MAKALELER

Uçurtmanın Kuyruğu - Ankara Devlet Tiyatrosu

2008.01.14 00:00
| | |
2640

Sizce Nasıl?
Edebiyat dergilerinin ve gazetelerin kitap eklerinin yıl sonunda hazırladığı en çok satanlar listesi, yazarlar için olduğu kadar okuyucular için de önemli bir veri kaynağı...


 

    Uçurtmanın Kuyruğu: Tiyatroda Katartik Etki Üzerine Düşünceleri.

    Bu yıl yayımlanan liste ise bütün bu konulardan uzak, çok daha önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Kısaca kendimizi yazın eserlerindeki karakterlerle özdeşleştirerek sorunlarımızdan arınma olarak tanımlayabileceğimiz, sanatın en temel işlevlerinden biri olan “katartik etki” yerini, “kişisel gelişim” kitaplarında aktarılan ve hiçbir edebi değeri olmayan yavan yaşam öykülerine bırakmakta. Süpermarketlerin kitap reyonları göz ardı edilerek yapılan sıralamada, ilk beş arasında iki kişisel gelişim kitabı yer alıyor. Robin Sharma'nın Ferrarisini Satan Bilge adlı kitabı birçok roman ve öykü kitabını geride bırakarak ikinci sıraya yerleşmiş. Adı bile bize bu kadar uzak kitapların, edebiyat eserlerinin derinliğini yakalayabilmesi mümkün mü? Daha da önemlisi karakterlerle özdeşim kurma yoluyla kimliğimizden sıyrılarak kendimize ve çevremize eleştirel gözlerle bakmamızı sağlayan katartik etki, kişisel gelişim kitaplarıyla gerçekleşebilir mi?


 
    Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen Uçurmanın Kuyruğu adlı oyun tam da bu çerçevede ele alınabilecek bir metin sunuyor. Hayalleri çalınmış, çocukluğunu, gençliğini yaşayamamış yalnız bir adamın iç hesaplaşması sonucu hayata yeniden tutunma öyküsü olarak özetlenebilecek oyun, kişisel gelişim kitaplarına nazire yaparcasına seyircisine “siz de yapabilirsiniz” diyor. Umut veriyor. Yol gösteriyor. Ancak bunu basmakalıp söz dizimleriyle, bayağı bir öykülemeyle değil; edebi metnin farkını ortaya koyarak, seyirciyi yavaş yavaş oyuna dahil eden usta bir anlatımla yapıyor. Kısacası, oyun edebiyat eserleri ile tüketim kültürünün bir parçası haline dönüşen ve modern insanın yaşam kılavuzu bellediği kişisel gelişim kitapları arasındaki ince çizgiyi bir kez daha hatırlatıyor: Katartik etki.
 


    Savaş Dinçel'in kaleme aldığı oyun, hayatının her döneminde yaşadığı baskılar ve yönlendirmeler nedeniyle yaşamı ıskalamış “Adam” ile evine davetsiz şekilde giren ve aslında benliğinde gizli kalan yaşam arzusundan başka bir şey olmayan “Gelen Adam” arasında geçen bir saat yirmi beş dakikalık hesaplaşmayı konu alıyor. Gelen Adam (Olcay Kavuzlu), girdiği çeşitli rollerle, Adam'ın (Mithat Erdemli) hayatını kâbusa çeviren acı olayları tekrar yaşamasını ve sorgulamasını sağlar. Zaman zaman ateşli bir kavga, zaman zamansa keyifli bir muhabbet halini alan hesaplaşma boyunca Adam'ın geçmişine yolculuk eder, onu iç dünyasına mahkum olmaya iten yüreği nasır tutmuş insanlarla tanışırız. Soyadının devam etmesinden başka gayesi olmayan babası, silah sevgisinden başka sevgi tanımayan komutanı ve hayal gücü cenderede edebiyat öğretmeni, yaşanan trajedinin baş kahramanlarıdır. Gelen Adamın her kimlik değiştirmesiyle yeni bir boyut kazanan oyunun temposu, final sahnesine kadar sürekli tırmanarak artar. Final sahnesinde Adam, edebiyat dersi için yazdığı, ancak hayal gücünden yoksun öğretmenin tepkisine yol açan hayali gezintisini anlatır. Uçurtmanın kuyruğunda başlayan gezinti, büyüklerin küçük, küçüklerinse büyük rolüne soyundukları, hayvanların konuştuğu, en yetenekli ressamların beş yaşında, en başarılı müzisyenlerinse henüz anne kucağında olduğu ve ancak hokkabazlık diplomasına sahip olanların kabul edildiği fantastik bir dünyaya uzanır. Etkileyici bir dramatik monolog halini alan anlatının sonunda Adam kollarını gökyüzüne doğru açarak hayallerini bir daha hiç bırakmamak üzere kucaklar. Uçurtmanın kuyruğundadır artık. Yıllarca boş yere taşıdığı kirli anıları yeryüzünde bırakarak bir kez daha havalanır. Yeniden özgürdür.


 
    Bu kısa değerlendirmeden de anlaşılacağa üzere, Uçurtmanın Kuyruğu, “içinizdeki çocuğu kaybetmeyin” “hayallerinize sıkı sıkıya sarılın” ya da “yaşam sevincini ancak içinizdeki çocukta bulabilirsiniz” şeklinde özetlenebilecek yalın mesajlar içeriyor. Oyunun, bu yönüyle piyasada bulunan kişisel gelişim kitaplarıyla benzerlik gösterdiğini söyleyebiliriz. Ancak, seyirci üzerinde yarattığı etkiyi, herhangi bir kişisel gelişim kitabından beklemek hata olur. Savaş Dinçel'in evrensel bir temayı seçmesi, bu temayı metin üzerinde sadece “Adam” ve “Gelen Adam” olarak belirttiği isimsiz kahramanlar aracılığıyla iletmesi, okuyucu/izleyici ve karakterler arasındaki özdeşleşmeyi kolaylaştıran; oyunun duygusal derinliğini artıran en önemli etkenler. Oyunun sürekli artan temposu ve final sahnesindeki çarpıcı dramatik monolog ise eserin izleyici üzerinde derin etkiler bırakmasına neden olan diğer öğeler olarak değerlendirilebilir. Yazarın metin düzeyindeki güçlü anlatımı, sahnede yaratılan duygu yoğunluyla birleşince, oyun izleyicinin belleğinden kolay kolay silinemeyecek, hayatında karşılaştığı benzer olaylarda yol gösterici olarak kullanabileceği derin izler bırakıyor. Başka bir deyişle oyun, sanatın okuyucuyla/izleyiciyle olan ilişkisinde, kişisel gelişim kitaplarından fazlasını başarabileceğini kanıtlıyor.


 
    Oyunun teknik açıdan bir değerlendirmesini yapacak olursak: Işık tasarımı (Şükrü Kırımlıoğlu) ve müzik düzeni (Can Atilla) Gelen Adam'ın kimlik değişimleri arasındaki geçişleri kolaylaştırmak amacıyla işlevsel olarak kullanılmış. Özellikle son sahnedeki etkileyici fantastik tabloda bu iki öğenin kusursuz uyumunun etkisi büyük. Olcay Kavuzlu ve Mithat Erdemli'nin performansları görülmeye değer. İkilinin usta oyunculuğu sayesinde, yazarın metinde vermeye çalıştığı gerilimli iç hesaplaşmanın arkasındaki sıcak gülümseme oyun boyunca hissediliyor. Oyunun başarısındaki en önemli paylardan biri de yönetmen Hakan Çimenser'e ait. Final sahnesinde yaptığı değişiklik, oyunun metin düzeyinde var olan etkisini artırarak sahnede yaratılan duygu yoğunluğunun seyirciye iletilmesini kolaylaştırmış. Sonuçta herkesin görevini tam anlamıyla yerine seyircinin ilgisini fazlasıyla hak eden bir oyun çıkmış ortaya.


 
    Oyuna yöneltilebilecek tek olumsuz eleştiri sahne seçimi hakkında olabilir. Uçurtmanın Kuyruğu, daha çok tek kişilik deneysel oyunların sahnelendiği Oda Tiyatrosu'nda sergileniyor. Tiyatronun küçük sahnesi, Adam'ın mahkum olduğu yalnızlığını yansıtacak büyük bir oda görünümünden çok uzak. Sahne aynı zamanda oyuncuların hareketlerini de kısıtlıyor. Yaklaşık bir sezondur aynı ilgiyle takip edilen oyunun, büyük bir sahnede, değişik sahne tasarımlarıyla daha başarılı bir prodüksiyon haline geleceği kesin. Ne ki, bu ayrıntılar oyunun başarısını etkilemiyor.
 
    Yazar Savaş Dinçel'in metin üzerindeki başarısının, Ankara Devlet Tiyatrosunun özenli çalışmasıyla birleştiği Uçutmanın Kuyruğu sezonun kaçırılmaması gereken oyunlarından biri. Her şeye rağmen, ferrarisini satan bilgenin mi yoksa uçurtmanın kuyruğundaki çocuğun mu size daha yakın olduğuna ancak siz karar verebilirsiniz. Cevap bir tiyatro bileti uzaklıkta... Uçurtmanın kuyruğundaki yerinizi almanız dileğiyle iyi seyirler.

Anahtar Kelimeler: uçurtmanın kuyruğu, ankara devlet tiyatrosu, ankdt



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir