MAKALELER

Ben, Hasan Tahsin

2023.02.24 00:00
| | |
2679

Osman Nevres nam-ı diğer Hasan Tahsin,Teşkilat-ı Mahsusa'da görev yapan bir gazeteci ve yazardı.

" Ben, Hasan Tahsin " 

Cüneyt İngiz'in yazdığı, Caner Bilginer'in yönettiği, müzik tasarımını Emrah Can Yaylı'nın gerçekleştirdiği "Ben, Hasan Tahsin" adlı oyun, Tiyatro P.A.S'ın "Ben" / Kurtuluş Savaşı Kahramanları serisinde yer alan ("Ben, Kara Fatma", "Ben, Kazım Karabekir " ) üç eserden biri.

Osman Nevres nam-ı diğer Hasan Tahsin,Teşkilat-ı Mahsusa'da görev yapan bir  gazeteci ve yazardı.

15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkartma yapan, Yunan Efzon Alayı işgal askerine, Kordonboyu’nda ilk kurşunu sıkarak Türk direnişini başlatan kişi olarak tarihe geçmişti.

" Kararımı verdim. Memleketim uğruna kuşun olacağım, bomba olacağım. Yeter ki halkım kurtuluşa inansın, yeter ki vatan uğruna mücadele etsin..."

Murat Batıkan Avcı inandırıcı, sahici bir karakter çıkartmış ortaya.Üstlendiği karakterin yorumunu abartısız, eksiksiz bir biçimde başarmış.Sözcüklerin, duyguların ruhuna inmiş.Biyografik oyunlarda genelde ortaya çıkan didaktizme, sıkıcı tekrarlara yenilmemiş.

" Vatanım için ölmek nasip olduysa, kurtulmaya da niyetim yoktur. "      

Oyun öncesi Murat Batıkan Avcı ile oyundan, Tiyatro P.A.S'dan konuştuk.

Pınar Çekirge - 1888 yılında dünyaya gelmiş Sorbonne Üniversitesi'ni bitirmiş Osman Nevres ya da  bilinen adıyla Hasan Tahsin. Tarihe mal olmuş kişileri yazmak zordur...kurgu ve gerçeğin harmanlandığını düşünüyorum, ne dersin ?

Murat Batıkan Avcı - Elbette ki tarihe mal olmuş kişilerin hayatını sahneye taşımak, seyirciye aktarmak hem zordur, hem de büyük bir sorumluluktur. Çünkü onlar, gerçekte birer idoldür. ‘’BEN serisi  KURTULUŞ ’’ Tiyatro P.A.S'ın bir projesidir. Bu proje içinde yer alan tek kişilik oyunların yazılması  yazarlardan talep edilmiştir yani ısmarlanmıştır."  Ben Hasan Tahsin oyunu da, bu seri içinde yer alan eserlerden biridir. Doğal olarak, belli bir kurguyla harmanlamak tabii ki gerekiyor, ama gerçeklerden  sapmadan. Düşünsenize, Milli Mücadeleyi ateşleyen, bir milleti kurtuluş için harekete geçiren bir karakterden söz ediyorsunuz. İnanılmaz hayatlar, mucizevi işler yapmışlar oysa sadece insanlar! Bir de şu yönü var: Bu kadar dolu dolu bir hayatı bir saate nasıl sığdıracaksınız? O kadar çok şey var ki anlatılacak. Bitmez. Onun için anlatılacak bakış açısını iyi seçmek lazım. Bunun dışında tek kişilik performanslar çok zordur. Minimum bir saat ve ya daha fazla sahne üzerindesiniz. Stand-up ya da kısa komik hikâyeler anlattığınız tek kişilik bir gösteri değil. Biyografi sahneliyorsunuz. Yani tam anlamıyla bir tiyatro metni sahneliyorsunuz. Seyirci sıkılır. Hata kaldırmaz. Sizi kurtaracak ya da destekleyecek bir partneriniz de yok karşınızda. Çok akışkan ve değişken olmalısınız. Oyunun ilk dakikalarında seyirciyi oyunun içine aldınız, aldınız, alamazsanız seyirci sıkılır ve gider; Bir daha da gelemez.Çok şükür ki, bizim her anlamda güzel bir ekibimiz var. Tüm tasarım ekibimiz ( dekor, kostüm, ışık, müzik, efekt) yönetmenlerimiz , yazarlarımız, çalışırken çok uyumlu ve birbirimizi destekleyerek anlayarak çalıştık. Bu da bizi sanıyorum ilgi çekici ve başarılı kılan unsurlardan biri oldu.

Pınar Çekirge - "Boeing Boeing ", "Gergedanlar", "Sokak Kızı Irma", "Bir Evlenme Teklifi ve Ayı",  "Çapraz Ateş", "Külhanbeyi Müzikali", "Bankta İki Kişi" nin ardından "Ben, Hasan Tahsin "...bu karakteri nasıl ele aldın, diye sormak istiyorum...

Murat Batıkan Avcı - Bilenler Hasan Tahsin’i gazeteci ve düşmana ilk kurşunu sıkan biri olarak tanıyor. Büyük bir ayıp ama, hiç tanımayanlar ismini bilmeyenler de var. Aslında ülkemizde ‘’Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı kimdir ?’’ sorusunun cevabını bilmeyenler bile var. Neticede Hasan Tahsin ( Osman Nevres) in ciddi bir hayatı var. Müthiş bir Türk casusu! 1919 yılında Mısır’da İngilizlere karşı gerçekleştirilen Pretektora Ayaklanmaları'nın mimarlarından biri. Selanik'li yani Atatürk ile hemşeri… Üstüne üstlük Atatürk ten sonra Şemsi Efendi Mektebi’nde okumuş yani aynı ekolden geliyorlar. Aynı milliyetçilik duygularıyla yetişiyorlar. Aynı zamanda muhteşem bir örgütleme ve planlama yeteneğine sahip. Tüm bunların yanı sıra iyi bir konuşmacı ve manipülatör… Biz, oyunda bu vatanperverlik ve casusuluk tarafını daha ön plana çıkardık. Ailevi taraflarına çok fazla dokunmadık. Sadece bir iki ufak değinme yaptık. Yani baktığımızda, ele aldığımız karakter, Sorbonne Üniversitesi mezunu, üç-dört dil bilen, yüreği, bileği kuvvetli ve çok iyi nişancı olan bir Teşkilat-ı Mahsusa casusu. 

Pınar Çekirge - Bildiğim kadarıyla "Ben," ile başlayan biyografik oyunlar Tiyatro P.A.S ile başladı. Biraz da bu projeden bahsetsek...

Murat Batıkan Avcı - Daha önce de söylediğim gibi, ‘’BEN serisi KURTULUŞ’’ Tiyatro P.A.S’ın  projesidir. Bu bir konsept projedir. Her ayrıntısını düşünmeye çalışılarak gerçekleştirilmiş bir projedir. Bir kere en önemlisi, bu proje üç ayrı tek kişilik oyundan oluşmaktadır. Biz aslında beş karakter olarak düşünmüştük, ancak küresel salgın nedeniyle diğer iki karakteri sahneye taşıyamadık. Bu oyundaki karakterler Milli Mücadele döneminde bir şekilde vatan için her şeylerinden vazgeçmiş insanlar. Her biri müthiş vatanperver! Her birinin geldiği aile yapısı ve sosyolojisi farklı. Her birinin eğitimi ve büyüme şekli farklı. Biri, asker, müthiş bir taktik askeri deha ve dört dil biliyor. Biri, Sorbonne Üniversitesi sosyal ve siyasal bilimler mezunu ve sonradan yetenekleri sayesinde teşkilata alınan bir casus ve dört dil biliyor. Biri, sadece sıradan bir Türk insanı… 1,55 boyunda bir kadın. Doğru dürüst okuma yazması bile yok. Buna rağmen Türk Ordusu’nda kendi birliği olan ve üsteğmenlik rütbesine yükselen istiklal madalyasına hak kazanan tek kadın komutan. Hepsi çok zeki ve çok akıllı… Hepsi tek bir emelde birleşiyor. Vatanı kurtarmak yani ‘’YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!’’ Bu projede anlatmak istediğimiz farklı karakterlerin gözünden, Kurtuluş Savaşı’nın farlı noktalarını yakalayabilmek, farklı bakış açılarıyla aynı konsept içinde anlatabilmek. Konseptimizin dekoru da aslında aynı… Aynı dekor her bir oyunda farlı şekilde konumlandırılıyor. 


Bunun da amacı şuydu; Milli Mücadele dönemi, yurdun her noktası her anlamda aynıydı. Taş taş üstünde bırakılmamış.  Düşünün ki, 100 yıldır sürekli Dünyanın dört bir tarafında savaşan bir ülke! Babayla oğul, anayla kız ve zaman zaman kocasıyla karısı aynı cephede savaşıyor. Bir zaman bir bakıyoruz ki, savaşacak erkek kalmamış. Herkesin hissiyatı, düşüncesi, isteği, umudu aynı… Bu nedenle dekorun her bir oyun için ayrı değil, konsept açısından aynı olması gerektiğini düşündük. Tabi ki, karakterlerin kullandığı aksesuarlar farklılık gösteriyor. Diyeceğim şudur ki, aslında ‘’BEN serisi KURTULUŞ’’ her biri tek bir oyun olarak değil de aslında hepsi seyredilip, tek bir konsept olarak düşünülmeli kanısındayım.Biz tiyatro P.A.S olarak bir farklılık ve farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Sizin de yukarıda söylediğiniz gibi bizden sonra da BEN ile başlayan oyunlar furyası çıktı. Ama biz bunun etik olarak doğru olmadığını düşünüyoruz. Çünkü biz araştırıyoruz. Bir proje yapmadan önce o proje ya da bir şekilde benzeri daha önce yapılmış mı? Yapılmamışsa tamam, diyoruz ve başlıyoruz. "Ben" serisi altında bir proje tasarladık. Bizden sonra "Ben" ile başlayan oyunlar yapıldı. Bu bana birazcık fikir hırsızlığı gibi geliyor ve etik olmadığını düşünüyorum. Bunlar Türk tiyatrosunu ileri götürmez. Taklit edilmek güzel  bir şeydir. Bire bir taklit edilmeler ise sevinçten ziyade üzüntü vericidir. Bire bir taklit etmek bizi bir  yere taşımsz. Özgün fikirler üretmektir aslolan. Taklitçiliği özgünlük üzerine kullanmak doğru olur kanısındayım ki, bu da o noktada taklitçilik değil imrenmek olur. İmrenmekde bir mahsur yoktur. Çünkü kıskanarak ve birebir taklit ederek değil imrenerekkendini geliştiren insan, çıtayı yükseltecek olandır. 

Bu konsept çok önemli bir konsepttir. Çünkü tarih açısından da bizce değerli bir belgedir. Kitaplarda anlatılmayan, gençlerimizin ve birçok insanımızın bilmediği şekilde tarih bilgisi içermektedir. O yüzden tüm tarih öğretmenlerimizin gençleri bu oyunlarla buluşturması bir vazifedir kanaatindeyim. Başka bir yönden ise, hiçbir devlet kurumu şu ana kadar Cumhuriyetin 100. yılına gelmiş olmamıza rağmen böyle bir proje gerçekleştirmedi. Konserler vermek ya da çıkıp nutuk atmayı herkes yapar.

Önemli olan buna dair eserler geliştirmek ve bunları tarihe mal etmektir. Hatırlamak ve hatırlatmaktır. Bunu yapacak yüreğinin olmasıdır. Biz yüreğimizi ortaya koyduk yüreğimizi paylaşacak yetkililer ve insanlar istiyoruz. Bunun en güzel yolu da seyircilerin oyunlara gelmesidir. Ben inanıyorum ki bu projelerimiz hem belge niteliğiyle hem de tiyatro eseri olması niteliğiyle ciddi anlamda tarihe ve tiyatro tarihine mal olacaktır. Şu günlerde herkes bir vatanperverliğe dem vuruyor savunuyor, lakin nedense bu oyunlara yeterince ilgi  gösterilmiyor. Oysa şu anda bu oyunlar için kapı baca kırılması gerekirdi. Kimse tarihimizi önemsemiyor. Oysa şunun iyi bilinmesi gerekir; GEÇMİŞİNİ BİLMEYENİN GELECEĞİ OLAMAZ!

Pınar Çekirge - 2017'den bugüne " Bankta İki Kişi ", " Günışığına Mektup", " Ben Serisi ", ve " Lider Masi-Kahraman Yemini " adlı çocuk oyunu olmak üzere toplam altı oyunla izleyici karşısına çıktınız. 

Cihan Aşar, Caner Bilginer, Onur Uğurlu gibi önemli isimlerle çalıştınız ve biri hariç, beş yerli yazarın oyununu sergilediniz. Ayrıca 2018-2019 sezonunda bir de Üstün Akmen Tiyatro Jürisi " Teşvik Ödülü " nün de sahibisiniz. Pandemi, ekonomik sıkıntılar, artan salon kiraları ve geçtiğimiz günlerde yaşanan o büyük deprem felaketi... iptal edilen oyunlar. En zor soruyu, en sona bıraktım. Ne yapıyorsunuz, bu süreç sizleri nasıl etkiliyor...geleceğe yönelik planlarınız nedir ?

Murat Batıkan Avcı- Büyük Müslüman âlimlerinden biri olan İbni Sina’ yı hepimiz biliriz. Pekiyi ya şu lafını bilir miyiz?

"BİLİM VE SANAT TAKDİR GÖRMEDİĞİ YERDEN GÖÇ EDER!"

Yüzyıllarca önce Müslüman bir bilim adamı tarafından kurulmuş çok önemli bir cümledir bu. Sahnemizin dışında kapıdan girerken yazılı olan üç sözden biridir.  Diğeri  Muhsin Ertuğrul’un bir sözüdür; "YARIN KIYAMET KOPACAĞINI BİLSEM BUGÜN BİR TİYATRO DAHA AÇARIM!" Üçüncü  söz de Atatürk’ün söylediği bir sözdür; " SANATSIZ KALAN BİR MİLLETİN HAYAT DAMARLARINDAN BİRİ KOPMUŞ DEMEKTİR!" Biz şu anda ne yaptığımızın çok fazla farkındayız ve mücadeleyi vermek zorundayız. Gittiği yere kadar götüreceğiz. Aslında şu zaman bizlerin icracılığını yaptığı tiyatro sanatı için yanlış bir zaman. Çünkü insanımıza bu meslek eğlence olarak anlatıldı. Tiyatro sadece eğlence değildir. Tiyatro bir  eğitimdir, bir kültürdür ve insana hayata bakış anlamında çok şey katan bir öğreti ve olgudur. Ayrıca tiyatro da bir meslektir. Şu anda oyunlarımızı oynamaya çalıştığımız için bazı zümreler bizi kınıyor. Bu  felaket zamanı tiyatro mu oynanırmış diye.. Bu ne demek ki? Bu bir meslek! Üstelik de çok saygın bir meslek. Yani bu durumda doktor ameliyat yapmasın hasta görmesin! Hâkim gidip mahkemeye çıkıp hâkimlik yapmasın! Ya da mühendis gidip fabrikada buzdolabı ya da mekanik aletleri üretmesin! Onlar nasıl bir işse bu da bir iş. Biz de ailemizin ekmek parasını bu işten kazanıyoruz. Çoluğumuza, çocuğumuza bu işten kazandığımız parayla ekmek alıyoruz, yemek temin ediyoruz. Faturalarımızı bu işten kazandığımız parayla ödüyoruz. Biz işimizi yapmazsak bize kim bakacak? Bu işi yapmayın diyen insanlar mı bakacak ?

Bakınız tiyatro sanatı bütün sanatların anasıdır. Neden biliyor musunuz? Çünkü bütün sanat dallarını bir çatı altında aynı anda toplayan tek sanat dalıdır. Edebiyat, şiir, müzik, dans, resim, heykel, mimari, moda, vs.vs. Tiyatro yanlış bilmiyorsam dünya meslek birlikleri tarafından dünyanın en zor ikinci mesleği olarak kabul edilmişti. Hatam da olabilir. Ama mantıklı geliyor. Özellikle aktörlük zor iştir. 

Çünkü bedenin, beynin ve ruhun aynı anda çalıştığı tek iş, sahne üzerinde yaptığınız aktörlüktür. Yani  makine tam fonksiyonlu çalışıyor. Düşünün ki, bunu hayat boyu yapıyorsunuz. Üstelik tek bir rutinde yapmıyorsunuz. Değişik zamanlarda, değişik şartlarda ve fiziki koşullarda, değişik konular üzerine performans gösteriyorsunuz. Yani bir makinenin performansı tek bir şey üzerine ve sonuç odaklı ölçülür. Ya aktör? Bunu herkesin iyice bir düşünmesini tavsiye ederim.

Birinci dünya savaşı ve kurtuluş savaşı sırasında DAR-ÜL BEDAİ yani bilinen adıyla ilk kurum tiyatrosu olan İstanbul Şehir Tiyatroları da oyunlarına aralıksız devam etmiş. 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya, Fransa’yı bombalarken sanatçılar sığınaklarda halkın moralini yüksek tutmak için tiyatro oyunları sergilemişlerdir. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya’da ilk restore edilip açılan bina tiyatro ve opera binasıdır.

Demem o ki, tiyatro, ruhları iyileştiren, güzelleştiren, insanları birleştiren güce sahip bir sanat dalıdır.  Lütfen tiyatroyu sadece bir eğlence olarak ve aktörleri de soytarı olarak görmeyelim. Evimize ekmek götürmek için namusumuzla yaptığımız her iş kutsaldır. Bu yüzden tiyatro sanatına ve tabi ki, tüm sanatlara değer verelim. 

Dünya tiyatrolar günün de tiyatrolar bedava olsun isteniyor. Bunu da anlayamıyorum. Özel günlerde, mesela doğum günlerinizde insanlar size hediye alır. Değil mi? Süslenirler püslenirler doğum gününüzü kutlamak için sizi ziyarete gelirler. Neden dünya tiyatro gününde bedava oyun oynuyoruz?  

Bizim günümüz. Seyircilerimizin en güzel kıyafetlerini giyip, özellikle o gün bilet alıp, tüm tiyatro salonlarını doldurması lazım. Bu da seyircimizin özel günlerimizde bize hediyesi olmalı. Ama bilet almaktan ziyade tiyatroya olan desteklerini ve sevgilerini göstermeleri bizimle birlikte olmaları ve bizi desteklemeleri en önemli olay.

Özel zevklerimizden çok ufak kısıntılar yapmak bize çok şey kaybettirmez. Bunun yanı sıra çok ufak bedellere ayda bir kere bir tiyatro bileti almak size çok şey kazandırır emin olun. 

Diyeceklerim bunlardır. Sevgili Pınar Çekirge bu röportaj için size çok teşekkür ediyoruz. Seyircilerimize ve okurlarımıza da sevgi ve saygılar sunuyoruz. 

Not olarak şunu eklemek isteriz. Tiyatro insanı insana insanla ve insanca anlatan sanat dalıdır. Bu  tiyatronun tanımıdır. Yani tiyatro sanatı insanla yapılan bir sanattır. Seyirci olmazsa tiyatro olmaz, tiyatro olmazsa seyirci olmaz. Doğal olarak insan olmaz. İnsan olmaya çalışmaya devam edelim ve varlığımızı birlikte güzellik ve iyilik için sürdürelim. Tiyatro salonlarını ve sergilenen nitelikli sanat  gösterimlerini elimizden geldiğince takip edelim ve destekleyelim.

Anahtar Kelimeler: Osman Nevres, Hasan Tahsin, Murat Batıkan Avcı, Caner Bilginer, Cüneyt İngiz, Tiyatro P.A.S



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir