MAKALELER

Naşit Özcan

2008.11.02 00:00
| | |
19268

Tuluat ustası, Komik-i Şehir, halk sanatçısı Naşit Bey'in torunu, tiyatro sanatçısı Selim Naşit Özcan'ın oğlu,

Tuluat ustası, Komik-i Şehir, halk sanatçısı Naşit Bey'in torunu, tiyatro sanatçısı Selim Naşit Özcan'ın oğlu, yine sinema ve tiyatro sanatçısı Adile Naşit'in yeğeni sinema ve tiyatro sanatçısı NAŞİT ÖZCAN...

 

  

Babaannesi kantocu Amelya,
Büyükannesi Virjin Hanım,
Halası Adile Naşit,
Babası Selim Naşit
ve NAŞİT AİLESİ'nin ününü devam ettiren
başarılı tiyatro sanatçımız
 
Türk Tiyatrosu'nda ailece tiyatro sanatı ile uğraşanların sayısı bayağı fazla...
 
    İlk aklıma gelenlerin arasında Nejat Uygur ve ailesi var örneğin; eşi Nejla Uygur, çocukları Behzat - Süheyl Uygur kardeşler, Sururi Ailesi'nin tüm fertleri, Münir Nurettin Selçuk'un oğlu Timur Selçuk ve Timur Selçuk'un kızı Hazal Selçuk, Timur Selçuk'un annesi Şehime Toron, Toto Karaca yine aynı şekilde tyatro sanatçıları arasında büyümüş; teyzesi ünlü tiyatrocu Roza Felekyan annesi ünlü Mari Felekyan, Semiha Berksoy ve kızı Zeliha Berksoy, Sadri Alışık - Çolpan İlhan ve oğul Kerem Alışık, Cüneyt Gökçer - Mediha Gökçer ve kızları Deniz Gökçer, Reşit Gürzap, oğlu Can Gürzap ve Can Gürzap'ın eşi Arsen Gürzap, Yıldız ve Müşfik Kenter kardeşler, Gazanfer Özcan - Gönül Ülkü ve kızları, damadı, Altan Erbulak - Füsun Erbulak ve kızları Sevinç Erbulak, Avni Dilligil - Belkıs Dilligil - çocukları Rahmi - Erhan ve Çiçek Dilligil...
Evet bu örnekler çoğaltılabilir... benim aklıma gelenler bunlar.
Yukarıdaki örnekleri niçin saydığıma gelince;
Çünkü yukarıda verdiğim örneklere bir örnek daha ekleyip; bu aileden geriye kalan bir tiyatro sanatçısı ile yapmış olduğum sohbetimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
 
    Tuluat ustası, Komik-i Şehir, halk sanatçısı Naşit Bey'in torunu, tiyatro sanatçısı Selim Naşit Özcan'ın oğlu, yine sinema ve tiyatro sanatçısı Adile Naşit'in yeğeni sinema ve tiyatro sanatçısı NAŞİT ÖZCAN...


 
NAŞİT ÖZCAN ailede kalan son sanatçı...
 
    Naşit Özcan ile yaptığım söyleşime geçmeden önce, isterseniz biraz bu sanatçı ailenin sanatçı ferdleri üzerine sohbet edelim sizlerle:
 
    Ahmet Naşit Özcan ya da Komik-i Şehr: 1886 İstanbul doğumlu olup, 1943 yılında yine İstanbul'da ölmüştür. Tuluatçı ve tiyatro yöneticisidir. 1900 yılında Muzıka-i Humayun'a (Saray Orkestrası) girmiş. Saraydaki ortaoyunu kolunda küçük bir rolle sahne yaşamına girmiş. Saraydaki Bertrand'ın pandomim topluluğunda çalışmış, sonra da saraydaki İtalyan Operet Heyeti'ne katılmış. Güllü Agop'un sarayda kurmuş olduğu Dram Kumpanyası'nda da çalışan Naşit, Meşrutiyet'in ilanından sonra 1910'da halk önünde oynamaya başlamıştır. Çeşitli topluluklardan sonra, Kavuklu Hamdi'nin ortaoyunu koluna ve Benliyan'ın operet topluluğuna girmiş; sonunda kendi topluluğunu kurmuştur. Naşit, Direklerarası'nda, Fevziye Tiyatrosu'nda (sonradan Felek Sineması) ve Eyüp Sultan'da gösteriler sunmuş, 1913'ten sonra Şehzadebaşı Şark Tiyatrosu'nda ve daha sonra da Millet Tiyatrosu'nda sahneye çıkmıştır. Bir yanda hemen bütün ortaoyunu tiplerini başarıyla canlandırırken, öte yandan Mınakyan Kumpanyası'nın dağarcığındaki melodramları da oynamıştır. Modern yapıtların tümüne, kendine özgü giysisiyle değil, rolün gerektirdiği kostümle çıkmıştır. Her yerde ve her rolde kendini halka sevdiren Naşit'in jübilesi 1938'de kutlanmıştır. Komik-i Şehr (Ünlü Komik) sanını kazanan Naşit, 1940'tan sonra sahneye çıkmamıştır. Tanınmış oyuncu Amelya Hanım'la 1926'da evlenen Naşit'in çocukları Selim Naşit Özcan ile Adile Naşit Keskiner de oyuncu olarak tiyatroyu seçmişler. (Muhsin Ertuğrul - Benden Sonra Tufan Olmasın)
 
Evet, şimdi gelelim bu iki kardeşe, yani Selim Naşit Özcan ve Adile Naşit:
 
    İsmail Biret'in yazmış olduğu "KOMİK-İ ŞEHİR NAŞİT BEY VE ÇOCUKLARI" adlı anı kitabından şu satırları beraber okuyalım:
 
    "Çocuklukları tiyatroda saklambaç, koşmaca oynayarak geçti. Sahneledikleri ilk oyun Shakespeare'in Hamlet'iydi. Ama babaları Naşit Bey'in ünlü tiplemelerini aynaların karşısında taklit ederken gönüllerinde komedi tiyatrosu yatıyordu. Yıllar sonra tiyatro ve sinema dünyasında dev birer isim haline geldiklerinde içimizi mutlulukla dolduran sanatçılar oldular. Adile ve Selim Naşit, babaları Naşit Bey'den devraldıkları mirasa halel getirmediler. Onlar da Naşit Bey gibi tiyatroya saygı duydular ve seyirciyi sevdiler."
 
    SELİM NAŞİT ÖZCAN: Büyük tuluat ustası diğer adıyla "Komik-i Şehr" Naşit Bey'in oğlu olarak, 1928 yılında Şehzadebaşı'nda Millet Tiyatrosu'nun kulisinde dünyaya gelmiş. Annesi kantocu Amelya Hanım ve babası Naşit Özcan'ın tiyatrocu olması sebebiyle çocukluğu kızkardeşi Adile Naşit'le birlikte kulislerde geçmiş. Selim Naşit, 1943 yılında Ticaret Lisesi'nden ayrıldıktan sonra ilk profesyonel olarak Muhlis Sabahattin'in operet topluluğunda Gül Fatma operetinde rol almış. Daha sonra ise Muammer Karaca'ya geçmiş ve burada 16 yıl çalışmış. 1961'de kardeşi Adile Naşit ve Ziya Keskiner (Adile Naşit'in eşi) ile beraber Ankara'da kurdukları Naşit Tiyatrosu'nda çalışmış, oradan Elhamra İstanbul Tiyatro Sahnesi'nde Toto Karaca, Sururiler ve Muzaffer Hepgüler'le beraber aynı sahneyi paylaşmış. 1966'da ise Gönül Ülkü -Gazanfer Özcan Tiyatrosu'na geçerek yine kardeşi ve eniştesi ile beraber çalışmış. 1979'dan sonra ise de sırasıyla Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda ve Devekuşu Kabare, Karşı Tiyatro'da oynayan Selim Naşit, 18 yıl Akbank Çocuk Tiyatrosu'na hizmet etmiş. En son oynadığı oyun ise Tiyatro Stüdyo'da Histeri adlı oyundu. Televizyon dizilerinde oynamış olan Selim Naşit, 60'a yakın sinema filminde de rol almış. 18 Ağustos 2000 yılında kaybettiğimiz sanatçımızın Naşit Özcan adında da tiyatro oyuncusu olan ve "NAŞİT" ismini Türk Tiyatrosu'nda devam ettiren oğlu var.
 
    ADİLE NAŞİT (Sinema-tiyatro-televizyon sanatçısı): 1930 yılında İstanbul'da doğmuş olan Adile Naşit'i maalesef çok erken yaşında 1987'de kaybettik. Ağabeyi Selim Naşit gibi çocukluğu kulislerde geçmiş. Babası Naşit Bey ölünce okulunu bırakan Adile Naşit, 14 yaşında İstanbul Şehir Tiyatroları'nın Çocuk Bölümü'ne girmiş. "Herşeyden Biraz" oyunu ile Halide Pişkin ile sahne paylaşan Adile Naşit, Muammer Karaca ile de çalışmış, 1948-1951 yılları arasında Aziz Basmacı ve Vahi Öz ile aynı toplulukta çalışmış. Daha sonra yine Muammer Karaca'ya döndüyse de, 1961 yılında tiyatro sanatçısı eşi Ziya Keskiner ve ağabeyi Selim Naşit'le beraber kurdukları Naşit Tiyatrosu'nda çalışmış. 1963'de ise Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu'na katılarak 1975 yılına dek oynamış. Sinemaya 1947'de başlayan sanatçımız İşte Hayat filmindeki rolüyle Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü kazanmış, tam ünlenmesi ise Hababam Sınıfı serisi ile olmuştur. TRT için çekilen Uykudan Önce adlı program sebebiyle de ismi Masalcı Teyze olmuştur.


 
    Ve "NAŞİT AİLESİ"nin son ferdi tiyatro oyuncusu NAŞİT ÖZCAN...
 
   Ülkü Erakalın'ın, 1990'da Selim Naşit'le yapmış olduğu söyleşinin son paragrafında şu satırlar var:
 
   "... Anıların sonuna gelmiştik.. Gururla devam etti Selim:
"Naşit'ler ölmez" dedi... "Komik Naşit'in torunu, oğlum Naşit'de sahnelerde şimdi.. Geçenlerde izledim oynadığı üç oyunu... Her bir oyunda ayrı ayrı tip çizmiş; dedesinden gelen Naşit soyadına yakışır, gerçekten başarılı oyunlar çıkarmıştı.."
"Beğeniyorsun demek oğlunu?.."
Baba olmasına baba idi ama, ustaydı ne de olsa...
"Eh işte" dedi.. "Ayakta durmasını öğrendi yavaş yavaş.."
Mutluydu Selim, oğlunu anlatırken... Gözlerinin içi gülüyordu... Tekrarladı sözlerini:
"Türk Tiyatrolarında Naşitl'erin sözü bitmedi" dedi... "İnşallah yıllar boyu da sürecek.."
Doğruydu Selim'in söyledikleri.. İsimleri ve de başarıları, yaşam boyu devam edecekti Naşit'lerin..." Direklerarası'nın Son Direkleri / Ülkü Erakalın / Arıtan Yayınevi

 


 
Yine oğlunun oyunculuğu üzerine şu satırları alıyorum İsmail Biret'in yazdığı "KOMİK-İ ŞEHİR NAŞİT BEY VE ÇOCUKLARI" adlı kitaptan:
 
"... Naşit'in rol aldığı Aldo Nikolai'nin Kadın ile Memur adlı oyununa gittik. Naşit'in oyununu görünce gurur duydum. Çok iyi oynuyor, seyirciyle sıcak bir ilişki kuruyor. Onun Ömer Seyfettin'i canlandırdığı TV dizisi de hatırımdadır. Özellikle Haldun Taner'in Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım adlı oyunundaki Vicdani rolü başta olmak üzere birçok tiplemesi benim için övünç kaynağıdır..." Naşit Özcan'la yapmış olduğum söyleşime geçmeden önce, yine söyleşinin bir bölümünü oluşturan aşağıdaki kısmı Mart 2007'de www.tiyatrom.com'da yayınlanmıştı. Ancak ben yine de bu bölümü eklemekte fayda görüyorum.


"Dedem Komik-i Şehir Naşit Bey,
Babam Selim Naşit Özcan,
Halam Adile Naşit
Ermeni değiller!.."
 
     Ermeni gazeteci Hrandt Dink'in öldürülmesi üzerine yazı yazan gazetecilerimizden birisi de Soner Yalçın idi. Şubat (2007) ayında Hürriyet gazetesinin pazar ilavesindeki "Bizim güzel Ermenilerimiz" başlığı altında yazdığı iyi niyetli makalesinde, senelerdir müzik, tiyatro, sinema gibi sanat dallarında ve hatta politikada Türkiye'ye hizmet etmiş bazı sanatçı ve politikacılarımızı sayarak; "Onlarsız öksüz kalmaz mıyız?" sorusunu sorduğu yazısının bir bölümünde şöyle yazmış:
 
     "HRANT Dink'in cenazesindeki 'Hepimiz Ermeni'yiz' pankartı ve sloganı bazı çevreler tarafından 'hıyanet' olarak görüldü.
Açılan bir pankartla, atılan bir sloganla 'Türklüğümüzü kaybediyoruz' vehmine kapılıverdik!..
Bizim Türklüğümüz ne zamandan beri 'pamuk ipliğine' bağlı algılanır oldu.
Ve, biz ne zamandan beri 'kendimize benzemeyene', 'bizden olmayana' karşı hoşgörümüzü kaybettik?
Ne oldu bize?
'Hıyanet' gibi ağır sözcüğü kullananların, Türk tiyatrosu deyince gururla adını andığımız Naşit Özcan'a ve çocukları Adile Naşit-Selim Naşit'e bir özür borcu yok mu?
Peki ya 'diğerlerine'?
Siyah-beyaz filmlerin 'Horoz Nuri'si' Vahi Öz'ü; Türk sinemasının sevimli, iyiliksever tonton amcası Nubar Terziyan'ı; Yeşilçam'ın en sıcak bakan garsonu/hizmetçisi Sami Hazinses'i; bir dönemin jönü Turgut Özatay'ı; güldüren, kantolarıyla herkesi eğlendiren Toto Karaca'yı; bizim hayatımızdan kim çıkarabilir?
Kırkor Cezveciyan yani Kenan Pars'sız Türk sineması düşünülebilir mi?
....... "Onlarsız" öksüz kalmaz mıyız?...."


 
    Şubat ayında söyleşi için gittiğim tiyatrolardan bir tanesi de Kadıköy Haldun Taner Sahnesi idi. Macit Koper'in yönetiminde provası yapılan "Titanik Orkestrası" adlı oyunu prova eden oyuncular arasında Naşit Özcan'da vardı.
Yani, Tuluat Ustası Komik-i Şehir Naşit Bey'in torunu, tiyatrocu Selim Naşit Özcan'ın oğlu ve Adile Naşit Keskiner'in yeğeni NAŞİT ÖZCAN...
1987'de Adile Naşit'i, 2000 yılında da Selim Naşit'i kaybetmiştik.
Onlardan sonra Türk tiyatrosunda NAŞİT ismini başarıyla devam ettiren bir tek tiyatro sanatçımız var, o da NAŞİT ÖZCAN...
Kendisiyle yapacağım söyleşiye geçmeden önce bir konuyu açıklamak istediğini söyledi ve yukarıda bir bölümünü okuduğunuz Soner Yalçın'ın Hürriyet gazetesinde yazmış olduğu "Bizim güzel Ermenilerimiz" başlıklı makalesine değindi. İşte söyledikleri:
 
"Soner Yalçın, Hürriyet gazetesinde "Bizim güzel Ermenilerimiz" başlıklı yazısında dedem Naşit Bey'i, babam Selim Naşit Özcan ve halam Adile Naşit'i Ermeni olarak gösteriyor.
Çok ayıp!..
Bir defa Naşit Bey'in hanımı Amelya Hanım Rum'dur. Onun annesi ve anne tarafı Ermenidir. Dedem Naşit Bey bir Osmanlı Türk adamıdır!.. Amelya Hanım dedemle evlenince Türk kimliğini almıştır. Dolayısıyla babam Selim Naşit ve halam Adile Naşit'in her ikisi de Türktür!..
Her ikisi de ölünce camide Kuran okunarak Türk mezarlığına gömülmüşlerdir. Dedem dahil olmak üzere hepsi Türk oğlu Türktürler!.. Benim annem Rumdur. Bende yarı bir kırmalık vardır. Ancak, dedemi, babamı ve halamı Ermeni diye lanse etmek Soner Yalçın gibi araştırmacı bir gazeteciye yakışmayan bir durumdur...
Bu hedef göstermek gibi bir şeydir!..
Halamın cenazesine Türkiye'nin her tarafından insanlar geldi. Ben bu ailenin yaşayan bir ferdiyim; bana bir telefon edip sorabilirdi.
Araştırmacı diye geçinen Soner Yalçın gibi yazar ve gazeteci, koskoca bir Naşit'i Ermeni diye gösterebiliyorsa; bu devletin yazarlarından ve gazetecilerinden şüphe etmek gerekir!..
Soner Yalçın bunun hesabını Türk halkına vermesi gerekir; bana değil!.."
 
    NAŞİT AİLESİ'nin yaşayan son temsilcisi tiyatro sanatçısı NAŞİT ÖZCAN'a söyleşimize başlamadan önce yukarıda bahsettiğim "Direklerarası'nın Son Direkleri" ve "Komik-i Şehir Naşit Bey Ve Çocukları" adlı her iki kitabı da gösteriyorum. NAŞİT AİLESİ'nin hikayesini anlatan ikinci kitabı kendisine imzalatıyorum. Ülkü Erakalın'ın söyleşilerden oluşan "Direklerarası'nın Son Direkleri" adlı kitabında, babası Selim Naşit Özcan'ın oyunculuğu üzerine söylediği cümleyi okuyorum:
 
"Eh işte... Ayakta durmasını öğrendi yavaş yavaş.."
 
   Tiyatroda ayakta kalabilmek...
    
    Babam doğru söylemiş. Çünkü tiyatroda ayakta durabilmek başlı başına bir olay!.. Onlar, yani ailem, benim tiyatrocu olmamı istemiyorlardı. Ben konservatuarda okumak istiyordum. Onlarsa doktor filan olmamı istiyorlardı. Ben tiyatroda doğdum büyüdüm; gözlerimi Muammer Karaca'da açtım; tıpkı babam ve halam Adile Naşit gibi. Dolayısıyla tiyatrodan başka yapacak birşey yoktu; tiyatrocu olmaya karar verdim.
 
  Onlar çok zorluk çekmişlerdi...
    
    Tiyatroculuğun çok meşakkatli ve zor bir iş olduğunu bildikleri için, benim de zorluk çekmemi istemiyorlardı. Halam Adile Naşit çok acılar çekti. Babam ve dedem de yine aynı şekilde her ikisi de zorluk çekmişlerdi. Onlar şimdiki sanatçılar gibi birtakım olaylardan faydalanmak isteyen kişiler olmadılar. Yalıları, apartmanları olsun diye gayeleri yoktu. Onlar yaptıkları sanattan keyif alan insanlardı. Her şeye rağmen hayat standartları yüksek değildi. Bir tek artıları vardı; manevi standartları Türkiye'de hiç kimsenin elde edemeyeceği kadar yüksekti. Bilhassa halam Adile Naşit.
 
  İlk sahneye çıkışım 14 yaşında oldu..

    1957 İstanbul doğumluyum. İlk sahneye çıkmam 1971'de 14 yaşında iken, Gönül Ülkü - Gazanfer Özcan Tiyatrosu'nda Ferih Egemen'in yönettiği "Ben Çalmadım" adlı çocuk oyunuyla oldu. Profesyonel tiyatro hayatım 1977 yılında Akbank Çocuk Tiyatrosu'nda başladı. Daha sonra babam Selim Naşit Özcan beni "Eti senin kemiği benim" diyerek Nejat Uygur'a teslim etti. 1979 - 80 döneminde ise Ali Poyrazoğlu'nun açtığı tiyatro kurslarında 2 yıl eğitim gördüm. 1983 - 84 yılında Şan Muzikholü'ne başladım. Çeşitli tiyatrolarda çalıştıktan sonra 1988'de Şehir Tiyatrosu'na katıldım. O günden bu güne, yani 20 yıldır kadrolu olarak Şehir Tiyatrosu'nda oyuncuyum.
 
    "Şimdi oluyorsun yavaş yavaş!.."

    1994 yılında "Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım" adlı oyunda beni sahnede seyreden babam oyundan sonra bana "Şimdi yavaş yavaş oluyorsun!.." dedi. Yani aktör olarak Naşit Özcan'ın doğmaya başladığını anladı.
 
 Babamın bana verdiği ödül: bir takım elbise...
   
    2000 yılında "Kadın ile Memur" adlı oyundaki oynadığım Memur rolüyle Afife Jale Ödülü'ne aday olduğum gün -babamın son zamanlarıydı; ölmek üzereydi- ilk defa benimle gururlanmıştı, gözlerinin içi parlamıştı. Ve bana ödül olarak bir takım elbise almıştı. Bu benim için çok önemliydi. Çünkü halam Adile Naşit ve babam, her ikisi de benim tiyatrocu olmamı istemiyorlardı ve olabileceğimi de düşünemiyorlardı... Yeteneğimden şüphe ediyorlardı. Türk Tiyatrosu'nda öyle bir noktaya geldim ki, "NAŞİT" olarak, babam benimle gurur duydu. Fakat babam son durumları maalesef pek göremedi...
 
 Halam ADİLE NAŞİT benden özür diledi...
    
    1981 yılında, sanıyorum Nejat Uygur Tiyatrosu'nda, Cibali Karakolu oyunundan sonra Halam Adile Naşit sahneye çıktı ve seyircilere dönerek:
 
"Sizlerin önünde yeğenim Naşit Özcan'dan özür diliyorum. Çok iyi bir aktör olma yolunda ilerliyor..."
 
dedi. O günden bu güne hayatımı bu meslekten kazandım. Bu meslekten de başka bir şey düşünmedim...
 
 Tiyatro turnelerinde büyüdüm...
    
    5 - 6 yaşlarında iken, gece saat 12'de masa kurar, babamın tiyatrodan dönmesini beklerdim. Yani bir tabak beyaz peynir, piyaz, bir kadeh rakı masada hazırlayıp babamı beklerdim. Gece 12'yi 20 dakika geçe babam Beyoğlu'ndan Muammer Karaca Tiyatrosu'ndan çıkar eve gelirdi.
Ben babamı görmek için onun masasını hazırlar onu beklemeye başlardım. O yemeğini yerken, içkisini yudumlarken bana o akşamki oyunu anlatırdı. Evde tiyatro konuşulurdu. Babam turnedeyken, annem beni alıp onun yanına götürürdü. Yani ben tiyatro turnelerinde büyüdüm. Kimler vardı turnede; Toto Karaca, Muzaffer Hepgüler, Gazanfer Özcan, Gönül Ülkü, Ali Sururi, Celal Sururi... gibi sanatçıların ellerinde büyüdüm. Bana devamlı "Hangimiz daha iyi oynadık?" diye sorarlardı. Ali Sururi "para vereceğim Naşit, ben iyi oynadım, değil mi? derdi.
 
Hayat bir oyun...

    Ben kuliste kızarkadaşımla seksek, erkek arkadaşımla da misket oynardım. İsteseniz de istemeseniz de o kulis ve sahne tozu içinize yerleşmeye başlıyor çocukluktan. Yani hayatınız oluşuyor, onun bir parçası oluyorsunuz. Ben oyun oynamayı çok seven bir çocuktum. İyi ki bizim zamanımızda bilgisayar yoktu. Yoksa farklı yerlerde olabilirdim. Ben çocukluğumda oyun oynardım; 50 yaşına geldim hala da oyun oynuyorum. Çünkü ben çocukluğumu bırakmadım. Ölene kadar da oyun oynamayı bırakmayacağım. Hayat bir oyun...
 
Toto Karaca ve Nejat Uygur...

   Toto Teyzemin (Karaca) elinde büyüdüm. Cem Karaca benim manevi ağabeyimdi. Nejat Uygur'la tiyatroyu öğrendim. 2.5 - 3 yıl onun yanında çalıştım. Ve ben sevgili Nejat ağabeyimden tiyatro adına çok şey öğrendim. Sahne rahatlığını, sahne tekniğini, nasıl iyi ve nasıl kötü bir komedyen olunur, ondan öğrendim. Benim içinde yetiştiğim sanatçılar hep geleneksel tiyatrodandı.
 
   "Çengi"deki Karagöz ve Hacivat'ın değişik formatı...

    Ben bu gelenek üzerine Ahmet Mithat Efendi'nin "Çengi" adlı oyunu yönettim. Dedem Naşit'e saygımdan dolayı Türk Tiyatrosu'na farklı bir örnek sundum. Çok ta hoş oldu. Türk Tiyatrosu'nu modern tiyatroya entegre etmeye çalıştım. Türk gelenek tiyatrosunun temel üsluplarından yararlandım. Karagöz ve Hacivat'ı öyle formata koydum ki; yeni Türk Tiyatrosu istenirse o eski oyunlar gibi günümüzde yepyeni oyunlar haline gelebilir. Ben her şeye daha yenilikçi bakıyorum.. Çağdaş tiyatro bende daha çok hüküm sürüyor.
 
 Eskiler raflara konuyor...

    Türk Tiyatrosu'na gereken değer verilmiyor!..
Çünkü, artık o zamanın yazarları gibi yazarlarımız yok. Öyle şeyler ortaya çıkarmıyorlar. Doğal olarak teknoloji ilerliyor, eskiler raflara konuyor. Fakat arada bir de olsa birisi çıkıp o raftakilerden bir şeyler alıp; "yahu bu bizim özümüzdür, sözümüzdür!.." deyip, ortaya koyması gerekiyor. Ben de bunu 2004 yılında Çengi ile yapmaya çalıştım.
 
 Piyasadaki oyuncu ucuzluğu...

    Bana 5 senedir dizi teklifi gelmiyor. Piyasada oyuncu ucuzluğu var. 300 - 500 liraya sömürülüp atılan bir sürü arkadaşımız var. Bana 300 - 500 veya bin liraya oyna diye teklif edemiyorlar sanırım. Son yapılan dizilerden birkaçı hariç, haklarını yemeyeyim, pek doğru dürüst işler yok. Bu sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada böyle. Çeşitli furyalar var. Türkiye'de de şu sıralar Kurtlar furyası var... Türk televizyonlarında silahsız bir dizi yok. Kadının kafasına silah dayayarak aşkını ilan eden tuhaf bir furya var...
 
Yönettiğim oyunlar:

    Ne Hepsi Ne Hiçbiri-2000-Çocuk Oyunu
İsli Sisili Pis Puslu-2004-Çocuk Oyunu
Çengi-2004 - 2005
 
  Aldığım Ödüller:

    2000 yılında Kadın ile Memur oyununda Afife Jale Tiyatro Ödülleri Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Adayı,
2003 yılında Uçurtmanın Kuyruğu oyunuyla İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri En İyi Erkek Oyuncu Ödülü,
yine 2003 yılında Uçurtmanın Kuyruğu oyunuyla S. Naşit Lions Tiyatro Ödülleri En İyi Erkek Oyuncu Ödülü.
 
Oynadığım televizyon dizileri:

    Deli-1980-TRT, Okudukça (Sunucu) TRT 2, Ömer Seyfettin'in Hayatı-Belgesel TRT, Pembe Panjurlu Ev-TRT, Sihirli Ceket-Star TV, Beşi Bir Yerde-Kanal D, Hababam Sınıfı İnek Şaban rolü-ATV, Şaban Askerde-Star TV, Şen Dullar-Star TV.
 
 Filmler:

    Katil Kim-Yön: Orhan Oğuz,
Avrenos'un Meyhanesi-Fransız/Türk ortak yapım.

Oynadığım tiyatro oyunları:

   Titanik Orkestrası-İBST 2007, Ay Uyuyor muydun Afedersin-İBST 2004, Uçurtmanın Kuyruğu-İBST 2003, Kadın ile Memur-İBST 2000, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım-İBST 1994, Moliere ya da Kara Komplo-İBST 1993, Kafes Arkasında-İBST 1989, Ağrı Dağı Efsanesi-İBST 1989, İkinci Nöbetçinin Sıkıntıları-İBST, Resimli Osmanlı Tarihi-İBST, Barış Kervanı-İBST, Fareli Köyün Kavalcısı-İBST, Deli Eder İnsanı Bu Dünya-İBST, Oidipus-İBST, Yıldızcı Kral ve Soytarısı-İBST, Gölgenin Canı-İBST, Kafkas Tepeşir Dairesi-İBST, Ben Çalmadım-Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu-1971, Aslan Asker Şvayk-Şan Tiyatrosu, Sait Hop Sait-Şan Tiyatrosu, Şen Sazın Bülbülleri-Şan Tiyatrosu, Boing Boing-Sadri Alışık Tiyatrosu-2003, Tanrım Beni Baştan Yarat-ESEK-2005... gibi. Oyunculuğumun yanı sıra seslendirme çalışmalarım da oluyor.

Anahtar Kelimeler: naşit özcan



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir