MAKALELER

Sahi Kleopatra'ya Ne Oldu ?

2022.11.08 00:00
| | |
1172

Ali Cüneyt Kılcıoğlu'nun yazdığı, Azade Küçükaycan'ın yönetip, oynadığı, "Kleopatra'ya Ne Oldu ?"

Ali Cüneyt Kılcıoğlu'nun yazdığı, Azade Küçükaycan'ın yönetip, oynadığı, " Kleopatra'ya Ne Oldu ? " adlı oyunu yazarı ve yönetmen / oyuncusundan ayrı ayrı dinlemek istedim.

Pınar Çekirge - Sahi Kleopatra'ya ne olmuştu ? Ya da neler olmaktaydı ?

Ali Cüneyt Kılcıoğlu -  Aslında Kleopatra’lar aramızdalar. Tarsus, İstanbul, Ankara, Denizli, Erzurum, Van, 
Trabzon, Adana, Kayseri ve birçok şehrimizin sokaklarında dolaşıyorlar. Ben üç yıl 
Tarsus’ta yaşadım, Kleopatra da bir dönem Mersin’in Tarsus ilçesinde yaşadı, onun 
adına şehre kapı bile yapılmış, Kleopatra Kapısı'nın önünden geçerken bu kadını ve 
bu güzel ilçeyi bir oyunda kullanacağımı aklıma koymuştum. 

Pınar Çekirge - Neden ?

Ali Cüneyt Kılcıoğlu - Çünkü Kleopatra ilginç bir kadın, hem şahsına münhasır bir hayatı var hem de o hayatı aslında tüm kadınların da kaderi... Aslen Yunan olan Kleopatra soylu kanlarına Mısırlı kanı karışmasın, iktidar Yunanlılarda kalsın kardeşleriyle evlendirilmiş. Yani “Aman mal, toprak, iktidar bölünmesin,” diye ver kadını sülaleden birine! Akraba evliliği! Keza ilk 
evliliğini on yaşında yapmış, alın size çocuk gelin. Görüyorsunuz değil mi, tarih kadına “kader” adı altında hep aynı hikâyeyi yaşatıyor. Yedi dil bilen, halka kendini kabul ettirmek için Mısır kültürünü öğrenen bir kadın, hayatta kalmak için akıllı olmak zorunda. Güzelliği de dillere destan. Otuz dokuz yaşında kendini bir yılana sokturarak intihar ediyor.

Pınar Çekirge - Gelelim Azade Küçükaycan'ın başarıyla yorumladığı Canan'a...

Ali Cüneyt Kılcıoğlu - İşte tam bu noktadan oyunun başkarakteri Canan Yolcu’ya geçiyoruz çünkü Canan Yolcu da 39 yaşında ve kendini erkeklerin dünyasından kabul ettirmek için bir mücadeleye girişiyor, tek başına. Soyadından belli olduğu gibi kendi yolunun yolcusu olmaya çalışıyor. Performans sanatçısı ama yaptığı iş ülkede bir karşılığı yok, tekinsiz bir durum. Keza ailesinde, toplumda, iş dünyasında, aşk hayatında hiçbir zaman anlaşılmamış. Kimsenin kimseyi anlamadığı bir toplumun içinde anlaşılmaya çalışmanın mücadelesini veriyor ve yaşadığı toplumu anlamak, toplumda bir yer edinip sanatla bir katkıda bulunmak onun nefes alıp verme şekline dönüşüyor. 

Pınar Çekirge - Ve Canan Yolcu'dan o muhteşem saptama : " Tiyatroda kan diye ketçap akar, ama performansta akan kendi kanımızdır." Şimdi gelelim oyunun yazılmasına...

Ali Cüneyt Kılcıoğlu - Bu oyunu yazarken üç çıkış noktam ve temamı destekleyen durumlar vardı.

1- Türkiye’de 40 yaş ve üstü kadınların iş hayatında kendilerine yer edinme çabası ve iş bulma çabası. 
2- Kleopatra gibi bir dönem ülkemizde yaşamış önemli bir tarihi ve coğrafi şahsiyetin kadın olarak yaşadıklarını geçmişten bugüne bağlantısını kurmak.
3- Sanat kavramı ve sanata bakışımız, sanatı taşıyışımız, gündelik hayata ve sokağın diline bütünleyip toplumun hücrelerine karışması. 

Ben Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Kuramları ve Dramaturgi bölümünde yüksek lisans yaparken yazarlığım için çok önemli bir kırılma anı yaşadım. Derslerde hem de muhteşem hocalarımızdan tiyatro, sanat, tarih, felsefe üzerine bir bilgi denizinde yüzüyordum. Muhteşem kuramcılar, felsefeciler, düşünürler üzerine çalışıp ders bitince okuldan çıkıp, Ankara’yı bilenler bilir, Sıhhıye’ye geçiyordum. Sıhhıye Ankara’nın kalbidir, her sınıf ve türden insanın olduğu, karşısında da devasa Adliyenin olduğu ülkenin toplumsal olarak mikro yansıması olan bir yer. Ben dersten her çıktığımda bu kalabalığın içine girince öğrendiğim onca entelektüel birikim dilimi bu sokağın diliyle nasıl örtüştürebilirim diye düşünürdüm. 

Muhteşem bir eğitim alıyordum ama bu eğitimden azade sokakta bambaşka bir gerçeklik ve dil vardı, bir yazar olarak ben nasıl bir dil oluşturabilmeliyim ki bu hem sokağın dili olsun ama içinde de o edindiğim birikimi kapsasın. İşte Canan Yolcu karakterini tam da bu sıkıntıları düşündüğüm bir aralıkta yazdım. Yaptığı performans sanatçılığının ülkede, sokakta bir karşılığı yoktu ama sanatı sokağın, toplumun dilini dönüştürmek için kullanmak istiyordu, sokakta karşılığı olmayan bir sanatı ret ediyordu. Bu aralık bana oyunuma nefis bir çatışma alanı yaratmıştı. Ve oyun komedisini de yüklenip buradan doğdu çünkü kendisini popüler bir imgeye çevirmek için bir eylem yapıyor –spoiler olmasın diye söylemek istemiyorum- ve bu eylem tüm ülke ve Avrupa ve dahi dünyada ses getiriyor. Ama ülkede “performans”ın ne olduğu bilinmediği için kendisi dansöz sanılıyor. Sürekli kendi karşıtlığını kendi içinden üretiyor oyun. 

Pınar Çekirge - Ve...

Ali Cüneyt Kılcıoğlu - Böylece 40 yaş üstü bir kadının Türkiye gerçekliğinde iş arama mücadelesini çeşitli sektörler üzerinden de gösterme fırsatı yakaladım. Osahneler ise ülkemizin fotoğraf kareleri… Bir kadın oyunu olarak ülkedeki Kleopatra’lara işaret ettim, etmeye gayret ettim. Sağ olsun Azade hanım bu oyuna sahip çıktı, oyunun derdini dert edindi hem ülkemize dair bir kadın oyunu olması hem de kendi mücadelesi olarak oyunu sırtlandı sağ olsun. Oyunu özel tiyatroda çıkarmak için yüzlerce engelle karşılaştı, bunları kendisinin anlatması daha doğru olacağı için sözü ona bırakıyorum ama oyunu çıkarma mücadelesinden ayrı bir Canan Yolcu hikâyesi çıkar, çünkü bu ülkede kadın olmak baştan sona kadar mücadele demek, dikenli yollar demek, güç demek...

Kleopatra'ya ne olduğunu Azade Küçükaycan'dan da yarın dinleyeceğiz.O halde şimdilik arkası yarın, diyelim.

Anahtar Kelimeler: ali cüneyt kılcıoğlu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir