Haber

Canfeda Çıkmazı

Canfeda Çıkmazı

2024.02.22 00:00
| |
0
|
2398


Oyun benzetme ve diyalektik dilin planlı bir biçimde diyaloglara aktarılmasıyla kaleme alınmış.

Oyun benzetme ve diyalektik dilin planlı bir biçimde diyaloglara aktarılmasıyla kaleme alınmış. Oyunda: Haldun Taner’in inceliğini, Samuel Beckett’ in diyalog yazma gücünü, oyun yazarının zekice kelimelerle ve cümlelerle oynayışını, aydın bir sanatçı yorumu görüyorsunuz. Üç kişilik oyunda diyaloglar çok ölçülü bir biçimde oyun kişilerine dağıtılmış. Oyunun yazım dili ve sahneye konuş biçimine ek oyunun neredeyse başında sonunu sezdiren yazar, böylece seyircinin alışık olduğu tiyatro ve oyun beklentisinin dışına çıkmış oluyor. Bir süre sonra da bunu aşıyor. Seyircinin sonunu bilmeden, merak ederek izlemesini yıkan oyun: Hem oyunu, oyunun akışını takip etmenizi hem de kendi kültür ve bilgi dağarcığınızla fikir yürütmenizi sağlarken; diğer yandan da diyaloglardaki diyalektik ve benzetmelerin sizin hayatınızda ne anlamlara geldiğini tartma ve bulma şansı yakalıyorsunuz. Dördüncü bir zihinsel faaliyetin de kapısını açıyor: Sizi birikimleriniz doğrultusunda birçok yer ve duruma götürüyor. Üstelik bunu: Oyundan, oyunun kendi dinamiğindeki akışından koparmadan ve oyun üzerindeki dikkatinizin dağılmasına izin vermeden başarıyor.

Tümevarımla beni nerelere götürdüğünü ve neler düşündürdüğünü belirtmek istiyorum. Öncelikle oyunun konusu, hikâyesi, oyun kişileri ile oyunun yazım dili, diyalogları, benzetmeleri, oyunun geçtiği yerin demografik yapısı ve jargonuyla beni edebi dil olarak: Metin Kaçan’ın Ağır Roman’ına… Sonra Mustafa Altıoklar’ın filmi Ağır Roman’a… Kolera Sokağı’na, Eşkıya filmine, Karagümrük hikâyesine, eski Sulukule’ye, Beyoğlu’na, Taksime ve özellikle de Tarlabaşı’na götürdü. Varlık vergisinden sonra 6 – 7 Eylül olaylarını, kırsalın semte göçünü derken Ağır Roman’da anlatılan Kolera Sokağı’nı, Özal döneminde otobanla taksimden bıçakla keser gibi koparılan, şimdi kentsel dönüşümle bütünleştirilmeye çalışılan Tarlabaşı’nı düşünmeden duramıyorsunuz. Çünkü bu günkü yaşam biçimiyle geçmişin izlerinden kopamayan bir yapının çıkmazını bu oyunda rahatlıkla görebiliyorsunuz. İzmir’de de birçok yer ve yaşantı aklınıza geliyor: Kuruçeşme, Tenekeli Mahalle, Tepecik, Basmane.

Bağlantılı olarak gene benzer bir şekilde Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı’na uçuyor aklım, oyun kişileri oyunda otlanıp uçtukça…  Tüm bunlar aklınıza gelirken aynı zamanda: Meto ve İnstegram Kızı’nın kuşlar gibi özgürce uçmak istedikleri fakat çıkmaz yaşam koşullarındaki sıkışmışlıklarından, ancak otlanarak özgürleşmeye çalıştıklarına şahit oluyorsunuz.

Peki, kuşlar gerçekten özgür müdür? Buradaki benzetme ve bağdaştırma etkileyici olmuş. Bugüne kadar özellikle dört tanesini yakından tanıma fırsatı bulduğum güvercin besleyenlerle karşılaştım. Güvercin beslemek tam bir tutku işidir. Bağımlılık yaratır ve vazgeçilemezdir. Hatta bir oyunumda tutkuyla güvercin besleyen bir tip kaleme almıştım. Günümüzde ayırt edici olsun diye güvercinlerin ayak bileklerine renkli halkalar bile takıyorlar. Besleyenler onları saldıklarında havada uçarak özgürlüklerinin kısa süreli tadını çıkarıyorlar. Gene de bakımları, beslenmeleri için sahiplerine mecbur ve bağımlı olmaları onları tam bir özgürlüğe götürmüyor. Toplu halde turlar attıktan sonra tabiri caizse kürkçü dükkânına geri dönüyorlar. Bu kısa süreli uçuşları doğaları gereğidir. Yani uçma içgüdüsüdür. Bazen aralarından biri kaçar.  Fakat ne yapacağını pek bilemez. Benzer yerlere ve kişilere takılır kalır. Uzun süreli uçmayı, ağaçta tünemeyi ve dışarda yaşamayı bilmediğinden sınırlı bir alanda kalakalır. Çevrede tanıyan bilen varsa sahibine götürür. Sahipleri de kuşlarına gözü gibi bakar. Çeşitlerine göre Taklacı (taklabaş), Paçalı, Yelpaze Kuyruk, Kral, Balon olsun evlattan, yardan ayırılmaz. Güvercin bakanlar, onların kendilerine olan mecburi bağımlılığından daha fazlasıyla bağlıdırlar kuşlarına. Oyunda hem bu yapı ile hem de mecazen bu tutkuyla bağdaştırılan, benzetilen iki aşığın süreciyle bağ kurulmuş. Oyun her iki yapıyı ayrımları ve ortak noktalarıyla birlikte bütünlüğüyle seyirciye aktarmayı başarıyor. Bu durum ise oyunun baştan, yazım aşamasında hem etkileyici hem de zekice kurulandığını gösteriyor. Birbirine mecbur: Bağımlı özgürlük, sıkışmışlık, çaresizlik ve çıkamamak...

Oyunda iki ana karaktere ek bir de Falcı Bacı var. Falcı Bacı epizotları sunan, birleştiren; yeri geldiğinde sahnede olan biteni açıklayan, deşifre eden anlatıcı kişi durumunda. (Ki çoğunlukla tekrara düşmeden bunu başarabiliyor) Sahnede işlenmeyen, gösterilmeyen olayları, adı geçen ve sahnede olmayan kişileri, bunların oyunla, oyunun iki başkarakteriyle bağlantılarını seyirciye başarıyla aktarıyor. Yetmiyor oyunun eylem çizgisi içinde gelecekte olacaklardan da bize ipuçları verip oyun örgüsünü seyircinin kafasında bütünleştirmesini, bağdaştırmasını sağlıyor. Gene yazarın zekice kalem oynatmasına şahit oluyoruz. Çünkü gelecekle ilgili öngörülerde bulunmanın falcı rol kişisinden kaynaklandığı gerçeği seyirci tarafından çok çabuk kabul görüyor ve kabulleniliyor. Bu sayede de yazarın entelektüel aydın bir sanatçı olarak, yaratıcılığıyla Falcı Bacı’ya yazdığı diyalektik, mecazi, benzetmeci ve jargondan gelen sözler beyinlerden süzülüp, düşünülmesine, anlamlandırılmasına, sindirilmesine olanak sağlıyor. Çünkü belirttiğim gibi falcı aktarımlarını alışıldık üzere dramatik yöntemdeki benzetmeci bir falcının olağan konuşmalarıyla gerçekleştirmiyor. Bir diğer açıdan da: Normalde epik tiyatronun bölümlerini sunan bir anlatıcı olsa, iki ana rol kişinden sonra üçüncü bir rol kişisi olarak eylem çizgisi içinde sözlerin, diyalogların ve repliklerin bu kadar içinde yer almayacaktır. İki ana karaktere bu kadar yaklaştırılıp, dağılımı bu kadar dengeli olmayacaktır. Genel seyircinin alışık olmadığı bu durumlar yazar tarafından sahneye aktarılması açısından da çok ince düşünülmüş. Ayrıca yazarın oyunu sahneye koymuş olması büyük bir avantaj sağlamış. İstenilen etkiyi yaratmış Rol kişisi olarak falcı ne iki karakterin gerisinde kalmış ne de önüne geçmiş. Aynı zamanda yukarıda belirttiğim iç içe geçmiş görevleri dengeli bir biçimde yerine getirmiş. Falcının repliklerine giriş yerleri kimi zaman iki ana karakterin birbiriyle olan diyalogları, kimi zaman da seyirciye karşı konuşmaları arasında özenle seçilmiş, yerleştirilmiş ve yedirilmiş. Oyunun eylem çizgisi içinde bölümler arasında geçişi sağlayacak şekilde girdiği gibi… Bazen de iki ana karakterin diyalogları arasına bir üçüncü kişi olarak dahil oluyor. Ancak bu girişlerin yönü seyirci oluyor. Kimi zaman diğer rol kişilerinin konuşmalarını keserek ya da uzadığı noktalarda kurguya dâhil oluyor. Sanki yazım dilindeki üç nokta devreye girmişçesine... Kimi zaman da diyaloglarını bitirmek, geçenleri açıklığa kavuşturmak, sonraki sahneye hazırlamak, gelecekten haber vermek amacıyla yapıyor bunu.

Dekor olarak rol kişilerinin oyun boyunca üzerinde durukları platformlar, içinde bulundukları ruhsal durum ve yaşadıkları toplumun yansıması olarak dikkat çekiyor. Platformlar: Kaderlerini, özgürlüklerini kısıtlayan kalıpları, sınırları ve çıkmazları temsil ediyor. Yalnız İnstegram Kızı burada ayrı tutulmuş. Çünkü onun platformunun üstünde bir salıncağı var. Onu daha çok İnstegram üzerinden işini yaptığı zaman aralığında salıncak üzerinde görüyoruz. O yüzden oyuncunun karaktere uygun olarak, salıncaktayken: İşinin getirisi pazarlama tekniklerini uyguladığına, işin olmazsa olmazı sözde özgüveni şişirdiğine, hitap ettiği kitleye göre konuştuğuna, vurgularını ve şımarıklık dozajını ayarladığına şahit oluyoruz. Platforma indiği andan itibaren gerçek yaşantısının getirisi sokak jargonuna yani özüne döndüğünü görüyoruz. Buna rağmen oyundaki kişilerin yaşamlarına baktığımızda salıncak: İnstegram Kızı’nın günlük yaşantısında da iş hayatında da ne kadar sallantıda olduğunu hissettiriyor.

Platformlar bana madalya törenlerindeki kürsüleri de düşündürdü. Oyun kişilerinin, özellikle iki ana karakterin yaşamlarını simgeleyip, gözler önüne seriyordu. Hayatlarındaki inişleri, çıkışları, yükselmeleri, düşüşleri, mutlulukları, hayal kırıklıklarını, ruhsal ve fiziksel durumlarının derecesini ortaya koyuyordu. Fakat en üste çıksalar, birinciliğe ulaşsalar bile: Kuşlar gibi kanat çırparak özgürlüklerine kavuşacak kadar yükselemeyeceklerini ispatlıyordu.

Falcı Bacı’nın platformu da oyuna hizmet ve etkisi açısından bütünleyici bir unsur olarak kullanılmış. Böylece falcı platformu sayesinde: Gene daha önce belirttiğim gibi; iki karakterin önüne geçirilmiyor ve sınırlarında tutulmuş oluyor. Fakat ve aslında anlatımlarıyla, düşündürdükleriyle seyircide açtığı ufuk sınırları bilinçli şekilde aşıyor. Platform sınırlarıyla bu iki yapıyı dengelemiş oluyor. Platform üzerinde kullanılan ince çizgi halindeki ışıklar ve renkleri dikkat çekici. Bence: Renklerin psikolojik anlamları platformlarıyla birlikte oyun kişilerini de temsil ediyor.

Oyunun tanıtımında şu ifadeler yer alıyor: Meto ve İnstegram Kızı’nın aşkları, mahallenin arabeske meze olmuş sakinleri, evlerin çatılarına çöken kara dumanlar. Falcı Bacı, bilinen bilinmeyen ne varsa fısıldıyor fincanlara kapatılan fallardan. Bir çıkmaz sokak mıdır hayat yoksa bütün sokakların ölüme çıktığından mıdır şu ot kafası?

Seyirciler yazar tarafından da bu sona hazırlanırken aslında Brecht’in  Naivete kavramıyla: Görünen gerçekliğin ardındaki gerçeklikle yüzleşiyorlar. Hepimiz için kendi yaşam şartlarımız ve koşullarımız içinde hayatın getirisi bir sonuç vardır. Oyunda bu özellikle: “İnsan doğumunu da ölümünü de bilemez” diye vurgulanmış. Bir kez daha “Ağır Roman’a götürüyor beni bu belirsizlik ve çıkmaz. Aslında kendi yaşam koşulları ve acılarından herkes için geçerli olan replikler düşüyor aklıma: “Şimdilik ölümüne kadar hayattasın.”

Bir tiyatro oyunu düşünün. Oyunu ve oyunun konusunu, anlattıklarını takip ederken, oyundan bağımsız ama konuya odaklı çok şey düşünmenizi sağlıyor. Hem de dikkatle ve eylem çizgisinden kopmadan. Kendinizi bir anda: Hayatınıza dair, hatta sizin olmayan başka başka hayatlar adına da sorgulamalar yaparken buluyorsunuz. Sonra anlamlar yüklemeye çalışıyorsunuz olaylardan çok size anlattıkları ve sizin anladıklarınız üzerinden. Neden – sonuç ilişkisiyle bazı çıkarımlar yapmaya çalışıyorsunuz fikirlerinizde, sahnedekilerle birlikte derin bir çıkmazın içinde.

İzmir seyircisi de genel olarak Dramatik (Benzetmeci) oyunlardan, Durum Komedileri’nden, vodvillerden biraz kopmalı… Bunların haricinde farklı türde ve tarzdaki oyunları en az İstanbul kadar severek, isteyerek, tadını çıkararak takip etmeli ve daha fazlasını talep etmelidir. Canfeda Çıkmazı seyircisine bu fırsatı fazlasıyla sunan bir oyun.

 

İzmir Tiyatro 

[email protected]

Tarkan OSOY

 

Anahtar Kelimeler: canfeda çıkmazı

0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.

TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir