MAKALELER

Tuğrul Tülek - Malafa

2010.12.23 00:00
| | |
2554

Sizce Nasıl?
Kurulduğu günden bu yana oyunlarıyla dikkatleri çeken Dot’un Vur/Yağmala/Yeniden projesinde Dün Meydana Gelen Bir Olayda,Korku ve Sefalet,Savaş ve Barış ve Kürklü Merkür...



 

    "Eğer bir seçeneğim olsaydı tiyatro dışında hiçbir yerde oyunculuk yapmak istemezdim…"
 
    Kurulduğu günden bu yana oyunlarıyla dikkatleri çeken Dot’un Vur/Yağmala/Yeniden projesinde Dün Meydana Gelen Bir Olayda,Korku ve Sefalet,Savaş ve Barış ve Kürklü Merkür,Pornografi,Shopping and Fucking,Malafa oyunlarında yer alan,amacı popüler olmak,ekranda yer almak değil sadece oyunculuk yapmak olduğu için hayata bu eksenden bakan,genç yaşına rağmen şimdiden kendine çok sağlam bir yer edinen Tuğrul Tülek’le yeni oyunları Malafa ve tiyatro üzerine bir söyleşi yaptık.
 
     -Dot tüm tiyatrolar arasından sıyrılıp üstelik de yepyeni bir tarzı seyirciye benimseterek çok sağlam bir yer edindi kendine.Türk seyircisinin hiç alışık olmadığı bir tarzla konuşulması bile pek olağan olmayan konuları sahneye taşıdınız.Bu oyunlarla nasıl bir ihtiyaca cevap verdiniz ki insanlar burada oyun izledikten sonra bambaşka bir şekilde çıkıyorlar salondan?

 


 
    Demek ki gerçekten bir boşluğu doldurmuş,böyle bir açlık varmış.Bugüne kadar konuşulmamış konular,yeni yazarlar,farklı bir sahneleme seyirci tarafından ilgi gördü,sahiplenildi.Ben 4 yıldır Dot’un içindeyim ama onun öncesi de var.Seyirciyle bir organik bağ kurmuş durumdayız.Biz burada aynı şeylerin peşinde koşan oyuncular olarak buluştuk.Seyircimiz de sürekli aynı şeylerin tekrarlanmasından,gerçeklik duygusunu yitirmiş oyunları izlemekten bıkmış.Ruh olarak daha genç,daha dinamik bir izleyiciye bir alan sundu Dot.Ödenekli tiyatrolarda farklı rejilerle de olsa aynı oyunların tekrar tekrar sahnelendiğini görüyoruz.Devlet tiyatrosunun oynadığı bir oyunu iki sene sonra şehir tiyatrosu oynuyor.Bu kısırdöngü seyirciyi sıkıyor.Bir anda yepyeni oyunlar üstelik de bambaşka bir anlayışla sahnelenince seyirciye çok cazip geldi.Seyirciye olduğu gibi biz oyunculara da çok cazip geldi.
 
    -Tarzı ve oyunları kadar Dot’un mekanı,sahnesi de farklı ve yeni.Alışılan tiyatro salonunun ,sahnesinin dışında bir alanda sahneleniyor oyunlar.Mekanın oyunlara kattığı neler var?Klasik bir sahnede oynuyor olsaydınız bu oyunların etkisi farklı olur muydu?
 
    Etkisi farklı olurdu.Bu oyunlar gücünü sadece mekandan,sahneden ya da yönetmenden almıyor.Biz her oyunu sahnelerken metni çok dikkatlice inceliyoruz.Bizim de içimizi acıtan,bizim de savunduğumuz metinleri tercih ediyoruz.Dünya’nın birçok yerinde bu oyunlar Dot’un sahnesi gibi bir yerde oynanmıyor.Ama bu mekanın oyunların etkisini arttırma da katkısı var tabi.Dot’un adı hep in-yer-face akımıyla anılıyor ama Dot yalnızca bu tür oyunlar oynamıyor.Seyircinin o kadar yakınında oynuyoruz ki oynadığımız her oyun in-yer-face etkisi yaratıyor,öyleymiş gibi algılanıyor.

 


 
    -Seyirciyle bu kadar iç içe oynuyor olmanın size etkisi nedir,oyuncu olarak sizi nasıl etkiliyor bu durum?
 
    O kadar kanıksadım ki bu durumu kendimi çok güvenli hissediyorum.Sahte bir şey yapma şansımız yok.Numara yapma şansımız yok.İlk başta korkutucu gibi gelse de müthiş bir güven veriyor.Seyirciden gelen tepki sizi de etkiliyor,motivasyonunuzu güçlendiriyor.Ben çok seviyorum seyircinin burnunun dibinde oynamayı hatta bazen yanına oturmayı,ona dokunmayı.
 
   -Dot’un oyunlarına seyirciden çok yüksek talep var.Peki seyirci profili nasıl?Seyirci oyunlardan memnun ama Dot seyircisinden memnun mu?Anlaşılmama kaygısı taşıyor musunuz?
 
    6-7 yıldır Dot’un seyircisiyle oluşturduğu bir bağ var.Bizim oyunlarımızın prömiyerine hemen tanıdık yüzler gelir.Aslında hiçbirimizin tanıdığı değildir ama bizim oyunlarda gördüğümüz yüzlerdir,oyunlarımızı takip ederler.Hoş bir aile oluşmuş durumda.Tabi onlarda Dot’a geldiklerinde oyunlarda neyle karşılaşacaklarını üç aşağı beş yukarı biliyorlar.Zamanla oyunların şiddet,müstehcenlik ya da cesaret dozajı arttıkça seyircimiz de buna hazırlıklıydı.Bugün artık sahnede nasıl bir oyun sahneleyip ne yaparsak yapalım bunu kabullenecek ve destekleyecek bir seyircimiz var.
 
    -Rol aldığınız oyunlar hep bir derdi olan,seyirciye içinde bulunduğu durumu tüm çıplaklığıyla gösteren oyunlar.Şu anda sahnelenen Malafa’nın derdi nedir?
 
    Malafa aslında bir satma-satın alma öyküsü anlatıyor bize.Turizmin aslında ne kadar kanlı bir savaş olduğunu,gidelim görelimin ötesinde birçok insanın hayatını tükettiğini,kapitalizmin ne kadar vahşi olduğunu bir kez daha gösteren bir oyun.Çünkü satmak için nerdeyse kendi hayatlarını yere seren insanlar ve satın aldıkça kendi hayatlarından intikam alan insanlar.Aslında satan da satın alan da aynı şeye hizmet ediyor.Düzenin ne tarafında olursan ol aynı şeye hizmet ettiğini anlatıyor.
 
     -Türk tiyatrosunda yazar eksikliğinden hep şikayet edilir ama Malafa,Hakan Günday’ın kitabından oyunlaştırılmış.Edebiyat eserlerinin tiyatro metni haline getirilmesi son günlerde popüler hale geldi ama genelde klasikleşmiş eserler sahneye taşınırken Malafa genç bir yazarın yeni bir eseri.Türk tiyatrosu çağdaş bir oyun yazarı kazandı diyebilir miyiz?
 
    Kesinlikle öyle olduğuna inanıyorum ki Hakan’ın şu anda üzerinde çalıştığı kitap uyarlaması olmayan,tiyatro için oluşturduğu metinler de var.Ben inanıyorum Hakan çok güzel oyunlar yazacak.Ama tabi tek başına Hakan’ın varlığı Türk tiyatrosundaki genç yazar eksikliğini gidermiyor.Daha çok fazla genç yazara daha da önemlisi genç ruhlu yazara ihtiyacımız var.Başından beri Dot neden hep İngiliz yazarların oyunlarını sahneliyor diye negatif bir düşünce vardı.Nedeni şu çünkü metin yok.Evet ben de tam olarak böyle düşünüyorum dediğimiz metinler yok.Olsa neden oynamayalım.

 


 
      -Hakan Günday’ın kitaplarında okuyucularının farkında olduğu çok farklı bir dili var.Kitaplarındaki dili ve anlatımı sahnede ne kadar değişime uğradı?
 
    Aslında hiç değişmedi.İlk başta endişelerimiz vardı.Biz bunu oynuyoruz,kitabı okuyanlar da var ama o dili anlamak pek de kolay değil.Hakan o kadar organik bir şekilde yerleştirdi ki o sözcükleri hiç kimse burada ne demek isteniyor,ben bunu anlamadım diye çıkmıyor oyundan.Elimizden geldiğince beden dilimizi de kullanarak o sözcüğün ne demek olduğunu anlatmaya çalışarak oynuyoruz.
 
     -Herkesin büyük bir övgüyle bahsettiği Kürklü Merkür oyunu.Bu oyunla ilgili nerdeyse hiç olumsuz eleştiri yok.Hatta tiyatroyu Kürklü Merkür’den önce ve sonra diye ayıranlar var.Sizin için nasıl bir deneyimdi,oynadığınız diğer oyunlardan nasıl bir farkı vardı?
 
    Ben okuldan mezun olduktan sonra ne yapacağımı bilmez bir şekilde dolaşırken Dot’un seçmelerine katıldım ve Kürklü Merkür oyunu için seçildim.İstanbul dışında okuduğum için Dot’un oyunlarını izleme şansım olmamıştı.Ne kadar müthiş bir yere sahip olduğunu içinde yaşayarak öğrendim.Kürklü Merkür bana oyuncu olarak çok şey öğrettiği gibi motivasyonumu da çok arttırdı.Zaten popüler bir tiyatroydu ama Kürklü Merkürle birlikte insanların gözünde bambaşka bir yere geldi Dot.
 
     -Cinselliğin,şiddetin yer aldığı oyunlar sahneleyen bir tiyatronun oyuncusu olarak geçtiğimiz yıl Kumbaracı50’de sahnelenemeden kaldırılan Özen Yula’nın Yala Ama Yutma oyununun başına gelenleri de düşündüğümüz de sansür konusunda neler düşünüyorsunuz?Sizin de aldığınız tepkiler,olumsuz durumlar oluyor mu?
 
    Hayır,olmadı.Bunun sizin takındığınız tavırla ilgili bir şey olduğunu düşünüyorum.Siz ne kadar sağlam durursanız,yaptığınız işin arkasında olursanız o kadar az zarar görürsünüz.Biz sansasyonel bir iş yapmıyoruz.Sansasyon yaratmak adına oyunlar sahnelemiyoruz.İnandığımız metinleri bize inanan seyirci topluluğunun önünde oynuyoruz.Bizim yaptığımız tek şey bu.
 
    -Magazinel bir platformda sulandırılsa da Haluk Bilginer’in röportajı üzerine bir tartışma dönüyor son günlerde.Genç kuşak oyunculardan biri olarak seyirciye saygı,her koşulda perde mutlaka açılmalı,tiyatro yapabilmek için aç kaldım gibi klişe söylemlerle ilgili neler düşünüyorsunuz?
 
    Haluk Bilginer’in dediği her şeye katılıyorum.Biz çok güzel bir mesleğe sahibiz,ben çok severek yapıyorum ama bu mesleğin de bir başka meslekten çok da farkı yok.Abartmamak lazım.Sahneye çıkmadan önce konsantre oluyorum,role giriyorum falan gibi.Ben her şeyden önce oyuncuyum,aktörüm gibi bir derdim yok.Annem ölmüşse,babam ölmüşse çıkmam o gün sahneye.Ben bir insanım öncelikle,bu da benim mesleğimden daha öncelikli değil.
 
-Referandum öncesinde ve sonrasında pek çok fikir var ortalıkta.Kimileri sonuca bakıp felaket tablosu çizerken bir başka kesimse gelecekten çok umutlu.Siz kendi adınıza özellikle de bu ülkede özgürce sanat yapmak adına endişeli misiniz,kendinizi baskı altında hissediyor musunuz?
 
    Endişeliyim,çok umutlu değilim açıkcası.Sadece mesleğim adına değil yaşam standartlarımız adına da.Son beş altı yıldır götürülmeye çalışıldığımız yol adına çok umutlu değilim.Hele bu referandumdan sonra hiç değilim.Biliyorsunuz Tophane’de bir sanat galerisine yapılan saldırı var.Bunun tesadüfen olmadığı,organize bir saldırı olduğu da ortaya çıktı.İnsanların eğitim düzeyi arasında müthiş bir uçurum oluşmaya başlıyor.Bence bir ülkenin eğitim sistemi ve hukuk sistemi sallanıyorsa o ülkenin geleceğinden biraz korkulmalı.Bizim durumumuz bu.Bizim eğitim sistemimiz günden güne kötüye gidiyor ve birileri bundan rant sağlıyorlar.Cehaletin geçer akçe olduğu bir ülke olmaya doğru gidiyoruz.Var olan gücün istediği şey kayıtsız şartsız onu destekleyecek insan kitlesi.Dolayısıyla bu gidişat beni korkutuyor.
 
     -Ekşisözlük’te sizinle ilgili TRT’deki olaydan yola çıkılarak yapılmış “Sonuçta adam rolünü yapıyor,çıkıp da ben eşcinselim dememiş ki.” şeklinde bir yorum var.Bu bakış açısına ne diyorsunuz?Genel olarak toplumun eşcinselliğe bakış açısında nasıl bir sakatlık var?
 
    Sizin de dediğiniz gibi hastalıklı bir bakış açısı var.TRT’de yaşadığım olay çok komik.Eşcinsel bir karakteri oynadığım için rolümden yola çıkılarak böyle bir olay yaşadım.İnsanların hala televizyonda gördükleri bir şeyden çocuklarının etkileneceğini düşünecek kadar cahil olmaları asıl korkutucu olan şey.Ve bu insanların o kurumlarda önemli yerlerde yer alıyor olmaları daha da korkutucu.Televizyona bağımlı olan,televizyonda gördüğü her şeyin gerçek olduğuna inanan kişilerin bu tavra sahip olması normal.Ben eğer bir tecavüzcüyü oynasaydım,elimde silahla her gün beş altı kişinin kafasını dağıtan bir adamı oynasaydım ya da dört karısı olan bir imamı oynasaydım yine kovulur muydum bilmiyorum.Ama olay konuşulduğu gibi oldu.Mükemmel Çift dizisinde eşcinsel karakteri canlandırdığım için TRT’de sunduğum çocuk programından kovuldum.Çok da söylenecek bir şey yok.Durum zaten ortada.
 
    -CV’nize baktığımızda İngilizce Öğretmenliği’ni bitirdikten sonra konservatuvara girdiğinizi görüyoruz.Genelde aileler ne kadar desteklerse desteklesin özellikle de maddiyatla ilgili endişeler duyarak “elinde bir güvencen olsun,sonra istiyorsan tiyatro yap “ tavrıyla yaklaşıyorlar.Sizin de önce İngilizce öğretmenliği okumanızın bu durumla ilgisi var mı?
 
    Tam da dediğiniz şeyle ilgili.Ben hep konservatuvarı istiyordum ama ailem çok fazla istemiyordu.Sonra ben İngilizce bölümünü kazandım.Aklımda hep ben bir sene burada idare ederim,bizimkilerin haberi olmadan konservatuvara girerim düşüncesi vardı.Zamanla okulu çok sevdim,arkadaşlarımı çok sevdim,orada bir tiyatro ekibine dahil oldum ve İngilizce öğretmenliğini bitirdim.Bitirdikten sonra anladım ki ben öğretmenlik yapmak istemiyorum.İngilizce hayatımda çok önemli bir dönüm noktası oldu.Ben İngilizce öğretmenliği yaparak konservatuvarı okuyabildim,İstanbul’a geldiğimde İngilizce öğretmenliği yaparak hayatımı kurabildim.İyi ki de okumuşum.
 
    -Sinema da sizi Başka Dilde Aşk filmindeki Kamuran karakteriyle biliyoruz.Kamuran yan rollerden biri olmasına rağmen filmde çok öne çıktı.Başka projeler var mı sinemayla ilgili?
 
    Şimdiye kadar üç sinema filminde rol aldım.Son olarak The Monster Diner diye bir filmde rol aldım.İngilizce çekilen bir film.Şu anda kurgusu yapılıyor.Festivaller için yapılan bir film oldu.Onun dışında da görüşmeleri devam eden projeler var.Umarım sinema hep olur.
 
     -Dot’ta bu sene seyirciyi bekleyen neler var?
 
    Malafa bu sahnede devam ederken geçen yılki oyunumuz Shopping and Fucking Kasım ayından itibaren devam edecek.Bunun dışında G-Mall’daki sahnemizde Pornografi ve Punk Rock dönüşümlü olarak devam edecek.Dogmacıların ilk filmi olan Festen yeni oyunumuz olacak.Onun tiyatro oyunu versiyonunu çalışıyoruz.Aralık ayı gibi sahnelenmeye başlayacak.Onun dışında bu aralar bizim harıl harıl boks çalışmamızı sağlayan Beautiful Burnout diye bir oyun var.Boksörlerle ilgili bir oyun.Bu oyuna fiziksel olarak da hazır olmamız gerekiyor.Üç aylık bir eğitim sürecinden sonra provalara başlıyıcaz.Provalarda üç ay sürse herhalde bu sezon sonunda ya da diğer sezon başında ancak sahneleyebiliriz bu oyunu.
 
     
    Sanmıyorum.Sahne sebebiyle de çok mümkün değil.Bu sahnenin etkisini başka yerlerde bulamayız diye düşünüyorum.Yüzde yüz hayır demiyorum ama sanmıyorum.Özellikle Malafa ile yurtdışındaki festivallere katılmak gibi bir hedefimiz var.Onu gerçekleştirmek istiyoruz.

Anahtar Kelimeler: malafa, dot



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir