MAKALELER

Fantezi, Haber, Tiyatro

2021.08.06 00:00
| | |
1791

Yaratıcı arzu, bu dünyada insanlar için tatmin edilemez ve dolayısı ile ölümsüzdür

 

“Yaratıcı arzu, bu dünyada insanlar için tatmin edilemez ve dolayısı ile ölümsüzdür. Bozulmamıştır bu yüzden aldatmaca, büyüleme ya da hâkimiyet aramaz; paylaşılmış bir zenginlik, yaratma ve hayranlık uyandırmada ortaklar arar, köleler değil.” J.R.R Tolkien


“Hakikatin, ekmeğini ocağın başında yiyerek “bugün, bugün, bugün” diyenin değil, kırlarda günün ilk ışıklarında sakin sakin uzaklara bakabilenin yanında olduğunu biliyorum. Gişenin küçük gırtlağına gözlerini dikip “hemen şimdi, şimdi, şimdi” diyen değil, “yarın, yarın, yarın” diyen ve yeryüzünde tomurcuklanan yeni hayatın gelişini hisseden haklıdır, biliyorum. (” F.Garcia Lorca) 

Fantezi, Tiyatro
Uzun zamandır tiyatro ve haberler üzerine düşünür dururum… J.R.R Tolkien, “Peri Masalları Üzerine” adlı kitabını okuyunca her şeyi tersiyle anlayan biri olduğumdan sanırım, kafamda bir şimşek çaktı. Birden neyin farkında olduğumu fark ettim. Öğrenmek belki biraz da böyledir. Neyi bildiğini anlamak… 
Bu kitaptan, Tiyatro ve Fantazi’nin bir yöntem olarak birbirlerine benzediklerinin farkına varmam başta olmak üzere çok şey öğrendim. Tam da bu benzerlik, haberin de bir yöntem olarak tiyatroya benzerliğinin altını çizerken…
Tolkien, kitapta Fantazi ve Tiyatro hakkında düşüncelerini şöyle belirtiyor: 
“içinde sanatın ve göz yanılsamasının doğal araçları olarak yürüyen ve konuşan insanların, bulunduğu Tiyatro’nun uygun bir biçim olduğu (Fantazi için) ileri sürülemez…”  
“…tiyatro anlatıcı sanattan farklıdır.” 

“…insan sanatında Fantazi en iyisi sözcüklerle, gerçek edebiyata bırakılası bir şeydir. Resimde örneğin, fantastik görüntünün görünen sunumu teknik olarak fazlasıyla kolaydır; el akıldan üstün olmaya, hatta onu tümüyle yıkmaya meyillidir…” 

“…Temelde edebiyattan apayrı bir sanat olan tiyatronun, böylesine yaygın bir biçimde onunla birlikte anılması bir talihsizliktir. Bu talihsizlikler arasında Fantazi’nin değerinin düşürülmesini de sayabiliriz…” 

“…Tiyatro doğal olarak Fantazi’nin düşmanıdır. En basit türden Fantazi bile, Tiyatro’da yani sunulması gerektiği gibi işitsel görsel olarak oynandığında çok ender olarak başarılı olur. Fantastik biçimlerin taklit edilmemesi gerekir. Konuşan hayvanlar olarak giydirilmiş insanlar soytarılıkta veya taklitte başarılı olabilirler, ama Fantazi olarak başarısızdırlar”  
“…Macbeth’de onu okuduğum zaman cadıları tahammül edilir buluyorum; her ne kadar türlerinin kabalaştırılmış zavallı örnekleri olsalar da anlatıcı bir işlevleri vardır ve karanlık bir anlam belirtisi taşırlar. Oyundaysa neredeyse tahammül edilmezler…” 

“…Tiyatro doğası gereği zaten bir çeşit düzmeceye kalkışmadır ya da onun yerine konulacak bir şeye, sihire demeliyim: bir öyküdeki insanların hayali ve görsel sunumu. Bu olay kendi içinde sihirbazın değneğini taklit etmeye kalkışmaktır. Bunu yapmak mekanik başarıyla bile, bu yarı sihirli ikincil dünya ile daha da ötesini Fantazi ya da büyüyü dâhil etmek demek, bir iç dünya ya da üçüncü bir dünya daha talep etmek demektir. Bu gereğinden fazla bir dünyadır. Böyle bir şeyi yaratmak imkânsız olmayabilir. Başarıyla yapıldığını hiç görmedim…” 

En azından biçimsel olarak ne olacağı konusunda seyirci ile önceden bir inanç düzleminde buluşan Orta oyunu (Kavuklu arkası) ve Karagöz oyunlarında (cinler, cazular...) Fantazinin kullanılışı Tolkien’in sözünü ettiği şekilde gereksiz, fazlalık, işlevsiz değil bence… Tam tersine güçlü. Karagöz ve Hacivat’ın kukla oluşları ve Kavuklu ile Pişekâr’ın da bir tür döngüsel uzamla (zamanın ve mekânın birleştiği meydan) tekrarın biçimlendirdiği bir değişmezlik içinde yenilikle canlanan karakterler oluşları sayesinde sağlanan gerçeklik düzlemi ile fantezi etkili oluyor. Öyleyse tiyatroda fantazinin en iyi kullanıldıkları yer, Orta oyunu ile Karagöz Hacivat oyunlarıdır diyebilir miyiz?

Tolkien’in düşüncelerini, masalları tiyatroya uyarlama çalışmalarımız sırasında yaşadığımız zorlukları düşününce çok iyi anlıyorum. “…Ağaçlar hakkında çok az şey, ağaçlar olarak bir oyunun içine sokulabilir.” (J.R.R Tolkien) Ya da Macbeth’in girişinde yer alan cadıları ya da yürüyen ağaçları nasıl o hayalimizdeki büyüleyici dokularını bozmadan tasarlayacağımızı çok düşünmüştüm… Sonunda baştaki o hayali atmosferi de bozmadan bir Macbeth sahnelesem bu kesinlikle bir komedi olurdu. 

Gerçekten de masalların kendi içlerinde dokunulmaz, güçlerini o şekilde anlatılış biçimlerinden alan dokunulmaz bir dünyaları vardı. Işıkla müzikle efektlerle her ne kadar fantazi atmosferini oluşturmaya çalışsak da ortaya çıkacak işle, sonunda seyirci ile bir Tolkien’in bahsettiği “inançsızlık” ya da “inancı erteleme” düzleminde buluşacağımızı fark ettim. Bu yüzden çözümü komediye sığınmakta buldum. Gerçekten de oyunların o masallar değil de masalların bir tür parodisi bakışı seyirci ile aramızda bir inandırıcılık sağladı. 

Masalları tiyatroya oldukları gibi uyarlamaya kalkışmak açık bir kapıyı açmaya çalışmak gibi zordu… Zaten yaşayan birine kalp masajı yapmaya çalışmak gibiydi... Zaten yaşayan bir şeyi canlandırmaya çalışmak… Çünkü masalların büyüsü tiyatroda öyle pek de uzun soluklu yer veremeyeceğimiz anlatıdan geliyordu… 

Tiyatro ile fantaziyi bir araya getirme yanılsamamız yöntemlerine kanmamız. Fantazinin anlatı ile ördüğü atmosfer, başka bir dünya fikri, tiyatroda biçimsel olarak var. Her ikisinin de ortaya çıkmak için sağlam bir gerçeğe ihtiyaç duymaları ikinci bir yanılsama nedenimiz. Ayrıca dikkatimi çeken tiyatronun büyüsel yanının tekrara, ritüele dayanırken masalların da sadece yeniden anlatılmalarına dayalı böyle bir etkilerinin oluşu. Örneğin bir tiyatro metninin de tüm oyucunlar ezberlediğinde tıpkı masalların zihinlerimizde yer ettiğine benzer, bilenlerini bir toplum kılan güçlü bir etkisi oluyor. Kimsenin bilmediği, sadece küçük bir grupça bilinen, bir hazine haritasına sahip olmaktan daha çok hayatın içinde, ikinci bir hayatmış gibi gizli bir sihir etkisi yaratan daha güçlü ne olabilir? 

Büyü, sihir, Fantazi inançlar, ne kadar çok kişiyi etkilerse o derece gerçeği keskinleştirerek, gerçekte bir yer ediyor… Yani Fantazi ile tiyatroyu bir araya getiren şey olsa olsa Lorca’nın sözünü ettiği “geniş halk kitlelerini etkileme gücü olabilir… Yani bir yöntem benzerliği…

Tiyatro, Haber
Tiyatronun teleskobu,  dürbünü, kaleydoskobu, mikroskobu, merceği ya da büyüteci ile düşünmeye alıştıysanız bir müddet sonra karşılaştığınız her şeye oradan bakmaya başlıyorsunuz… Her şey bir oyunun malzemesi gibi… Yapan gözler ve izleyen gözler olarak… Oysa masalların sihirli, büyüsel yanları tam da Tolkien’in dediği gibi özünü doğallıklarından alıyorlar… Bu yüzden doğal olan bir şekilde akılcı olanın keskinliği ile birlikte yol alıyor ve özünü korumayı başarıyor. (Akıl ne kadar keskin ve açıksa o kadar iyi fantezi yaratabilir. Eğer insanlar gerçekten kurbağalarla insanları ayırt edemeyecek olsalardı, kurbağa-krallar hakkındaki masallar ortaya çıkmazdı. J.R.R Tolkien) “Kendi başına yetkin olanın başka bir yetkinliğe ihtiyacı yok” gibi bir sonuç değil bu. Bir tür ilişkisizlik diyebiliriz. Başka yolları kanalları olan iki tür. Tiyatro günlük yaşamın, gazete haberlerinin, güncelin içinde daha çok. Sokağın içinde… Çeşitli edebiyat türlerindeki yazının değil de haberdeki yazının etkisi gibi bir canlandırma söz konusu tiyatroda. Aslında en baştan yazar yazarken sözcükleri canlandırıyor. Teksti ilk okuyan için o metin diğer yazınsal türler gibi görünse de ilk okundukları andan itibaren hızlıca harekete geçirmeleri ile yaşayan, yaşam içinde birer metin oluşları ile ayrılıyorlar. Birer tarife gibi, proje gibi teknik metinler olarak. İşte fantaziden temel farkı burada başlıyor. Tiyatro metinleri tıpkı gazeteler gibi güne dönük, dışa dönük metinler. Tabure sandalye gibi hayatın içindeler. Senaryo ve tiyatro metinlerinin bir yazı olarak somut bir varlıkları var. Bu haliyle tiyatro gücünü yalınlığından, basitliğinden alan bir sanat dalı. Işığın yansıması ile içindeki yeşil damarları gösteren bir yeşil yaprak gibi… Yol haritası gibi… Bir haber metni olanı biteni yazıyor. Her ikisinde de olay, kişiler, neredelik, ne zamanlık, kimlerlelik gibi sosyolojik bir zemin var. Topluca katılım tiyatronun temel özelliği. Bir topluluk oluşumuzla ilgili. İlişkiler ve iletişimle ilgili tiyatro. Geniş halk kitlelerini etkileyici gücü düşünülecek olursa en yakın durduğu alan günümüzde basın… Sahnede gösterilmesi uygun olmayan olaylar için Antik Yunan oyunlarında hep bir haberci girmesi oyunlara, aynı zamanda oyunları dışarılaştıran, seyirciyle temas ettiren bir faktör. Burada seyirci yoksanıyor; orada ama orda değilmiş gibi yapılıyor. Vahşi olaylar gösterilmiyor. Dolayısı ile bu iki görünmezin buluştuğu nokta; koro; gerçek hayat. 

Haber ayaklı hikayedir. Haberin kaynağı hayat, tiyatro da bir hayat temsili olarak, temsili bir hayatın kaynağı. Her ikisi de insana karşı etik sorumluluğu olan iki alan; önce meslek mi önce insan mı sorusu her ikisinde de aynı güçte… Mesleki defarmasyona maruz kalınabileceği için her ikisinin de sık sık en başa dönüp ne olduklarına bakmaları gerekli iki alan… Dürüstlük ve özgürlük her ikisinin de kendini gerçekleştirme zemini.

Haberin gerisindeki hazırlıkla tiyatronun gerisindeki hazırlık birbirine çok benzer. Kulis... Basında “haber değeri” “mizanpaj” ve “haber eskimesi” gibi kavramlar var. Bu kavramları derinliğine düşündüğümüzde de (tiyatrodaki bazı kavramları da temel alarak; ilginç, inandırıcı, dinamik, devingen, toplumsal…) dramatik olan ile ne kadar benzeştiğini görebiliriz. Mizanpaj sahne tasarımına benzer.

Gazete ve tiyatro hayatın aynası olma noktasında da buluşuyorlar. Uyarma, haberdar etme, bilgilendirme, başka hayatları göstererek, tartma, değerlendirme, düşündürtme vb.

Her ikisi de insanla ilgili her alanı kapsıyor. Gazete bizi güncel olanın içinde tutar. Tiyatroda da “şimdi burada” vardır. Bu yüzden gazetenin ve tiyatronun buluştuğu ortak bir zaman vardır. Tiyatroda karşımızda olan seyirci “şimdi burada”, o günün seyircisidir. 

Her ikisinin mekanizması da aynıdır. Etki. Etkileşim… İnsani duyguları düşünceleri harekete geçirme… Başkasını düşünme… 

Her ikisinin de hitap ettiği kitle bilinmez büyük bir kalabalık mı? Seyirciyi tanımak günümüz tiyatrosunun en çok üzerinde düşünmemiz gereken konusu.

 Canlı bir hayatı hatırlatmanın yolu nedir? İşte bunu sağlar tiyatro. Dışardan bakmayı. İçinde bizim de gittiğimiz bir hayat akarsuyuna dışarıdan bakmayı. Bize birbirimizi anlatır. Beklentilerimizi, bazen tek bir fotoğraf karesi ile bazen bir paragrafla. Bazen tek bir sahne fotoğrafı ile. Buradaki tiyatro sözcüğünün yerine gazete sözcüğünü koyduğumuzda anlam pek değişmeyecektir. 

Lorca tiyatro üzerine yazdığı yazılarından birinde şöyle diyor; “…Tiyatronun seyirciye kendi fikrini kabul ettirmesi gerekir, seyircinin tiyatroya değil. Bunun için yazarlar ve oyuncular ne pahasına olursa olsun büyük bir yetkiyle donanmalıdır, çünkü tiyatrodaki seyirci okuldaki çocuk gibidir…”  Gazetelerin de böylesi bir aydınlatma, bilgilendirme işlevleri var. Düşüncelerin hayata geçtiği, hayata karıştığı iki alandan biridir gazetecilik. (diğeri tiyatro)… Sokakta bir gazeteyi her yerde görebilirsiniz. Kahvede, otobüste, berberde… Tıpkı günümüz tiyatrosunun da olması gerektiği gibi… Giderek daha çok farkında olduğumuz şu ki bugün tiyatronun mekânla sınırlı sihirli atmosferine değil de her yerde olabilen, bilinçlendirici, aydınlatıcı özüne daha çok ihtiyaç duyuşumuz. Bize kitaplar okuyarak da sağlayabileceğimiz başka dünyalar hissinden daha çok, içinde bulunduğumuz toplumun sorunlarını açık bir zihinle kavratabilecek, çok yönlü düşünme imkânları sunabilecek oyunlar…

Anahtar Kelimeler: fantezi, haber, tiyatro



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir