MAKALELER

Toron Karacaoğlu

2008.11.21 00:00
| | |
2666

Sizce Nasıl?
1984 yılında kurulan Berlin'deki Tiyatrom'un kuruluşunun 20. yılı nedeniyle 2004 yılının Mayıs'ında düzenlenen etkinliklere

 


 

     Şairimiz Yahya Kemal'in 50. ölüm yıldönümü münasebetiyle, İ.B.B.Şehir Tiyatroları "Kendi Gök Kubbemiz" adlı oyunu sahneliyor. Sayfamızda da gördüğünüz gibi bu habere yer verilmiş. İ.B.B.Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği tarafından gönderildiği anlaşılan bu haberde bir eksiklik gözüme çarptı:
 
Haberde, Yahya Kemal, yazarı Sönmez Atasoy ve yönetmeni Engin Uludağ üzerine bilgi verilmiş. Ancak oyunda oynayan değerli tiyatro sanatçımız Toron Karacaoğlu hakkında tek kelime yok!.. Ki, Toron Karacaoğlu yıllarını Türk Tiyatrosu'na yıllarca emek vermiş bir sanatçımız... Bu beni biraz kızdırdı, gücendirdi...
 
Müsaade ederlerse bu eksikliği doldurmak istiyorum.
Kendisiyle 2004 yılında Berlin'de yapmış olduğum söyleşiyi sunuyorum:

 


 
     Büyük rollerin oyuncusu, nefis sesi ve harika diksiyonuyla: TORON KARACAOĞLU

    1984 yılında kurulan Berlin'deki Tiyatrom'un kuruluşunun 20. yılı nedeniyle 2004 yılının Mayıs'ında düzenlenen etkinliklere Türkiye'den katılan sanatçılarımız arasında Tiyatrom'un ilk kuruluş çalışmalarında bulunmuş olan Toron Karacaoğlu'da vardı. Kendisi Yahya Kemal'in hayatından kesitlerin olduğu ve şiirlerini okuduğu "Kendi Gök Kubbemiz" oyununu oynadı. Ayrıca, senelerdir aynı sahneyi paylaştığı Nedret Güvenç'le beraber "Aşk Mektupları"nı sergilediler. 1980 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu'ndan emekli olan Toron Karacaoğlu, 1985 yılında Berlin'den İstanbul'a dönmüş, 1987 yılında ise Gencay Gürün tarafından emekliliği dondurularak tekrar İstanbul Şehir Tiyatroları'ndaki kadrosuna geri çağrılmış ve Nedret Güvenç'le "Günden Geceye" adlı oyun provalarına başlamıştı. Oyunun ilk prova gününü Nedret Güvenç şöyle anlatıyor:

 


 
    "... Ertesi sabah provaya gittim, karşımda Toron Karacaoğlu'nu buldum. Toron, yaklaşık otuz yıllık arkadaşım ve partnörümdü, sayısız oyunda karşılıklı oynamıştık. Onun hesabına göre tam on dört kez karı koca ya da sevgili olmuştuk, bu on beşinci olacaktı. Toron bana "Dün akşam Hakan Altıner telefon etti, "Günden Geceye"de oynamamı istediğini söyledi. Gene birlikte oynuyoruz, bu on beşinci olacak" dedi, "Çok şükür Allahım, çok şükür" diyerek hemen boynuna sarıldım. Toron'la birlikte olduğumuza göre her şey yoluna girecek ve zevkli bir çalışma olacaktı, öyle de oldu... Toron her zaman büyük rollerin oyuncusu olmuştur, bu rolde de kendini aştı, nefis sesi ve harika diksiyonuyla olağanüstüydü..." (Bir Zamanlar İzmir'de-Nedret Güvenç-S:258.)

 


 
    Her iki sanatçımıza da bana kendileriyle tanışma ve söyleşi yapma fırsatı verdikleri için teşekkür ediyorum.
      
     İlkokul müsamerelerinden bu yana 54 yılım dolu dolu tiyatro ile geçti...

    1930 yılında Mudanya'da doğdum, Bursa'da büyüdüm. 74 yaşındayım. Bunun 54 yılı dolu dolu tiyatroda geçti. İlkokulda mektep müsamereleriyle başladı tiyatro yaşantım. Sınıfta iki kumraramız vardı. Kızılay kumbarası ve şahsi kumbaramız. Sene sonunda biriken paralarla gezmeye giderdik. Kızılay kumbarasındaki para ise fakir çocuklar içindi. Eğer az para birikti ise, evimizin verandasında kendi yazdığımız veya doğaçlama olarak bir kuruşa mahallenin çocuklarına çadır tiyatrolarındaki gibi temsiller oynardık. Kumbaraya çok para attığımda, öğretmenim babama şikayet edip "çocuğunuz bu kadar parayı nereden buluyor?" diye sormuş. Babam sorduğunda söylemek zorunda kalmıştım. Babam da "iyi halt ediyorsunuz pis oyuncular!" demişti. Mani de olmadı, müsamerelere devam etmiştik. Lisede ise şiirlerden oluşan tek kişilik oyunlar oynardım. Bursa'daki Şehir Tiyatrosu'nun turne oyunlarını seyrettikten sonra tiyatroya daha da heveslendim ve meslek edinmeye karar verdim.

 


 
     1947 yılında tiyatrocu olmak için İstanbul'a geldim...
   
    Lise ikinci sınıftan ayrılıp, 1947 yılında tiyatrocu olmak için İstanbul'a geldim, Beşiktaş ve Büyükdere Halkevi'nde tiyatroya başladım. 1949 yılında da Ercüment Behzat Lav'ın Dram Tiyatrosu içinde kurmuş olduğu tiyatro çalışmalarına katıldım. Bu bir çeşit konservatuardı. Çünkü İstanbul Belediyesi'nin Konsevatuarı'nda tiyatro bölümü yoktu. Grubumuz içinde Lale Oraloğlu, Altan Karındaş, İsmet Ay, Deniz Uyguner gibi tiyatro sanatçılarıyla çalışmalar yaptık. Diksiyon ve oyunculuk tekniğini Ercüment Behzat verirdi. 1949'da verdiğimiz resital çok beğenildi. O zamanki Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay çok beğendi ve İstanbul Belediyesi'nin Tiyatro Bölümü'nün kurulması için emir verdi. Bizler böylece yeni açılan Tiyatro Bölümü'ne imtihanla başladık. Melih Cevdet Anday, Ahmet Kutsi Tecer gibi yeni hocalar geldiler. 1951 yılında askere gitmek için mecburen konservatuardan ayrılmak zorunda kaldım. Ancak çok sevdiğim bir yarbayım beni imtihan zamanında Erzurum'dan özel kurye uçağı ile yollardı.
 
    "Benim Üç Meleğim" ve "Dört Albayın Aşkı" beni en çok heyacanlandıran oyunlardı...
    
    Oynadığım her rolüm beni heyacanlandırmıştır. Bu güne kadar çocuk oyunları da dahil olmak üzere 150 civarında oyun oynadım. Bunların içinde kimini bir sene kimini iki sene kimini ise Yahya Kemal'i örneğin 7 senedir, Aşk Mektupları'nı ise 4 senedir oynuyorum. Eskiden böyle değildi. Pazartesi günü hariç bütün hafta oynardık. Beni en çok heyacanlandıran ve zevk veren oyunlara gelince: 1957-1958 sezonunda turnede oynadığım "Benim Üç Meleğim"dir. Heyacanlandırıyordu, çünkü karşımda Hüseyin Kemal Gürmen, Galip Ercan, Mahmut Moralı, Nejla Sertel, Sami Ayanoğlu, Gülistan Güzey, Ferih Egemen ve Melahat İçli vardı. Bunlarla beraber oynamak beni çok heyacanlandırmıştı. Çok zevk alarak oynamıştım. Hatta bu oyunda Sami Ayanoğlu hastalanınca onun seksen yaşındaki bir ihtiyarı oynayan rolünü de ben üstlenmiştim. İkinci olarak ta, "Dört Albayın Aşkı" oyunu gelir. Muhsin Ertuğrul'un sahneye koyduğu 7 Hamlet'teki rolüm Muhsin Bey tarafından çok beyenilmişti. Her seferinde gelir, seyreder ve ağlardı. Aslında her oyun heyacanlandırır oyuncuyu. Heyacan duymazsanız hergün oynayamazsınız. Bu heyacanlar büyük ustalarla oynamanın vermiş olduğu heyacanlardır. Bu oyunlara bir de Şehir Tiyatrosu'nda oynadığım ilk profesyonellik oyunum olan Altan Özer'in "Buzdolabı" adlı oyunudur. Halide Pişkin'le karşılıklı oynadım. Dünyanın sevdiği, taptığı, daha kuliste iken alkışlamaya başladığı Halide Pişkin'le aynı sahneyi paylaştım. Ondan başka Nejdet Mahfi Ayral, Gazanfer Özcan ve Şadıman Ayşın'da vardı oyunda.
 
    54 yılda oynadığım her karakterde başarılı oldum...
    
    Benim bir şansım vardı; tiyatroda 54 yıl içinde her oyunda ayrı bir karakteri oynadım. Jöndüm; Dram Tiyatrosu'ndan çıktığımda etrafım beni sevenlerle dolardı, mektuplar alırdım. Böyle sevildiğim yıllarda dahi karakter rolleri oynadım. Bir oyunda jön - komik oynarken, ikincisinde jön - romantik, arkasından 80 yaşında bir ihtiyar rolünü oynadım. Bu oyunlar tabi ki beni zorladı. Ancak bir oyuncu için çok büyük şanstır bu. Her türlü rolde başarıya ulaşabilmek. Ve bu güne kadar bana yapılan eleştiriler hep iyi eleştirilerdi, ki o zamanın eleştirmenleri çok acımasız idilerdi.
 
     1980 yılında emekli oldum ve Berlin'e geldim...
   
    Kendi isteğimle 1980 yılında emekli oldum ve Berlin'e geldim. 1973 yılından beri zaten her sene Berlin'e gelir, Halazademi ziyaret ederdim. Berlin'i çok sevmiştim. Bu geliş gidişlerimde SFB radyosunda Erkin Özgüç, Aras Ören ve Güner Yüreklik ile çalışmalarım olmuş, Ramazan ve yılbaşı skeçleri hazırlamış, oynamıştım. Daha o zamanlar "keşke sen de burada olsan" derlerdi. 1979 ylında geldiğimde, Şehir Tiyatrosu'ndan ayrılmış olan Bülent Talay arkadaşımız Berlin Senat'ta görevliydi. Ben de dışa açılmak istiyordum. Senat'tan teklif gelince kabul ettim ve Berlin'e geldim. Gelir gelmez yine SFB'de ve Volkshochschule'de de tiyatro çalışmalarına başladım. Yetiştirdiğim talebelerimle sergilediğimiz oyun çok beyenildi. 30 - 40 kez sergiledik bu oyunu. Beklan Algan ve Peter Stein seyirciler arasında idiler. Arkasından Schaubühne'den teklif geldi. 2 sene Schaubühne'deki Türk grubunda olan Ayla Algan, Şener Şen, Kerim Afşar ile çalışmalarımız oldu. Kurnaz Eşek ve Karagöz ile Hacıvat'ın Sünnet Düğünü adlı çocuk oyunlarını sergiledik. Çok tutuldu. Hatta oyundan sonra 30'un üzerinde Alman çocuğu sünnet olmuş. Haldun Taner'le de Berlin'de çalışmalarım oldu. Senat kanalıyla üç ay süren seminerler düzenliyorduk. Üç ayrı amatör tiyatro grubunu bir araya toplayıp Senat'tan daha büyük yardım alıp daha iyi işler yapmak istiyorduk. Ben reji, makyaj ve oyunculuk tekniği dersleri verirken, Haldun Taner'de dünya ve Türk tiyatrosu tarihi dersleri veriyordu. Sonra bu grubun içinden seçtiğim oyuncularla Bekir Büyükartım'ın SİS diye bir oyunun dünya prömiyerini Manifaktur'da yaptık. Bir de daha şenlikli olsun diye Tempodrom çadırında "Köy Düğünü"nü yaptık. Çok büyük bir yapımdı. 150 talebem ve 8 folklor ekibi ile sergiledik. Daha sonra grup çözüldü. Peter Stein devamlı proje üretmemizi söylüyordu. Fakat geriye kalan beş kişi yetersizdi. Daha sonra Tuncel Kurtiz'in grubu geldi. Ferhat ile Şirin'i sergiledik. Ancak bazı aksiliklerden dolayı bu çalışmaları devam ettiremedim. Bir de o aralar Almanya'da yabancılara karşı Neo Nazi'lerin hoş olmayan hareketleri başlamıştı. Bu olaylar beni üzüyor ve tedirgin ediyordu. Beş sene sonra vatan hasreti de ağır basınca Türkiye'ye geri döndüm.
 
     Berlin'den İstanbul'a dönüş ve emekliliğimin durdurulması...
    
    Berlin'den Türkiye'ye döndükten sonra bir sene kadar boş kaldım. Tiyatro yapmak istemedim; oyunlar yönetmeye başladım. Mete İnsenel'in tiyatrosunda bir oyun sahneledim. O ara İstanbul Şehir Tiyatroları Sanat Yönetmeni Gencay Gürün, tiyatroya dönmem için haber yolladı. Bana haber vermeden emekliliğimi durdurdu. Bana "sizin yaşınız daha emekliliğinizi gerektirmiyor" dedi. Ben de kabul ettim. 1987 yılında "Günden Geceye" oyunuyla tekrar Şehir Tiyatroları'na başladım. 1995 yılına kadar da eski kadromla çalıştım. Tam 102 oyun oynadım.
 
    Tiyatro sanatçısının emeklisi olmaz!..
    
    1980 yılında kendi isteğimle emekli olmuş, ancak Berlin'den dönüşümde Gencay Gürün tarafından 1987 yılında tekrar Şehir Tiyatrosundaki kadroma çağrılmıştım. 1995 yılında da yaş haddinden mecburen emekli olmuştum. Tiyatro sanatçısının emeklisi olmaz!.. Emekli olduğumda Yahya Kemal'i oynuyordum. Gençken makyaj yapıp 80'lik ihtiyarı oynamıştım. 80 yaşına da gelince makyaj yapmadan yine 80'lik ihtiyarı oynarım. Yaş hadinden emekli olalı 9 sene geçti, ben hala oynuyorum.
 
    Zeki Müren Müzikali: Bir Demet Yasemen...
    
    Şehir Tiyatroları'nda oynadığım 90'lı yıllarında, emekli olmama yakın bir zamandı. Tiyatro Kare'den Nedim Saban'dan Zeki Müren Müzikali teklifi geldi. Gencay Gürün'de onaylayınca teklifi kabul ettim. Zeki Müren benim çocukluk arkadaşımdır. Aynı mahallenin çocuklarıydık. Ortaokul da aynı okulda idik. Benden bir sınıf üstte idi. Haftanın iki günü ailece mutlaka görüşürdük. Bir araya geldiğimizde konumuz hep müzikaldi. Onu en iyi tanıyanlardan biriydim. Gençliğini oynayacak genç için imtihan açıldı. 150 genç katıldı. Bu müzikal Bodrum'da başladı, Bodrum'da bitti. Anadolu'yu bayağı dolaştık. Bir çok kişi Zeki Müren'in ismini kullanarak ticaret yapıldığını söylediler. Müzikalin ticari yönü düşünülmedi. Ben işin içinde idim, güzel bir müzikaldi. Çok ta başarılı olduk. Turne boyunca dakikalarca alkışlandık. Herkes ağlıyordu. Bu kadar sevilen bir sanatçı görmedim.
 
     Aldığım ödüller...
  
   Son aldığım Selim Naşit Ödülü'nde Usta Erkek Oyuncu Ödülü, ondan önce Avni Dilligil Ödülü, İstanbul Gözleri Mahmur'da En İyi Yardımcı Oyuncu ve Dünya Tiyatrolar Günü'nde aldığım Usta Erkek Oyuncu... gibi ödüllerim var.
 
    Yahya Kemal'i 7 senedir oynuyorum...
    
    7 senedir oynadığım Yahya Kemal (Kendi Gök Kubbemiz) oyunu, Yahya Kemal'in 31 Ekim 1958 yılında yattığı hastanedeki son gece geçirdiği halüsinasyonlardan ibarettir. Bir olay başka bir olayı kendisine hatırlatıyor. Doğumundan ölümüne kadar bütün hayatını bir sinema şeridi gibi hatırlıyor. Yer yer de şiirlerini okuyorum.
 
    Fikriye & Latife'yi oynayan Dilruba Saatçi benim elimde doğdu...
    
    Berlin Tiyatrom'da seyrettiğim "Mustafa Kemal'i Sevdim" adlı oyunu başarıyla sergileyen Dilruba Saatçi benim elimde doğdu. Onun ismini ezan okuyarak kulağına ben söyledim. Babası değerli bestecilerimizden İsmet Nedim Saatçi'dir. Levent'te aynı apartmanda oturduk. Dilruba küçükken bana "ben de tiyatrocu olabilir miyim?" diye sorardı. Avusturya'da tiyatro bölümünü okudu. Senelerdir de tiyatro ile meşgul. Sergilediği "Fikriye & Latife" oyunu çok hoşuma gitti. Duygulandım. Oyunculuk gücü çok hoşuma gitti. Hem şarkı söyledi hem oynadı ve de dans etti. Fikriye'yi ve Latife'yi aynı anda oynamak kolay değil; üstesinden geldi. Kendisini tebrik ederim.


 
ADEM DURSUN
Kasım 2008
adem-dursun@versanet.de

Anahtar Kelimeler: toron karacaoğlu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir