MAKALELER

Yalçın Tura

2009.09.06 00:00
| | |
3087

Sizce Nasıl?
Sizlere Türk müziği üzerine konferanslar vermek için birkaç günlüğüne Berlin'e gelmiş olan İstanbul Teknik Üniversitesi...

 

 

    Ses çelengi'ni örebilmiş bir usta; gerçek bir İstanbul beyefendisi; bir ses sarrafı: YALÇIN TURA...

    Sizlere Türk müziği üzerine konferanslar vermek için birkaç günlüğüne Berlin'e gelmiş olan İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Müdürlüğü'nden emekli olan değerli bestecimiz Prof. Dr. Yalçın Tura ile yapmış olduğum röportajı sunuyorum. 1934 İstanbul doğumlu olan Tura, sadece Türk müziğine yaptığı bestelerle ve getirdiği yeniliklerle kalmayıp; film ve tiyatro oyunlarına, televizyon dizilerine müzikler bestelemiş. Geleneksel Türk müziği makamlarından yola çıkarak, tambur, kemençe, ney gibi çalgıları da orkestraya katarak "mikrotonal" bir sistem geliştirmeye yönelik çalışmalarıyla da tanınan Tura, 1988 yılında İTÜ Türk Musikisi Muzikoloji Bölüm Başkanı olmuş, aynı bölümün müdürlüğünden de emekli olmuş. Kongre ve sempozyumlarda sunduğu bildirilerle bazı dergilerdeki yazılarını Türk Musıkisinin Meseleleri adlı kitabında (1988) topladı.

 


 
    Geleneksel sanat müziğimizin olanaklarına önem veren Yalçın Tura, bu alandaki müzik-bilim çalışmalarının yanı sıra, çağdaş bir anlayışla yarattığı yapıtlarında geleneksel verileri ustalıkla değerlendirmiştir. Küçük yaşta keman ve piyano dersleri almaya başlayan Yalçın Tura, Galatasaray Lisesi'nde öğrenim yaptığı yıllarda, Seyfettin Asal ile keman, daha sonra Demirhan Altuğ ve Cemal Reşit Rey ile teori ve armoni çalışmış, 1954 yılında liseyi bitirince müzik öğrenimini sürdürmüş ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü tamamlamış. 1955 yılından başlayarak 1970'li yılların sonlarına değin, profesyonel bir besteci olarak, 50'yi aşkın film ve televizyon müziği, 10 dolayında tiyatro müziği yazan Yalçın Tura, SACEM'in Türkiye İcra Kurulu'nda da yer almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi'ne bağlı Devlet Türk Müziği Konsevatuarı'nda öğretim üyeliği ve Müzikoloji Bölümü Başkanlığı yapmıştır.
 
    Yalçın Tura,1980'e değin yazdığı yapıtlar ağırlıklı olarak sahne ve film müzikleri olduğu için, konuya ilişkin müziklerini çeşitli tekniklerden yararlanarak kurgulamış.
 
    Kendisiyle yapmış olduğum söyleşiye geçmeden önce, 2000 yılında, 65. Doğum Yıldönümü münasebetiyle M. Kemal Karaosmanoğlu'nun Audi Dergisi'nde yazdığı makaleden ve yine kendisiyle Cumhur Canbazoğlu'nun Cumhuriyet Gazetesi için yapmış olduğu söyleşiden birkaç satırı sizlere aktarmak istiyorum:
 
" Yalçın Tura gerçekten tam bir İstanbul beyefendisi! Evet, bu özelliğe sahip herkes kuşkusuz böylesi bir besteci olamaz; fakat Yalçın Tura ses çelengi'ni örebilmiş bir usta, mutlaka şu anda karşımda gördüğüm gibi bir kişi olmalıydı!...(M. Kemal. Karaosmanoğlu) ""
 
    Aslında geleneksel dediğimiz musiki de durmuş bir sanat değil. Onda da asırlardan beri devamlı bir yenileşme var. Cumhuriyet ile birlikte, yüzü Batıya dönük yeni bir Türk müziği doğmuştur. Fakat, Batı derken, oradan alınan, eleman olarak çoksesliliktir. Çoksesliliğin getirdiği ifade zenginliği ve ifade imkanları var. Benim amacım bunlardan yararlanmak, müziğimize yeni tadlar, yeni renkler katabilmektir. Bizim gerçek demokrasi olamayışımızın nedenlerinden biri de belki tekseslilik. Çoksesli müziğin hayatımıza tam anlamıyla girmemesi...” M. K. Karaosmanoğlu'nun Yalçın Tura ile söyleşisi
 
"Aşağı yukarı hayatımın yirmi yılını sadece profesyonel film müziği yazarı olarak geçirdim. Türkiye'de sadece müzik yaparak geçinen nadir insanlardan biriyim. En iyi rejisörlerle çalışma imkanını buldum. Çok zaman senaryo çalışmalarına katılır, filmin çekimlerinde bulunurdum. Genellikle filmlere çok fazla müzik konulmasına taraftar değilimdir. Müzik de bir aktör gibi oynaması gerektiğinde ortaya çıkmalıdır... Gençlerde müziklerini öğrenmeye karşı büyük bir ilgi var; ancak birinci seneden sonra gözleri Unkapanı'na dönüyor. Bunun nedenleri çeşitli ama, başında böyle her şeyin alınıp satıldığı bir dünyada müziğin de ticarileşmesi, mal haline dönüşmesi geliyor... Kendi kabuğumuzu kıramıyoruz ki... örneğin geleneksel müzik dediğimiz yolda öğretecek fazla bir şeyimiz yok. Bir yerden sonra çocuk sıkılıyor. Bir çoban kavalıyla ne çalarsınız, nereye kadar gidersiniz. Çok tartıştık bazı arkadaşlarla, "Batı'nın kemanı 11 sene öğretiliyor da, benim bağlamam niye öğretilmiyor 11 sene" diyorlardı. İşte her şeyi eşit düşünme yanlışından kaynaklanıyor gençlerimizin başka yöne gitmeleri.” Cumhur Canbazoğlu'nun Yalçın Tura ile söyleşisi-Cumhuriyet
 
    Sanıyorum Prof. Dr. Yalçın Tura'nın Türk musikisi üzerine vermiş olduğu bilgiler, sadece müzikle ilgilenenler için değil, sanatın her dalıyla uğraşanlar için de ilginçtir.
 
     Genel anlamda Türk müziği?
 
    Dar anlamda anladığımız Türk müziği, daha çok Osmanlı topraklarında ve Osmanlı tarihinde ve Osmanlı'dan sonra da çağdaş Türk Cumhuriyeti'nin topraklarında gelişen ve günümüze kadar gelen müziği anlıyoruz. Bu müzik başlangıcından beri hep bir değişim içinde olmuştur.
 
     Her iki devirdeki müziğin arasındaki farklar nelerdir?
 

    Osmanlı devrinde birincisi saray müziği, ikincisi askeri müzik (Yeniçeri müziği) üçüncüsü de bazı dini tarikatların (Mevlevi ve Bektaşi) müzikleri vardı. Sarayda bir taraftan geleneksel fasıl müziği devam ederken Batı tarzında müzik yapılmaya başlandı. Daha sonra dışarıdan Donizetti gibi müzik adamları getirildi; Türk müziği notaya aktarılmaya başlandı. Çünkü Türk bestekarları eserlerini notaya dökmeyi sevmiyorlardı, ihmal etmişlerdi. Donizetti ile birlikte Osmanlı ülkesinde müzik alanında bir ikilik başgösterdi. Alaturka(doğulu), alafranga(batılı) müzik. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Türkiye'de müzik alanında yeni bir atılım başladı. Atatürk'ün amacı Türkiye'yi çağdaş bir Avrupa ülkesi haline getirmekti. İstenilen Türk melodilerini, özellikle de halk melodilerini Batı tekniği ile polifonik(çoksesli) olarak işlemek. Çünkü o zamana kadar Türkiye'de sadece monofonik(teksesli) karakterde müzik vardı; Avrupa polifonisi yoktu.
 
     Alaturka müziği üzerine biraz daha bilgi verir misiniz?
 
    İtalyanca olup, alla turca'dan geliyor. Alaturka denilen fasıl musikisi, o dönemin ideologları-Ziya Gökalp gibi- tarafından hor görülmeye başlandı. Bizans, İran ve Arap müziklerinin bir karışımı olarak görüldü. Asıl Türk müziğinin Türk köylülerinin yaptığı müzik olduğu söyleniliyordu. Çağdaş bestekarlardan halk müziklerini toplayıp orkestra için Batı tekniği ile yeni eserler yapmaları tavsiye ediliyordu. Büyük yanlış halk müziğinin alaturkadan tamamen farklı bir müzik olduğu sanılmasıydı. Aslında halk müziği de, sanat müziği veya alaturka da aynı teorik temellere dayanan, aynı kökten gelen, sadece yöresel üslup farklarıyla birbirinden ayrılan müzikti. Halk başka, ulus başka bir müziğe sahip değil!
 
     Hala alaturka-alafranga zıtlığı var mı?
 
    Günümüze yaklaştıkça son 20-25 yıllık çabalarımız sonucunda artık eski alaturka-alafranga zıtlığı ortadan kalktı. Her iki kesimde de değerli eserler verildi; zengin bir müzik alanı oluşturuldu. Halk müziği de Cumhuriyetle birlikte yeniden gün ışığına çıkıp değer kazandı. Değerli dostum orkestra şefi Hikmet Şimşek'in söylediği bir söz var: "Alaturkacılar ve alafrangacılar birbirleriyle uğraşırken; arada pop ve arabeskçiler öne çıktılar; piyasaya hakim oldular!".
 
     Günümüz Türkiye'sinin müziği ne durumda?
 
    Bu sadece Türkiye'ye mahsus bir olay değil. Tüm dünyada eğlence müziğinin kalitesi günden güne düşmekte. Unutmayalım ki; Mozart'ın müziği de zamanında eğlence müziği idi.Ne yazık ki çizgide büyük düşüş görüyoruz. Türkiye'de her türlü müziği yapanlar var. Ve her türlü müziğin de dinleyicisi var. Yanlız Türk müziğinde beliren bir tehlike var, o da: küçük aralıkların polifoni içinde kaybolması. Günümüzde müziğin artık melodi olmaktan çıkıp; gürültünün ağır bastığı olay haline gelmesi bu küçük aralıkların tadının kaybolmasına yol açıyor.
 
     Şimdi herkes bilgisayarla müzik yapabiliyor...
 
    Evet. Bütün dünyadaki müzikçileri tehdit eden başka bir tehlike; bilgisayarın pek çok müzik enstrümanının yerine geçmiş olması ve hatta bir kısmının da artık icracısına ihtiyaç duyurmaması.
 
Son günlerin "balon" sanatçılarının Türk müziğine katkıları?
 
    Tek katkıları berbat edip bozmaktır!!!
 
     Nostalji üzerine ne diyorsunuz?
 
    Eski parçaların içinde güzel olan parçaları tekrar halka vermekte sakınca yok. Ancak en iyi şekilde vermek lazım.. Bugün piyasada şarkı söyleyen kişilerin büyük çoğunluğunun ne müzikle ne ses'le ne de usül'le alakası var! Mikrofon çıktı müzik bozuldu.
 
Ödülleriniz: Gazeteciler Sinema Armağanı, 1958 , (Zümrüt Filminin müziği ile)
1970-1971 TRT Müzik Ödülleri’nden 13 ödül.
SACEM’in “Genç Senfonicileri Özendirme Ödülü”, (Enginlerden….yücelerden)
Altın Portakal Film Müziği, (Bir Yudum Sevgi)
Türk Milli Kültür Vakfı TV Armağanı, 1984 (Küçük Ağa televizyon müziği)
Altın Portakal “En İyi Film Müziği”, (Sen de Gitme…)
"20.Uluslararası Film Festivali "Onur Ödülü, 2001 (Türk Sinemasına yaptığı hizmetler için)
Bir ödül daha:

 
    Bu yılın (2009) Altın Portakallarından birisi film müziği dalındaYalçın Tura’ya veriliyor.. Eylül 2009'da kendisine verilecek bu ödülle ilgili Cumhuriyet gazetesinde çıkan haber:
 
„Bestelediği nice senfonik yapıt, oda müziği ve solo parçalarıyla çağdaş Türk müziğinin üçüncü kuşağında önemli bir kavşaktır Yalçın Tura. Onu, öncelikle Keşanlı Ali Destanı, Yılanların Öcü, Toprak Ana, Umutsuzlar, Cemo, Bir Yudum Sevgi, Dağınık Yatak gibi nice filme yaptığı müziklerle tanıyoruz.. Bu yılın Altın Portakallarından birisi film müziği dalında, Yalçın Tura’ya veriliyor. Onu, başta Keşanlı Ali Destanı olmak üzere Yılanların Öcü, Toprak Ana, Taşbebek, Umutsuzlar, Cemo, Bir Yudum Sevgi, Dağınık Yatak, Sen de Gitme gibi nice filme yaptığı müziklerle ve Küçük Ağa, Aşk-ı Memnu, Kuruluş gibi televizyon dizilerinin müzikleriyle tanırız.
 
Aslında bestelediği nice senfonik yapıt, oda müziği ve solo parçalarıyla çağdaş Türk müziğinin üçüncü kuşağında önemli bir kavşaktır Yalçın Tura. 1934 doğumlu Tura, Galatasaray’da ve İstanbul Üniversitesi’nde eğitim görmüş; müzik dalında Cemal Reşit Rey’in özel öğrencisi olmuş, Seyfettin Asal, Hulusi Gürses, Demirhan Altuğ ile çalışmış, ancak genelde kendi kendini yetiştirmiştir. Galatasaray Ortaokulu’na başladığı yıllarda kendi kendine biraz piyano çalmayı öğrenmiş, o sırada mandolin çalan en yakın arkadaşı Ali Doğan Sinangil ile müzik üstüne düşünmeye başlamış, ayrıca çağdaş müziği de irdeleyip her ikisi de öncü bestecilerin etkisinde yeni yöntemlerle beste denemeleri yapmışlardır.
 
Film müziği bestelemeye 1956’da başlar. Her yaptığı işi ciddiye alan kişiliğiyle bu işi de ciddiye alan Yalçın Tura, film müziği besteciliğini de o güne dek hiçbir müzikçinin düşünmediği kadar ciddi bir meslek haline dönüştürür. Önceleri herhangi bir klasik plaktan yararlanılıp oluşturulan film müzikleri, ilk kez Nedim Otyam ile filme özgü besteler halinde ortaya çıkar ve bunun devamı da Yalçın Tura ile gelir. Bir yandan filmin konusuna ve karakterine göre bestelediği müziği kendi yönetimi altında çaldırtıp kaydeder; öte yandan sürekli bu konuda yazılmış kitapları, örneğin Eisenstein’ı okuyarak kendini geliştirir. Yirmi yıldan fazla film müziği besteciliği yapmış, sayısı elliye yaklaşan filme imza atmış ve ilk kez ülkemizde film müziği besteciliğini profesyonel bir disiplin altına almış sanatçıdır. Yirmi yıl, profesyonel olarak film müzikçiliği ile yaşamını kazanmıştır.
 
Yalçın Tura’nın müziğinde geleneksel makamlardan halk müziğine, cazdan senfonik müziğe, çağdaş yapıtlara, tarihin derinindeki kültürlere ve hafif müziğe kadar her çeşit müzik etkin olmuştur. Geçmişten günümüze uzanan müzik birikimini yeni bir sentez içinde değerlendirmek, ulusal karakter çizgisine sahip, yeni, kişisel bir müzik meydana getirmek amacındadır. Bestelerini değişik zamanlarda yeniden ele alıp gözden geçiren Tura, eski yapıtlardan yenilerini türetir ve bu nedenle bestelerinin belirli dönemlere ayrılmasını doğru bulmaz.
 
Uzun yıllar Türk ses sistemini incelemiş, 1970’ten bu yana bu araştırmalardan yola çıkarak yapıtlarına yeni bir “mikrotonal” anlayış getirmiştir. Tarihi değerde çeviriyazınlar yaparak nice değerli kaynağı günümüze kazandırmıştır. Örneğin, Kantemiroğlu’nun “Kitabu İlmi’l-Mûsikî a lâ Vechi’l-Hurûfât”ı ve Nâsır Abdülbâkî Dede’nin “Tedkîk ü Tahkîk” adlı eseri gibi. Müzikbilim dalında yurtiçinde ve dışında pek çok tebliği sunmuş ve Türk müziğinin sorunları konusunda bir kitap yazmıştır. SACEM’in Türkiye İcra Komitesi üyeliğini ve MESAM’ın Bilim Kurulu Başkanlığı’nı yapmıştır. TRT’de çeşitli zamanlarda jüri üyeliği ve danışma kurulu üyeliğinde bulunmuş, Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Hazırlık Komitesi’nde Türk müziği başkanı olmuştur. 1997’de İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda profesör olmuş, müzikoloji başkanlığının yanı sıra müdür olarak da atanmış, emekliliğine, 2001 yılına kadar bu görevi sürdürmüştür.
 
Yetiştirdiği öğrenciler arasında bugün Türk Müziği Konservatuvarı’nın müdürü olan keman sanatçımız Cihat Aşkın, kemancı ve orkestra şefi Hakan Şensoy, UCLA’de profesör olan besteci Münir Nureddin Beken vardır. Altın Portakal’ın bir müzik emekçisine verilmesini alkışlıyoruz.“ Evin İlyasoğlu – Cumhuriyet – 2 Eylül 2009
 
      Başlıca Yapıtları:
 
Bale:
Yaratılış, 1987-88
Şan ve Orkestra:
Üç Şiir-Oflazoğlu'nun Şiirleri (mezzo-soprano, karma koro, orkestra)
Şeyh Galip'e Saygı (soprano, tenor, solo, koro ve orkestra için kantat), 1972-75
Niyaz Mısr'nin İlahileri (Koro, solistler ve orkestra için kantat), 1978
Dies Irae (Karma Koro, org ve orkestra), 1997
Orkestra:
Dans Suiti, 1956
Orkestra Suiti, 1958
Adagio, (Yaylı çalgılar), 1960
Birinci Senfoni, 1966
4.Senfoni (T.C.Kültür Bakanlığı tarafından ısmarlanmıştır)
Enginlerden Yücelerden (Yaylı Çalgılar), 1976
Üçüncü Suit, 1976
Şah Murat Suiti, 1981
Oda Senfonisi, 1992
Toccata, 1996
Solo Çalgı ve Orkestra
Viyolonsel Konçertosu, 1956
Oyun Havaları, 1959-1972-1993
Keman Konçertosu, 1965-1972-1993
Viyola Konçertosu, 1997
Oda Müziği:
Süit (İngiliz kornosu ve viyola), 1951
Surname (flüt, alto obua, keman, viyolonsel, vurmalı çalgılar), 1959
Caz Süiti, 1962
Burletta, 1963
Yaylı Çalgılar Kuarteti, 1968
Hüseyni Saz Semaisi (ney, klasik kemençe, tambur), 1972
Tulum Havası (üç obua), 1972
Keman ve Piyano için Balad, 1972
Duo (Arkadaşlık kitabı, iki farklı çalgı), 1977
Üç Vals (keman ve piyano), 1991
Concertino (Kemançe ve beş barok çalgı)
Şan ve Piyano
Vatanım (ses ve piyano için beş parça)
Solo Çalgı
Beş Kısa Parça (piyano), 1952
Süit (ud)
Sonat (piyano), 1959
Dalgaların Oyunu (kanun veya arp), 1977
Sonat (keman ve piyano için), 1998
Sonat (viyola ve piyano), 2000
Koro
Koro Parçaları, 1967
Çocuklar ve Gençler için Müzik, 1967-69
Yeniden Eski Mahabbetleri Tecdid İdelüm (Nedim'in Şiirleri Üzerine Üç Parça; karma, eşliksiz koro), 1976
Film Müziği:
Namus Düşmanı, 1956
Zümrüt, 1956
Binnaz, 1959
Kalpaklılar, 1959
Sensiz Yıllar, 1960
Dolandırıcılar Şahı, 1960
İstanbul'da Aşk Başkadır, 1960
Otobüs Yolcuları, 1961
Allah Cezanı Versin Osman Bey, 1961
Sessiz Harp, 1961
Kızıl Vazo, 1962
Yılanların Öcü, 1962
Taş Bebek, 1962
İki Çalgıcının Seyehati, 1962
İkimize Bir Dünya, 1962
Cengiz Han'ın Hazineleri, 1962
Seni Kaybedersem, 1963
Beş Kardeştiler, 1963
Battı Balık, 1963
Keşanlı Ali Destanı, 1964
Umutsuzlar, 1971
Mahpus, 1971
Cemo, 1972
Toprak Ana, 1972
Dönüş, 1972
Sokaklarda Bir Kız, 1972
Asiye Nasıl Kurtulur?, 1972
Utanç, 1972
Kızgın Toprak, 1973
Azap, 1973
Bırakın Yaşayalım, 1973
Kuma, 1974
Ağrı Dağı Efsanesi, 1975
Oğul, 1975
Açlık, 1975
Bir Yudum Sevgi, 1985
Dağınık Yatak, 1985
Sen de Gitme, 1996
Sahne Müziği:
Keşanlı Ali Destanı (Haldun Taner'in oyunu), 1964
Eşegin Gölgesi (Haldun Taner'in oyunu), 1965
Nafile Dünya (Oktay Arayıcı'nın oyunu), 1971
Saya Gezme (çocuk operası), 1982
Sevmek Nedir? (Melodram), 1993-94
TV Film Müziği
Seyahatname, 1974
Aşk-ı Memnu, 1975
Denizin Kanı, 1980
Dördüncü Murat, 1981
Saya Gezmek, 1982
Tohum ve Toprak, 1983
Küçük Ağa, 1984
Aliş ile Zeynep, 1985
Hasan ile Şirin, 1985
Kırık Hayatlar, 1985
Kuruluş, 1987-89
Sen de Gitme, 1996
Geleneksel Türk Müziği:
Hüseyni Peşrevi (Düyek), Mahur Peşrevi (Evsat), Mahur Saz Semaisi, Irak Saz Semaisi
 
Kitapları:
 
    Kitab-ı İlmü’l Musiki ala Vechi’l Hurufat (Kantemiroğlu’ndan kuram bölümü) Armoni, Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Koruma Derneği, İst. 1977 Türk Musıkisinin Meseleleri, 1988 - İnceleme ve Gerçeği Araştırma (Abdülbaki Nasır Dede'nin Tetkik ü Tahkiki'inin eski yazıdan ve Osmanlıcadan yeni yazıya ve bugünkü Türkçe'ye aktarımı), Tura yayınları, İst. 1997 - Form Bilgisi (Türk Müziği formları ders notları) Tura yayınları...gibi.
 

 
ADEM DURSUN
Eylül 2009
adem-dursun@versanet.de

Anahtar Kelimeler: yalçın tura



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir