MAKALELER

Tiyatro Ve Seyirci İlişkisi Üzerine

2015.05.25 00:00
| | |
934

Sizce Nasıl?
Tiyatro ve seyirci ilişkisi Antik Yunan’dan günümüze, tiyatronun, toplumsal ve kültürel yapının değişmesine paralel olarak birçok değişikliğe uğradı...

 

 

Tiyatro ve seyirci ilişkisi Antik Yunan’dan günümüze, tiyatronun, toplumsal ve kültürel yapının değişmesine paralel olarak birçok değişikliğe uğradı. Ancak bu değişikliğin evrimsel bir ilerlemenin ürünü olmadığı aşikâr. Günümüzün kapitalist ve küresel dünya sisteminde tiyatro seyircisi, tüketim toplumunun davranış ve alışkanlıklarına dönük bir yöneliş izleyerek “hızlı” bir alış-verişi talep ettiği için koltuğunda duramıyor ve teknolojinin nimetlerini kullanarak kendi rahatlama merkezlerine sığınıyor. İki veya üç saat süren bir oyunu izlemeye tahammül edemeyenler için akıllı telefonlar uygun bir kaçış yolu sağlıyor. Hatta bazıları uzun oyunlarda değil, süre olarak daha kısa oyunlarda bile telefonlarını ellerinden düşürmüyor, sürekli oyunu fotoğraflıyor ya da sıkıldıklarında onunla ilgilenmeye başlıyorlar. 

Dikkatlerinin bu ölçüde dağılmalarına nelerin neden olduğu uzun bir inceleme konusu. Oyunun beğenilme düzeyi bu durumun derecesinde oynama yapabiliyor. Ancak keyifle izledikleri oyunda bile, sürekli akıllı aletleriyle fotoğraf çekmeleri, arada onunla ilgilenmeleri durumun sadece tiyatro oyunun beğenilmesi ile alakalı bir durum olmadığını gösteriyor. Zorunlu ihtiyaçları olmamasına rağmen, oyun sırasında hem seyircinin hem de sahnedekilerin dikkatini dağıtarak salon dışına çıkmaları, bazılarının tekrar girmesi gibi durumlar seyirci kültürünün maalesef ülkemizde hala istenilen düzeye ulaşamadığının en somut göstergelerinden biri haline geliyor. Oyunun başlama saatinden sonra salona girme isteği ve bunu alışkanlık haline getirmekte ayrı bir seyirci davranışı örneği. Salonun girişindeki görevliye bin bir bahane ileri sürerek oyuna girme talebinde bulunan günümüz seyircisi hayatını nasıl yaşıyorsa tiyatro izlemeye de öyle geliyor. İşine geç kalan, randevusuna yetişmeye çalışan, metroyu, otobüsü kaçırmamak için canla başla mücadele eden insanoğlu, tiyatroya da bir “iş” ve “otobüs” düzeyinde ilgi gösterdiği için sonuç kaçınılmaz oluyor. Kurallarını seyircilere uygulatabilen bazı ödenekli tiyatrolar dışında neredeyse izlediğim tüm oyunlarda gözlemlediğim en önemli sorunlardan biriside, oyuna çocuklarıyla gelen izleyiciler. Yine kapıdaki görevliye türlü bahane ileri sürerek çocuklarını yanlarında getirenler (çoğu zaman bahane ileri sürmelerine bile gerek kalmıyor) diğer seyircilere ve sahnedeki oyunculara verdikleri zararı düşünmüyorlar. Bencilliklerinin doruğunda yaşayan bu aileler, asıl büyük zararı yanlarında getirdikleri çocuklarına verdiklerinin farkında değiller. Özellikle bazı oyunların yaş sınırlaması olmasından dolayı çocukların psikolojik gelişimlerine zarar verecek durumların oluşması, seyirciler tarafından ihmal edilmemesi gerekilen gereken bir konu. 

Oyun boyunca birbirleriyle konuşan, çevrelerindeki seyircileri rahatsız edenler ise, en çok sıkıntı yaratan izleyici gurubunu oluşturuyor. Çoğu zaman kendimi tahtaya çıkıp konuşanları yazan sınıf başkanı gibi hissediyorum, uyarmaya çalışıyorum. Bu seferde bazıları kendilerine karışılmasından rahatsız oluyorlar. Özellikle 15-20 yaş arası seyirci gurubunun salon içerisindeki davranışları çok rahatsız edici bir durum yaratabiliyor. Yüksek sesle konuşan, salon içerisine yiyecek içecek sokmaya çalışan bu gurubun çoğununun okulda eğitim gördükleri düşünüldüğünde öğretmenlerine büyük görevler düştüğü kanısındayım. Onlara sıkıcı gelen yasaklar silsilesiyle değil, anlayabilecekleri düzeyde bir tiyatro kültürü verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda Muhsin Ertuğrul’un “tiyatro adabı” üzerine yıllar önce hazırladığı broşürü tekrar incelememiz ve üzerine tartışmamız gerekiyor. Özellikle bir oyunda izleyiciler arasında olan bir gurup liselinin ıslık çalıp oyunun içinde anlamsız alkışlar yaptığını görünce bu konuda kararlılığım daha da arttı. 

Eğer oynanan oyun bir komediyse seyircinin büyük bir çoğunluğunun abartılı gülme histerisine tutulması ise yine anlayamadığım durumların başında geliyor. Hatta türü komedi olmayan oyunlarda bile en ufak durumdan komedi çıkarmaya çalışan bu gurup seyirci popüler kültürün tuzağında, kaba güldürü anlayışını tiyatroda da görmek isteyen çoğunluğu oluşturuyor. Televizyondaki tiyatro benzeri skeçleri ve yarışmaları izleyen bu kesim, maalesef tiyatro ile televizyonu ayırt edemiyor.
 
Sosyal sorumluluk çerçevesinde yapılan çalışmalar bahsettiğim konulara alakalı olmasına rağmen, çalışmanın amacıyla doğru orantılı olarak olumlu bir geri dönüş sağlıyor. Hayatında tiyatroya hiç gitmemiş kişileri sahnemize taşıdığımızda, bahsettim sıkıntıları yaşamamız çok doğal bir süreç. Özellikle televizyona alışmış Türk seyircilerini tiyatronun büyülü dünyası ile tanıştırmanın başlı başına büyük bir mücadele olduğuna inanıyorum. Gözlemlediğim kadarıyla tiyatro ile yanı tanışan kitlelerin seyirci kültürü açısından yaşadıkları olumlu değişime karşın, tiyatroya azda olsa gelen ancak yerleşik davranış alışkanlıklarını bırakmayan kitlenin değişime direnmesi garip bir çelişkiyi ortaya seriyor. 

Ülkemizde tiyatro seyircilerin sosyo-kültürel ve ekonomik düzeyleri araştırıldığında, oyunları sürekli izlemeye çalışan orta sınıf ve üstü bir kitlenin, tiyatronun en kemik izleyici gurubunu oluşturduğu gerçeğidir. Entelektüel düzeyi yüksek olan bu sınıfın beğeni düzeyi ile tiyatroya ara sıra gelen veya hayatında ilk defa gelen kişilerin beğeni ve ilgileri tahmin ettiğiniz gibi birbirinden çok farklı. Özel tiyatroların bazıları dışında (alt gelir gurubuna yüksek gelen bilet ücreti olan tiyatrolar) sınıfsal eşitsizliklerin aynı potada eritilebildiği ender yerlerden biri olan tiyatroda farklı kesimlerin aynı oyun etrafında birleşmeleri ise seyirci kültürünün yarattığı sorunlar bağlamında ilginç ve araştırılması gereken bir durum olarak öne çıkıyor. Ödenekli tiyatroların çoğu kişiye uygun olan bilet fiyatları nedeniyle gösterimleri yoğun bir seyirci kitlesi tarafından takip edilmekte. Sınıfsal olarak birbirinden farklı seyirci guruplarının oluşturduğu bazı oyunlarda, entelektüel olarak tanımlayamayacağımız ve sıklıkla tiyatroya gelmeyen kişilerin, oyunu beğenmeyip ya da anlayamayıp oyunları terk ettikleri ya da perde arası varsa ikinci perdeye kalmadıklarını gözlemliyorum. Burada, halkı sanatın seviyesine çıkarmakla veya halkın düzeyine inmek gerektiğini düşünen anlamsız ve hatalı tartışmayı açmak niyetinde değilim. Ancak bazı gerçekleri belirlemekte fayda olduğu kanısındayım. Kitle tiyatrosu yapan, özellikle ödenekli tiyatroların bu konuya yeterince eğilmediklerini düşünüyorum. Söz gelimi tiyatronun tarihsel bir oyunu sahnelemesi, temsile gelen tüm izleyicilerin ele alınan tarihsel konuyu biliyor olduğu gerçeğini oluşturmaz. İzlediğim birçok tarihsel oyunun perde arasından sonra seyircinin yarıya yakının salondan ayrıldığını gördüm. Dramaturgiye gereken önemin verilmemesinden kaynaklı bazı sahnelemelerin entelektüel kesimler dışında kalan seyircileri tiyatrodan soğuttuğunu düşünüyorum. Kitle tiyatrosu yapmayan, alternatif ve deneysel çalışmalarda bulunan ekipleri bu tartışmaya dâhil etmiyorum. Zaten böyle bir kaygıları olmadığı için onlar açısından bir sıkıntı yok. Nakliyatçı Ahmet amca’nın “suratına tiyatro” örneğini izlemesi için ne zamanı, ne parası, nede insan varoluşunun atomik parçalanmalarını dert edinebilecek aklı var. Ama Ahmet amcanın ödenekli bir tiyatro oyunu ya da amatör bir ekibin çalışması ile karşılaşma olasılığı daha yüksek olduğu için bu durumu önemsemeden geçemiyoruz. Bazı politik tiyatro yapan ekiplerinde böyle sıkıntılar yaşamadıklarını sizlerde benim kadar iyi biliyorsunuz. Çünkü sahneledikleri oyunları izleyenlerde, oynayan oyuncularla aynı ideoloji penceresinde yer aldıkları için pek fazla sorun olmuyor. Anlatılan tarihsel dönemi ve olayları bilen entelektüel bir kitle ile politik sorumluğu örtüşen bir tiyatro ekibinin birlikteliği yaşanıyor. Ancak burada küçük bir parantez açmak istiyorum, gerisini siz kapatırsınız. Politik tiyatro oyunlarına tesadüfen gelen bir kişi ve o gece orada bulunan sahne temizlik elamanın durumunu düşünelim. Ülke çoğunluğunu oluşturan apolitik bir kişinin kesinlikle anlamlandıramayacağı bir sahne izlencesinden “politik bilinç” ile ayrılmasını beklemek fazla iyimser bir yaklaşım olur. Sahne temizlik elemanı ise, seyircilerin bazılarının salonda yaptıkları kuşlamayı (bildirileri havaya fırlatarak dağıtma) üzülerek seyrediyor çünkü aklında tek düşünce salonun pisliğini nasıl temizleyeceği oluyor.

Kitle tiyatrosu yapan her topluluğun ayrıntılı bir repertuar politikası olması gerektiğini düşünüyorum. Seyirci dramaturgisi açısından araştırmaların ve raporlamaların sıklıkla yapılması gerekiyor. Hangi şehirde ya da şehirlerde oynuyoruz, hedef kitlemiz kim veya kimler? İnsanlar nelere gülüyor, tiyatrodan beklentileri ne? Bunların hepsinin belirlenmesi gerekiyor. 

Unutulmaması gereken bir diğer konuda seyircinin izlemeye geldiği oyun hakkında ön bilgiye sahip olması gerektiğidir. Buna bile yeterince ilgi ve alaka gösterildiğinde birçok olumsuz konunun azalacağına eminim. Kendi sahnelemelerimizde her zaman önem verdiğimiz bu konuyu deneyimlemiş olmanın rahatlığı ile yazıyorum bunları. Oyun broşürü hazırlamak ayrıntı olarak görülse de olmazsa olmaz bir araç işlevi taşıyor. Oyun hakkında uzun olmayan ama bilgilendirici bir işlevde taşıyan bir yazının yer aldığı, oyunun yazarı ve ekip hakkında kısa bilgilerinde eklendiği fotoğraflı bir broşürün seyirci üzerinde yarattığı etki çok olumlu oluyor. Özellikle tiyatroya hiç gelmemiş ya da ara sıra gelen kitleler için bir yol haritası işlevi görüyor.
 
Özel tiyatrolardaki seyirci profili üzerine de enteresan gözlemlerim var. Paranın entelektüel düzeyle doğru orantılı olduğunu düşünmeyin sakın. Televizyon ünlüsü bol olan, alt gelir gurubuna pahalı gelen bilet fiyatlarına sahip oyunlarda flaşlar daha çok patlıyor ve akıllı telefonlar birbiriyle savaşıyor. Televizyonda gördükleri ünlüyü görme ve eğer yakalayabilirlerse oyun sonrasında fotoğraf çekme isteği ile yanıp tutuşan çoğunluk için oyunun mesajından ötede hangi ünlünün yer aldığı daha öne çıkan bir seyirci isteği olarak beliriyor. Sadece ünlülerin yer aldığı oyunlara giden o kadar çok seyirci tanıyorum ki… Bu durumun popüler kültür ve tiyatro ilişkisi üzerine önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. 

Seyirci davranışları ile başlayan yazı, tiyatroların repertuarlarına kadar genişledi. Birbirinden bağımsız olmayan her iki konunun yeterince açımlanabilmesi için, tartışmanın genişletilerek sürdürülmesinde yarar var. 
    

Serkan Fırtına 
serkanfirtina35@gmail.com 

Anahtar Kelimeler: tiyatro, seyirci



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir