MAKALELER

Timur Selçuk

2009.09.22 00:00
| | |
2303

Sizce Nasıl?
Küçüklüğümden beri aile fertleri arasında sanatçı olan ailede yetişen çocuklara hep gıpta etmiş; onlara hep özenmişimdir.

 


 

     Çocukluğu tiyatro ve konser kulislerinde geçen bir sanatçı: TİMUR SELÇUK...
 
    Küçüklüğümden beri aile fertleri arasında sanatçı olan ailede yetişen çocuklara hep gıpta etmiş; onlara hep özenmişimdir. Farzedin ki, anneniz veya babanız tiyatrocu veya yazar. Her akşam rolünü ezberliyor veya daktilosunun başında hikaye, roman yazarak düşüncelerini kağıda aktarıyor. Ya da pianosunun başında duygularını notalara dönüştürüyor. Ya kardeşlerinizden biri oyuncuysa; onu en ön sırada seyretmenin keyfi, ya da yazdığı bir kitaptan bölümler okurken dinlemek... veya bestelediği bir eseri radyodan dinlemek... Sizlere iki örnek:

 


 
Semiha Berksoy diğeri ise Timur Selçuk.
Semiha Berksoy'la yapmış olduğum söyleşiyi arşivimde bulmanız mümkün.
Bu ay sizlere Timur Selçuk'tan bahsetmek istiyorum.
Onun da aynı Semiha Berksoy gibi bir çocukluğu; yani benim gıpta ettiğim bir çocukluğu olmuş. Babası Türk sanat musikisinin ustalarından Münir Nurettin Selçuk, annesi ise tiyatro sanatçılarımızdan Şehime Erton.
Oğul Timur Selçuk, her iki sanat dalını da seçmiş. İyi de etmiş. Çünkü her ikisinde de başarılı. 7. Diyalog Tiyatro Festivali çerçevesinde bir konser vermek için Berlin'e gelen Timur Selçuk ile çeşitli konular üzerine sohbet ettim. Sorularımı dobra dobra cevapladı. Zaman geldi sağcıyım, zaman geldi sosyalistim dedi.
"Adam gibi adam olmak"ın tarifini yapt?.
 
     Yaklaşık 40 yıllık profesyonel müzik yaşamınızı özetler misiniz?
 
    02 Temmuz 1945 İstanbul doğumluyum. Babam, geleneksel Türk müziğinin besteci, ses sanatçısı ve orkestra şefi Münir Nurettin Selçuk, annem, tiyatro sanatçısı Şehime Erton, Cumhuriyet döneminin kendi branşlarında en başarılı sanatçıları arasındaydılar. Galatasaray Lisesi'nde okurken ilkokul ikinci sınıfında konservatuvarda başlayan müzik eğitimim, 1964 yılında Fransa'da "Ecole Normale de Musique de Paris"de devam etti. Bu okulun piano, orkestra şefliği ve bestecilik sınıflarına devam ederken önce Ümit Yaşar ve Faruk Nafiz gibi çağdaş Türk şairlerimizden şarkı formunda eserler besteledim. Bugün hala kulaklardaki "Ayrılanlar İçin", "Sen Nerdesin", "Beyaz Güvercin" ya da "İspanyol Meyhanesi" gibi parçaları bu dönemimin şarkılarıdır. Bunların ilgi görmesi üzerine Orhan Veli, Attila İlhan'ın, özellikle de Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediğim şarkıları seslendirdim ve konserler verdim. 1974'de Türkiye'ye döndükten sonra Oda Müziği, tiyatro ve film müziği çalışmalarına ağırlık verdim. Bu arada AST'ın müzik yönetmenliğine getirildim ve 10 yıl onlarla çalıştım. 1976'da İstanbul Oda Orkestrası'nı ve bugün hala kendi öğrencilerimi yetiştirdiğim Çağdaş Müzik Merkezi'ni kurdum. Son yıllarda babam Münir Nurettin Selçuk'un besteleri olmak üzere birçok ünlü bestecinin şarkılarını Oda Orkestrası eşliğinde seslendirdim. Şu sıralarda da TRT için yapılan "Abdülhamid Düşerken" adlı filmin müziği ile uğraşıyorum.
 
     Baba tarafından müzik, anne tarafından tiyatro içinde büyüdünüz. Siz ise her ikisi ile uğraş?yorsunuz...
 
    Çocukluğum tiyatro kulisi ile konser kulislerinde geçti. Aynı sanatçı ailenin içinde olup farklı şeyler de yapabilirdim. Doktorluğa, mimarlığa ya da mühendisliğe ilgi duyabilirdim. Demek ki benim de yakınlığm anne babanın meslekleri doğrultusunda imiş. Yani hem tiyatro hem de müzik dallarında bir mesleği seçtim. Yaradanın bana verdiği bir armağan olsa gerek; ben de bu armağana sahip çıkmayı bildim.
 
     Hangi taraf daha ağır basıyor?
 
    Ben öncelikle besteciyim. Fakat, dramatik yanı olan, ifadesi olan müzikler, yaşamla içiçe girmiş olan, yaşamı lirik bir dille dramatize ederek aktaran bir besteci ve yorumcuyum. Müzik ve besteciliğim bir adım önde ise; arkasından işin tiyatro yanı geliyor.
 
     1975'de Fransa'dan geri döndünüz ve AST'a müzik yönetmeni oldunuz. Yaptığınız çalışmalardan örnekler...
 
    Türkiye, kendinden olan her şeyi hemen kabul eder. Türkiyeli insan, her zaman sağduyusuyla o coğrafyanın ve eşsiz yaratanın o toprakta yaşayan insanlara verdiği olağanüstü sezgi ve algılama gücüyle kendinden olanı, yani hayırlı olan her şeyi kucaklamayı bilen bir toplumdur. İşte ben de Paris'ten 1975 yılında Türkiye'ye döndüğümde böyle karşılandım. Ankara Sanat Tiyatrosu'ndaki görevim başladı ve tiyatro oyunlarını müziklemeye başladım. Bu görevim 10 yıl sürdü. Bilgesu Erenus'un Nereye Payidar oyunu için besteler yaptım. Bunları bir albümde topladım. Arkasından yine AST için Uğur Mumcu'nun Sakıncalı Piyadesi'nin müziklerini yaptım. Oyundan alınan Dönek Türküsü adlı bestem 45'lik olarak piyasaya çıktı, büyük beğeni kazandı. Bunların dışında yine AST için "804 İşçi", "Ferhat ile Şirin", "Şeyh Bedrettin Destanı", "Tak-Tik", "Küçük Adam Ne Oldu Sana", "Rumuz Goncagül" ve "Galilei-Galileo" adlı oyunların müziklerini yaptım. Ayrıca "Sarıpınar 1914", "Üç İstanbul", "Cahide", "Hakkari de Bir Mevsim" gibi filmlere fon muziği yaptım.
 
     Mevlana ve Yunus Emre ile ilgili çalışmalarınız da oldu...
 
    Evet, Mevlana ve Yunus Emre için bale müziği yazdım. Türkiye coğrafyasının yetiştirdiği bir insanım. Gerek sanat gerek ilim gerekse felsefe ürünleriyle ve bu ürünleri ortaya koyan sanatçılarla ilgilenmem doğal. Ki, bu bir "ahlak"tır. Bu ahlakı kavrayan insan da, o ülkenin insanlarını kucaklayabilir. Ben hep bu ahlaka ilgi duydum. Benim büyüdüğüm ev, hep duaların ve ilahilerin okunduğu, namazların kılındığı bir evdi. Dedem ilahiyat profesörü, büyükannem hafız idi. Ben, bütün sosyalist ahlakım içinde hep namaz kılan ve Kuran okuyan bir insan olarak kaldım. Aynı zamanda da sosyalist oldum.
 
     70'li yıllarda AST'ın müzik yönetmenliğini yaptınız ve sol görüşün müzikteki en sivri temsilcilerinden biriydiniz. 200'li yıllarda da aynı düşünceleri savunuyor musunuz? Değişen bir şeyler var mı?
 
    Hayır. Bende değişen bir şey olmadı. Türkiye, her şeye rağmen; tüm karmaşasına rağmen iyiye gidiyor diye düşünüyorum. Biz daha mücadeleci olursak daha da iyiye gidecektir. Ben, hep emekten yana dünyaya baktım. Bizden hep gördüğümüz kötülüklere tarafsız kalmamamız istendi. Sadece dönem dönem birinci plana çıkarmayı uygun gördüğüm vasıflarım oldu. Ben, yüzme dalında İstanbul şampiyonuyum. Sahnede iken sahneye bir yüzme havuzu koydurup "ben yüzme şampiyonuyum" diyerek kulaç atmadım. Veya sahnede bir Kuran ayetini müzikal biçimde dua olarak söylemiyorum. Konserlerimde ilahiler de söylüyorum.
 
     Zaman zaman eleştirildiniz, tepkiler aldınız.
 
    Özellikle dinin siyasete alet edildiği 1989-90 yıllarından sonra hem demokrat hem de imanlı kişilerin bunu yüksek sesle söylemelerinin gerektiğine inandım. Çünkü halkı kandıran, siyaseti din ile karıştıran insanlar vardı. Onun için ben yüksek sesle "hem sosyalistim, hem Kuran okurum hem de namaz kılarım" dediğim için tepki aldım. Bunu söylemem gerekiyordu. Solcu arkadaşlarım "nasıl böyle bir şey olur?" dediler. Zavallı her yerde zavallıdır. Solcuların içinde de, sağcıların içinde de zavallılar vardır. Önemli olan adam gibi adam olmaktır; ahlaklı, üretken ve mücadeleci adam gibi olmaktır önemli olan!!!
 
     Atatürk'e olan düşkünlüğünüz de eleştiriliyor...
 
    Benim için ikinci dereceden peygamberdir Mustafa Kemal. Yaradan hiçbir ulusa böyle eşsiz iki "Mustafa" armağan etmemiştir. Birisi ilahi Hz. Muhammed Mustafa diğeri ise devrimci Mustafa Kemal Atatürk'tür. Yedi düvele kafa tutan, Kurtuluş Savaşı'nı yapan Mustafa Kemal!.. Ben iki Mustafa'yı gönüllerinizde bir tutun, bunları çarpıştırmayın, birbirine kırdırtmayın. Bunlar sizlerin yaşam kaynağınız, çağdaşlığa gitme yolundaki en büyük yakıtınız ve desteğiniz derim. Bu da hem solcu hem de sağcı arkadaşlarım tarafından yadırganıyor!..
 
     70'li yıllarda AST'ın içinde siyasetle yoğruldunuz. Müzikte ve toplumda çokseslilik üzerine düşünceleriniz?
 
    Çok sesli müzik aynı anda birden fazla müzik hattının ve birden fazla enstrümanın belli bir perspektif mantığı içinde bir ses dünyası oluşturmasıdır. Bu ses dünyasında insanın beyninde kulak aracılığı ile algılanması ve bir düşünsel boyut yaratması demektir. Benim insanım, sadece aile ilişkilerinde değil; çoksesli müziğin getirdiği geniş bir perspektif doğrultusunda tüm dünyayı kucaklayacak, tüm dünyadaki duyarlılıkları, acıları ve coşkuları kucaklayacak çaptadır.
 

 
ADEM DURSUN
Ekim 2009
adem-dursun@versanet.de

Anahtar Kelimeler: timur selçuk



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir