MAKALELER

Yaşam Bir Oyun - Tiyatro Kedi

2010.04.18 00:00
| | |
1437

Sizce Nasıl?
John Murell'in yazıp Hakan Altıner'in yönettiği “Yaşam Bir Oyun” adlı dram, Tiyatro Kedi tarafından sahneleniyor..



 

    Sarah Bernhardt'ın Bir Gecesi

    Sigmund Freud, insanın bazen küçük bir etki ile yaşama sımsıkı sarılabileceğini bazen de o etki ile yaşamdan kopabileceğine işaret ediyor. Bedensel süreçlerimizde dikkat edin, canımız yandığı zaman vücudumuzun diline cevap veririz. Hayatımızda yok saydığımız kavramlar (büyük-küçük) yeri gelir yaşamımızın önüne geçiverir. Şimdi gözlerinizi kapatıp on saniye boyunca gözlerinizin görmediğini hayal edin. Sizce bu bir kabus değil midir? Sarah Bernhardt'ın yaşadığı bir gecelik kabusu sahneden izlemek ne de zormuş meğer.
 
    John Murell'in yazıp Hakan Altıner'in yönettiği “Yaşam Bir Oyun” adlı dram, Tiyatro Kedi tarafından sahneleniyor. Oyunun konusuna geçmeden önce hepten şikayet ettiğimiz magazin basınına Deniz Akaya vasıtasıyla teşekkür etmek istiyorum. Toplumda iyice unutulmaya yüz tutmuş sahnelere gelerek seyrettiği oyunlar sayesinde basının az da olsa ilgisini tiyatroya çekmiş oluyor Sevgili Deniz Akaya. Bu her şeye rağmen tiyatro için bir kazanım sayılır. 
 
    Oyun kritiğini çok fazla dağıtmadan, konuya değinmek istiyorum. Sahnede geçirdiği bir kaza sonucu sağ bacağı kesilmiş olan Sarah Bernhardt'ın, Uşağı Pitou ile geçirdiği bir geceyi anlatan oyun, derin psikolojik çözümlemeleri içinde barındırıyor. S.Bernhardt'ın yaşam öyküsünü irdelediğimiz zaman nelerin ön plana çıktığını çok rahatlıkla görebiliriz.
 
    Fransız aktrist Sarah Bernhardt Paris'te doğdu, ailesi yahudiydi. Onüç yaşında çok ciddi bir şekilde kendini tiyatro eğitimine adadı ve Paris Konservatuarına girerek döneminin öcülerinden olmayı başardı. İlk kez 1862 yılında sahneye çıktı. Kariyerinde hızlı adımlarla ilerliyordu ki ülkesi Prusya ile savaşa girdi, o da herşeyi bir kenara itip bombardımanların arasında korkusuzca, uzun saatler boyunca ambulanslarda çalışmaya başladı. 1872'de tekrar Odeon'a King Lear'da ki Cordelia rolüyle döndü. Ve aynı yıl Comedié Française'de işe başladı. Burada büyük bir hayran kitlesi kazandı. Fakat aynı zamanda Sarah, büyük tartışmaların hedefi olmaktan da kendini kurtaramıyordu. 1874'e gelindiğinde, o artık genellikle metres rollerindeki güzel küçük kız değil, tam anlamıyla gerçek bir oyuncuydu. Çevresinde, onun hem güzel bir kadın hem de iyi bir oyuncu olabilmesini çekemeyenlerin, güçlü bir karakterle kendi kurallarını yaratmasını engellemek isteyenlerin karşısında, hiç bir zaman yılmadan, sadece çalıştığı için artık zaferi elinde tutuyordu. 1877'deki Hernani'deki Dona rolüyle o artık bir deha olarak kabul ediliyordu. 1880'de önemli sorunlar yüzünden topluluktan ayrıldı ya da bu güçlü kişiliği bir türlü kabul edemeyenler tarafından tiyatrodan uzaklaştırıldı. Bütün bu sorunlar Sarah'nın Fransa'nın en tanınmış oyuncusu olmasını engelleyemedi. Bernhardt'ın efsanesi tüm Avrupa başkentlerine, Amerika'ya ve hatta Avusturalya ve Mısır'a kadar yayıldı. 1880'de Sarah ilk defa Amerika'da sahneye çıktı. 15 yıl sonra, 55 yaşındaki kutsallaşmış Sarah hala dimdik ayaktaydı, hatta bu yaşta genç bir delikanlı rolünü herkesi hayretler içinde bırakacak kadar başarıyla oynadı.1912'de Queen Elizabeth adlı filmde başrolde yine eşsiz bir performans sergiledi. 1915'de bir bacağı kesildi (bu hayatı için dönüm noktasıdır) fakat bu bile Sarah'yı sahneden indiremedi. Birçok turneye çıktı ve çeşitli ülkelerde askerler için oynadı. Dünya turnelerinde yıldızı giderek daha çok parladı. Fakat o sadece bir yıldız olmakla kalmadı, Paris'de ki birçok tiyatronun yöneticiliğini de başarıyla yürüttü. Hastalıkları devam etmesine rağmen yeni bir tarla satın aldıktan ve yeni bir film sözleşmesi yaptıktan bir iki gün sonra Paris'de öldü.
 
    Sarah Bernhardt'ın ince uzun bir vücudu, kapkara gözleri ve “altın” gibi bir sesi vardı. Baştan çıkarmayı, acıyı, ağlatan öfkeyi ve ölümü onun kadar kimse oynayamazdı. Oyunculuk tekniklerindeki ustalığı ve çekici kişiliği onu “muhteşem kadın oyuncu” yaptı. Hala bir çok kişi, Bernhardt'ın zamanın en büyük kadın oyuncusu olduğunu düşünür. Fransız eleştirmenler tiyatro ve sinema tarihinde Sarah Bernhardt'ı bambaşka anlatırlar. O Fransızların halen sönmemiş tanrıçası konumundadır. Türkiye'de bu gibi hayatı olan tek bir kadın aktirist hatırlıyorum: Cahide Sonku. Halen Türk tiyatrosunun ve sinemasının bitmemiş güzellikteki tanrıçasıdır Cahide Sonku. Sarah Bernhardt gibi ilginç hayat öyküsü olan tek kadın sanatçımızdır. 
 
    Sarah Bernhardt'a yaşamı boyunca yön veren olaylarda; annesi, Başrahibe Sofie, Organizatör Garett, bacağını kesen cerrah, Yazar Oscar Wilde önemli yer teşkil etmektedirler. Sarah'ın uşağının da katıldığı düşsel rahatlama terapisinde bu saydığım karakterler birer birer odayı ziyaret ediyorlar. Ve bir kadının yaşamda durduğu yeri izleyenlere gösteriyorlar. Eşi benzeri olmayan yaşam öyküsü psikolojik çözümlemelerle başlamış oluyor…
 
    Oyun kritiğine dekorun, ışığın, kostümün bazı bölümlerde başarısız olduğunu söyleyerek başlıyorum ne yazık ki! Sarah Bernhardt gibi asil bir kadının üzerindeki o fantastik kurgulu, işlemeli, güzellikleri kapatan elbisenin de ne işi var? Aman Tanrım, sahnede o elbiseyi görünce gözlerime inanamadım. İşin açıkçası daha şatafatlı bir elbise bekliyor idim. France The Theatre'de sahne alma onuruna erişen önemli bir aktiristin daha iç açıcı renklerde gösterilmesini yeğler idim. Ama Dilek Türker'in ikinci perdede giydiği kostüm, bu açığını bütünüyle kapattı. Sahnede asil bir kadının duruşunu görür oldum. Dekorda takıldığım nokta şu ki; arkada duran iki pencereli duvar ne işe yaradı? Hatta Sevgili Hakan Altıner, Sarah Bernhardt'ın dış dünya açılımlarını bu pencerelerden değil de görünmeyen bir yerdeki pencereden göstermeyi uygun görmüş. Fakat bu yaklaşım dekorun işlevini yitirmesine neden olmuş. Karmaşık masa yapısı da insanı epeyce düşündürüyor. Osman Şengezer'i Dekor-Kostüm de pek beğenemedim.
 
    Işıkta bugüne değin izlediğim en kötü Yüksel Aymaz uyarlaması vardı. Dilek Türker'in olayları canlandırdığı bölümlerde arka üst kısma yansıyan o yazıyı okuyabilmek için ciddi uğraş içinde bulunmak lazım. Halen de anlamış değilim. Ayrıca sahne geçişlerinde, karakterlerin yüzlerine vuran spotlarda neden hep bir kararma var? Tam aydınlıkta ışık olsa, yüzlerde oluşan gölge kesinlikle oluşmayacak. Işığın tekrar gözden geçirilmesi kanaatindeyim.
 
    Erol Keskin, Sarah Bernhardt'a hayatının son sekiz yılında yardım eden Uşak Pitou'yu oynuyor. Karakter devinimlerini iyi tahlil eden Usta Sanatçı Erol Keskin olayların gidişatında, girdiği her rolde, inanılmaz bir performans sergiliyor. Sarah'ın annesi, kız kardeşi, doktoru, eşi, tiyatrosunun sahibi oluveriyor bir anda. Ve ciddi anlamda bütün ustalığını aktarıyor sahneye. Bir nevi psikoloğu andıran ses tonu ile oyun boyunca duygusal gelişimleri dengede tutuyor. Özellikle kendi duygularıyla, canlandırdığı Organizatör Garett arasında gidip gelen bölümü olağan üstü güzellikte oynamış. İzlerken epeyce keyiflendim. Dilek Türker'in duygusal çağrışımlarına yardımcı olarak; sahnede anlatılan drama enerji katıyor. 
 
    Dilek Türker, Sarah Bernhardt rolünde olağanüstü başarılı. Özellikle 11 yaşındaki Sarah anlatımında derin psikolojik tahliller yapıyor. Gözlerindeki duygusal çatışmalar, anne-kızkardeş çelişkilerinde hep ön planda duruyor. Sahnedeki asil duruşunu, oynadığı karakterle bütünleştirmiş. Kız kardeşi Jan ile yaşadığı aile içi bunalımlarda seyirciyi derin üzüntülerin içine doğru hızla çekiyor. Özellikle de Makinist Pablo'nun yaptığı vahim hata ile ayağını kaybeden Sarah Bernhardt'ı, real açılımları güçlü kadın kimliğine sokuyor. Kültürel zenginliği ön planda asil bir karakteri canlandırmak hiçte kolay değildir. Değerli Dilek Türker bu işin altından başarı ile kalkmış. Oyunun sonunda söylediği şu cümlelerde beden dilindeki enerjiden etkilenmemek mümkün değil:
 
“…Yaşam bir oyun. Oyun son bulana dek o'na sarılmak gerek…” 


    Fransızların Ünlü Opera Sanatçısı Matmazel Garden'ın sesi ile Sarah Bernhardt'ın sahnede kesiştiği nokta oyunda unutulmayan anlardan bir yer olarak kaldı belleklerde (bu ayrıntı çok önemli)
 
    "Yaşam Bir Oyun” Dilek Türker'in oyundan sonra yaptığı teşekkür konuşmasında olduğu gibi, muhakkak içimizde bir yerde bize de hitap etmektedir. Oynadığımız gerçek hayat rollerimizin bir tanesini sahnede mutlaka görüyoruz. Sarah Bernhardt'ın bir gecesi aslında koskoca bir dünyayı barındırıyormuş içinde…
 
    Dip Not

1- Tavsiye Kitap: Nurullah Ataç “Karalama Defteri Ararken”

Anahtar Kelimeler: yaşam bir oyun, tiyatro kedi, hakan altıner, John Murell



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir