MAKALELER

Tiyatro Öteki Hayatlar - Persona

2018.12.17 00:00
| | |
3321

Sizce Nasıl?
İşte 2005 yılında ‘dünyanın yaşayan en yönetmeni’ ödülünü alan Ingmar Bergman’ ın ilk filmi ve başyapıtı ‘Persona’ yı yazma hikayesi böyle başlar...

Persona: ‘Bergman Sineması’ndan Tiyatroya Bir Başyapıt!’

47 yaşında iken orta kulak iltihabı ile hastaneye kaldırılan bir insan, haftalarca sadece bir noktaya bakarak korkunç baş dönmesi ile yaşamak zorunda kalır. Doktorunun tavsiyesi üzerine sadece tavanda belirlediği yer dışında hiçbir yere gözünü kaydırmayan bu insan, aklında ‘suskunluk’ üzerine uzun süre düşünür. Tedavisi öylesine korkunçtur ki, sadece ölümü düşünmekten başka bir şey aklına gelmez. Gün gelir hasta adam iyileşir, aylar sonra ilk kez hastane odasındaki penceresinden dışarıya bakar, bir kadın ile hemşirenin birbirlerine olan yakınlaşmasına tanık olur. İşte 2005 yılında ‘dünyanın yaşayan en iyi yönetmeni’ ödülünü alan Ingmar Bergman’ ın ilk filmi ve başyapıtı ‘Persona’ yı yazma hikayesi böyle başlar. Tiyatroyla adım attığı sanatsal yolculuğuna sinemayla devam eden Bergman’ ı tekrar tiyatro sahnesine taşıyan Tiyatro Öteki Hayatlar, ‘Persona’ üzerinden sahnede ‘Sinematografik Tiyatro’ adına akıl sınırlarını zorlayan bir iş gerçekleştirmiş. Bergman’ ın 100. Yaşında sahneye konulan ‘Persona’yı Can Utku uyarlamış, Yiğit Tuna yönetmiş. Bu şahane gösteride Berrin Dinçer ile Eda Erman ikilisi sahnede ayakta alkışlanacak bir performans ortaya koyuyor. 

Latincede maske, karakter, rol anlamlarına gelen ‘Persona’ yapıt içerisinde her dakika kendini tekrar tekrar hissettiriyor. Bu eşine az rastlanır bir durum. Bergman’ın yaşadığı hastalıktan dolayı zihninde iki yüzün iç içe geçmesi olarak tasvvur edilmiş olan bu tasvir, sahnedeki konunun ortaya çıkışında tek ve mühim ayrıntıdır. Hasta-hemşire ilişkisi bir bütünlük içinde, olayın akışındaki psikolojik gerilimi anlamamız için çok önemli bir durum. 

Konu durağan bir olay üzerine inşa edilmiş. Tiyatrolarda sahne alan aktris Elisabeth bir oyun esnasında aniden sessizliğe bürünür. Aylarca sessizliği koruyan oyuncu herhangi fiziksel ya da ruhsal problemi olmamasına rağmen konuşmayı reddeder. Doktoru tarafından klinik olarak onaylanan bu sessizlik sendromu Elizabeth’in bilinçli bir şekilde sessiz kalmayı tercih ettiği anlamına gelir. Ünlü aktrisle ilgilenmesi için doktor tarafından görevlendirilen hemşire Alma, Elizabeth’le psikotravmatik ilişkiye adım atar. Doktorun yazlığında, kendi yalnızlıklarıyla başbaşa kalan iki kadın, nevrotik saplantılarla beraber aslında tek vücudun iki ayrı yansıması olarak karşımıza çıkar. Alma ile Elizabeth arasındaki ilişkiyi yazarken Bergman’ ın insan aklını zorlayan kalemini görürüz. Mesela ilk diyalog olmadan asla ikinci diyalog başlayamaz. Alma’ nın anlattıklarını dinleyip, Elizabeth’ in yüzünden değişiklikle ilerleriz. Ya da tam tersi biçimde, bedensel diyaloğu başlatan Elizabeth’ in yüzündeki çaresizliğe bakmadan Alma’ nın konuşması hiçbir anlam ifade etmez. 

Hemşire Alma ve Elizabeth’in doktorun yazlığına taşınması ve ikilinin buradaki ilişkileri konunun nevrotik yönünün ağır bastığı kesitler içerir. Elisabeth’in sessizliği, hemşire Alma’nın maskelerinin açığa çıkmasıyla bir bütünü oluşturur. İlk eylem oluşmadan ikinci eylem ya da ikinci eylem oluşmadan ilk eylem düşünülemez. Burada göze çarpan diyalektik filmin tümüne hakimdir. Persona’yı anlayabilmek için psikanalitik bir perspektifin var olması gerekir. Bergman’ın işaretlemeye çalıştığı şeyi kavrayabilmek psikanalitik bir perspektif olmadan mümkün görünmüyor. Ancak bu da tek başına yeterli olmayabilir. Bireyin dış dünyaya yansıttığı yüzler, topluma yansıttığımız kişiliklerimizdir, der Carl Gustov. İşte Bergman’ ın şaheseri Persona’da Alma’ nın ve Elizabeth’ in dış dünyaya yansıttığı yüzler, karakterlerin birbiri içine geçmiş halleridir!

Yönetmen Yiğit Tuna, iki kadının bedensel ritminden yola çıkarak yönetmen olarak üstün bir başarı elde ediyor. Sinemadan tiyatroya aktarılan psikanalitik metinde, kişilerin egosal algılarından toplumsal konulara uzanan ruh dünyalarını cesurca göstermek gerekli idi ve konunun derinliklerinde söylediğim nokta açıkça gösterildi. Yönetmenin muhteşem bakış açısı, iki kadının hem ruhsal hem bedensel hem de karakter anlamında birbirlerine ayna olduklarına işaret eder. Sahnede yer alan aynalarla bu bağlantının kurulması olağanüstü bir düşünce. Bergman, Elizabeth üzerinden hayatı sadece rollerin bütünselliği olarak görüyor. Yönetmen bunu öylesine muhteşem kavramış ki, insan oyunun başından sonuna kadar Alma’ nın anlattıklarına değil, Elizabeth’ in tepkilerine yoğunlaşıyor. İşte bu psikolojik çözümlemeyi derinlemesine bize sunan Tuna, Bergman gibi akıl sınırlarını zorlayan bir işe imzasını atmış. 

Oyun bir gerçekliğin içinde başlayıp, hayallerle devam eden anlatının derinliklerinde kaybolurken, son sahnede iki karakterin yüz bütünlüğü içinde bizde aynadaki rolümüze tanık oluyoruz. Eda Erman’ ın konuşmayı reddeden ve oynadığı karakterlerle hayatının anlamını tek noktada birleştiren Elizabeth’te ortaya koyduğu performans tek kelime ile büyüleyici. Alma’da Berrin Dinçer, olayları başlatan belirleyici unsur. Mektup sahnesinde ve sonrasında gösterdiği tepkide iki insanın birbiri içine geçmiş tek suretini rahatlıkla görebildik. Gösteride oyuncuların dans sahnelerinde sinematografinin içine öylesine keskin girişler yapıyoruz ki, filmdeki kareler birer birer gözümüzün önüne geliyor. Dış sesle olayın yönlendirildiği anlarda, Persona’ nın tek vücut haline gelen iki kadını, toplumdan kaçışın birer resmi olmuş. Ayakta alkışlanacak psikolojik rol çözümlemesi var sahnede. 

Tiyatro Öteki Hayatlar, şu ana kadar gördüğüm, sinemadan tiyatroya uyarlanan en iyi metinle, sahne yolculuğunu bir üst basamağa taşıdı. Tiyatrodan sinemaya adım atan ve dünya sinema tarihinin en iyi yönetmeni olduğunu kanıtlayan Bergman, bu kaliteli ekibin elinde muhteşem bir bütünlüğe evrilmiş. "Böyle mi olması gerekiyor? Yalan söylememek, doğruyu söylemek, doğru ses tonunu bulmak gerçekten önemli mi? Özgürce konuşmadan yaşayabilir miyiz? Yalan söylemeden, sözü saptırmadan, bahaneler bulmadan. Kendini tembel, yalancı ve ihmalkâr bir yaşama bırakmak daha iyi değil mi? " konu içinde Alma’ ya bu soruyu sorduran Bergman, aslında bize gerçek dünyadan kaçan Elizabeth’ in iç sesiyle seslenmiş. Ve yönetmen bu seslenişi suratımıza sert bir tokatla çarpmış! 

Sinematografik Tiyatro dünyada adım adım sahnelerde kendisine yer bulurken, Öteki Hayatlar’ ın Persona yorumu sizleri sinemasal bir tiyatro yolculuğuna çıkaracak! 

yasam.kaya@gmail.com

Anahtar Kelimeler: Persona, Tiyatro Öteki Hayatlar, Ingmar Bergman, Persona Tiyatro, Persona Tiyatro Eleştiri, Persona Tiyatro Yorum, yaşam kaya



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir