MAKALELER

Tiyatro Benim Annemdi

2019.11.17 00:00
| | |
1827

Sizce Nasıl?
Tiyatroyu kucaklar ve yaşam boyu sürecek bir irade abidesi olarak dünden bugüne, bugünden geleceğe bir kadın ışıldar sahnelerde...

"Yaşlandık artık geriye bir şey bırakmalıyız ve bunun içinde mutlaka tiyatro olmalı!" 

Tiyatronun içine doğmuş bir çocuk... Annesini iki yaşında kaybeden Gülriz Sururi; hem annesini kaybettiğini ona hissettirmeyen bir ailede hem de kendi ailesine annesini yitirmişliğini hissettirmeden geçen zaman boyunca tiyatroyu bir anne sıcaklığında hissedip “Tiyatro Benim Annem”di der. Kuşkusuz tiyatro, Gülriz’i; Gülriz, tiyatroyu kucaklar ve yaşam boyu sürecek bir irade abidesi olarak dünden bugüne, bugünden geleceğe bir kadın ışıldar sahnelerde...


“Hayatıma, annesiz bir çocukluk damgasını vurdu. Erken geliştim, çok şeyi keşfetmek yoluyla öğrenmek durumunda kaldım. Umutsuz, mutsuz, mahzun bakışlı bir çocuktum… Arkadaşsız büyüdüm. Tiyatrocu bir ailenin çocuğu olmama karşın, tiyatroyla 12 yaşında, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun çocuk bölümünde tanıştım. Orada ilk defa sosyalleşmeye başladım. Artık birlikte şarkılar söyleyip, dans ettiğim, rol icabı değişik duygular paylaştığım arkadaşlarım vardı. Başroller oynadım, alkışlandım ve sonunda güldüm. ‘Aa… Meğer dişleri de varmış!’ dediler. Tiyatro, beni hep bir ana gibi sardı sarmaladı. Ne sordumsa cevapladı. Öğretmekten hiç bıkmadı. Yol gösterdi. Seçimlerimde özgür bıraktı. Başarınca yüreklendirdi, taçlandırdı. Hatalarımın cezasını çektirdi. Ve beni, hayatın her türlü haline hazırlayan oyunlar oynattı. Sevgiyi, aşkı, ihaneti öğrendim. Zenginliği, fakirliği tanıdım. Seçim hep benimdi. Tiyatro, benim annemdi…”

Tiyatro oyuncusu ve yönetmen olan Gülriz Sururi, 1929 yılında İstanbul’da doğar. Annesi Suzan Lütfullah Sururi, babası Lütfullah Sururi; amcaları; oyuncu ve yazarlar Yusuf, Celâl, Ali Sururi’dir. Sahneye ilk çıkan Türk kadını Mevdude Refik Hanım’ın yeğenidir. (Tarihe geçen kayıtta sahneye ilk çıkan Afife Jale’dir. Ancak Sururi bunun böyle olmadığını yayımladığı ‘Bir An Gelir’ kitabında dile getirir.) Sururi’nin gerçek soyadı Eruluç’tur. Aile adını, Sururi Ali Paşa’dan almıştır.
Muhsin Ertuğrul’un isteğiyle 12 yaşında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahneye çıkar. Orada dönemin önemli öğretmenlerinden tiyatro, şan, bale dersleri alır. Konservatuvarda okurken kimi özel topluluklarda başroller oynamaya başlar. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda Aristophanes’in “Kurbağalar” ve Jean Giraudoux’un “Su Kızı” oyunlarında sahneye çıkarak 1943’de profesyonel oyuncu olur.

1960 yılında Muammer Karaca ve Dormen tiyatrolarında oynamaya başlar. 1961’de “Ben Bir Fotoğraf Makinesiyim” oyunuyla Dormen Tiyatrosu’na geçer. Dormen Tiyatrosu’nda “Sokak Kızı İrma”daki rolüyle en iyi kadın oyuncu olarak İlhan İskender Ödülü’nü kazanır. Kendisi gibi tiyatro oyuncusu olan Engin Cezzar’la evlendikten sonra 1962 yılında Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nu kurarlar. 

“Engin’le tanışmamız çok komik. Ben Engin’i oyununda seyrettim ve ona hayran oldum. Hamlet oynuyordu Engin... O gün için bir olaydı bu oyun, çok değişik bir Hamlet oynuyordu Engin. Çağın Hamlet’ini oynuyordu diyeyim. Ben de o sırada Haldun Dormen’in tiyatrosunda Sokak Kızı İrma’yı oynuyordum. O da ben de Türkiye ölçüsünde en ünlü sanatçılardık. Benim file çoraplı, yırtmaçlı fotoğraflarım asıldı Taksim’e, vapur iskelelerine... O dönem reklam için başka bir şey yoktu. Bir günde tanınmış oldum ben böylelikle. Ertesi gün İstiklal Caddesi’nden geçerken artık görenler beni tanıyordu. Herkes merakla, sevinçle benimle tanışmak istiyordu. Hep şunu söylerim: Ben Muammer Karaca’da sahne rahatlığını öğrendim, Haldun Dormen de beni bir gecede yıldız yaptı. İşte Engin’le ilişkimiz de o sıralarda başladı. İkimizin de aklında evlilik olmamasına rağmen bu ilişki aşka dönüştü ve bir Ankara dönüşü uçağa binerken Engin bana evlilik teklif etti. Şimdi bana hayatının en güzel anısı ne diye sorsa biri, Engin’in bana evlilik teklif ettiği o gün diyebilirim.”

Kendi tiyatro grubunu Engin Cezzar’la kurduktan sonra da başarılarını sürdürür Gülriz Sururi. 1966’da “Teneke” oyunundaki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazanır. Aynı yıl Türk Kadınlar Birliği’nce “Yılın Kadını” seçilir. 1971 yılında En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü, “Hint Kumaşı”ndaki rolüyle üçüncü kez alır. 1979-1980 tiyatro sezonunda Mehmet Akan’la birlikte, topluluğun o güne kadar sahnelediği oyunlardan “Uzun İnce Bir Yol” adlı bir derleme yapar ve bu oyunda oynar. 1982-1983 tiyatro sezonunda “Kaldırım Serçesi” adlı müzikaldeki “Edith Piaf” yorumuyla Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü, İzmir Gazeteciler Derneği’nin Altan Artemis Ödülü’nü ve Milliyet gazetesinin 1983 Süperstar Tiyatro Oyuncusu ödüllerini alır. 1998’de Kültür Bakanlığı Devlet Sanatçısı unvanına layık görülür. 16. İstanbul Tiyatro Festivali’nde eşi Engin Cezzar’la birlikte Onur Ödülü ve Kültür Bakanlığı’nca verilen “Devlet Sanatçısı” unvanını 1998’de alır.

“İzmir’de turnedeyiz, Muammer Karaca Tiyatrosu’nda oynuyorum o zaman. Sağ gözüm şişti, kapandı. Bir türlü teşhis koyamadı doktorlar. Felaket durumdayım. Oyunu bırakıp gidemiyorum. Sonunda bir Alman doktora gösterdim, meğer kaybetmek üzereymişim gözümü. Resmen hayatımı kurtardı. Yanlış tedavi uygulanmış, o doğrusunu uyguladı. Ama gözümün şişi öyle kolay inmedi. O arada sahneye çıkmam gerekiyor, ben iki gözü dengeleyeyim diye, tam tur kontur çektim. Sakat olan gözü, ötekine benzetmeye çalışıyorum. Tam tur kalem çekince iyice büyüdü gözlerim. Sonra da o siyah kalem benim markam oldu.”
Çapkın bir adamla evlenmiştir Gülriz. Engin Cezzar’ın çapkınlıklarından haberi vardır. Belki de çocukluğuna döner o dönem. Hani o annesini kaybettiğini bile bile bilmiyormuş gibi davranması gibi... Engin Cezzar da Gülriz’in çapkınlıklarından haberi olmadığını düşünür; hatta Gülriz’i kıskanç olmakla suçlar kimi zaman. Fakat son raddede Gülriz, aşkını gururunun arkasına atmaz ve boşanır Engin’den. 

“Benim için hayatta bir kadının iradeli olmasından daha önemli bir şey yok.”

Gülriz Sururi, oyunculuğunun dışında Türk Tiyatrosu’na yönetici olarak da emek verir. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde bir süre oyunculuk dersleri verir. “Müzik Hallerim” adlı müzikli oyunlarında söylediği şarkılarından oluşan bir albüm yapar. Çocukluğunu, ilk gençliğini, tiyatroya başlama serüvenini, düş kırıklıklarını, yaşadığı aşkları, başından geçen evlilikleri, oyuncu, yönetmen, yazar ve daha birçok sanatçıyla kesişen yaşamını ilk anı kitabı olan “Kıldan İnce Kılıçtan Keskince”yi kaleme alır. İkinci kitabı “Bir An Gelir”de ise; 1980 yılı sonrası dönemini anlatır. Kitaba, unutulmayan oyunculuğu ve şarkılarıyla adından çok söz ettirdiği “Kaldırım Serçesi”ndekli “Edith Piaf” rolüyle başlar. Aynı kitapta ayrıca; “Kabare”, “Halide” (Halide Edip Adıvar), “Keşanlı Ali Destanı” ile “Kaldırım Serçesi”nin televizyon dizisi olarak çekilmesi ve yıllar sonra oynadığı ilk göz ağrısı “Sokak Kızı İrma” rolünü, Haldun Dormen tarafından bu oyunun üçüncü kez sahnelenmesini, kendisinin yazıp yönettiği ve oynadığı son oyunu “Söyleyeceklerim Var” ile tiyatroya veda edişini dile getirir. Anı, roman ve öykü kitabının dışında üç de yemek kitabı yayımlanır. Gülriz Sururi, yemekli sohbet programı “A La Luna”yı sunar. Tiyatro yaşamı boyunca bir dolu oyunda rol almasına karşın, bugün müzikli oyunlar ve müzikaller denilince ilk akla gelen adlardan birisi olur.

“Hayatta üç şeyden çok korktum: Deprem, yaşlılıkta parasız kalmak ve şimdi Engin’siz kalmak. Hayat benim için biter gibi bir duygum var.”

Gülriz Sururi’nin anlattıklarını, yaşamını okuyup dinlerken çoğu kez aklıma Frida Kahlo geldi. Bir başka coğrafyada Diego’nun aşkıyla Frida; bizim coğrafyamızda Engin’in aşkıyla Gülriz... Bir ressam kadın bir oyuncu kadın; aşk, kalbe bağlılık, aşık oldukları adamlarla ikinci kez evlilikleri, vefa, bütün olmak aşklarıyla, yan yana olduklarında bütün hissetmek bu dünyada... 

“Engin’le evlenirken, ‘Herhalde bu evlilik en fazla 10 yıl sürer!’ diye düşünmüştüm. Kimseyle bir ömür geçirebileceğimi hayal etmezdim. Ama oldu. 55 yıldır birlikteyiz. Ve her şey, fark etmeden, kendiliğinden oldu. İyi olaylar da, kötü olaylar da… Biz öyle bakakaldık. Engin’le boşandığım zaman, ‘Bu ayrılış bizi ya tam ayıracak ya da tamamen birleştirecek!’ diye düşünmüştüm. Engin’i hep deliler gibi sevdim.”

Hastalıkta sağlıkta; fakirlikte zenginlikte diye başlayan evlilik merasimi sözü Gülriz Sururi’nin hayatının içindedir. Engin Cezzar kalbiyle ilgili aldığı bir ilacı bırakır, sonucunda beynine pıhtı atar ve felç olur. Gülriz, Engin’in her şeyiyle ilgilenir. O kadar ki ‘eğer ben Engin’den önce ölecek olursam’ diye evde onun bakımı ve yaşamını devam ettirebilmesi için düzenlemeler yapar. ‘Kıştayız ama sonbahar güneşi de sık sık bizi yoklamakta!’ diyen Gülriz Sururi, 2017 yılının Ocak ayında Engin’ini kaybeder. Sessiz sedasız uğurlanır Engin Cezzar, tıpkı bir sene sonra kendinin de sessiz sedasız gideceği gibi...


Gülriz Sururi, 31 Aralık 2018 tarihinde 89 yaşında iken sindirim sistemi nedeni ile tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirir. 1 Ocak 2019’da vasiyeti gereği sessiz sedasız bir defin gerçekleştirilir. İkilinin birbirine verdiği sözdür bu. Ayşe Arman’a verdiği bir röportajda Gülriz, Engin Cezzar’la verdikleri bu kararın gerekçesini şu sözlerle açıklar:
 

“Ben yine gerçekçi konuşacağım şimdi. Bizdeki cenaze törenleri kötü oluyor. Bana samimiyetsiz geliyor. Avlu kokteyllerine dönüşüyor. Biz merasim bilmiyoruz, ölüye saygı duymuyoruz. İnsanların orada dedikodu yaparak vakit geçirdiklerini, sosyalleştiklerini çok gördüm. Birbirini görmek için gelenleri biliyorum. Bu da bana fena geliyor. Ben bir camiye, bir cenazeye gittiğimde artık aramızda olmayan o kişiden başka bir şey düşünmemeye çalışırım. Çünkü orada ona yarım saat vereceğim. Tamamında onunla ol. Ama biz öyle yapmıyoruz. O bakımdan tören istemedik, tören istemiyorum.”

Gülriz Sururi, aynı söylediği gibi defnedilir; sessiz sedasız... Vasiyetinde büyük bir serveti olmadığını yazar; bir kısmının Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışlandığı açıklanmıştır. Ayrıca bir kısmının Aziz Nesin Matematik Köyü’ne bırakılacağı, tiyatro ile ilgili fon oluşturulacağı belirtilmiştir.

“Hiçbir zaman tiyatronun politik iklimden ayrı düşünülmemesi gerekir. Tiyatro zaten politik olması gereken bir sanattır ve politikadan tiyatroyu soyutlamak düşünülemez. Hayat, tiyatroyla başlamıştır çünkü ve onunla devam ediyor yoluna. Biliyorsunuz, tiyatronun ortaya çıkışı, insanoğlunun mağarada yaşadığı dönemlere kadar gider. Tarih boyunca politikacılar ve onların politikaları gelip geçer, tiyatro yoluna devam eder. Öteden beri, politikacıların en çok korktuğu sanat dalı tiyatrodur. Neden? Çünkü tiyatro gerçeğin aynasıdır! Tiyatroda kahraman kötü, hain bir karakter bile olsa, amaç her zaman iyiliği anlatmaktır. Hitler’i bile anlatırken tiyatro gerçekle birlikte insanlık için iyi olanı anlatma derdindedir. Tiyatro her zaman gerçeğin, iyinin yanında, her zaman halktan yana, her zaman güçsüzün, ezilmişin tarafında olduğu için politiktir.”

Eserleri:
Kıldan İnce Kılıçtan Keskince (anı, 1978), Bir An Gelir (anı, 2003), Girmediğim Sokaklarda (öykü, 2003), Biz Kadınlar (gazete yazıları, 2003), Seni Seviyorum (roman, 2005).

Kaynaklar
Gülriz Sururi'nin Yaşamı ve Anıları - Tuba Emlek ile İz Bırakanlar
https://www.youtube.com/watch?time_continue=496&v=8TlzXa72al4
Söz Sende - 15 Ekim 2018 - (Tiyatro Sanatçısı Gülriz Sururi)
/> http://www.biyografya.com/biyografi/13246
http://www.armanayse.com/gulriz-sururi/
https://www.turkcesozlukler.com/g%C3%BClriz-sururi-kimdir
http://www.yeniakit.com.tr/kimdir/G%C3%BClriz_Sururi
http://www.tiyatrodergisi.com.tr/ilkelerinden-ve-sanatindan-taviz-vermeyen-bir-duayen-gulriz-sururi.html
Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu
https://www.kimnereli.net/gulriz-sururi.html

Anahtar Kelimeler: gülriz sururi, engin cezzar



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir