MAKALELER

Tiyatro Eğitimi Üzerine

2021.11.03 00:00
| | |
1597

Tiyatronun malzemesi insan. Emaneti insan. Tiyatro, insandan insana sanatın, bin bir gökkuşağı katmanının açılması…

“Tiyatro hayatın çiçeklenmesidir”

Tiyatronun malzemesi insan. Emaneti insan. Tiyatro, insandan insana sanatın, bin bir gökkuşağı katmanının açılması… Tiyatronun en güzel işlevi, insanın dünyasını değiştirmesi, umutsuzluğun kör kuyusuna düşmüş insanlara imkânlarını, olanaklarını, ufuklarını göstermesi. Tiyatro yalınlığın ve mucizenin sanatı. İlkel değil, yalın, doğal, arı bir sanat ve insanların çevresinde toplanıp hikâyeler anlattıkları o ilk ateşin közünü taşıyor. O sönmeyen ateşin özünü… 

Eğitim hayatımın tiyatroya etkisine baktığımda, şunu görüyorum; insanı daha anne karnındayken teslim almışım. Dört yıllık Tiyatro Lisans eğitimim öncesi, Sağlık Meslek Lisesi’nde öğrendiğim tüm bilgiler de mesleki gelişimime katkıda bulunmuş. İnsan anatomisini bilmek, sahne fotoğrafına hiç bilmediğiniz katkılar sunabiliyor. Tıpkı bir senaryo ya da oyun yazarken kurduğunuz karakter hakkında seyirciye sunmadığınız birçok ayrıntıyı bilmeniz gibi karakterinizi gerçek kılıyor. İnsanın biyolojik ritmini bilmek, oyunun ritmini bilmek demek. Kan dolaşımı, akış demek… İnsanla ilgili olan birçok eğitimin, tiyatroya katkısı vardır. Antropoloji, arkeoloji, dil bilim, müzik, sinema, mimari, resim, fotoğraf… Basın alanında çalışırken fotoğraf sanatının sahneye katkısını keşfettim. Haber yazmak da oyun metinlerimizin kıvamına özdeş bir kıvamı, (okulda Dramatik Yazarlık derslerinde de gördüğümüz haberden oyun oluşturma tekniğini) doğrudan fark etmemi sağladı… Dinamik, devingen, ilginç, inandırıcı, yoğun ve soyut bir alanda da olsa bir seyircisi olan, sorumluluğu olan, hızlı değiştirme gücü olan, geniş kitlelere hitap eden bir şey haber… Tıpkı oyun gibi… Toplumu ve bireyi ilgilendiren… Haberdar eden… Hayatın konusu olan her şey tiyatronun da konusu… 

İşin mutfağında olduğumuz zamanlar, tiyatro sahnesinde bana hep solunum cihazına bağlı kurtarılması gereken bir hasta varmış gibi geldi. Temel ritim aynıydı; insanın nabzı tiyatronun nabzıydı… Salgın nedeniyle tüm dünyada tiyatronun durduğu bu yıllarda yeniden düşündüm; tiyatro hayatın çiçeklenmesidir. Hayat durduğunda tiyatro da duruyor. Gerçekten sahnede gözle görülmeyen o tiyatro canlısı, yoğun bakım yatağındaki iyileştirmemizi bekleyen insanmış gibi geldi bana… Tiyatroya vermemiz gereken önemin de bu boyutta olduğu… 

Tüm sanatları içinde barındıran tiyatro eğitiminin, temel eğitiminde,  anatomi, fizyolojiden başlamasa da sosyoloji, psikoloji, felsefe derslerini içeriyor olması gerekir. Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji insan eğitiminin temel dersleri; bu derslerin eğitimini sağlamak “gemiye kaptan atamak” gibi somut bir işleve sahip bence… Bir karakter yaratma yolunda seferber olmuş kişiler için karakter, öğrenilip içselleştirilen bu bilgilerle kurulur.

Sahne tasarımı, oyunculuk, yazarlık temel eğitimleri daha uzun süre birlikte olsa… Yazarın sahne tekniğini ve oyunculuğu bilmesi hayalin gerçekleşeceği yönünde ümit verir. Ortak derslerin daha çok ve detaylı olması yazara gerçeklik yolunda güç verir. Onu ikna eder, motive eder. Her şey elinin altında hazırmış gibi bir duygu verir. Oyuncu için metin yazan birinin, daha masa başındayken oyuncuyu provaya çağırmış kostüm provası yapan tasarımcıdan farkı yoktur. Sözcükler de oyuncunun giysileridir. Yazarın oyunculuğu bilmesi metnin işlerliğini sağlar… Yine iyi bir sahne tasarımı bilgisi ile yazar daha masa başındayken hayalini netleştirebilir… Yazarlık dersleri oyuncuyu metin çözümleme konusunda derinleştirir. Yine tasarımcının hayal gücünü pekiştirir… Tiyatro pratiğim sırasında eğer oyunu sahneleyebilme şansım varsa daha iyi yazdığımı gördüm. Yazmaya motive ediyor; yazdıklarımın canlandığını hayata karışabildiğini görüyorum. 

Okunan her oyun seyredilen bir oyun gibidir. Oyunu okuyan kafasında bir sahne kurar. Tiyatro eğitimimizde bolca oyun okumuş olmak, birçok değerli yazarın dünyasını keşfetmemizi sağladı. İzmir gibi tiyatronun doğduğu topraklarda tiyatro eğitimi alıyor olmak, için çok anlamlıydı. Yaşadığım şehirle doğrudan, sanatsal anlamda da tarihsel bir bağ kurmamı sağladı Öğrendiklerimi gerçekleştirebileceğim yatağı hissettim. Elbette ki başta değerli hocalarım olmak üzere tiyatro eğitimime katkıda bulunan herkese bu yazı vesilesi ile teşekkür ederim. Birçok oyun yazıp yönetsek de tiyatro öğrenciliği bitmeyen bir alan... Hep yeni keşifler, deneyimler, yeni yollar var. Yeni yöntemler var. Çünkü hep yeni seyirci var. Tiyatro bir hayat okuluysa, hayat da tiyatronun okulu. 

Çocukların oyun yoluyla öğrenmeyi sevdiklerini keşfettim. Müzik ve komedi unsurlarını bolca kullandığım, hijyen, sağlıklı beslenme, hareketli hayat, hayvan hakları, doğa sevgisi, dostluk, arkadaşlık, çevre sağlığı, dijital bağımlılık gibi birçok konu bu yolla canlandı. 

Bence Güzel Sanatlar Liseleri içinde resim, müzik diğer dallar gibi, tiyatro bölümleri de olmalı. Dramatik Yazarlık, Oyunculuk ve Sahne Tasarımı dallarından oluşan… Aynı zamanda Tiyatro Tarihi ve Kuramları, Metin Çözümleme, Dramaturji, Reji, Oyun Yazarlığı, Sahne Tasarımı ana derslerinin yanı sıra seçmeli dersler olarak, Görsel Sanatlar(resim heykel seramik…) Fotoğraf, Sinema ve Müzik eklenebilir. Bence tasarımcının da yazarın da oyuncunun da temel güzel sanatlar içinden kendini yatkın hissettiklerinden birini seçmesi, eğitimi için besleyici olur. Örneğin bu derslerden birini seçen öğrenci,  her hafta iki ders saatinde, Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki bu branştaki tüm öğrencilerle ortak ders alabilir. Tiyatro tüm sanatların mesleği… Öğrenciler de birbirlerini geliştirebilir. Bence bu birlikteliklerin güze yansımaları, sonuçları olacak… Çünkü tüm bu sanatları bir araya getiren ortak temeller aynı… Örneğin kendi başına yetkin bir sanat olan heykel üç boyutlu düşünme, somutlama, hızlı kavrama, sonun netliği, nokta koyabilmeyi vs… gibi yetileri geliştirebilir… Sinema kurgu tekniği, diyalog, ışık, görüntü konusunda komşu sanatımız ve birbirini en çok besleyecek alanlar… Fotoğraf olmazsa olmazı tiyatronun bence… Yine resim… Her görsel tasarım resimle başlar… Hepimiz duygular ve düşüncelerle yola çıkıyoruz. Müzikse tiyatronun ruhu bence… Hareketli bir şey yazan herkes için müzik temel ders olabilir… Tiyatronun iskeleti görüntü ve müzik…  Bu sanatlarla desteklemeye ağırlık verilmeli…

Sahne ve Gösteri Sanatları Teknolojisi bölümlerinin sayıları artırılabilir. Çünkü sahada çok ihtiyaç olan bir alan… Tasarımcılar tasarımlarını yaptıktan sonra sahnede oyun sırasında müziği yapacak, ışığı yapacak kişiler. Yani reji bittikten sonra tiyatroyu yürütecek kişiler… Sahada en çok ihtiyaç duyulan kişiler teknik kişiler. Yönetmen her zaman oyunun başında gidemiyor. Tasarımcının oyun çıktıktan sonra işi bitiyor. Organizatörler değil, bu konuda eğitim almış aynı zamanda tiyatroyu seven kişiler…  Bu bölümler yaygınlaştırılabilir. Yine lise düzeyinde Tiyatro Teknolojisi Liseleri olabilir. Erken meslek sahibi olma ve sonrasında da aynı dallarda üniversite ile meslekte yetkinleşme şansı sunar… 

Pedagojik Formasyon eğitimi, çocuk tiyatrosu yapan herkes için gerekli bir temel bence… Bunun dışında bir toplulukla çalışan herkes için gerekli bir eğitim bence. Sadece öğretmenler için değil. Aynı şekilde Gelişim Psikolojisi dersi.

Halk Eğitim Merkezleri’nde verilen Uygulamalı Tiyatro kursları mahalle, okul ve köy tiyatroları için güzel örnekler oluşturabiliyor. Uygulamanın ağırlıkta olduğu kurs sonunda bir oyunun sahnelendiği uygulamalar güzel. 
Tiyatro pratiğim boyunca şunu gördüm; karşına ne zaman nasıl bir sahne çıkacağını bilemezsin. Bazen hiç de uygun olmayan sahneler çıkar. Ama her zaman oyunu o zorluğa göre oynamanın bir yolu vardır. Tiyatrodaki ışık bu. Bir yol, en çıkmaz durumda bile bir yol vardır. Bu pratik normal yaşantıma da yansıdı. Baş etmekte güçlük çektiğim sorunlar karşısında hep “zor bir sahne ama oyun oynanmalı,” dedim… Bu deneyim belki çetin ama aynı zamanda keyifli bir eğitim yolculuğu olan tiyatro öğrencilerine de kılavuzluk edebilir… 


Diğer Yazınsal Türlerin Tiyatro Eğitimine Katkısı 
Şiirin de tıpkı tiyatro gibi arı oluşu, sözcüklerin eylem olduklarını keşfedebileceğimiz ilk yer oluşları tiyatroya benzer. İlk tiyatro metinleri şiir şeklinde. Şiirde sözcükler diğer metinlerde oldukları gibi durmazlar, biçim neyse öz odur. Öz biçimiyle doğar… Birlikte doğarlar çünkü şiir yazılmaya başlanmadan önce içerde oluşur. Tıpkı oyuncunun ezberi gibi şair de dış dünyadan ya da iç dünyasından oluşturduğu bir özü yeniden kendi ile buluşturur ve sunar. En doğal olan en güzeldir. Oyunculukta da oyuncunun ezberi bittikten sonra doğaçlamayla da harmanlanan şey, rolü gerçek kılar, yaşamaya, yaşatmaya başlar… Şiir de sözcüklerin oyunudur.

Öykü yazarlığı, başkalarının gözüyle bakabilmeyi, insan ilişkilerini, ötekini anlamayı öğretir. Öykü yazdığınızda karakterleriniz aralarına karışırsınız ve tıpkı oyuncunun oynarken yaşadığı kaybolmaya benzer bir kaybolma yaşarsınız. Öykü bittiğinde yeniden yazar olarak, yani kendiniz olarak çıkarsınız ama bir oyuncunun oynarken yaşadığı tüm hazzı, deneyimi, yaşamış olursunuz. Anlamak en büyülü şey. Anlamak sorumluluk; anlamak, büyüyü başlatan şey. 

Denemede ortada hem bir sanat vardır hem de hiçbir sanatın kapısına henüz uğramamış güçlü bir öz vardır. Deneme tüm yazınsal türleri özünde barındıran güçte bir formdur. Bu kapsayıcı özelliği ile tiyatroya benzer. Deneme yazmak da tiyatrodakine benzer rolünü arayış, ya da gerçeği arayış sürecinde, serbestlik, özgürlük duygusunu geliştirir.
Roman da yine hikâye benzeri olanaklar sunar… Başlayan, gelişen, biten bir form, her zaman büyük oyun atmosfer, hayalde canlanmış haliyle de olsa dinamik bir atmosferidir ve yönetmene uzak bakış sağlar… 

Bunların dışındaki sözlü kültür ürünlerimizse (anlatıcı geleneğimiz, masallar, ninniler, tekerlemeler, bilmeceler…) tiyatronun doğrudan özünü oluşturur.

 

Anahtar Kelimeler: tiyatro eğitimi



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir