MAKALELER

O Zaman Küs Ölene Kadar...

2023.05.17 00:00
| | |
3598

İmer Özgün, hiç kuşkusuz, eseri kusursuza yakın bir sağlamlıkta yönetmiş.

Yapı Tiyatro yapımı " O Zaman Küs Ölene Kadar " adlı oyunu Doğaç Gözüdeli yazmış, İmer Özgün yönetmiş.Enes Daniş'in yardımcı yönetmenliğini, Cem Yılmazer'in ışık tasarımını gerçekleştirdiği oyunda, Mehmet Taşyürek ve Doğaç Gözüdeli adeta resital tadında, doğal, abartısız bir oyunculukla, hayatın çemberin dışına attığı dört ayrı karaktere imza atıyor ve bana göre tiyatromuza yeni duyarlılıklar armağan ediyorlar.Her iki aktör de bir hayli tuzaklı, zorlu rollerde sergiledikleri denetimli, etkili, her türlü bildik klişelerden uzak performanslarıyla göz dolduruyor ve hak ettikleri alkışı alıyorlar.

İmer Özgün, hiç kuşkusuz, eseri kusursuza yakın bir sağlamlıkta yönetmiş.Sahne ve izleyici arasında kopmaz bir duygu bağı oluşturmuş.

Bu arada hemen belirtmeliyim ki, Nilsu Baldan imzalı sahne tasarımı son derece etkileyici.

Selvi ağaçları, iki mermer lahit ve bir yeni mezar...yerde kurumuş çam iğneleri, solmuş yapraklar, toprak...

Oyun sonrası Doğaç Gözüdeli ile kısa bir röportaj yaptım.

Pınar Çekirge - " O Zaman Küs Ölene Kadar " adlı oyun nasıl ortaya çıktı ?

Doğaç Gözüdeli - Bu oyunun fikri konservatuvarda yaptığımız bir oyunculuk egzersizinden doğdu. Fakat bu metne dönüşmeden önce üç, dört sene kadar bekledi, zamanla buraya evrildi.

Pınar Çekirge - Oyunda yer alan dört karakter tıpkı o şarkıda olduğu gibi kapılmış gidiyorlar mıydı bahtlarının rüzgarlarına ?

Doğaç Gözüdeli - Evet, hepimiz gibi. Yanlış anlaşılmalar, kötü tesadüfler, şanssızlıklar arasında, birbirini anlayamadan, bazen de yarım yamalak anlayarak geçip gidiyor bu iki kardeşin zamanları.Yalnızlık vardı yedeklerinde ve ve bir yerlerden kopup gelen, sökün eden isyanlar.

Pınar Çekirge - Umutları kırılmış, küçük insanları ele almışsınız." Hayat beş dakika ağabey " diye kendimi savunan, kızınca " seni şaplak manyağı  yaparım " diye tehditler savunan,  " şaka yaptım diye şaka yapmıyorsun değil mi " diye güvensizliğin ortaya koyan, zaman zaman " dayanabilir " sınırına gelmiş özü iyi dört genç...onların ortak özellikleri neydi ?

Doğaç Gözüdeli - Bu dört karakterin ortaklığı aradaki aile bağı aslında. Bazen aynı olaya çok farklı şekillerde baksalar da, bir kardeşi üzülünce diğerinin neşelendirmeye çalışması, birisi bir hata yapınca diğerinin onu kendine getirme çabası vesaire... "Sevgi" demek istiyorum ama sadece sevgi de değil. Kardeşlik, aile bağı. Sevgiden daha karmaşık, daha güçlü bir bağ sanki. Aile bağının bu kadar bağlayıcı olmasının negatif etkileri daha çok anlatıldı bugüne kadar. Aile içi fiziksel veya psikolojik şiddet, istismar gibi konular daha çok taşındı dramatik metinlere. Fakat bu madalyonun diğer yüzü de var. Çoğu zaman güzel de bir bağ bu aile bağı. Unutmamak lazım, bu gerçeği de.

Pınar Çekirge - Sahnede KERİM SARIBAŞ (1.1.1942 - 18.10.2013 ) ve SEHER TÜRKAY (12.8.1956 -24.4.2018 ) 'a ait iki mezar var...ve ortada isimsiz bir mezar...taze bir mezar.Bu mezarlar neyi simgeliyor ? Yazık edilmiş, yazık edilmemesi gereken hayatları mı ? Ya da...

Doğaç Gözüdeli -  Üzerinde isim yazan mezarlar mekanı ve atmosferi kurmak için kullandığımız araçlar. Taze mezar, kardeşlerin hem kedilerinin hem de babalarının mezarı olarak kullanılıyor. Bu iki ölümü aynı mezarla simgeleyerek bu iki acının arasındaki paralelliği seyircinin hissetmesini istedik. Kedinin ve babanın ölümü. Sahnedeki karakterlerimiz için aynı ciddiyette, kocaman olaylar. Böylelikle geçen yıllar içerisinde yaşadıkları olaylarda da paralellikleri kuvvetlendirmek istedik. Anlattığımız iki hikayede mekan aynı, olay yine ölüm. Değişen şey sadece zaman. Aradan geçen zamanın da bu iki kardeş arasında sadece kelimeleri değiştirdiğini düşünüyorum. Küçükken biri diğerine çok kızdığında "Seni şaplak manyağı yaparım" diyordu, büyüdüğündeyse küfür ediyor. Eskiden çikolatalı süt içiyorlardı şimdiyse votka. Ama en derinde, ikisinin de birbirinin iyiliğini isteme güdüsü aynı. Çünkü onlar kardeş. Her kardeş böyle olmak zorunda değil elbette. Ama bunlar böyle kardeşler. Aile bağı güçlü olan çocuklar.

" O Zaman Küs Ölene Kadar ", susuz kalan ağaçlara, kendilerince yağmur bulutu olmaya çalışanların hikayesi...varsın ipsiz bir uçurtma gibi kopmuş olsunlar, nasılsa umutları ve bir yerlerde saklı tuttukları güzel duyguları vardı.

Bulut gibi, buğu gibi, eski zamanların pusuyla ıslanmış hicranlı bir hatıra gibiydiler o mezarlıkta.Korkuları ve matemleri vardı...yalnızlıkları ve hüsranları da.

İşte tam o anda uçuk, bal rengi bir ışık düştü sahneye.

Hava ağarıyordu.Şafak sökmekteydi.Belki yağmur yağacaktı.Dönme, bırakma, unutma zamanıydı artık.

Anahtar Kelimeler: O Zaman Küs Ölene Kadar



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir