MAKALELER

Uğrak Yeri - Craft Tiyatro

2013.04.05 00:00
| | |
2542

Sizce Nasıl?
Hiç konuşmadığımız, hep görmezden geldiğimiz, varlığıyla toplumca yüzleşmediğimiz, karşılaşsak da hor gördüğümüz,...

 

Hiç konuşmadığımız, hep görmezden geldiğimiz, varlığıyla toplumca yüzleşmediğimiz, karşılaşsak da hor gördüğümüz, hep kenara itip, olağan dışı olarak nitelendirdiklerimiz üzerine Uğrak Yeri. Eşcinsel bir gencin – Vincent River- cinayeti üzerinden başlıyor hikaye. Anne Anita, oğlunun eşcinsellerin ‘uğrak yeri’nde cinsel ilişki sonrası ölü bulunmasından dolayı üzgün. Hatta bu yüzden utanç dolu. Ve hikaye katman katman açılımını, annenin cesedi bulan bir gençle –Davey ile- diyalogları üzerinden yapıyor. 

 

Öncelikle bu kadar görmezden geldiğimiz bir konuyla ilgili metin seçiminden ötürü Craft’ı tebrik etmek gerekiyor. Böyle cesaret isteyen bir projeye imza attıkları için. Konu olarak metin cesur ve gerçekten de toplumumuzda eksik kalan bir yeri tamamlıyor, görmezden gelinene değiniyor. Ancak metnin içsel olarak birtakım problemleri var. Açılımlarda oyun biraz basit, zayıf ve tekdüze kalıyor. Hikâyedeki geçişler ise rejisel olarak yumuşatılmamış ve bazı noktalarda ani geçişlerden dolayı altı boş kalan aksiyonlar mevcut. 

Metin aksiyondan çok diyaloglara dayalı olduğundan, en önemli iş oyunculara düşüyor. Anne Anita rolünde İpek Bilgin doğallığa çok yakın. Ancak hikâyedeki bazı geçişlerin sert gelmesinin sebebi belki de biraz oyunculuklardaki sert geçişlerden kaynaklanıyor. Fakat kendi akışındaki bir karakter var önümüzde ve doğal akıştan dolayı bu geçişler de göze çok fazla batmıyor. Genç oyuncu Barış Gönenen Davey rolünde o kadar istekli ki. Azmi, sahne tutkusu ve bir şeyler yapma isteği seyirciye hemen geçiyor. Ancak oynadığı rol hikayenin kilit noktalarının açılımlarını aktardığından, ve iç aksiyonun çok yüksek olmasını gerektirdiğinden gerçekten zor. Hele ki tüm oyun bu açılımlara, duygulara ve duygu değişimlerine bağlıysa. Ve fakat küçük olması, inceliklerle bezenmesi ve tamamen iç aksiyon üzerinden devinimini gerçekleştirmesi gerekirken, oyunculuğu o kadar büyük kalıyor ki! Özellikle son sahneden sonra oyundan çıktığımda üzerimdeki yorgunluğun sebebini anlıyorum: o kocaman oyunculuk, aksiyonlar ve uçlarda gezinen ani duygu geçişleri. Kendisinde oyunculuk tutkusu ve bir şeyler yapma isteği o kadar baskın geliyor ki, gerçekten gereğinden fazla aksiyon görünüyor sahnede. Geçişler sert, tepkiler büyük.  Hele ki İpek Bilgin’in doğal oyunculuğu yanında daha da büyüyor gözde. Bu tutkusunun, azminin ve ışığının kendisini duru ve yalın bir oyunculuğa götürmesinin daha doğru olacağı kanısındayım. 

 

Kısacası Uğrak Yeri, duygusal olarak bizi bir yerlerden yakalamaya çok yakın. Konusu gereği bizi yok saydığımız eşcinsellik, eşcinsellere karşı toplumdaki öfke ve önyargı, hatta ‘haklı görülen’ şiddet üzerine düşünmeye itiyor. En yakınlarımız bile ölümün yasını tutmayı es geçip, bir eşcinsel uğrak yerinde ölü bulunmamızdan dolayı üstümüze yaftalanan kimlikleri düşünüyor. Tıpkı ölüm haberini yazan gazete başlıkları gibi. Ölenin ardından onun için, kendi için utanıyor. Hatta  bir annenin mahalle baskısından korkup da acısını doya doya yaşayamadığı bir dünyayla yüzleştiriyor bizi. Şiddetin boyutlarının, fiziksel ve duygusal olarak ne kadar korkutucu bir noktada olduğunu onu gösteriyor bize. Daha da güzeli, Nisan ayı boyunca Uğrak Yeri bizden biri olan “Umut Göktuğ Söyler”e adalet için oynuyor. Ötekileştirdiklerimizi kabullenmek, farklılıklara olan tahammülümüzü yükseltmek, hatta haklılaştırdığımız ve normalleştirdiğimiz değerlerimizle aslında ne kadar yozlaştığımızı, ‘çoğunluk’ saydığımız kendimizde sorgulamak için… 
 

Anahtar Kelimeler: craft tiyatro, uğrak yeri



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir