MAKALELER

Zengin Mutfağı - Dasdas

2019.09.20 00:00
| | |
4461

Sizce Nasıl?
Bir söylemi olması gerekiyor tiyatronun, varlığını kanıtayabilmesi için. Bir derdi olması, bu derde inanması ve inandırması gerekiyor.

ZENGİNİN DRAMATURGİSİ, ZENGİN MUTFAĞI VE AZ PİŞMİŞ BİFTEK

Bir söylemi olması gerekiyor tiyatronun, varlığını kanıtayabilmesi için. Bir derdi olması, bu derde inanması ve inandırması gerekiyor. Çünkü ancak bu şekilde kendisine yer bulabileceğini bilmesi gerekiyor. İster zenginin mutfağında olsun, ister kurdun ininde. İsterse göğü savunsun, isterse yeri. Kendisine bir duvar benimsemesi ve o duvarı paramparça ederken bile sesini öngörülmüş bir bilinçle duyurması gerekiyor. İşte, en büyük eksikliği buydu, Şener Şen’in yönettiği ve oynadığı “Zengin Mutfağı”nın.


 
Dramaturgi illet bir hastalıktır. Özellikle Türk Tiyatrosu’nda yoksunluğu fazlasıyla hissedilir. En çok da epik sahnelemelerde belli eder kendisini. Gestustan, tarihsellikten ırak yorumlar(!) tabiri caizse kan gölüne çevirir sahneyi. Zengin Mutfağı da bu hastalığa yakalanmış sanırsam. Yolunu, derdini ve söylemini gözden kaçırmış. Önemini tam olarak kavrayamamış. Görememiş bugünü, hatta tam olarak da bakamamış ardına.

Vasıf Öngeren mi konuşuyordu, yoksa Şener Şen mi? Ya da, 88 yılında bu oyunu beyaz perdeye aktaran Başar Sabuncu mu? Kimin Lütfü Usta’sıydı sahnedeki? Farkı neydi bu yorumun? Cevaplanması gereken en basit sorularmış gibi geliyor bunlar bana. Edindiğim sonuçlar üzücü oluyor nihayetinde. Hedefine ulaşan bir tasarım, göstermeci anlatıyı destekleyen oyunculuklar görmüş olsam da, alıkoyamıyorum kendimi sorgulamaktan ve sonuç olarak üzülmekten. Dünya sürekli değişiyor, her gün bir öncekinden daha karmaşık bir güne uyanıyoruz. Siyasal atmosfer, hiçbir zaman bir öncekinden eksik kalmıyor. İçinde bulunduğumuz postmodernist çağ, hem ulusal hem de uluslararası karmaşıklıkları hızlı bir biçimde evlerimize konuk ediyor. Geçmişi kolayca öğrenebiliyor, geleceğin distopik atmosferini canımız acıya acıya tahmin edebiliyoruz. Elizabeth Wright’ın Postmodern Brecht isimli kitabında altını çizdiği gibi, gestusun o güçlü ideolojik tavrını arıyoruz. Bu yüzden can çekişiyor Zengin Mutfağı sahnede. Girişi, gelişmesi ve sonucu belirgin olsa da kimi zaman bu can çekişmelerine oyuncuların kullandığı mikrofonlar bile dayanmıyor. Gidip geliyor belli belirsiz. Uyum sağlıyor oyunun bedenine ve göz yumuyor bütünüyle siyasetin acı darbelerine.

Ayrıca tezatlık barınıyor oyunun temelinde. Eksikliğine zenginlik mi katıyor diye sormadan edemiyorum. Kapitalizmin ekmeğinden bir parça mı koparıyor bu oyun?

Köpeklere attığı bifteğin yenisini, selamdan sonra bir koşu gidip geri mi alıyor kasaptan? Küreselliğin içerisinde yeni bir küresellik mi yaratıyor bu oyun?

Kocaman balkonlu salonlarda, eyvallah dedirten prodüksiyonuyla; yorum olarak olmasa da metinsel olarak işçi sınıfının kulaklarını sürekli çınlatan bu oyun ne anlatmak istiyor bize?

Tezatlık yok mu burada? Başar Sabuncu’nun sinemaya uyarladığı versiyonunda bu tezatlık yoktu mesela Orada bir dert vardı, dönem vardı, istek vardı. Peki, Vasıf Öngeren’in tiyatro için yazdığı ve Şener Şen’in yönetimiyle sahneye taşınan bu yorumda neden yoktu bu dert, dönem ve istek?

Tiyatro sahnesi değil miydi bu metinin anavatanı? Geçmişimiz, günümüz ve geleceğimiz göstermedi mi zaten bizlere, Vasıf Öngeren’in yazdıklarını fazlasıyla?

Tanıklık etmedik mi defalarca?

Yaşamadık mı?

Tatmadık mı aynı sorunları?

Peki neden sahnede görmedik bunları?

Göstermek değil midir, epiğin nadide amacı?

Anahtar Kelimeler: zengin mutfağı, dasdas



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir