MAKALELER

Tuncay Özinel

2009.07.17 00:00
| | |
4841

Sizce Nasıl?
Kendisini, 1970'li yılların ortalarında, lise yıllarında iken dadandığım Beyoğlu'ndaki Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda tanıdım.

 

      "Yasakçı ve sansürcü bir zihniyetle yönetilen Türkiye"de, yıllardır inatla tiyatro sanatı yapmaya çalışan tiyatro emekçilerimizden: TUNCAY ÖZİNEL...
 
    Kendisini, 1970'li yılların ortalarında, lise yıllarında iken dadandığım Beyoğlu'ndaki Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda tanıdım. Daha sonra da 1980'li yıllarda Kocamustafapaşa'daki Çevre Tiyatrosu'nda devam ettim onu seyretmeye...
 
    1942 doğumlu olan Tuncay Özinel'in, orta okulda tiyatro kolu başkanlığı ile başlayan tiyatro macerası, o gün bu gündür, yaklaşık 50 küsur yıldır devam ediyor. 1980 yılında kurduğu kendi tiyatrosunda da tüm sıkıntılara rağmen seyircisinin karşısında.

 


 
    Geçtiğimiz sezon (Mart 2008) Beyoğlu Tünel'de Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde, Ulvi Hoca'nın (Alacakaptan) kendisiyle yapacağı söyleşinin öncesinde kendisine uzattığım sesalma cihazımın kırmızı düğmesine basıyorum.
 
    Ancak bu kez bir değişiklik yaparak, söyleşinin son bölümünden başlamak istiyorum.

 


 
    Çünkü, son bölümde politikacılarımızın tiyatroya olan sevgisinden (!) ve ilgisinden (!) bahsediyor. Bir sene sonra, yani Mart 2009'da "Hırsızistan" adlı bir oyunu Keşan Kaymakamı'nın engeline takılıp izin verilmiyor. Fakat ne gariptir ki, birkaç ay sonra değişen Keşan Kaymakamı'nın müsadesiyle oyun sergilenebiliyor.
 
    İşte söyleşime son bölümden başlamamın sebebi de bu; yani, yukarıya atmış olduğum başlıkta da okuduğunuz gibi, söyleşiye geçmeden önce, yıllardan beri sanatın her dalına uygulanan "yasakçı ve sansürcü zihniyeti" örneklerle sergilemek...
 
       Töyleşimizin sonunda şöyle diyor Tuncay Özinel:

 


 
        Tiyatro muhalefettir!..
 
      Tiyatro muhalefettir!.. Bütün politikacılar muhalefette iken tiyatroyu hep tutarlar. İktidara geldiklerinde de tiyatroya karşı olurlar. Bir ülke mutlaka ve mutlaka sanatla kalkınır. Bugün Avrupa'yı Ortaçağ'dan çıkartan sanattır. İspanya, Fransa, Almanya, Amerika gibi medeni ülkelerde sanata destek var. Türkiye'de tam aksi!.. Sadece şimdiki yönetim değil, hepsi aynı hatayı ve yanlışı senelerdir yaptılar; yapmaya da devam ediyorlar...
 
     Söyleşimize ara verip, Türki'ye de yıllardan beri tiyatro sanatına yapılmış olan 'yasak ve sansür'lere örnekler verelim:
 
    "Osmanlı döneminden başlayarak bütün yönetimler, tiyatronun seyirci üzerinde en çok etki yapan bir sanat dalı olduğu gerçeğini gözden kaçırmamış, yasalarla, kararnamelerle, buyruklarla bu sanata baskı uygulamanın yollarını aramışlardır. Osmanlı döneminden bugüne kalan belgeler, tiyatroyu sever, hatta destekler görünen sultanların bile denetimi elden bırakmadıklarını gösteren pek çok yasaklamaya tanıklık eder. Bu belgelerden, Tanzimat döneminde değişimden yana olan aydınların tiyatroyu bir ahlak eğitimi aracı olarak gördüklerini, değişimden yana olmayan sultanların Batı tarzındaki tiyatroyu kendi tutucu görüşlerine hizmet etmek üzere kullanmak istediklerini, halk tiyatrosunuysa kendilerine eğlence yaptıklarını öğreniyoruz. Bu konuda Refik Ahmet Sevengil'in verdiği bilgi özellikle ilgi çekiyor:
 
      'O zaman sarayda oynatılan ortaoyunlarını bir hatırlayalım. Bu oyunların bazılarında padişah tarafından verilen belirli bir konuya göre vezirlerin, nazırların taklitleri yapılırken yabancılardan borç alma işi gibi günün meseleleri ortaya konuluyor, sadrazam, nazırlar, bunların toplantıları gösteriliyor; klasik ortaoyununda böyle şeyler yoktur.'
 
     Abdülhamit dönemindeyse, 'Her çeşit yazılı basılı kağıt için basılmadan önce sansür usülü konulmuş ve pek sıkı olarak uygulanmıştır. Bu yüzden her sayısında padişahı övmekle yayına başlayan birkaç gazeteden başka ortada hiçbir yayın hareketi görünmez olmuştur. Kitaplar da aynı surette basılmadan önce hükümetçe incelenir, çoğunun çıkmasına izin verilmezdi. Tiyatro hayatıysa sansür yüzünden hemen hemen büsbütün sönmüştür.'
 
    Tiyatroya uygulanmak istenen kısıtlama yalnız yönetimlerden değil, tutucu gruplardan da gelmiştir. Ülkemizde dinci kesimler her zaman tiyatronun karşısında olmuşlardır. Tiyatronun en çok desteklendiği, çağdaşlaşma yolunda vazgeçilmez bir kültürel etkinlik olarak kabul edildiği dönemlerde bile, kimi oyunlara yasaklama getirildiğini, sanatçılara baskı uygulandığını, yazarlar, sahne sanatçıları hakkında suçlamalarda bunulunduğunu, dava açıldığını, ceza verildiğini, kışkırtılmış toplulukların tiyatro bastıklarını, oyunları engellediklerini, sanatçılara saldırdıklarını, hatta tiyatro yapılarını yaktıklarını görürüz." Sevda Şener/Cumhuriyet'in 75 yılında Türk Tiyatrosu.
 
     Ve birkaç örnek:
 
1929-Süreyya Opereti'nin İzmir'de sergilediği Telefoncu Kız adlı oyunu,
1932-Bursa'da sergilenen Velinin Çocuğu,
1949-Devlet Tiyatrosu'nda sergilenen Kadınlar adlı oyun,
1964-İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sergilenen Brect'in Sezuanın İyi İnsanı adlı oyun,
1969- Halk Oyuncuları'nın oyun sahneledikleri Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu'nun yanması,
altmışlı yıllarda yönetimin hışmına uğramış olan eserlerden örnekler: Hababam Sınıfı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Müfettiş, Eşeğin Gölgesi, Devr-i Süleyman, Pir Sultan Abdal, Nafile Dünya,
1970-İstanbul Kültür Sarayı'nda Arthur Miller'in Cadı Kazanı adlı oyunu oynandığı sırada yangın çıkması ve binanın kül olması,
1987-Şan Sineması'nın Ferhan Şensoy'un Muzır Müzikal adlı oyunu oynandıktan sonra yanması...
gibi yüz kızartıcı örneklere devam edelim:
"Tiyatroda sansür depremi
 
    Bir süredir tiyatro dünyasında kulaktan kulağa dolaşan bazı söylentiler dün yapılan bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı. Tiyatro Stüdyosu'nun sanat yönetmeni Ahmet Leventoğlu, TOBAV Lokali'nde yaptığı basın toplantısında Davit Mamet'in yazdığı 'Bağla Şu İşi' adlı oyunlarını Tarsus'da sahnelerken Kaymakam ve Belediye Başkanı tarafından oyunun durdurulduğunu ve güvenlik kuvvetlerince seyircilerin salondan çıkartılmaya çalışıldığını anlattı.
 
    Leventoğlu, tiyatro ve yazar örgütlerinin temsilcilerinin yanısıra bir çok ünlü tiyatrocunun da katıldığı basın toplantısında, Kaymakam Ali Ülger ile Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz'ın Tataristan'dan gelen konuklarıyla birlikte oyun başladıktan sonra salona girdiklerini ve bir süre sonra oyun hakkında düşüncelerini sesli bir biçimde açıklayarak konuşmaya başladıklarını, daha sonra da Ali Ülger'in ‘‘çıkın, herkes dışarı çıksın’’ dediğini belirtti. Daha sonra salona giren görevlilerin ‘‘boşaltın’’ diyerek seyircileri salondan çıkarmaya çalıştıklarını, ancak bazı seyircilerin direnmesi sonucu diğerlerinin geri döndüğünü anlatan Leventoğlu, oyunun, oyuncuların yanı sıra seyircilerin de direnmesi sonucu tamamlandığını söyledi.
 
    Olayların ardından Tarsus Belediye Başkanı'nın yayınladığı bildiride yer alan ‘‘Oyunda yer alan ifadelerin, Türk tiyatrosu ve mizah anlayışı ile asla bağdaşmayacağını vurgulayan Başkan Kocamaz, yetkilileri göreve çağırarak, topluma mesaj vermede etkin bir yeri olan tiyatroların oynanmadan önce en azından senaryolarının gözden geçirilmesinin faydalı olacağını bildirdi’’ sözlerinin bir de Belediye denetimi getirdiğini bildiren Leventoğlu, her iki yetkilinin de hem sanata ham de topluma karşı kusur işlediklerini, bunu devletin üst yetkililerinin dikkatine sunduklarını açıkladı.
 
    Tiyatro dünyasını sarsan ikinci olay ise Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali'nin açılaşında La Fura dels Baus Topluluğu tarafından sahnelenen 'Faust Sürüm 3.0' oyunuyla ilgiliydi. Flash TV'nin oyunun müstehcen olduğu yolundaki yayını sonucunda Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından bir inceleme başlatılmış olmasıydı. Festivalin düzenleyicisi İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, Flash TV yetkililerine gönderdiği açıklamada yapılan yayındaki yanlışlara değinilerek olayın yayıncılık ilkeleriyle bağdaşmayacçak biçimde çarpıtıldığı belirtildi. Yasal yollara da başvurulacağı belirtilen mektupta ‘‘21. yüzyılın eşiğinde sanatı Ortaçağ'dan kalma bir yaklaşımla yargılama cüretinden ve seçkin bir tiyatro yapıtını pornografik ucuzluğa dönüştürme çabalarından utanç duyulmalıdır’’ denildi.
 
    Basın toplantısında söz alan tiyatrocular, sansürün yoğunlaştırılması konusunda yeni çabalar olarak değerlendirdiklerini ve asla tekil olarak bakılmaması gerektiğini belirttiler. Özellikle Anadolu kentlerinde tiyatro üstüne baskıların ve yasaklamaların yoğunlaştığını bunun yasal takibinin güç olduğunu ve çok izin süre aldığı da vurgulandı. Toplantı sonucunda tüm tiyatro örgütlerinin temsilcilerinden oluşan bir Takip komitesi kurulmasını ve bu tür baskılara karşı mümkün olan yasal itiraz ve tazminat yollarına gidilmesini istediler. „ Hürriyet Mayıs 1999
 
     Bir örnek daha:
 
    "Tiyatroya sansür
 
    Trabzon'daki bir festivale katılan Rumen ekibinin oyununda çıplak sahneler olduğunu öğrenen yetkililer, yönetmenden oyuncuları giydirmesini istedi.
 
    Trabzon'da bu yıl 7'ncisi düzenlenen Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali'nde bir sansür skandalı yaşandı. Rusya, Gürcistan, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Ukrayna, Moldova, Makendonya, Iran ve Türkiye'den çeşitli tiyatro topluluklarının katıldığı festivalin 3'üncü gününde, Rumen ekibi sansüre uğradı. "Bacchae" adlı oyunun bazı sahnelerinde oyuncuların çırılçıplak sahneye çıktığını öğrenen yerel yetkililer, yönetmene başvurarak, oyuncuların bu bölümlerde iç çamaşırıyla sahneye çıkmalarını istedi. Yönetmen Mihai Maniuttu ise, oyunun dünya ülkelerinde orijinal haliyle sahnelendiğini söyleyerek, bu şartlar altında sahneye çıkamayacaklarını kaydetti.
 
    Bunun üzerine Trabzon Devlet Tiyatrosu Müdürü Kadri Özcan devreye girdi ve Türkiye'deki şartları anlatarak yönetmeni ikna etmeye çalıştı. Sonunda yönetmen Maniuttu, isteği kabul etti ancak bu durumu oyundan önce izleyicilere açıklattı. Kadın oyuncular; tamamen çıplak olmaları gereken sahnelerde etek, erkeklerler ise pantolon giyerek oynadı. Romanya ekibi, festivalin sonunu beklemeden ülkesine döndü. Özcan yaptığı açıklamada, "İki oyunda oyuncuların çıplak olduğu sahneler vardı. Bu oyunlar da sahnelenirken oyuncular tamamen çıplak kalmadılar" dedi. Festivalin 2'nci gününde de aynı salonda Yunanlılar tarafından sergilenen "II Edward" adlı oyundaki eşcinsel sahneleri krize neden olmuş, rol gereği iç çamaşırlı 2 erkeğin sarılarak öpüşmesi üzerine, izleyiciler arasındaki türbanlı kadınlar salonu terk etmişti." Sabah Gazetesi / Kenan TASKIN - TRABZON / MERKEZ
 
     "Düğün ve Davul"a sansür...
 
    Y ine Mart 2008'de Haşmet Zeybek'in 1969'da yazdığı "Düğün ve Davul" adlı oyununda, Başbakan Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği iddiasıyla soruşturma sonucunda, oyunun özgün metninin sansür edilmesi ve dört kişiye uyarı cezası uygulanması...
 
      Yakın tarihten bir örnek :
 
     "Tuncay Özinel Tiyatrosu’nun herkesin hırsız olduğu bir ülkeyi anlatan ‘Büyükler için Masal, Hırsızistan’ adlı oyunu Keşan Kaymakamı’nın engeline takıldı. Özinel, kaymakamın, ‘Burada propaganda yaptırmam’ dediğini savunurken, kaymakam iptal gerekçesi olarak ‘okul provasını’ gösterdi
 
     Tuncay Özinel Tiyatrosu’nun hırsızların yaşadığı Hırsızistan adlı bir ülkeyi anlattığı “Büyükler için Masal, Hırsızistan” adlı oyununun Keşan Kültür Merkezi’nde bugün gerçekleştirilecek olan temsili, kaymakam engeline takıldı.
 
     Afişinde, CHP İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na belge desteği nedeniyle teşekkür edilen tiyatro oyununun iptal edilmesine gerekçe olarak ise “okul provası” gösterildi. Tiyatrocu Özinel, Keşan Kaymakamı Abdülkadir Karataş’ın, “Size propaganda mı yaptıracağım?” dediğini savundu.
 
     Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklenen, Tuncay Özinel Tiyatrosu tarafından sahnelenen “Büyükler için Masal, Hırsızistan” adlı müzikli güldürü, Keşan Belediyesi’nin davetlisi olarak Keşan Kültür Merkezi’nde sergilenecekti. Ancak oyun, aynı gün merkezde bir okulun provasının olduğu gerekçe gösterilerek iptal edildi.
 
     Oyuna önce izin verilip sonra iptal edilmesine anlam veremediğini söyleyen 51 yıllık tiyatrocu Tuncay Özinel, “Kaymakama telefon açtım. ‘Salonu neden açmıyorsunuz?’ diye sordum. ‘Ben size burada propaganda mı yaptıracağım?’ dedi. Ben de ‘Hırsızistan’ı neden bu kadar üzerinize alınıyorsunuz’ dedim. Bu bir tiyatro oyunu. Propaganda olsun diye oynamıyoruz” diye konuştu.
 
     Oyunu ilçeye davet eden CHP’li Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan ise “salon müsait değil” gerekçesinin bir bahane olduğunu savunarak, “Oyun tamamen iktidarı eleştirdiği için iptal edildi. Bu, gün gibi ortada. Mülki amirimiz ilçe başkanı gibi çalışıyor. Biz ayda bir iki oyun getirmeye çalışıyoruz. Daha önce de bir çocuk oyunumuz, ‘İçeriğinde küfür var’ gerekçesiyle iptal ettirildi.
 
     Uluslararası satranç turnuvası yapmaya kalktık, ‘Salonun üzerinde kütüphanede okuyucular rahatsız oluyor’ gibi saçma bir gerekçeyle izin verilmedi” dedi.
 
     Kaymakam Abdülkadir Karataş ise önce “Böyle bir oyunun ilçeye geleceğinden haberim yok” dedi, ancak ısrarlı sorular üzerine daha sonra, “‘Propaganda yaptırmam’ şeklinde söylemişim ya da söylememişim bunu tartışacağım bir durum yok. Böyle bir tiyatro bize resmen başvurmadı. Sadece bildiğim, böyle bir tiyatronun yapılacağı kültür merkezi salonunda aynı saatte okul provaları olduğunu Milli Eğitim Müdürü bana söyledi. Ben de ‘uygundur’ dedim. Okulların provalarına öncelik tanınıyor” diye konuştu.
 
     Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi Başkanı Üstün Akmen de, “Kimdir bu kaymakam, nerede yetişmiştir, hangi zihniyete hizmet etmektedir, Taş Devri’nin mi kaymakamıdır?
 
     Bir kaymakamın tiyatro sanatına karşi böylesine hoyrat davranışı, bir anlamda geleceğimizin önyüzü gibidir. Bu bir sansürdür. 1950’li yıllarda olurdu bunlar. Okul provasını bir gün sonra koysun. Pazar günü prova mı olur?” Milliyet-Mart 2009
 
    Anı oyun, aynı yerde Kaymakam değişince sergileniyor...
 
    "Keşan Belediye Başkanlığı ile Eğitim İş Keşan Şubesi işbirliği ile Keşan’a gelen Tuncay Özinel Tiyatrosu “Hırsızistan” adlı oyunu sergiledi.
 
     Saat 20.00’de Kültür Merkezi’nde sergilenen oyunu Keşan Kaymakamı Metin Borazan, Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan, Keşan Belediye Başkan Yardımcısı Cemil Kılavuz, Belediye Encümen Üyeleri Mitat Beyazoğlu ve Ercan Ersoylu, CHP Keşan İlçe Başkanı A.Baki Topal, Eğitim İş Keşan Şube Başkanı Feridun Kuşkonmaz ile 300 e yakın tiyatrosever izledi.
 
      Tuncay Özinel ve Halit Akçatepe gibi ünlü oyuncuların rol aldığı oyunda “Hırsızistan” adlı hayali bir ülkede yaşanan yolsuzluklar çeşitli skeçler ve parodilerle izleyenlere sunuldu.
 
      Oyunun sonunda sahneye çıkan Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan ve Eğitim İş Şube Başkanı Feridun Kuşkonmaz, oyuncuları tebrik ederek çiçek hediye ettiler.
 
     Özcan, sahnede yaptığı konuşmada demokrasilerde yasakçı zihniyetin çok yanlış olduğunu belirterek “Sanat engellenemez. Düşünceler ve görüşler yasaklanamaz. Daha önce bu oyun yasaklandı. Bu zihniyet çok yanlıştı. Oyunun oynanmasına izin verenlere de teşekkür ederim. Ayrıca sizlere de bu oyunu izlemek adına salonu doldurduğunuz için teşekkür ederim” dedi.
 
      Sahnede konuşan Tuncay Özinel’de, kendilerinin bu oyunu yerel seçimlerden önce Keşan’da sahnelemek istediklerini belirterek “Ancak o dönemdeki kaymakamımız oyun engelledi. Onun da kendine göre düşünceleri olmuş olabilir. İnsanlar hata yapabilir. Ama bakın biz şimdi yine Keşan’dayız peki o kaymakamımız nerede? Ben ayrıca Keşanlı basın mensuplarına da bu konuya gösterdikleri duyarlılık nedeniyle teşekkür ederim. Her şey de sessiz kalırsak işimiz kötü. Keşan buna tepki verdi ses verdi. Bütün Keşanlılara teşekkür ederim. Ayrıca sizlere de bu oyunumuzda bizleri yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederim” şeklinde konuştu." HABER /ONUR EREN
 
       "Tiyatro engellenemeyecek!
 
Hayatı tiyatro gibi yaşamak lazım. Tiyatro yaşamın kendisi. Tiyatro güzelden, barıştan, doğrudan yana, hedeflerini daima insanlığa koymuş, insanın kendini var ettiği ilk sanat dalı. İlk insanın kendini var ettiği sanat dalı. Binalar yıkılsa da, oyunlar durdurulsa da, insan yeryüzünden yok olmadığı sürece, tiyatro hiçbir zaman engellenemeyecek. Yeter ki biz gönül pencerelerimizi, yüreklerimizi sevgiyle, aşkla yaşamı değiştirmek, bu mavi gökyüzü altında kardeşçe, barış içinde yaşama arzusunu köreltmediğimiz sürece." ALTAN ERKEKLİ / Mart 2008 Dünya Tiyatrolar Günü.
 
Tuncay Özinel'in 27 Mart 2009 günü Barış Manço Kültür Merkezi'nde yaptığı konuşma:
 
"Bütün insan toplumları gündelik yaşamlarında “seyre değer”dirler ve özel anlarda “seyirlikler” üretirler. Bir toplumsal örgütlenme biçimi olarak “seyre değer”dirler ve şimdi seyretmeye geldiğiniz gösteri gibi “seyirlikler” üretirler.
 
Farkında olunmasa da insan ilişkileri teatral bir biçimde inşa edilmiştir.
 
Mekân kullanımı, vücut dili, kelimelerin seçimi ve ses tonunun ayarlanması, düşüncelerin ve tutkuların çatışması; sahnede sergilediğimiz her şeyi, hayatımızda da yaşarız. Biz tiyatroyuz.
 
Düğün ve cenazeler “seyirliktir”, ama aynı zamanda kanıksanmış gündelik ritüellerdir ki farkına bile varmayız. Yalnızca şaşaalı törensel durumlar değil; sabah kahvesi, karşılıklı günaydın demeler, mahcup aşklar ve tutku fırtınaları, bir meclis oturumu ya da diplomatik bir görüşme... bilcümle tiyatrodur.
 
Sanatımızın başlıca işlevlerinden biri insanları, oyuncuların bizzat kendi kendilerinin seyircisi oldukları gündelik yaşam “seyirliklerine”, sahnenin ve seyirci koltuklarının çakıştığı gösterilere duyarlı hale getirmektir. Hepimiz sanatkârız. Tiyatro yaparak aslında apaçık olan ama bakmayı alışkanlık haline getirdiğimiz için göremediğimiz şeyi görmeyi öğreniyoruz. Bize tanıdık olan görünmez hale geliyor: Tiyatro yapmak gündelik hayatın sahnesine ışık tutuyor.
 
Geçen Eylül ayında teatral bir ifşaatla şaşkına uğradık: Kesinkes mevcut olan ama gözden ırakta ve vahşi bölgelerde cereyan eden savaşlar, soykırım, katliam ve işkenceye rağmen, emniyetli bir dünyada yaşadığımızı zanneden bizler. Saygıdeğer bankalar ve dürüst borsa simsarlarının elindeki mevduatlarımızın emniyette olduğu güvencesiyle yaşıyorduk ki bu paraların aslında var olmadığı, sanal olduğu; aslında ne güvenilir ne de saygıdeğer olan ve hiç de kurgusal olmayan bazı ekonomistler tarafından icat edilmiş kurgusal bir para olduğu söylendi. Bütün bu olup bitenler, az sayıda insanın kazanıp çoğu insanın her şeyini kaybetmesiyle biten, karanlık bir öyküsü olan berbat bir tiyatroydu. Bazı zengin ülkelerin politikacıları, bazı sihirli çözümler icat ettikleri gizli kapaklı toplantılar yaptılar. Onların verdikleri kararların kurbanı olan bizler de balkonun en arka sırasındaki seyirciler olarak kalakaldık.
 
Yirmi yıl evvel Rio de Janerio’da Racine’in “Fedra” adlı eserini sahneledim. Sahne düzeni hayli yoksuldu: yerde inek derileri, etrafta bambu kamışları... Her gösteriden önce oyunculara şunu söylüyordum: “Gün be gün yarattığımız kurgu artık sona erdi. Bambuların öte yanına geçtiğinizde hiçbirinizin yalan söylemeye hakkı yoktur. Tiyatro Saklı Hakikattir”.
 
Görünenlerin ardına baktığımızda bütün toplumlarda, etnik gruplarda, cinsiyetlerde, toplumsal sınıflarda ve kastlarda ezen ve ezilenleri görürüz; adaletsiz ve zalim bir dünya görürüz. Başka bir dünya yaratmak zorundayız çünkü bunun mümkün olduğunu biliyoruz. Ama bu başka türlü bir dünyayı kendi ellerimizle, sahnede ve kendi hayatımızda eyleme geçerek inşa etmek bize bağlı.
 
Şimdi başlayacak olan “seyirliğe” katılın ve eve döndüğünüzde, dostlarınızla birlikte kendi oyunlarınızı oynayın ve şimdiye dek hiçbir zaman göremediğiniz şeye bakın: apaçık olana. Tiyatro yalnızca bir olay değildir, bir yaşama biçimidir!
 
Hepimiz oyuncuyuz: Vatandaş olmak bir toplumda yaşamak demek değildir; onu değiştirmektir."
Türkiye'de yıllardır uygulanan baskı, sansür ve yasaklamalardan sadece tiyatro sanatına yapılanları birkaç örnekle özetlemeye çalıştım sizlere...
 
    Şimdi tekrar söyleşimize dönelim:
 
     Kendimi bildim bileli tiyatro yapıyorum...
 
    1942 doğumluyum. 'Acaba neden tiyatro yapıyorum?' diye kendi kendime sorup, gerilere gittiğimde; aklıma ilk gelen ilkokulda iken seyrettiğim bir oyun oluyor. Ve bu oyunda söylenen unutamadığım şarkı. "Ne olur beni de götürünüz, dövünüz öldürünüz..." diye devam eden şarkının sözleri hala kulaklarımda. Bir de ilkokul 5'inci sınıfta iken takip ettiğim CEYLAN adlı bir dergi vardı. Ben de bu dergiye şiirlerimi gönderirdim. Zaman zaman bu dergide şiirlerim çıkardı. Dergi Cağaloğlu'ndaydı. Üyelerine bir tiyatro günü düzenlemişlerdi. Üyeleri tarafından sergilenecekti. Beni götürecek kimse olmadığından yalnız başıma gitmiştim oraya. Repliği bana da okuttular ve beni de oynatacaklardı. Ancak ben bu oyuna katılamamıştım. Ancak benim bu olumsuz başlayan tiyatro maceram ortaokulda devam etti ve ben tiyatrokolu başkanı oldum, oyunlar sahneye koydum. Lise yıllarında da devam etti...
 
     Ulvi Uraz'la tanışıyorum...
 
    Sanıyorum 17 yaşında idim; bir ahbabım vasıtasıyla Ulvi Uraz'la tanıştım. 1961 yılında Dormen Tiyatrosu'nda Ulvi Uraz'ın himayesinde ve Haldun Dormen yönetimindeki Cep Tiyatrosu'nda çalışmaya başladım. O ara "NİNA" adlı bir oyun oynuyorlardı. Ben yıllar sonra bu oyunu oynamıştım. Fakat bu oyun bende nedense 8 sene beklemişti, oynayamamıştım. Nedim Saban bu oyunu Erol Günaydın'dan istediğinde: "Ben oyunu Tuncay'a verdim, oynamayacaksa, al sen oyna" demiş. Erol Günaydın bu oyun için benden para da almamıştı. Ben her sene bu oyunu oynamaya niyetleniyordum. Ancak her seferinde de "bir dahaki seneye" diye bırakıyordum. Sebebi de, bu oyunu Ulvi Uraz'ın oynamış olmasıydı sanıyorum. Garip bir duygu, bir nevi korku!.. Ya da Ulvi Uraz'a saygı... "acaba ben de onun gibi oynayabilir miyim? düşüncesi. 1961 yılında Ayfer Feray, Erol Günaydın, İzzet Günay ve Ulvi Uraz oynamışlardı bu oyunu. Ben bu oyunu en son 2004 yılında Ulvi Uraz'ın tiyatrosunda oynamıştım. Büyük oyuncularımızdan biri beni seyrettikten sonra "Ulvi Uraz'ı aratmıyor!.." demiş. Benim için büyük bir iltifat. Düşünebiliyor musunuz, ben 8 sene korkudan oynamamış, hep ertelemişim. Oynadıktan sonra da bu iltifatı almışım. Benim için çok büyük bir onur!..
 
     Ulvi Uraz'ın disiplini...
 
    1961 yılında, Ulvi Uraz'ın yanına, Dormen Tiyatrosu'nda Küçük Sahne'ye gidip gelmeye başlamıştım. Bir gün beni bir şey almak için dışarıya göndermişlerdi. Geldiğimde, kuliste gittiğim yerdeki kekeme kadının taklidini yaparak anlatmaya başladım. Kuliste Haldun Dormen, Ulvi Uraz ve birkaç oyuncu daha vardı. Ulvi Uraz bana "şimdi dışarı çık, tekrar içeri gir ve tekrar anlat" dedi. Ben tekrar dışarı çıkıp, içeri girdim ve aynı taklidi yaptım. Ulvi Hoca yine "olmadı, eksiğin var, tekrarla". Ben yine dışarı ve içeri girip takrarladım. Ulvi Hoca beni yine dışarı gönderdi. Velhasıl ben aynı olayı tam dört kez tekrarladım. O ara Ayfer Feray bana gizlice ceketini işaret etti. Yani yaptığım yanlışlık üstümdeki paltodan kaynaklanıyordu. Anladım ki, birinci anlatmadan sonra üzerimdeki paltoyu çıkartıp koymuştum. Hemen çıktım, onu giyip içeri girdim ve anlattım. Bunun üzerine Ulvi Hoca "tamam şimdi oldu" dedi. Yani böyle bir eğitimden geçtim ben.
 
       Kadıköy Halk Eğitim Merkezi... İlk ödül...
 
     Araya giren bazı ailevi sorunlar ve arkasından gelen askerlik... 1966'da bir arkadaşım vasıtasıyla Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'ne girdim. 6 yıl, 12 Mart Muhtırası'na kadar orada oynadım. Örnegin Şair Evlenmesi'nde kadın oyuncu eksikti, kadın rolünde oynadım. Ben profesyonel olmamak için çok direndim. Amatör tiyatro yapıyorduk. Zaten o yıllarda amatör tiyatro benim için çok önemliydi.
 
    1970 yılında sahnelediğim "Kapıların Dışında" oyununu izlemeye Memet Fuat gelmişti. Oyunu seyrettikten sonra "Ben bu oyunu Almanya'da izledim, bu kadar iyi değildi." dedi. Bu benim aldığım ilk ödüldür.
 
      Melih Kibar...
 
    1968 yılında Lorca'nın "Don Cristobita İle Dona Rozita'nın Acıklı Güldürüsü" oyununu sahneye koyarken Alman Lisesi'nden bir genç geldi. Lorca'nın şiirlerine müzik yaptı. Ve oyun sırasında bu müzikleri gitar çalarak söyledi. Bu adam olacak çocuğun ilk besteleriydi. Bu genç Melih Kibar'dı.
 
      Cezaevlerine tiyatroyu soktuk... 12 Mart...
 
    O dönemde çok önemli çalışmalar yaptım. Mesela cezaevlerine tiyatroyu götürdük. Hiç unutmam; Seçkin Selvi düşüncelerinden dolayı Sağmacılar Cezaevi'ndeydi. İlk önce orada oyun oynadık. Sonra 12 Mart Muhtırası ile birlikte bizler tiyatro kolunu bırakmak zorunda kaldık. Bir süre daha Deneme Sahnesi'ni devam ettirmeye çalıştık. Deneyim ve finanstan yoksun bu çalışmalar ancak iki ay sürebildi.
 
     Üsküdar Oyuncuları ve ilk profesyonelliğim...
 
    1971 yılında ilk profesyonel oyuncu olarak Üsküdar Oyuncuları'na, Ergun Köknar ve Suna Pekuysal'a katıldım. Burada bir sezon çalıştıktan sonra, 1972-73 sezonunda Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'na girdim. Beş sezon burada çalıştım. 1975 yılında da burada Deneme Sahnesi'ni kurduk. Buradan Korhan Abay, Cem Özer ve Sevda Aktolga gibi değerli tiyatro oyuncuları yetişti.
 
      Ali Poyrazoğlu'ndan ayrılış ve şov dünyası...
 
    1977'de Ali Poyrazoğlu'ndan ayrıldım. Bir buçuk yıl tiyatro yapmadım. O dönemde Hadi Çaman'la şov yapıp para kazanıyorduk. Sahneye çıkmadan önce içki içilirdi genellikle. Bense içki içmeden çıkardım sahneye. Bana "neden içmiyorsun?" diye sorduklarında, "Ben tiyatro yapacağım, tiyatroda da içki içilmez!" cevabını veriyordum. Yaptığım şov programlarını da hep tiyatro sahnesindeymişim gibi yaptım.
 
İğneli Fıçı...    

1978 yılında Halit Akçatepe ile beraber İĞNELİ FIÇI KABARE TİYATROSU'nu kurduk. İzmir'de Nilgün Belgün, Orçun Sonat ve İdil Yazgan'la beraber Azizname adlı oyunu oynadık. Azizname'den sonra Ferhan Şensoy'un "Bizim Sınıf" adlı oyunu oynadık.
 
     Ve kendi tiyatrom...
 
    1979-80 sezonunda televizyonda büyük beğeni toplayan "Sizin Dersane" adlı televizyon dizisinde oynadığım "Dilaver" rolü beni tanınan bir oyuncu yaptı. Hiç unutmam, Ürgüp'te, Peri Bacaları'nı geziyoruz. Karşıdan da o yöreden bir çoban koyunlarıyla geçiyordu. Beni görünce şaşırdı: "ah, Dilaver gelmiş!" diye bağırdı. Ben de bu popülariteyi arkama alıp, 1980 yılında İstanbul Kocamustafapaşa'daki Çevre Tiyatrosu'nda kendi tiyatromu; Tuncay Özinel Tiyatrosu'nu kurdum. Ve o günden bu güne çilelerle, mutluluklarla, icralarla, borçlarla geçen bir 29 yıl... Bazı sıkıntılar yaşadım, evime haciz geldi, icralar gördüm, iyi paralar kazandığım dönemler de oldu.
 
    Fakat yine de mutluyum. Geçenlerde Ercan Yazgan'a şunu söyledim: Bizler mutlu azınlığız bu ülkede. Çünkü sevdiğimiz işi yapıyoruz... Tiyatromun okul haline gelmesi çok önemliydi benim için. Benim tiyatromdan çok değerli oyuncular yetişti. Örneğin: Şoray Uzun, Ferhan Özlem, Cengiz Küçükayvaz, Suna Arman, Özlem Tezel... gibi oyuncular ilk olarak benim tiyatromda başladılar oynamaya.
 
     Türk tiyatrosunun ustalarıyla çalıştım...
 
    Tiyatromu kurduğumdan bu yana türk tiyatrosunun ustalarıyla çalıştım. İşte onlardan örnekler: Altan Karındaş, Asuman Arsan, Tekin Siper, Ayşen Gruda, Çiğdem Tunç, Dursun Ali Sarıoğlu, Ercan Yazgan, Zeynep Tedü, Halit Akçatepe, Nezih Tuncay, Tomris Kiper, Zehra Alptürk, İdil Yazgan, Ulvi Alacakaptan, İbrahim Alben, Suhandan Tek, Serhat Özcan... gibi. Bu oyuncular içinde kıskandığım bir oyuncu var: Tekin Siper. Onun sahnede ölümünü kıskanıyorum ve onun gibi sahnede ölmeyi arzu ediyorum...
 
    Çalıştığım yönetmenler ise: Ali Poyrazoğlu, Ali Yaylı, Ercan Yazgan, Hadi Çaman, Halit Akçatepe, Nezih Tuncay, Selim İleri, Tunç Başaran ve Yılmaz Gruda...
 
      Tiyatromda sahnelediğim oyunlar...
 
      6 Oyuncu Seyircisini Arıyor, Bizim Sınıf (1980-81-93), Alma Mazlumun Ahını (1981),
    Aç Koynunu Ben Geldim (1981), Aşkın Gözüne Gözlük, Azizname, Demir Parmaklıklar Ardındaki Kadınlar, Hayat Bir Kumar, Hayvanat Bahçesi, Sülüman Bacanak, Türkiye Sizinle Gurur Duyuyor (2001), Ye Kürküm Ye, Nice Yıllara, Nina, Yaşamın Sesi, Yüzleşme, Hırsızistan ve Kap Kap Kabare adlı çocuk oyunumuz.
 
      Tiyatro patronu olmak zor...
 
    Türkiye'de tiyatro patronu olmak zor. Bütün oyuncuların sorumluluğunu taşıyorsunuz. Sadettin Erbil benim için şöyle söylemiş: "Tuncay Özinel gibisini görmedim. Son lafımı söylüyorum, param elimde." Bunun böyle olması gerekli. Ben kendimden önce yanımda çalışan oyuncuyu düşünmüşümdür hep. Çünkü sizinle çalışan oyuncular aile geçindiriyorlar, geçinmek zorundalar, yaşamak zorundalar. Onlar yaşayacak, siz de yaşayacaksınız. Ve Türkiye'de tiyatro da yaşayacak!..
 
     Ve "Tek Kişilik Aile"...
 
    Yoklukluklarla, beklentilerle, hayal kırıklıklarıyla ve ihanetlerle geçen, ama hep iyi niyet ve umutla geçen tiyatro yaşamımı anlattığım "Tek Kişilik Aile" adını verdiğim bir kitabım var...
 

 
ADEM DURSUN
Temmuz 2009
adem-dursun@versanet.de

Anahtar Kelimeler: tuncay özinel



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir