MAKALELER

Bir Adam Yaratmak Üzerine Düşünceler

2021.11.19 00:00
| | |
1057

Evet Hüsrev’in sonunda çıldırması ve oyunun Hüsrev üzerine kurulması ile oyun bir dramdır.

NECİP FAZIL KISAKÜREK'İN "BİR ADAM YARATMAK" ADLI PİYESİ YA DA  “SENTİMANTAL/DUYGUSAL HAMLET” ÜZERİNDEN DÜŞÜNCELER

İstanbul Şehir Tiyatrosu’ndaki ilk temsilinde (1946)  muhteşem bir kadro varmış :

Hüsrev-Muharrir/Gazeteci (Muhsin Ertuğrul ) ,

Ulviye –Annesi ( Neyyire Ertuğrul) ,

Selma-Halasının Kızı ( Samiye Hün) ,

Mansur-Aktör ( Talat Artemel) ,

Nevzat-Ruh Hastalıkları Doktoru ( İ.Galip Arcan) ,

Şeref-Gazete Patronu ( Hüseyin Kemal) ,

Zeynep –Şeref’in Karısı / Hüsrev’in Metresi (Cahide Sonku) ,

Turgut –Gazeteci (Zihni Rona) ,

Osman – Emektar Uşak ( Sami Ayanoğlu) .

Ayrıca Hizmetçi Kız ,  Hükümet Doktoru , Birinci Sivil Memur , İkinci Sivil Memur ve Gardiyan rolleri de oyunda yer alıyor.

BİR ADAM YARATMAK – ÖZET

Gazeteci Mansur , “Ölüm Korkusu” adlı bir piyes yazmış ve bu piyes çok başarılı olmuştur. Bu vesile ile Mansur’un yalısına gelerek onunla bir röportaj yapan Gazeteci Turgut , özellikle o oyundaki kahramanın babasının kendisini incir ağacına asması ile ilgili soruları üzerine Mansur tedirgin olur.

Ölüm Korkusu oyununda başrolü oynayan ve Mansur’un yakın dostu olan Aktör Mansur ile dertleşen Mansur , Gazeteci Turgut’un kuşkusunda haklı olduğunu , Mansur’un babasının da oyundaki gibi kendini incir ağacına astığını söyler. “Acaba kendisi (Mansur) da babası gibi kendini o incir ağacına asacaktır ?”

Mansur , yalısında annesi ile birlikte yanında yaşayan ve öz kızı gibi büyüttüğü hala kızı-yeğeni Selma’ya , Aktör Mansur’un kendisi ile evlenmek isteğini iletir. Selma , ağzını arar gibi Mansur’a bu teklifi münasip bulup bulmadığını sorar. Mansur karışmaz , tarafsızdır. Selma  , o halde bu teklifi bana hiç sormamış olun , diyerek konuyu kesin bir dille kapatır.

O gün yalıya deniz yolu ile Mansur’un yakın dostları Doktor Nevzat  , Gazete Patronu Şeref ve onun karısı Zeynep gelirler. Diğerleri bahçede çaylarını içerken Mansur ve Zeynep baş başa kalır. Mansur , Zeynep’in sırnaşık , şımarık ve hoppa hareketlerinden sıkılmakta , aralarına mesafe koymaya çalışmakta ve kibarca aralarındaki büyünün bozulmamasını dilediğini söyler. Hırslı , bencil , şehvetli ve tutkulu bir kadın olan Zeynep ise ilişkilerinin devamından yanadır ve Mansur’un bu sıkıntılı davranışlarını düşmanca yorumlayarak Mansur’a meydan okur.

Herkes yalıda (birinci perdenin sonunda ) toplanınca konu Hüsrev’in oyunundaki baş kahramanın annesini kaza kurşunu ile vurmasından açılır. Hüsrev , Doktor Nevzat’ın tabancasındaki kurşunları çıkararak kendince bir canlandırma yaparak oyunundaki kaza sahnesini savunmaya çalışır. Bu sırada tabancanın içine sıkışan bir kurşun (tıpkı oyundaki gibi) ateş alır ve Selma vurularak ölür.

Maçka semtinde büyük bir salondayız. Mansur , Selma’nın ölümünden sonra saçı başı dağılmış depresyon krizleri geçirmektedir. Annesi Ulviye’yi babasının kendini neden astığı konusunda sıkıştırır , soruları ile onu iyice bunaltır. Annesi , Mansur’un da (oyunundaki ve kendi hayatındaki babası gibi) kendisini bir incir ağacına asmasından korkmaktadır. Mansur odadan çıkınca , Doktor Nevzat da saklandığı paravanın arkasından ortaya çıkar !

Doktor Nevzat , Mansur’un annesi Ulviye’ye , Mansur’u özel kliniğinde misafir ve tedavi etmeyi istemektedir. Bu amaçla Nevzat , Ulviye’yi görmesi için kliniğine davet eder. Bu sırada Nevzat , gazetede Mansur’un yazdığı oyunu birebir yaşadığı , Selma’nın bulunan not defterinden için için Mansur’a aşık olduğu haberlerinin çıktığını haber verir. Anne , oğlunun bu gazeteyi okuduğu takdirde iyice çıldırarak kendisini asmasından korkmaktadır.

Oysa Hüsrev gazeteyi okumuş , bu haberi yapan sözde dostu Gazete Patronu Şeref’e ve dostluğa edebi lanetler okumaktadır.

Mansur’a gözkulak olması için yanında Aktör Hüsrev’i bırakarak Nevzat , Ulviye’nin koluna girerek onu kliniğe götürmek üzere dışarı çıkarır. Zeynep gelir , kadınlık gururunu ayaklar altına aldığını söyleyerek  , kovulmayı da göze alarak yeniden birleşmek için Hüsrev’e yalvarır. Tartışırlar. Zeynep intikam almak için Selma’nın not defterini basması için kocasına verdiğini itiraf eder.

Derken Zeynep’in kocası Gazete Patronu Şeref de çıkagelir. Şeref ve Hüsrev gazete haberini tartışır. Şeref , edebiyattan anlamadığını bir gazete patronu olarak görevini yaptığını söyler. Hüsrev de sırf haber değeri taşıyor diye dostluğu , mahremi (özeli) ayaklar altına alarak , bu haber kendi ile ilgili de olsa gazetesinde basıp basamayacağını Şeref’e sorar. Şeref onu da basacağını söyleyince Hüsrev , paravanın arkasında saklanan Zeynep’i ortaya çıkararak  , o halde “Karınız metresimdir ! Bunu da yazın” , diye bağırır. Şeref de  , Hüsrev’i incitmek amacıyla  , Hüsrev’i yatırmak için , şu anda annesi Ulviye’yi  Doktor Nevzat’ın özel tımarhanesini gezdirmekle meşgul olduğunu söyler.

Yaşadıklarından ve aldığı bu son haberler üzerine Mansur depresyonunun doruklarına varır ve kriz geçirerek kendisinin de babası gibi kendini incir ağacına asacağını söyler.

İkinci perdenin son sahnesinde Mansur annesine ve Doktor Nevzat’a kendisini hastahaneye yatırmak istedikleri için teessüflerini bildirir. Şeref’in , Zeynep’in ve Nevzat’ın kendisi ile dostluklarını sorgulayarak yeni bir kriz ile boy aynasını kırmaya kalkar.

Üçüncü Perde’nin başında yeniden Yalı’dayız. Duvarda aynı Hüsrev’e benzeyen Hüsrev’in babasının büyük boy bir resmi. Yalı’nın Emektar Uşağı Osman , gelen telefonlara bakar. Konuşmalardan Osman’ın , Hüsrev’in annesi Ulviye’nin emri ile bahçedeki incir ağacını kestiğini öğreniriz. Hüsrev gelir ve Osman ile intihar eden babası ve ölüm hakkında konuşurlar. (Hüsrev-Şimdi o (babamın) eller(i) nerede ?

Gazeteci Turgut gelerek Gazete Patronu Şeref ile Doktor Nevzat’ın Hüsrev’i tımarhaneye kapatma planları yaptıkları haberini getirir. Söylediğine göre bu konuda anne Ulviye’yi ikna edememişlerdir. Hüsrev ısrarla annesine , babasının niçin kendini astığını sorar. Bu ölümde annesinin bir dahli olup olmadığını sorgular gibidir. Hüsrev annesini askeri okulda (Necip Fazıl da Askeri okulda okumuştur) kendisini ziyarete geldiği ama içeri alınmadığı o hüzünlü haline yıllarca ağladığı , geceyi nerede geçirdiğini bilmediğini , o mahzun halinin beynine nakşolunduğunu anlatır.

Hüsrev , oyunu ile bir adam yaratmaya kalktığını ve böylece Allahlık tasladığını , bu yüzden de  göksel bir lanet ve ceza ile cezalandırıldığına inanarak hem bir yandan isyan eder hem de Allah’a sığınır.

Hüsrev babasından kalan bir kitabın içinde babasından kalan bir notu bulur (“-Ey Muharrir ! Ölüme çare yine ölümdür !” ve yine annesini babasının ölümünün nedeni konusunda sıkıştırır. Kriz halinde çevresindeki herkesi , annesi ve kendi de dahil suçlayarak kitapla camı kırar.

Annesi kaza ile Selma’nın resmini örten örtüyü düşürür. Hüsrev resme mıhlanır.Hezeyan halinde Selma’ya aşık olduğunu , onunla ölümde birleşmek istediğini haykırır. Oyundaki pek çok şey gibi bu itiraf da hayel mi gerçek mi belli değil müphem (belirsiz)dir , açık uçludur , seyircinin yorumuna muhtaçtır.

Derken içeri iki sivil memur ve özel klinik doktoru girer ve Hüsrev’i hastahaneye götürmek üzere götürürler. Hüsrev ‘in sahneden çıkmadan önceki son sözleri , “kestiniz benim hayat damarım baba yadigarı incir ağacımı , bana çıldırmaktan başka bir yol bırakmadınız !” , olur.

BİR ADAM YARATMAK (YA DA ARABESK)  HAMLET KARŞILAŞTIRMASI

Bir Adam Yaratmak yapısal açıdan Hamlet oyunu ile paralellikler taşıyor diyebiliriz.

Hüsrev-Hamlet ,

Annesi Ulviye –Hamlet’in Annesi Gertrud ,

Hüsrev’in yakın dostları Gazete Patronu Şeref ile Ruh Doktoru Nevzat –Rozencranz ile Guildernstein ,

Hüsrev’in yeğeni Selma-Ophelia ,

Hüsrev’in (olumlu) yakın arkadaşı ve sırdaşı Aktör Mansur-Hamlet’in sırdaşı Horatio ,

 arasında işlevsel açıdan  yoğun benzerlikler olduğu söylenebilir.

Hüsrev de Hamlet gibi oyun boyunca ölen babasının gizemini çözmeye çalışır. Hamlet gibi o da aşkı , hayatı , dostluğu , yozlaşmış insan ilişkilerini , özellikle de varoluşu ve ölümü sorgular. Hamlet gibi o da adım adım bunalımdan çıldırmaya ve delirmeye doğru ilerler.

Yalnızca karakterler değil bazı sahneler de her iki oyunda birbirine benzer denilebilir.

Hüsrev’in deliliğinden şüphelenen Doktor Nevzat’ın paravanın arkasından Hüsrev ve annesi Ulviye arasında geçen konuşmaları dinledikleri sahne ile ; Hamlet oyununda , Ophelia- Hamlet  ile Hamlet-Gertrud sahnelerinde , onların  konuşmalarını paravan arkasından dinleyen Kral Cladius ile Polonius sahneleri  birbirinin paralelidir.

 

ESER VE YAZARIN ÖZEL HAYATI İLE İLGİLİ YAKINLIKLAR

Necip Fazıl, "Bir Adam Yaratmak" oyununun başında seyirciye sorduğu şu soruyu ben de bizzat kendisine sormak isterdim :

" TURGUT - Derler ki, bazı sanatkarlar, eserlerindeki vak'aları (olayları) çok kere kendi hayatlarından alırlar. Hiç olmazsa gördükleri, tesadüf ettikleri hadislerde çıkarırlar. Benim en çok merak ettiğim nedir biliyor musunuz? Acaba piyesinizin vak'aları ile hususi (özel) hayatınız arasında bir yakınlık var mı ? "(1,Perde, 1.Sahne)

Söz konusu piyeste, Necip Fazıl Kıdakürek, piyes kahramanı Hüsrev 'i de, tıpkı kendisi gibi bir piyes yazarı olarak çizmiştir.

Üstelik piyes içindeki Hüsrev adlı bu oyun yazarının yazdığı bir piyes de tıpkı Necip Fazıl' ın ilk oyunu " Toğum " (1935), gibi büyük bir başarı kazanmıştır.

İlk sahne bu başarı sonrası bir gazetecinin (Turgut) Hüstev ile roportajı ile açılır. Nedir ki gazetecinin, Hüsrev'in piyesinde geçen babasının kendisini astığı  bahçedeki incir ağacının, Hüsrev'in konağın bahçesindeki ağaç mı olduğu ve Hüsrev"in babasının da acaba onun yazdığı piyesteki baba gibi intihar edip etmediği şeklindeki manidar sorularına Hüsrev sinirlenir ve cevap vermez.

Piyes, ilk defa sahnelendiği Şehir Tiyatroları ve 1937 yılı için günümüz için bile oldukça avangard (öncü sanat) özelliği taşıyordu denilebilir. Piyes ilerledikçe adeta kendi kendini yazan oyun konsepti (çerçevesi) içinde ve oyun içinde oyunun içindeki üçüncü bir oyunun birbiri ile montajı üzerinde ilerliyordu.

Biçimdeki bu deneysel ve matematiksel dehanın aksine piyesin özü bildiğin Shakespeare'in 1937 yılı İstanbul Hamlet uyarlaması  (adaptasyonu)  denilebilirdi.

Yapısal açıdan yada yapısalcı çözümleme açısından Hamlet ile Hüsrev karakteri arasında çok büyük benzerlikler, koşutluklar ve hatta aynılıklar vardı.

Hamlet'in annesi Gertrud'u babasının ölümünden sorumlu tutması, onu bu nedenle bir hayli hırpalaması ile Hüsrev'in de annesi Ulviye'yi iki perde boyunca sorgulaması ve Hüsrev'in yazdığı piyeste de yazarın annesini kaza ile vurması ve Hamlet'in finalinde kraliçenin kaza yada yanlışlık ile Hamlet için hazırlanan zehirli içkiyi içmesi ve ölmesi birbirine eş değer ve denk olaylardır.

Koşutluk bununla da sınırlı değildir. Hamlet ve Ophelia ilişkisinin yerini , Bir Adam Yaratmak oyununda , Hüsrev ve onun (sonradan ortaya çıkacak olan) platonik aşk yaşadığı öz yeğeni (halasının kızı) Selma arasındaki ilişkinin aldığını söyleyebiliriz.

Birinci perdenin finalinde Hüsrev, boş sandığı tabancadan çıkan bir kurşun ile Selma'yı kaza ile vurur ve onun ölümüne neden olur. Tıpkı Hamlet 'in aşkını inkar eden Ophelia' nın hediyeleri geri vermesi ve Hamlet'in terketmesi üzerine Hamlet'in de bu işin arkasında babasının katili amcası ve Ophelia'nın babası Polonius'un olduğunu öğrenmesi üzerine Ophelia'yı aşağılayarak kovması ve Ophelia'nın da çıldırarak nehirde intihar etmesi ve boğulması gibi. Kısaca Ophelia da, Selma da kurban rolündedirler.

Hamlet ve Hüsrev arasındaki paralelliğe üçüncü ve en büyük, en önemli kanıt, Hüsrev'in de Hamlet gibi  toplumun (anlam ve değerlerin yozlaşması /çürümesi) bozulması eleştirileri (Hamlet - Çürümüş bir şeyler var Danimarka'da!)  ile babalarının ölümlerini sorgularken ve katilleri ararken en sonunda akıllarını yitirmeleri ve çıldırmaları.

Şimdi sorduğumuz soruya geri dönelim  :

" Sanatkar ile eseri arasında , husisi hayatı ile eseri arasında bağlar bağlantılar var mıdır ?"

Diğer bir değişle , Hüsrev ile acaba Necip Fazıl arasında bir bağ var mıdır ?

Basılmış onlarca eser,  binlerce gazete ve dergi yazıları ile geçen hummalı bir yaşam.

Bir Adam Yaratmak , Necip Fazıl Kısakürek’in oyunları arasında en önemli ve en başarılı  olanı denilebilir.

Ben kendi adıma Reis Bey oyununu da beğenirim.

Bir Adam Yaratmak piyesini Necip Fazıl , Muhsin Ertuğrul’a adamış. İlk olarak bu oyun Şehir Tiyatroları’nda Muhsin Ertuğrul rejisi ile sahnelenmiş ve başrol Hüsrev’i de o canlandırmış. Oyun o dönemde kapalı gişe oynamış. 1978 yılında Yücel Çakmaklı tarafından filme de çekilmiş. Başrolünde de Ahmet Mekin oynamış.

UMUTSUZ –KARANLIK-NİHİLİST BİR OYUN OLARAK BİR ADAM YARATMAK

Oyun daha ilk sahnesinde , Hüsrev’in de “Ölüm Korkusu” piyesinin finalinde  yazdığı gibi , bu oyunun sonunda da acaba Hüsrev kendisini asacak mı yoksa asmayacak mı , sorusunu seyirciye sordurtarak açılır.

Ölüm ve intihar düşüncesi oyunun ilk sahnesinde başlar , Hüsrev’in öz babasının da kendini tıpkı Hüsrev’in piyesinde yazdığı gibi ,vaktiyle  bir incir ağacına astığı  haberi ile gelişir , yavaş yavaş Hüsrev’in çıldırması ve annesi Ulviye’nin , Hüsrev’in de babası gibi kendini incir ağacına asmaması için , incir ağacını emektar uşakları Osman’a kestirmesi ve nihayet Hüsrev’in kliniğe kapatılmak üzere evden alınması ile son bulur.

 HÜSREV’İN TRAJEDİSİ

Hüsrev trajik bir karakter midir ?

Trajik kahraman , ortalama insanın üstünde (çok-aşırı)  ideal ve değerleri olup da  iki eşit değer ya da seçim arasında kalarak hangisini seçerse seçsin yine de yıkımın kaçınılmaz olması anlamına geldiğine göre ; Hüsrev de “Ölüm Korkusu”  adlı piyesi ile yeni bir adam yaratmaya kalkmış (ve madem ki Allahlık taslayarak Yüce yaradan’a şirk koşmuş) o halde bunun cezası olarak da lanetlenmiş olduğuna inanarak babsı gibi kendini incir ağacına da assa , çıldırsa da sonuç onun için yıkım olduğuna göre , evet , Hüsrev bir trajik kahramandır diyebiliriz.

Hüsrev’in de Oidipus gibi bir yazgısı vardır ve o da bu yazgıyı yaşar. Ne ki Oidipus’un yazgısı göksel , doğal  ve yüce iken , Hüsrev’in yazgısı ise , Hüsrev’in piyesi Ölüm Korkusu finalinde yazdığı incir ağacına asılma ile Hüsrev’in öz babasının da aynı şekilde kendini bir incir ağacına asmasından yola çıkarak Hüsrev’in de kendini bir incir ağacına asması beklentisi ve önyargıların ve toplumun –çevrenin dayattığı bir yapay yazgıdır.

TÖRE ELEŞTİRİSİ VE DEJENERASYON (YOZLAŞMA)

 “Bir çağın ya da belli bir dönemin günlük yaşamından yola çıkarak, insan tavır ve ilişkilerinin ışığında, bozuk, tutarsız ya da yanlış olan töresel ilişkileri ahlak açısından eleştiren” yönüyle Bir Adam Yaratmak  oyununa tür olarak Töre Eleştirisi  denilebilir.

Evet Hüsrev’in sonunda çıldırması ve oyunun Hüsrev üzerine kurulması ile oyun bir dramdır. Ama yazar bu dram üzerinden toplumsal ve ethik-moral (ahlak) anlam ve değer kaymaları ve bozulmalarına toplumsal yozlaşma ve dejenerasyona , Töre Eleştirisi’ne odaklanmamızı ister gibidir.

Dramda kendimizi kahramanın yerine koyarak (özdeşleşerek) oyunu izleriz. Empati kurarız. Tragetya ve dram kahramanları ile özdeşleşlik kurabilmemiz için seyirci olarak onları kendimize yakın ve aynı bulmamız gerekir.

Oysa Necip Fazıl , Hüsrev ile özdeşleşmemizi değil ona da eleştirel bir gözle bakarak asıl dönen oyuna , toplumsal çürümeye odaklanmamızı ister gibidir.

 Hüsrev’in  evli bir kadın (Zeynep) ile ilişki kurması ortalama seyirci için yadırgatıcı ve onun oyun kahramanı Hüsrev ile özdeşleşmesini engelleyici bir kusurdur. Bu zaaf bir yere kadar seyirci için “anlaşılabilir” olsa da , son çözümlemede bu “anlaşılma” asla hak verme anlamına gelmez ve bir ahlak düşüklüğü olarak teşhis edilir ki işte bu da Hüsrev ile özdeşleşmemize engel bir şeydir.  

Oyunda başkahraman Hüsrev olmak üzere Aktör,Uşak ve Gazeteci Turgut hariç başta Hüsrev olmak üzere törel ve moral değerleri ile sorunlu insanlardır. Hüsrev , en yakın arkadaşlarından biri olan gazete Patronu Şeref’in eşi Zeynep ‘in dostu (sevgilisi)dur. Hüsrev’in de kendisine aşık olan yeğeni Selma’ya aşık olup olmadığı başlarda yoruma açık uçlu bırakılmış iken finalde böyle bir aşkın Hüsrevce de itiraf edilmesi (eğer çılgınlık nöbetinin hezeyanı ile abartma ve çarpıtma değilse yada toplumun bu önyargısı ile yazar ve Hüsrev ironi yapmıyorsa) oldukça manidardır.

Oysa ensest kutsal kitaplarda da , günlük yaşamda da en büyük günahlardan biridir. Bir toplumun yozlaşması bozulması sadece cinsel ve duygu bozulması üzerinden olmaz , günlük yaşamda bazı ethik-moral anlam ve değerlerin çiğnenmesi ve bozulması ile de olur. Tıpkı en yakın arkadaşı Hüsrev’in adından ve ününden yararlanarak     Ruh ve Sinir Hastalıkları Doktoru Nevzat’ın yeni açtığı Psikiyatri Kliniğinin reklamını yapmak ve gazetelere haber olmak adına  Hüsrev’i gönüllü yada zorla yatırmaya uğraşmasında olduğu gibi.

Ya da tıpkı Hüsrev’in yine en yakın arkadaşlarından biri olan gazete Patron’u Şeref’in de sırf gazete trajını arttırmak nedeni ile dostluğu mostluğu bir tarafa iterek Hüsrev’in mahremiyetine dal düz girmesi , babasının nasıl öldüğü gibi aile sırlarını ulu orta gazetede sergilemesi , Hüsrev’in Zeynep ile  metres hayatı yaşadıklarını itaraf etmesine rağmen Şeref’in şerefsizce tepkisizliğinde olduğu gibi.

Sonuç olarak Necip Fazıl’ın Bir Adam Yaratmak piyesi , karamsar , umutsuz , nihilist bir atmosferde geçen ve insanı çeke çeke olgunluğa (pişmeye-kamil insan olmaya) götüreceği savlanan “çile”li bir Tezli Oyundur , diyebiliriz. Bu tez de , ethik ve moral değerleri çürümüş bir yoz toplumda yalıda bile yaşasanız mutlu olma şansınız yoktur .

Savaş Aykılıç

Anahtar Kelimeler: Bir Adam Yaratmak, necip fazıl kısakürek



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir