MAKALELER

Zafer Diper

2009.08.19 00:00
| | |
2817

Sizce Nasıl?
2007'de kuruluşunun 26. yılını kutlayan BİZİM TİYATRO kurucusu, genel sanat yönetmeni, baş oyuncusu ZAFER DİPER,...

 

Türk tiyatrosunda "delikanlılık" görevi yapan BİZİM TİYATRO... "Mideye gülle gibi oturan" oyunların sahibi... "Siyasal etkinliği tiyatro eyleminin odak noktasına yerleştiren" oyuncu: ZAFER DİPER...
 
    O, YARGI adlı oyunu 1986'dan bu yana sergilemeye devam ediyor. Son sergilediği oyunlar ise OLYA ve F 451.
 


     OLYA
 
"Akıl dışı olaylar bizim ülkemizi cehenneme çevirirken Bizim Tiyatro ve Zafer Diper bu çıldırmışlığın ortasında bir vaha oluşturabilmek için 27 yıldır uğraş veriyor. Türkiye gibi istikrarsızlığın temel ilke olduğu bir ülkede 27 yıldır aynı flama altında sanat kurumu olarak ayakta kalabilmek yabana atılamayacak bir olgudur. Ünlü Alman devrimcisi Olga Benario’nun hayatından kesitler sunulan "Olya" adlı oyun, Olga’nın 100. yaşını da selamlıyor. Zafer Diper’in bıkmak bilmez bir uğraşla, cehennem ülkenin toprakları üzerine saçtığı tiyatro tohumlarının izleri her yerde görülebiliyor." Nazım Alpman / Birgün
 
      F 451
 
    Oyun 2039 yılında geçmektedir.. Kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu ısı derecesidir Fahrenheit 451.. İtfaiyeciler yangın söndürmek yerine, yapılan ihbarlar doğrultusunda- kitapları yakmakla görevlidirler artık..İtfaiye örgütünün simgesi ise F451’dir. Ülkede çizgi roman, eski iyi itiraflar ve ticaret mecmuaları dışında kitap okumak, kitap bulundurmak yasak ve büyük bir suçtur.. Montag da işini seven bir itfaiyecidir ve kendisini, yaptığı işi hiçbir zaman sorgulamamıştır. Ta ki on sekiz yaşındaki genç kıza, Clarisse’e rastlayana dek. Yaşamındaki yanlışlar doğrularla yer değiştirmeye başlar o andan sonra.. Eşi Mildred’la iletişimsiz-kopuk birlikteliğinin ayrımına varır; toplumdaki çarpıklıkları derinden duyumsamaya ve onları düşünmeye başlar. Gizliden gizliye, ele geçtirdiği kitapları okumaktadır artık sürekli. Daha sonra da ihbar edilen kendisi olur ama.. Kitap insanlarının bulunduğu yere, ormana kaçar.. Orada herkes bir kitap ezberleyip bir diğerine aktarmaktadır…
 
    Kitap yakmalar tarihçesine de girerek, gelişen süreçte; sansüre, totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine eleştirisel bir bakış açısı F451..
 

 


    Şubat (2007) ayındaki İstanbul Söyleşilerimin ilk durağı Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi idi. Bu güzel kültür merkezinde seyrettiğim oyun ÖZKIYIM.
 
    2007'de kuruluşunun 26. yılını kutlayan BİZİM TİYATRO kurucusu, genel sanat yönetmeni, baş oyuncusu ZAFER DİPER, Özkıyım adlı bu oyunda, 68 kuşağının yaşantısından bugüne gelen sinemacı Berlin doğumlu Karl Schmitt'in öyküsünü usta yorumuyla anlatıyor. Oyunu sergilerken oyundaki olayları hem kendisi yaşıyor hem de seyirciye yaşatıyor. Sergilediği on üç ayrı karakteri adeta seyircinin yanına, gözünün içine sokuyor; zaman geliyor karakterleri seyircilerin arasında dolaştırıyor, zaman geliyor seyirciyi oyunun içine sokuyor. Seyirci üşüyor, seyirci işkence görüyor, seyirci 68 kuşağının acımasızca, gaddarca kıyım kıyım kıyılmasına tanık oluyor; sahnedeki Zafer Diper Karl Schmitt, Karl Schmitt Zafer Diper oluyor; seyirciye birebir yaşatıyor.
 
" ... Meddahlık anlayışının çok ötesine giderek, 'anlatma' ile 'canlandırma'yı 'iç içe kılan', 'canlandırılan' kişilerin sayısı artsa da yer yer 'içselleştirme'nin uç boyutlarına ulaşan bir 'tek kişilik oyunculuk' ; üç beş parçayı geçmeyen sahne gereçlerine çok çesitli işlevler yüklenmesi; oyunlar nerede geçerse geçsin, dekorsuz 'uzam'da hep bir 'hücreye tıkılmışlık' duygusunun yaratılması; yalın bir ışık kullanımı yoluyla sahnelerin birbirine eklenmesi; perde arası olmayan, sahnedeki bunaltıcı yaşantıyı seyirciye de geçirmeyi amaçlayan bir gösterim anlayışı. Bizim Tiyatro'nun yirmi beş yıllık tarihi içinde üç kez (Yargı, Ölüm Uykudaydı, Özkıyım) gündeme getirilen bu biçem ile seyircinin savaş, sömürü, işkence karşısında dıyarlı olması amaçlanıyor. Soğuk Savaş sonrası dönemin bozbulanık ortamında bu duyarlığa belki her zamandan çok gereksinme var. Bizim Tiyatro 'delikanlılık' görevini yapıyor. Biz mideye gülle gibi oturan bir 'Zafer Diper Üçlemesi' olarak nitelendirelim bu ürünleri..." Ayşegül Yüksel / Cumhuriyet.
 
    Ayşegül Yüksel'in dediği gibi; "mideme gülle gibi oturan" Özkıyım'ı seyrettikten sonra, Üstün Akmen'in bir yazısında "... sahnede gerçek bir özgürlük anıtı gibiydi..." diye adlandırdığı Zafer Diper'le sohbet ettim.
 
     Olay olan üç oyunum...
 
    Yaşamımda üç tane tek kişilik oyun yaptım. Hepsi olay oldu. Biri Yargı; 1986 - 2006 yılları arasında tam yirmi yıl oynadım. Barry Collins'in yazdığı bu oyun, Vukhov'un yaşadığı olağanüstü deney; savaş sırasında Nazilere tutsak düşmesi ve Sovyet ordusunun yaklaşması üzerine Almanların kaçıp, tutsak Rus subaylarını kapalı bir hücrede aç ve susuz bırakmaları, onların da sağ kalabilmek için birbirlerini çiğ çiğ yemelerini sergiliyor. Bu oyunu yurtdışında ve yurtiçinde oynamadığım yer kalmadı. Londra, Ulm, Berlin, Paris... Ankara'da 370 kişilik salonda 400 kişiye 47 gün kapalı gişe oynadım.
 
"Yargı oyununu bir buçuk saat soluğumuzu keserek izledik. Bizden sonraki bir gece, bir kadın hıçkırarak dışarı fırlamış, sonra bayılmış! Kadının çocugu işkence gördüğü için oyunu izlemeye gücü yetmemiş..." Mustafa Ekmekçi / Cumhuriyet.
 
    Diğeri Ölüm Uykudaydı. 2000 - 2001 yılları arasında oynadım. Bu oyunum da birinci oyunum gibi yasaklandı, davalar açıldı. Bu oyunuma 13 kez dava açıldı.
 
"Sahnede uzun bir karabasan sürecinin kurbanı ve tanığı olmuş, ama yaşamakta direnmiş bir aydının, bilincinden hiçbir zaman silinemeyecek anları, bedeninin ve sesinin hiçbir zaman arınamayacağı varlığına yapışmış izlerin (sesinin, duruşunun, devinim biçiminin) aracılığıyla dile getirişini izliyoruz. Diper, Maurico Varella'nın hücre yaşantısının, dile getirilmekten en çok kaçınılan, aşağılanmışlığın sıfır noktasında dolaşan anlarını canlandırırken "minimalist" (en aza indirgeyici) bir yaklaşim kullanmış. Bu anlar, yer yer, "yaşandıkları gerçek süre" içinde yansıtılırken seyirci için boğucu bir izleme deneyimi oluşuyor..." Ayşegül Yüksel / Cumhuriyet.
 
" Zafer Diper'in tek başina büyük bir performansla sergilediği oyun Ölüm Uykudaydı'da bir hücreye atılır Maurico.. Bedenini korumak için böcek yemekten, susuzluğunu idrarıyla gidermeye kadar her şeyi yapar. Ama en az bir o kadar da korumak zorunda olduğu beyni ve bilinci vardır. İnadına direnir. Hücresi insan olarak varoluşunun kalesine dönüşür..." Celal Başlangıç / Radikal.
 
    Üçüncüsü ise az önce seyrettiğiniz Özkiyim. 2005 yılından bu yana yaklaşik 50 kez sergiledim. Bu oyun da diğer oyunlar gibi zaman zaman yasaklandı. Örnegin Adıyaman'da oynatmadılar.
 
"... Zafer Diper'in "mütevazi"likle "oyunlaştırdığım" dediği Özkıyım, siyasal etkinliği tiyatro eyleminin odak noktasına yerleştirmesi açısından alkışı kesin olarak hak eden bir oyun. Oyunu yönetme biçeminde, sahneyi siyasal olayların bir yansıması ve yeniden yaratılması olarak ele alması dikkat çekici. Zafer Diper oyuncu olarak, Karl Schmitt'i çözümlerken çözümlemenin sadece zihinsel bir süreç olmadığının ayırdına varmış. Başkaca pek çok unsuru, kendi doğasının tüm kapasitesiyle ve nitelikleriyle Özkiyim'a dahil etmiş. Karl'ın ögelerine, kendilerini açığa vurabilecekleri olabilen en geniş alanı vermiş... Kısacası, Zafer Diper, Bizim Tiyatro'nun 25. Kuruluş Yıldönümü'nde kutlanası bir iş eylemiş.. Karl'a "sefil topluma olan borcunu ödetirken", alnından öpülmeyi hak etmiş..." Üstün Akmen / Evrensel.
 
    Matematik kitabının arasına koyduğum tiyatro kitaplarını gizlice okurdum...
 
    Ben liseyi zor bitirdim. 15 yaşında iken akşamları 8'de yatar 12'de kalkardım. Güya ders çalışmak için; Matematik kitabının arasına koyduğum Özdemir Nutku'nun "Tiyatro ve Yazar", "Modern Tiyatro" adlı kitaplarını okurdum. O kitabı hocaların hocası Özdemir Nutku'ya 60. Sanat Yılı'nda 9 Eylül Üniversitesi'nin sahnesinde "Hocam, bu kitap kırk yıldır imza atmanızı bekliyor" diyerek imzalatmıştım. O kitaplar benim hep başucu kitaplarım oldular.
 
    Tiyatroya 16 yaşında başladım...
 
    Tiyatro benim herşeyimdi. Üniversite eğitimimi bile tiyatro uğruna yarım bıraktım. Okumak yerine tiyatro yaptım. Annem karşıydı; o memur olmamı istiyordu. 1963 yılında, 16 yaşında Beşiktaş CHP Gençlik Kolu'nda başladım tiyatroya. Lise, üniversite eğitimi sırasında ve Halkevi'nde sürdürdüm tiyatro çalışmalarımı. Bu dönemlerde, kendi yazdığım Kentin Korosu oyununun yanı sıra; Gitgel Dolap, Ay Doğarken, Ağzı Çiçekli Adam, Kapıların Dışında, Woyzeck gibi oyunları yönettim ve oynadım. Bir ara da Sinametek'le kısa film çalışmalarım oldu. Senaryo ve öykü yazdım. Halk Tiyatrosu'nda Komprador'da oynadım.
 
     Ortaoyuncular... Ferhan Şensoy...
 
    Ferhan Şensoy'un Ortaoyuncuları'nın ilk kuruluş kadrosunda vardım. Ulvi Alacakaptan, ben, Fuat Özkan, Zeynep Tedü, Halit Akçatepe... gibi oyuncular vardı. İlk oyun 1976'da olsa gerek; hiç seyirci gelmediği için iptal edilmiş. Daha sonra "Şahları da Vururlar" oyununda Şah'ı üç yüz yetmiş beş kez oynadım.
 
Ulvi Alacakaptan Zafer Diper'i anlatıyor:
 
    Yıl 1980 Mart'ın 10'u filan olmalı; "Şahları Da Vururlar"ın son provaları. Önemli ya; Mart'ı 12'den vuracağız ilk oyunla. Ama olmadı... Güzelim Ajlan Aktuğ'un bildik sorunları yineleyince Ferhan Şensoy çok üzülerek onu kadrodan çıkarttı ve bize
 
"Benim bir arkadaşim var; Zafer Diper. İngiltere'den yeni geldi.. 'Hamlet'ten başka bir şey oynamam!..' diyor. Ancak ben kafasına vura vura oynatırım..."
 
dedi. Ve böylece Zafer Diper Ortaoyuncular'a katılmış oldu.

 
    Ajlan'ın birkaç komposizyonunu diğer arkadaşlar paylaştı ve Zafer "Tahran Kasabı" rolünde "İşkenceci" olarak 14 Mart günü çıktı sahneye. İki ay sonra ben ayrılınca Şah rolünü Zafer devraldı. Sanırım birbuçuk yıl sürdürdü ve benim Ortaoyuncular'a dönüşümden sonra da bizden ayrılıp kendi ekibini "Bizim Tiyatro"yu kurdu.
 
    Zafer'in en hayran olduğum yanı; olmadık metinlerden, malzemelerden oyunlar kotarabilme sihirbazlığı ve anlayamadığım, hiç başaramayacağım prova yapma tutkusudur. Hani Tapu Kadastro kayıtlarından bir oyun çıkarır mı bir gün? Hiç şaşmam!.. Zafer çıkarır...
 
On saat süren prova yapılır mı? Zafer yapar!..
Bir perde iki sandalye ile anlatım zenginliği olur mu?..
Zafer zengindir; olur!..
(İstanbul-Şubat 2007)
 
     Ve Bizim Tiyatro..
 
    1981 Kasım'ında, Üsküdar Sunar Tiyatrosu'nda "toplumcu-eytişimsel bir yaklaşımla sanatsal etkinlikler üretebilmek" içeriğiyle özetlenebilir bir anlayışla Bizim Tiyatro'yu kurdum. Oyunların yanı sıra kültür-sanat etkinlikleri de yapıldı. Altı yıl Sunar Tiyatrosu'nda oyunlar sergilendi, etkinlikler yapıldı. Salon problemleri yüzünden çesitli yerlerde oyunları sergilemek zorunda kaldım. Yurtiçi ve yurtdışı turneler yaptım.
 
      Bizim Tiyatro'nun sergilediği oyunlar...
 
    Çocuk oyunları: Cüce Dev (1984-85), Pilli Bebek (1985-86), Yerli Tarzan, Al Gülüm Ver Gülüm (1983-84).
 
    Hamlet (1981-82), Kükreyen Fare (1982-83), Kurtuluştan Sonra (1983-84), Nazım (1986-87), Halkın Ekmeği (1989-1990), Suikast (1990-91), Örümcek Kadının Öpücüğü (1991-92), Boğulma ya da Woyzeck (1992-93), Şeytanistan (1993-94), Milena'dan Kafka'ya Mektuplar (1994-95), Dava (1995-96), Ölümsüz Şarkı (1996-97), Devrimi Çok Sevmiştik (1997-98), Yitik (1998-99), Çölde Yarış (1999-2000), Ölüm Uykudaydı (2000-2001), Hoş Geldin Bebek (2001-2002), Mavileşme (2002-2003), Talan (2003-2004), Kafa Kağıdı (2004-2005), Yargı (1986-2006), Olya (2007-2008), SOYTARISOY ve F 451...
 
      Popüler bir tiyatro değiliz...
 

    Ben nitelikli işler yapıyorum. Popüler bir tiyatro değiliz. Ancak birçok popüler tiyatrodan daha çok seyircimiz var. Her yere gittiğimizde dolu oynuyoruz. Türkiye'de dünyanın herindeki tiyatro gruplarıyla yarışabilecek tiyatro yapanlar var. Bizler zor koşullarda bile iyi oyunlar yaratabiliyoruz.
 
     Tiyatromuz değil, seyircimiz kan kaybediyor!..
 
    Türk tiyatrosu yazarı, oyuncusu, tasarımcısı, yönetmeni yönünden hiçbir sorunu yok. "Türk tiyatrosu kan kaybediyor" diye bir görüş hakim. Hayır!.. Tiyatronun kanı yerinde; kan kaybeden seyircidir!..Hele televizyonlardaki dizi olayı... Aslında bu olayın ekonomiyle de ilgisi yok. Bu tamamen depolitizasyon olayıdır. Çok az tiyatroya giden var. Eskiden seyircimiz öğrenci kesimindendi. Şimdi okullarımızda tiyatro sevgisi verilmiyor öğrencilere. Daha önceleri okullardan gruplar olarak 200-300 öğrenci birden topluca gelirlerdi.
 
    Örneğin adam şovmene gitmiş, onu tiyatro sanıyor. Hayır o tiyatro değil ki, sadece şov!..
 
    Futbol maçları da aynı şekilde etkili olabiliyor. O akşam televizyonda naklen maç yayınlanıyosa, tiyatro oyunları iptal edilmek zorunda kalabiliyor.
 

 
ADEM DURSUN
Ağustos 2009
adem-dursun@versanet.de

    

Anahtar Kelimeler: zafer diper



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir