MAKALELER

Danton'un Ölümü - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2006.01.09 00:00
| | |
3677

Önce, Saygın Okurlarım için nice bayramlar ya da bayram tadında daha nice olağan günler dileyeceğim, sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda...

AMACINA ULAŞAN DEVRİM, HANGİ HEDEFE GİTMELİ: "DANTON'UN ÖLÜMÜ"...

Önce, Saygın Okurlarım için nice bayramlar ya da bayram tadında daha nice olağan günler dileyeceğim, sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda oynanmakta olan, Büchner'in “Danton'un Ölümü” başlıklı oyununa değineceğim.

 
Ve diyeceğim şu ki, “Danton'un Ölümü” asla bir “tez” oyunu” değil. Hem de hiç değil. Hatta, bana göre anti- devrimci bir oyun. Çünkü, her ne kadar kritik uzaklıklardaki farklı kişileri ve farklı “makamları” konu edinmiş, bu arada terörün anlamsızlığını ortaya koymuşsa da, eserde onarma, yenileme tavrına rastlamak olanaksız. Büchner, Fransız mutlakıyetçilerinin rejimini, aşınmış bir tarihsel model olarak görmüş; devrimin hedefi olan sosyal sorunların çözümünü ve yöntem savunulmasını politik yüzeysellik içinde ortaya atmış, orada bırakmış.
 
DALTON'CULAR UZAKLAŞIŞI

Oyundaki yerleşik tarihsel durumlar, Robespierre'in idamıyla oluşan dönüm noktası öncesindeki devrim dinamiklerinin son yükselişlerini göstermekte. Bütün ılımlı durumlar dışlandıktan sonra, Jakobenler arasında mezar kavgası başlayacak; ancak eylem, radikal bir fraksiyon olan Hebert'cilerin dışlanmasından sonraya bırakılacaktır. Her ne kadar, uzun bir süreç bütün zorba önlemlerde sorumluluk payını taşır görünseler de, Dalton'cular zamanla Robespierre'in sert çizgisinden uzaklaşır.
 
DEVRİM HANGİ HEDEFE ULAŞMALI?

Birinci perdede çok açık bir soru var: Devrim, amansız düşmanlar yenildikten sonra, hangi hedefe ulaşmaya çalışmalıdır? Robespierre'in savunmacı davranışlarında, sadece karşı-devrimci güçlerin köreltilmiş iktidar hırsları üzerindeki demagojik uyarıları değil, öncelikle sosyo-politik kayıplar kendini göstermektedir. Bir küçük burjuva olan Robespierre'e göre, dinden uzaklaşma anlayışına bağlı ütopyayı gerçekleştirmek isteyen Hebert'in radikal programı, haddini fazlasıyla aşmıştır. 1791 de Kordölyeler kulübüne giren; 1792'de Paris komününe üye olan; 1793'de Jakobenlerin iktidara gelmesinden sonra aralarında yer alan; Robespierre'in terör politikasını yetersiz bulan ve daha sert bir politika isteyerek aşırılar grubunu kuran;.Sans Culottes 'ların lideri olarak hükümeti ayaklanma ile tehdit eden; buna karşın Robespierre tarafından yok edileceğini anlayınca kendini ters yüz yapan; hükümettin tarafına geçtiyse de Robespierre tarafından tutuklanan ve giyotine gönderilen Jacques Rene Hebert'dir sözünü ettiğim.
 
UMUTSUZLUKTAN DOĞAN BEZGİNLİK

Büchner, Danton karakteriyle, XIX. yüyılın ikinci yarısında, özellikle de Fransa'da, entelektüellerin yaşam anlayışını çizmiştir: Umutsuzluktan doğan bezginlik, hazza dayanan davranışlar içinde yaşamak… Bu açıdan gözlemlendiğinde Danton, son kertede modern bir kişiliktir. Bulunan yeni düşünceler, fikirler karşısında kuşkulanmaz, aksine kuşku tohumlarını kendi içine eker. “Yaşam, onu sürdürmek için sürdürülen çabaya değmez”. Böyle der. Oyunun metninde ayrıştırılmayan varoluş düzleminde, Robespierre/ Danton çekişmesi bence İdealist/ Nihilist zıtlığın ifadesinden başka bir şey değildir..
 
ERDEMİ VE AHLAK DÜŞÜKLÜĞÜNÜ HİÇE SAYMAK

Danton'un geleceğe dair hayali olmayan bakış açısı, vahim bir hastalığın sonucudur: O, ne yaşamını ve arkadaşlarını kurtarmak için “kaçar” ya da “eyleme geçer”, ne de varolan kötülükleri engellemeye çalışır. Ancak, onun her şeye göreceli bakan soğukluğu, esasen dogmatik duygusuzluktan bir kaçışın ifadesidir.
 
"Erdemi hiçe mi sayıyorsun,” diye sorar Robespierre. Danton'un yanıtı: “Ve ahlak düşüklüğünü de. Dünyada Epiküroscular vardır sadece; zarif ve kaba Epikürosçular.” Danton burada, M.Ö. 341-270 yılları arasında yaşamış ve felsefesi, Hellenistik dönemin diğer öğretileri gibi, daha çok ahlak ağırlıklı bir sistem kurmuş olan Yunanlı düşünürden söz ederken, bir insanlık fikrini savunmaktadır. Doğuştan günahkar olmalarına karşın, insanların düşünceleri iyiye doğru değişebilecektir. Böyle inanır Danton.
 
ÖZGÜRLÜĞÜN ÖN KOŞULU

Büchner'in oyunu, bu durumları ve döneminin koşullarını açıkça gözler önüne sermekte. Halk kesiminin mevcut sefaleti, sosyal adalet gereksinimini açıkça ortaya çıkaracaktır. Metinde, sürekli olarak, halkın aslında oyunun “kahramanı” olduğu vurgulanır. Ama halk, zorba ve galeyana gelmiş olarak, hatta küçümsenerek “aşağı tabaka” olarak çizilmiştir. İdeolojik baskılardan ve araçlardan kurtulmadan, etik davranışlar gösterilemeyecektir, çünkü özgürlüğün ön koşulu budur.
 
İNSANLAR BİRARADA VE DE KAVGASIZ NASIL YAŞAR

Ama insanların içgüdüsel bağlılıkları ele alınırsa özgürlük yalnızca hayal edilebilir bir şeydir. Bu arada, metnin karakterize ettiği cinsel anıştırmalar ve yer yer müstehcen ifadeler kullanan, neredeyse takıntılı diyebileceğimiz kalabalığın bu açıdan bir bağlantısı görülmektedir. İnsanlar, esasında bilinmeyen güçler tarafından yönetilen birer kukladır. Eğer bu kabul ediş gerçekleşirse, Camille Desmoulins'in ilk sahnede söylediği gibi, insancıl bir devlet kurulabilmesi mümkündür: “Devletin biçimi halkın bedenini sıkıca saran saydam bir elbise gibi olmalıdır. Her damarın atışı, kasların her gerilişi, sinirlerin atması kendini hep belli etmelidir. Vücut ister güzel olsun ister çirkin, nasılsa öyle olması onun doğası gereğidir, onu istediğimiz kılığa sokmaya hakkımız yok.” Bu sözler, bizi hiç kuşkusuz anarşizme götürür. Ancak, ideolojik dogmalardan farklı olarak, Büchner bu oyunda, amaca uygun bir düzenleme olursa, insanların bir arada yaşayabileceklerinin altını pek güzel çizmiştir.
 
YARATICI BİR REJİSÖR

Oyunu sahneye koyan ünlü yönetmen Dr. Roberto Ciulli, metni sanki baştan yazmış. Fransız Devrimi'nde Robespierre ile Danton arasındaki yukarıda özetlemeye çalıştığım çatışmaları, tartışmaları ve devrim sırasında çok kan dökülmesini sahnede alabildiğine eleştirmiş. Fransız Devrimi'nden yüz yıl sonra, devrimin ulaşmak isteyip, ulaşamadığı amacı yerle bir etmiş. Ölüm olgusunu giderek mekanik hale getirmiş. Danton'un “Demokrasiyi yerleştirmek için insanların bu kadar korkunç şeyler yapma hakkı var mı,” şeklindeki isyanını işlemiş. Günümüzde demokrasiyi yerleştirmek numarasıyla yaşananı ve yaşatılanları gözümüze sokarken, bugün ile geçmiş arasındaki paralelliklere dikkat çekmiş. Sanki: “İşte Irak Savaşı. Ne anlamı var bu savaşın? Orada yaşananlar da Fransız Devrimi'nin uygulama şeklinden başka ne ki! O kadar kan dökülüyor. Yüz sene önce yazılmış olan “Danton'un Ölümü”nü güncelleştiriyor şu Amerikalılar,” demiş.
 
HABBEN'İN SAHNE TASARIMI

Ciulli, Büchner'in oyununda yanılmıyorsam otuz civarında olan karakter sayısını tırpanlamış, on dörde indirmiş. Oyuncu sayısını da on bir ile sınırlamış. Gralf-Edzard Habben'in göçebe tiyatro topluluklarının alışılagelmiş arabalarını anımsatan beygiri olmayan bir at arabasından, bir sallanan oyuncak attan, aslanların üzerinde gösteri yaptıkları dörtgen döner bir platformdan oluşan dekor tasarımı hiç kuşkum yok ki kendisine son derece yardımcı olmuş. “Çocuk”u (Işıl Zeynep Karaalp) anlatıcı gibi değil, sanki olayların özetleyicisi gibi kullanmış. Anlatımını, sökülüp atılan başları simgeleyen maskeler ve abartılı makyajlarla desteklemiş.
 
KHARON'UN “ÖLÜLER KAYIĞI”

İkinci perdedeyse Danton'un, Robespierre'in, Camille'in, Lacroix'in içine girdiği küçük sandal ile seyircinin karşısında sanki “nara” atmış Dr. Roberto Ciulli. Sahnede sandalı görür görmez, gözlerimin önüne doğanın duygusuzluğu ve insanın doğa karşısındaki güçsüzlüğü geldi. Oysa, Habben, böyle bir dekor tasarlamamıştı. Öteki dünyaya ait bir mekanın tasvirini oyunculara çizdirmişti Ciulli. Ve de seyircilerin imgelemine güvenmişti. Yeraltı ülkesinde ruhlara Akheron ırmağını geçiren sandalcı Kharon'un ölüler kayığıydı bu kayık… Danton ve arkadaşlarının bindiği kayık işte bu kayıktı. Yüksek kayalıklı, hüzünlü, servili tam bir öteki dünya adası gördüm sanki. Yalnızlık ve umutsuzluğun hakim olduğu, bilinmezliklerin gizli ülkesi olan bir adaydı bu ada.
 
GİYSİ VE IŞIK TASARIMLARI

Heinke Stork'un giysi tasarımı da anlatım öğesi olarak yerli yerinde düşünülmüş bir tasarımdı. Ruzdi Aliji'nin ışık tasarımına gönül rahatlığıyla kusursuz diyecektim demesine de, Danton (Engin Alkan) sahne önüne indiğinde onu neden karanlıkta bıraktı anlayabilmiş değilim. Yoksa spotların yerini (sahne önüne dikey gelenini), ışık kaynaklarının dağılımını ne iyi gözlemlemişti. Ersin Aşar'ın efekt tasarımı gene iyiydi.
 
ARİF AKKAYA ROBESPIERRE İLE ÖZDEŞLEŞİYOR

Oyuncuların hiçbirine sözüm yok. Ama Marion'da Nergis Çorakçı'nın kısa rolünde bir adım öne çıkmasını alkışlayacağım. Arif Akkaya (Robespierre), gene Arif Akkaya gibi. Robespierre'i kusursuz olmasa da değerli; erişilebilir ve insancıl bir biçimde çiziyor. Acıma ve duygusallık yoluyla Robespierre ile özdeşleşiyor. Hakan Arlı (Lacroix), sahne dibinde de olsa rolünü sürdürmeyi başaranlardan. Işıl Zeynep Karaalp'in moralini bozmamak için, şimdilik sadece “şeytan ayrıntıda gizlidir,” deyip geçeceğim. Ama ekleyeceğim de: “Tümcelerin ve tiratların ses aralığına dikkat!”
 
OYUNCULARIN HER BİRİ DİĞERİNDEN DAHA İYİ

Camille'de Levent Üzümcü bedenini pek güzel retorikleştiriyor. Julie'de Ayşen Sezerel, Lucile'de Yeliz Gerçek falsosuz bir oyun vermekteler. Adamlarda Bahtiyar Engin, Cengiz Tangör; İbrahim Can da öyle… Engin Alkan ise, hiç abartmadan söylüyorum, metnin, dilsel olmayan gösterge dizgeleriyle birlikte geliştiğini anlamış, duymuş, duyumsamış ve tasarlamış.
 
"Danton'un Ölümü”, sezonun iyi oyunları arasında başı çekeceklerden.
 
Öyle görünüyor.

Anahtar Kelimeler: danton un ölümü, istanbul şehir tiyatosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir