MAKALELER

Balca Başman İle Tiyatrodan Konuştuk

2024.06.07 00:00
| | |
975

Balca Başman aslında Maliyeci, Mali Hukuk alanında master eğitimini tamamlamış.Sunuculuk, haber seslendirmesi yapmış, basında çalışmış...


Balca Başman'ı " Günışığına Mektup " un Ebru'su, " Şöför Nebahat "in Pamuk Yengesi " olarak tanımıştık.Geçtiğimiz sezon sergilenmeye başlanan, Kosta Kortidis imzalı " Gözyaşı Sarayı Kösem " de  yaşar kıldığı Turhan Sultan karakteriyle, Balca Başman dört dörtlük bir başarıya daha imza attı.

Balca Başman aslında Maliyeci, Mali Hukuk alanında master eğitimini tamamlamış.Sunuculuk, haber seslendirmesi yapmış, basında çalışmış, Bülent Ecevit Üniversitesi Tiyatro Kulübü'nde eğitmenlik ve yönetmenlik görevleri üstlenmiş. Sonrasında, tiyatro sahnesinde bulmuş kendini, televizyon dizilerinde, sinema filmi ve reklam filmlerinde rol almış Maliyecilik dışında herşeyi denemiş, anlayacağınız.

Sahneye son derece yaraşan, enerjisi güçlü, ışığı yüksek, nefes verdiği karaktere boyut katan bir oyuncu.

Bana yazdığı bir not ilgimi çekmişti : 

" Açıkça söylemek gerekirse, on üç yaşında 'Küçük Kara Balık' oyununu sahnede izleyip 'Ben bu dünyada var olacağım' diyen küçük bir kızı içinde yaşatarak, İstanbul'a gelen bir oyuncuyum..." 

Yıllar içinde dağarcığına hayatın renklerini, ezgilerini eklemiş hep.Sadece sahnede olmayı değil, sahne arkasında da olmayı seçmiş.Tüm bunlar oyunculuğunu zenginleştirmiş, hiç kuşkusuz.

- Sanırım her şey biraz da Samed Behrengi ile başladı, ne dersin? Üstelik on üç yaşındasın bu tanışma gerçekleştiğinde...

- Evet, kesinlikle öyle. On üç yaşımda sahnede izlediğim "Küçük Kara Balık" oyunu benim için bir tür dönüm noktasıydı. Okulumuza bir çocuk oyunu ekibi gelmişti. Aslına bakarsanız neyle karşılaşacağımı asla bilmiyordum. Oyun başladığında küçücük bir sahneye dünyaları sığdıran bir ekip vardı karşımda. Mavi, sıradan bir kumaş parçasını bir nehir gibi kullanan sanatçılar... Ve o an tüm dünyaya karşı onun bir kumaş değil Küçük Kara Balık’ın içinde yaşadığı nehir olduğunu inatla iddia edebilir ve herkesi de buna inandırabilirdim. Sihirli bir dünyaya ayak basmıştım o an. İzlediğim ilk oyunun böyle eşsiz bir eser olması da ayrı bir şanstı, hiç kuşkusuz. Hala başucu kitabımdır.

Küçük Kara Balık’ın içinde yaşattığı özgürlük ve kararlılık duygusu beni derinden etkiledi. Payıma düşeni aldım ve o dakidan itibaren, sahnede var olma isteğim kesinleşti.

- Peki, sonrasında “Küçük Kara Balık” seni hangi denizlere taşıdı?

- “Küçük Kara Balık” beni çok farklı denizlere ve maceralara sürükledi. Bu ilhamla, çeşitli tiyatro oyunlarında, televizyon dizilerinde, sinema ve reklam filmlerinde rol aldım. Bazen sert dalgalarla boğuşsam da yılmadım, çoğu meslektaşım gibi… Oyunculuk serüvenim boyunca sürekli yeni şeyler keşfettim ve bu süreçte kendimi geliştirme fırsatı buldum. Ve en güzeli bazen tarihin derinliklerinden bazen günümüzden, bazen sadece hayal ürünü, bazen de gerçek bir kişinin dünyasına açılan onlarca kapıdan geçtim. Neler hissetmiş, nasıl tepkiler vermiş anlamaya çalıştım. Neşet Ertaş demiş ya hani “Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez” diye,  işte oyuncunun da üzerine çalıştığı her karakter ile bir gönül  bağı oluşuyor sanki. Bu yüzden de bu meslek bence yüreğinizin sesini her daim duymanıza yol açıyor. Nedenler ve sonuçlar içinde bambaşka dünyalar oluşturuyorsunuz içinizde.

- Aileler genelde çocuklarının oyuncu, özellikle tiyatro oyuncusu olmasına biraz mesafeli bakarlar...ailenin tepkisi ne oldu?

- İstemediler. Ankara’da yaşayan memur bir ailenin küçük kızıydım... benim de memur olmamı beklediler.  Ancak, zamanla bu alandaki tutkum ve kararlılığımı gördüklerinde, beni desteklemeye başladılar. Onların desteği, bu yolculukta bana büyük bir güç verdi.

- Ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi dönemi...bir yanda maliye eğitimi, diğer yanda tiyatro kulübü, öyle değil mi?

-Ailem istedi diye oldu aslında biraz. Ama anladım ki hayatta hiçbir şey sebepsiz değil. İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü’nde okuyordum ama sabah 4’lere kadar okulun tiyatro salonundan çıkmıyordum. Önce dekor ve aksesuardan sorumlu olarak başladım işe. Rol almak, elbet istiyordum, ama mutfağı öğrenmek ayrı bir şanstı bence. Ses masasında da bulundum. Sonra oyuncusu oldum öğrenci kulübünün, sonra yönetmeni ve eğitmeni oldum. Bu benim kendime inanmamı sağlayan ilk kırılımdı. Çünkü bizim okulumuzda o dönem öğrenci yönetmen olamıyordu, dışarıdan eğitmen geliyordu. Birgün rektörlük tarafından çağrıldım ve bu görevin bana verilmesini istediklerini öğrendim. Başta korktum, hatta yapamam diye görevden kaçmayı bile düşündüm. Ama o gün o adımı atmasaydım belki bugün burada olamazdım, hep kaçak dövüşen biri olabilirdim. O cesaret, zamanı geldiğinde, TRT’de sunucu olmamın, dizilerde kamera karşısına geçebilmemin, İstanbul’a gelebilmemin kapılarını teker teker açtı.

O yılların bana katkısı bununla da kalmadı; kulübün oyuncusu olduğum yıllarda topluluk olarak bir proje başlattık. Zonguldak’a Devlet Tiyatrosu sahnesi yeni açılmış ve her hafta farklı bir ilden oyun şehrimize geliyordu. Cumartesi 14:00 seansının tüm biletlerini rektörlüğümüzün almasını sağladık ve “Tiyatro İzlemeyen Kalmasın” projesi kapsamında her cumartesi öğrencilere bedava seans düzenlemiş olduk. Bu seneler boyu devam etti böyle. 

Yani başta da dediğim gibi… Aslında hiçbir şey sebepsiz değil.

- August Strindberg ve "Matmazel Julie" desem...

- Yapabilirsin Balca… derim. Bu oyuna dair kulağıma çalınan ilk cümle. İlk yönettiğim oyun. İlk kez ODTÜ Festivali'ne katıldığımız oyun. Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü yetenek sınavında teker teker aşamaları geçmeme vesile olan oyun. Ve inanın daha nicesi. Oyunun sahne provaları öncesinde aylarca üzerine yazılan tezleri bulup okumuştum. Ve bundan inanılmaz bir zevk almıştım. Oyun metninde geçen her aksesuar, repliklerdeki her kelime ince ince işlenmiş. Hepsinin ayrı ayrı hizmeti var oyuna.

Kariyer anlamında ise ; Strindberg'in derin karakter analizleri ve dramatik yapısı, oyunculuk yeteneklerimi geliştirmem için mükemmel bir fırsat sundu. Bu oyunda yer almak, sahne üzerinde farklı duyguları ve çatışmaları keşfetmemi sağladı.

- Akademi 35 Buçuk Sanat'lıyım demiştin?

- Evet. Buraya dair ilginç bir anım var. Yine 13 yaşımdayım ve bu sefer ilk kez yetişkin oyunu izlemeye gidiyorum annemle. Ankara Küçük Tiyatro’dayız. "Bekçi Murtaza" oyununu izleyeceğim. Oyun bitti, ve ben yine büyülenmiş halde dışarı çıktım. Bahçede beklerken bir iki oyuncu çıktı. Annemin ricası ile biraz sohbet ettik. Sohbetin sonuna doğru ben hayallerimden bahsettim. Erkek oyuncu hayallerimi kırmamak için olacak; “Okulunu bitir gel, seni oyuna alacağım söz “ dedi. Çocuk aklı işte, inandım… Nasıl mutluyum. Seneler geçti. Yolum İstanbul’a düştü. Eğitim almak için akademi 35Buçuk’a başladım. Bir iki ay geçti ve bir anda aydınlanma yaşadım. Hani olur ya öyle; bir film karesi gibi bir görüntü gelir gözünüze. Hemen devlet tiyatroları arşivine girdim, oyunu buldum ve oyuncu kadrosuna baktım. Yıllar önce bana okulunu bitir gel söz seni oyuna alacağım diyen oyuncu karşımdaydı. Sevgili Altan Gördüm. Kendisinden , diğer hocalarımdan çok kıymetli bilgiler edindim. Hatta öyle ki, tam pes ediyorum dediğim yerde “sakın” diye beni ayağa kaldıran kişidir Altan Hocam. 

- DASDAS'da baş asistanlık nasıl bir şeydi?

- Hayatımın en zor ama en öğretici zamanıydı. “Ben Varım”  “Romeo& Juliet”, “Bir Barda Bir Gece” “Deli Bayramı” oyunlarında reji asistanlığı, devamında da oyun asistanlığı yaptım. DASDAS'da asistanlık yapmak, sahne arkasındaki işleyişi ve tiyatronun yönetimsel süreçlerini öğrenmem açısından çok değerliydi. Bu görev, organizasyon ve liderlik becerilerimi geliştirmeme yardımcı oldu. Öte yandan inanılmaz değerli isimlerle tanıştım. Başta yönetmenim Nagihan Gürkan’ı provalarda dinlerken, prova dışında gözlemlerken inanın çok şey öğrendim. Bu yüzden provalar sırasında öğrendiklerim öyle kıymetli ki. Çok yorucu olsa dahi “buna değer” diyorsunuz. 

- Tiyatro PAS, DasDas, Çiğdem Tunç Tiyatrosu'nda çalıştın. Hangi oyunlarda rol aldın?

-Tiyatro P.A.S ‘da "Günışığına Mektup" oyununda Ebru karakterini canlandırdım. Bu oyunun benim için ömür boyu unutamayacağım bir anısı var. Bu oyunun elemesine girdikten bir gün sonra Çiğdem Tunç Tiyatrosu’nun elemesine girdim.Çiğdem Tunç Tiyatrosu sonuçları daha çabuk açıkladı ve el sıkıştık. Ertesi gün Sevtap Hocam aradı ve “Kazandın” dedi ama ben çoktan başka bir ekibe dahil olmuştum. Yerime başka bir oyuncu dahil oldu. Aradan 7-8 ay geçti. O sırada babamı beyin tümörü sebebi ile kaybettim. Babamın gidişinin 20.günü telefonum çaldı, Sevtap Çapan’dı arayan. Rolü yeniden bana vermek istediğini söyledi. Ebru karakterini… Ebru; beyin tümörü olan bir kızdı. Sevtap Hocam rolü teklif ederken babamdan haberdar değildi, öğrenince beni psikolojik olarak korumak istedi ve düşünme payı verdi bana. “Sanırım yapamayacağım” dediğim anda ağabeyim inanılmaz bir cesaret aşıladı.” İki sene beyin tümörü olan bir babayla yaşadın, o karakter ne hissediyor, nasıl semptomlar gösterir çok iyi biliyorsun. yaparsın…!” Böylece çok kısa bir sürede role sabah akşam demeden hazırlanıp sahneye çıktım. Sevgili babamın acılarının, korkularının üzerine git deme şekliydi belki de yine… Kim bilir ?

Soruyu cevaplamaya devam edecek olursam; Çiğdem Tunç Tiyatrosu’nda "Binbir Gece Masalları", "Şoför Nebahat", "Cahide Sonku", "Astrotürkler Geliyor", "Bir Eski Zaman Hikayesi" ve "Gözyaşı Sarayı Kösem" oyunlarında yer aldım. DASDAS’da ise “Ben Varım”  “Romeo& Juliet”, “Bir Barda Bir Gece” “Deli Bayramı” oyunlarında reji asistanlığı, devamında da oyun asistanlığı yaptım. 

- Balca, ister alaylı, ister mektepli ol, değişmeyen tek şey sanki iyi bir ustanın çırağı olmak, bana göre. Ya da onu rol model olarak seçmek. Taklit etmeden ama. Ne dersin?

- Kesinlikle katılıyorum. İyi bir ustanın rehberliği, bir oyuncunun gelişiminde çok önemlidir. Taklit etmekten ziyade, ustaların bilgeliğinden ve deneyimlerinden öğrenmek, kendi yolunu bulmana yardımcı olur.

- Ustam dediğim, isimler oldu mu?

- Evet, sahne ve ekran dünyasında bana ilham veren birçok usta isim oldu. Bu isimler arasında, çalıştığım tiyatro yönetmenleri ve deneyimli oyuncular bulunuyor. Birçoğundan almam gereken neyse onu aldım diyebilirim. Rüştü Asyalı ve Altan Gördüm  bu yolu inşa ederken temellerimin sağlam olmasını sağladılar. Çiğdem Hocam (Tunç), muhteşem bir diksiyona giden yolu göstermenin yanında, sahne üzerinde olduğu kadar sahne ardında da dirayetli durabilmenin şifrelerini verdi desem yeridir. Sevtap Çapan'dan yine diksiyon ve metin analizi üzerine inanılmaz şeyler öğrendim. Ve Nagihan Gürkan… Hayal gücünün sınırı olmadığını, akla ilk geleni yapmaktansa derine inince daha fazla alternatifin olduğunu ondan öğrendim. Hepsi okul gibiydi benim için. İyi ki yollarımız kesişmiş diyorum.

- Bir röportajında "sahnede olmak, benim için o an'da olmak, o an'ı yaşamak" demişsin. Biraz açıklamak ister misin?

-Buradasınız! Tam şu anda! Mesela şu an tam buradayım, karşınızda. Aklımda sadece sorduğunuz cevaplar var. Günlük hayatın stresine, koşturmacasına dair bir şey yok. Yapmam gerekenler yok, birilerinin düşünceleri, söyledikleri yok, hiçbir şey yok. Sahnede de öyle. Siz varsınız. O an tam da oradasınız. Orada olmak zorundasınız. Sahneye çıkmadan 5 dakika önce inanılmaz kötü bir an yaşamış olabilirsiniz ama; sahneye çıktığınız an yaşanılan kuliste kalır. Düşünsenize hangimiz günlük rutinde bunu yapabiliyoruz? İşte , yolda , orada burada yaşadığımız sıkıntıyı kaçımız evimizin eşiğinde bırakıp eve girebiliyoruz. Bunu yapabildiğim tek yer tiyatro . 

- Kamera önü oyunculuğu mu, tiyatro sahnesinde olmak mı?

-Kesinlikle tiyatro. Sevemedim set ortamını ben sanırım.

- Prototip oyunculuktan kendini korumak için neler yapıyorsun?

- Prototip oyunculuktan kaçınmak için sürekli kendimi yenilemeyi ve farklı karakterleri keşfetmeyi amaçlıyorum. Farklı türlerde ve rollerde yer almak, oyunculuk yelpazemi genişletmemi sağlıyor.

- Tiyatronun geleceğini nasıl görüyorsun?

-Sanırım tiyatronun geleceği, teknoloji ve yeni medya ile harmanlanarak gelişecek. Ancak, tiyatronun özünde yer alan insani bağlar ve canlı performansın gücü asla kaybolmayacak. Bu, tiyatronun her zaman güçlü ve etkileyici bir sanat dalı olarak kalmasını sağlayacaktır.

- En büyük mucizen nedir?

- Hayvanları çok çok ama çok seviyorum. 3 kedim var, 3’ünü de sokaktan sahiplendim. 3’ünün de gözümün önünde büyüdüğüne, ilk bulduğum andaki hastalıklı hallerinin yerini sağlıkla ışıldayan gözlerin yer aldığına ve sadece sevgiden oluşan bakışlarına tanık olmak mucize sanırım. 

- Buğulu bir pencere camına ne yazardın?

- "Hayallerin peşinden git."

- Son bir soru daha, 2053-2054 sezonunda "Gözyaşı Sarayı"nda senin rolünü canlandıracak oyuncuya ne dersin?

- O'na, her anın tadını çıkarmasını ve karakterine kendi benzersiz yorumunu katmasını tavsiye ederim. Her oyunda, Halime için de Turhan için de yeni açılımlar olacak içinde keyfini çıkar derdim ve eklerdim “Özellikle Halime için çok bir bilgi yok, bu yüzden yavaş yavaş özümseyeceksin Halime’yi korkma ve onu hissetmeye başladığın an, o anın tadını çıkar.”

Anahtar Kelimeler: balca başman



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir