MAKALELER

Tiyatronun Sağladığı Ve Oyuncunun İç Doğası

2020.11.27 00:00
| | |
2570

Gerçek hayatın ikili dünyasına uyum sağlamak konusunda bir çocuğunkine yahut bir hayvanınkine benzer...

Tiyatro mesafe bilinci oluşturur. 
Gerçek hayatın ikili dünyasına uyum sağlamak konusunda bir çocuğunkine yahut bir hayvanınkine benzer bir “şimdi burada” lığa yönelik saf bir doğası olan oyuncu için dünya iyilik yapmak için var. Düşüşünü kalkışını kendi yaşar. Mutluluk doğasıdır onun ve hep varlığıyla ortamların kalıcı ağırlığını alt üst eder, gerçeği gösterir, ruhların ağır kokulu odalarını havalandırır, camı açar, dışarıya baktırır, farkına vardırır. Gülümser gösterir. “…Şu köpeğe bak…” içine düştüğünüz farkında olmadan, sıkıntı bataklığından, dışınızda olanı fark ettirerek kurtarır. Onun için hayat sonsuz seçenekler ve mutlu olunacak şeylerle doludur. Doğallık onun doğasıdır. 

Oyuncu en başta şöyle düşündü; bu dünyada çocuk kalanların da yapabileceği işler yok muydu? Vardı elbette… Çocuklarla oynamak… Çocuklara oyuncak yapmak… Çocuklarla konuşmak… Çocuklarla gezmek… Onların gözüyle baktığı bakabildiği için dünyaya hem hiç iş gibi olmazdı hem de epey bir işti aslında… Özünden kaynaklanan (bildiği kadarıyla tüm sanatçıların doğuştan hissettikleri) yaşam karşısında bir eksiklik, bir yetersizlik hissediyordu. Ve bu açığı kapatmak için, bir tür ödünleme ile yaşamda, yaşam yolu ile fazladan bir şey yapması da kar etmiyor, aksi gibi onu komik durumlara düşürüyordu. Sarsak, sakar, sürekli gülünen biriydi. Oluşu ile sürekli güldüren biriydi. Uzmanlaştığı bir alan yüzünden belki de diğer alanlara hep geri kalıyordu. Neydi o alan? Okumak. Seyir yolu ile okumak… Her şeyi, doğayı, hayvanları,  insanları bir kedi gibi uzun uzun seyretmeyi seviyordu. Yavaştı bu yüzden. Olabildiğince hissederek yaşamak yüzünden… Hayatta yapması gereken bir şey eksik çıktığında onlara karşı savunmaya geçtiğinde en önce bu duruma düşmüş olmak yüzünden duyduğu utanç onu ele geçiriyor ve sanki içinden “işte yakayı ele verdin” diyen bir ses duyuyordu… Çünkü gerçek yaşamdakilere göre gün boyu aylaklık etmiş, seyre, okumaya dalmıştı… Kendini öyle çok suçluyordu ki öyle çok suçluyordu ki bir gün onu suçladıklarında bu gerçek olmasa bile doğruyu bilen her zaman onlar olduğu için sessizce ona verilen suçu kabul etti. Hep öyleydi. Hiç oyun kurmadığı için ona verilen role razı olurdu hayatta. Bunu yenmenin tek yolunun oyun kurmayı bir şekilde başarmak olduğunu düşündü. Nasıl ki birine “iyisin” dedikçe telkinle iyileşiyorsa, oyun kurarak da gerçek hayatın yaşarlığını hissedebilirdi. Oyuncu oldu. Böylece insanların gerçek yaşam içinde kurdukları ikiliği ancak tiyatro yolu ile anladı. Evet, ikili bir dünya vardı. Bir kendi oldukları bir dünya, bir de başkalarına karşı oluşturdukları dünya. Tiyatro ile bunu oyun bitip de geçek hayata düşünce hissetti. Hem de çok güçlü bir şekilde. Bu haliyle çocuklara benziyordu. Henüz hayatın ikili dünyasını keşfetmeden, doğrusuna, olduğu gibi yaşayan, bir tek oyun yolu ile bir gizemi, bir başkalığı, bir aslında’lığı keşfeden çocuklara… “Şimdi burada” dan başka bir zaman algısı olmayan hayvanlara bir de… 

 İşte oyuncu bunu yapar. Hayatta oyun kurarak rolleri dağıtanların, birilerini strateji ile kuklalar, köleler haline getirenlerin farkına vardırır. Çok güçlü bir hikâyenin olmadığı oyunlar bile sadece tekniği ile bunu söyler. Bu ikiliği gösterir. Oyuncu keçeleşmiş ruhları tifter, dider, ipliklerine ayırır; onlara yeniden hayatın örgüsüne karışma yolunu çar; sökümün bilgisini de unutturmayarak… 

Oyuncu saf kişiler için bir hayat okulu sağlar; “uyan, canlan, çevrene bak.” Tiyatro kişilerin içlerindeki kemikleşmiş bir düzlüğü alt üst eder. Sahne mekânlarında oyuncuların seyircilerden yüksekte oluşu bir üstünlük belirtisi değildir. Ya da çukur sahnelerde oyun alanının aşağıda oluşu seyircilerin oyunculardan üstün oluşuna vurgu yapmak için değil. Eşit, düz bir zeminde gerekli görüş alanı düzenlemesi yapılmamışsa kimse birbirini görmez. Tiyatro bu sahne mühendisliği ile de bir başka bakışa davet eder. “İçindeki körleşmiş düzlüğe bak… Körler gözleri görenlerdir... İçindeki toprağı karışıtır, canlandır, havalandır…” der…

Nerede yeterince bir hayat oluşmuşsa doğası gereği orada bir kendini kaybetme vardır. Kendi olan her şeyde bir kendini kaybetme vardır. Gölgede kümelenmiş küçük bir yosun kolonisi gibi kendi hayatının akışına kenetlenmiş herkeste bir müddet sonra kişiliğin toplumsal şartlarla, (iş yeri koşulları, gelenek, aile ilişkileri vs…) harmonisi sonucu bir körlük oluşur. En büyüğü de sanırım bu. Fiziksel olmayan, alışkanlıkların, rutinlerin yarattığı göze inen kataraktın neden olduğu körlük… Rutinleri ve alışkanlıkları sekteye uğratmayacak derecede bir ışık devam eder. Ama lensler yorgun ve objektif yakına uzağa ilgisini kaybetmiştir. İşte tiyatro bir görme sanatı olarak gözlerdeki bu perdeyi kaldırır, sahne perdesini açarak hayatın perdesini aralar… 

Tiyatronun niçin gerekli olduğunu tekrar tekrar görüyorum. Tiyatronun bir işlevi varsa o da kendi bencilliği, kötülüğü yeni bir deri gibi bünyesini kaplamış kişilere kendilerini göstermek… Elbette derilerini birden değiştirmeleri mümkün olmayacaktır. Ancak bir fark etme yaratacağı kesin. Çünkü davranış değişikliğini, ona yakın çevresi sağlayamayacaktır. Suçlayıcı… Yargılayıcı… Yakın ilişkilerde eleştiri yapmak kolay değildir. Oysa tiyatronun dili dünya dilidir. İnanılır. Katil amcanın, Hamlet’in oyununu izlerken duyduğu rahatsızlık… Gün geçtikçe tiyatronun niçin ihtiyaç olduğunu daha iyi anlıyorum… Sadece bu bir an için... Kişiye kendini göstermek için… Sakladığı üstünü örttüğü gerçeği birileri bangır bangır bağırıyor… Hem de gözlerinin önünde herkesin içinde…  Ve sahnede devam eden diyaloğun dışında, iç sesler konuşur: 

“Yok, canım oyun bu… İyi de oyunsa niçin bu kadar rahtsız oldum…” 

“Evet… Her şey senin istediğin gibi devam ediyor…  Her şeyin farkında olduğumuzu bil…”

Kötülüğün kaba irade gücü, iyiliğin naif ortaya çıkışı karşısında korkuyla titrer. 

Anahtar Kelimeler: bilinç, tiyatro



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir