıyorsunuz!.." deyince, "Ne ilgisi var konumuzla?" diye sordu; "Onları benim işçime satıyorsunuz!.." dedim. İşçilerimize "Keşanlı Ali Destanı" müzikalini oynuyorduk. Haldun Taner'de vardı. Alman Televizyon ekibi de çekiyordu oyunu. Oyundan sonra işçilerimize soruyorlar: "Senatörlük sizin sanatçılarınıza para vermek istemiyor. Siz ne diyorsunuz? Tiyatro istiyor musunuz?" İşçilerimiz ne cevap verdi dersiniz?.. "Bırak yahu, vermezse vermesin. Biz burada kaç kişiyiz! Ayda 100 DM versek; kendi sanatçımızı doyururuz!.." dediler. Bu söylenenler tabi ki Alman televizyonu ve Alman gazetelerinde yayınlandı. Ben gazete haberlerini senatörlüğe yolladım. İçine de not olarak ta "Siz, işçileriniz tiyatroya gitmez demiştiniz, bakın işçilerimizin verdiği cevapları okuyun!.." diye yazmıştım. Ve böylece istediğimiz yardımı senatörlükten aldık.
1960'lı yılların tiyatrosu ve son yılların tiyatrosu...
60'lı yıllar tiyatromuzun en güzel ve en parlak yıllarıydı. Bütün tiyatrolarımızın açılışları Shakespeare'le yapardık. Şimdi yine doluyor tiyatrolarımız. Ancak oynanan oyunların içleri boş. Neden biliyor musunuz?.. Araştırıcılık yok artık oyuncularda!..
Sadece ezber yapıp oynuyor oyununu...
Sabah provasını yapıyor, akşam oynuyor. İki ayda İbsen veya Yunan oyununu çıkartıyor. Araştırmaya vakti yok. Dizilerden farkı kalmadı tiyatro oyunlarının. Biz bunları hep söyledik; anlamadılar. Diziler de öyle. 7 senedir Ekol Drama'da Genel Sanat Yönetmenliği yapıyorum. Son zamanlarda Kemal Sunal'ın kızı Ezo Sunal ve Tanju Korel'in kızı Bergüzar Korel'in koçluğunu yapıyorum. Konservatuar bitirmiş olmalarına rağmen beni çok dinliyorlar. Çünkü sinema tiyatro gibi değil; kamera önü başka bir oyunculuk istiyor. Ben artık oyunculuk yapmıyorum. Ancak bazı dizilerde zaman zaman oynuyorum. Aliye, Şöhret Okulu... gibi. İş Sanat'ta Işıl Kasapoğlu'nun yönettiği Hayvanlar Karnavalı'nda anlatıcıyı oynuyorum.
ADEM DURSUN
Ocak 2009
[email protected]
Anahtar Kelimeler:
0 Yorum