MAKALELER

Testosteron - Oyun Atölyesi

2008.12.15 00:00
| | |
1725

Sizce Nasıl?
Quentin Tarantino'nun, gösterildiği yıl Sundance Film Festivalinde olay yaratan ilk filmi "Rezervuar Köpekleri", bir soygunu merkez alarak sekiz gangsterin psikolojileri üzerinde yoğunlaşan bir kara-filmdi...


 

AH BE BABAM, NE ZORMUŞ ERKEK OLMAK!: "TESTOSTERON"…
 
Quentin Tarantino'nun, gösterildiği yıl Sundance Film Festivalinde olay yaratan ilk filmi "Rezervuar Köpekleri", bir soygunu merkez alarak sekiz gangsterin psikolojileri üzerinde yoğunlaşan bir kara-filmdi, görenlerimiz mutlaka anımsayacaktır. Joe Cabot (Lawrence Tierney) bir elmas mağazasını soymak için oğlu ve işinin ustası altı “rezervuar köpeğinden” oluşan bir ekip hazırlar, soygun günü en ince detaylarına kadar planlanır, ancak soygundan sonra aralarından birinin polis olduğu ayırt edilince ortalık kan gölüne döner.

 
Polonyalı senarist, oyun yazarı ve yönetmen Andrzej Saramonowicz'in yazdığı, Neşe Taluy Yüce'nin çevirdiği, Mitos Boyut Tiyatro/Oyun Dizisi arasında geçtiğimiz aylarda yayımlanan “Testosteron”u Kemal Aydoğan yönetiminde Oyun Atölyesi yapımı olarak izlerken, aklıma önce “Rezervuar Köpekleri” filmi geldi. Sonra da 1990 'larda Birleşik Krallıktaki tiyatro yazarlığında ortaya çıkan ve şiddet, cinsellik, uyuşturucu, cinayet gibi öğeler içeren in-yer-face akımı kaynaklı oyunları düşündüm. “Testosteron” da, aynı in-yer-face gibi kullandığı dil ve imgelerle seyirciyi şaşırtıyordu.
 
Efendim, Andrzej Saramonowicz'in “Testosteron”unda kargaşa, düğün günü damadın gelinden “hayır” yanıtı alması ve gelinin başka birini sevdiğini söyleyerek (ki o kişi düğündeki herhangi biri olan Tretyn'dir) gidip o “başka birini” öpmesiyle başlıyor. Düğünden sonra toplanılacak olan “restaurant”da, yedi kişi birbirleriyle, yaşamlarıyla ve anılarıyla bir arada kalakalıyorlar. Bu yedi kişi damadın arkadaşı Robal (İnan Ural Torun), baterist Fistach (Emre Karayel), damadın babası Stavros (Metin Coşkun), garson Tytus (Tuna Kırlı), damadın kardeşi hukukçu Janis (Timur Acar), magazin gazetecisi Trtyn (Mert Fırat) ve (aynı zamanda damat olan) kuş bilimci Kornel (Fırat Tanış)'dir Bu yedi karakterin sürtüşmesi oyun boyunca hiç bitmeyecektir. Tümünün ortak oldukları tek nokta, kadın ve kadınlardır.
 
Kadınları sadece cinsel nesne olarak görürler. Kadınları kullandıklarını savlarlarken söyleşi ve tartışmalar, içkinin de etkisiyle kadınlar tarafından nasıl yönlendirildiklerine dönüşür. Robal bu durumu: “… Örneğin dişi şempanzeler, erkeklerini sırf onların yiyeceklerini çalabilmek için sekse davet ederler” diyerek özetler. Sadece erkeklerin değil, tüm sosyal yaşantının, tüketim dünyasının ve cinsel birlikteliğin bile kadın egemenliğinde olduğunu yedi erkek istemeseler de kavrarlar.
 
Neşe Taluy Yüce'nin çevirisi tiyatroya özgü sözceleme durumu göz önünde tutularak yapılmış başarılı bir çeviri. Çeviri, oyuncuların bedenlerinden ve seyircilerin kulaklarından iyi geçiyor. Dolayısıyla, çevirmen ve çevrilmiş metin, aracılık işlevini pek güzel yerine getiriyor. Tolga Çebi'nin müziklerinin ve Bengi Günay'ın yeni bir söz, yeni bir ifade biçimi yaratabilmek uğruna emek verdiği kolayca anlaşılan sahne düzeni, üstüne üstlük arka plandaki televizyon ekranlarında “dönen” “Rezervuar Köpekleri” filminden kareler seyircinin oyunun tavrını belirlemesinde mükemmelen yardımcı oluyor. Bengi Günay'ın dekor tasarımı hayal dünyasını, düşleri ve gerçeği, estetiği ve duyguyu, yorumu aktarma; seyirciyi uyarma ve etkileme; görünenle görünmeyeni verme gibi yaratıcı eylemleri fevkalade başarıyla yerine getirmiş. Gene Bengi Günay imzalı giysilere de sözüm yok. Sözüm yok da… Acaba diyorum, düşünüp taşınıyorum… Tretyn, Fistach, Janis, Robal Stavros neden aynı (siyah, ince ve desensiz) kravatları kullanıyor, yanıtını bir türlü bulamıyorum.
 
Kemal Aydoğan, Andrzej Saramonowicz'in metninin özgün bir sahneyle somutlaştırılan yeni bir yorumu kışkırtmaya izin vereceğini iyi keşfetmiş. Kemal Aydoğan, kendisinin dramatik bir yapının dışında yer alan bir öğe olmadığının ayırtında olan bir yönetmen. “Testosteron”u yorumlarken de biçimini dramaturjik ve sahnesel yapıda olduğu kadar metnin anlamlarında da aramayı savsaklamamış. Aydoğan, Saramonowicz'in karakterlerini (kahramanlarını) oyunsal durumlara girmiş somut kişilikler olarak görmemiş. Çapkın ve at gözlüklü baba; terk edilmiş, kendine sahip olmaya çalışan, ama yapısal olarak fevkalâde fevri kuş bilimci; vurdumduymaz müzisyen; sessiz görünen, ama her erkek gibi söz konusu kendi kadını olunca canavara dönüşebilen magazin gazetecisi; uyumlu, kuşkucu ve duygusal avukat; bilgili, kibar, sakin biyolog ve tipik erkek profili garson Aydoğan'ın yorumunda, uslamlamanın (“muhakeme” anlamında kullanıyorum) ilerlemesini göstermekle yükümlü mantıksal soyutlamalar olarak kullanılmış. Felsefi diyalogun soyut dramaturgisinin edimcileri onlar… Neredeyse ahlaki bir tartışmanın hatipleri… Aydoğan, karakterleri ironik bir biçimde bilerek ve isteyerek çok kodlamış. Yazarın yüksek yazınsal içerikli uzun söz alışverişlerine dokunmazken, onları birbirlerini anlamamaktan yakınan, iletişimin, hatta üstiletişimin kuramcıları olarak öne çıkarmış.
 
Kısacası başarılı bir oyun sahneye koymuş Kemal Aydoğan. Gerçekten başarılı… Bu arada, Tretyn'in zaman aralığı olmayan ikinci perdede yaraları bereleri nasıl olup da yok olmuştur merak etmedim de, üçüncü perdeyi küçük makaslar atarak ikinci perdeyle birleştirmesini, sahnedeki enstrümanları oyunculara çaldırtarak coşkulu bir finale gitmesini alkışladığımı söylemeden edemem.
 
Oyunculara gelince: Fırat Tanış için, her şeyden önce eserdeki olayları ciddiyetle algılayıp, ciddi yönlere mizahi açıdan eğilebilen bir oyuncu olarak kutlayacağım. Metin Coşkun, sadece Stavros'u ortaya koymuyor, Stavros'un duyumsadıklarını da seyirciye yansıtıyor. Mert Fırat, diğer karakterlerle bağlantıyı rahatça kurup, Tretyn'in komik gerçeklerinin altındaki dramatik yanı mükemmelen su yüzüne çıkarıyor. Emre Karayel, Fistach'ın içsel yüzeylerini öyle güzel keşfetmiş ki, rolünü bu keşfiyle mükemmelleştiriyor. Timur Acar, İnan Ulaş Torun ile Tuna Kırlı'nın; Janis, Robal ve Tytus ile hiçbir duygusal eksiklikleri yok.
 
"Testosteron”a kusursuza yakın düzeyde sahnelenmekte olan bir oyun denilebilir mi, deniliyor.
 
"Testosteron”, hiç kuşkusuz yapım olarak da, yaratıcı kadrosuyla da, oyunculuk olarak da daha sezonun hemen başında öne geçiyor, önde gidiyor.
 
Böylece: “Bu oyunu mutlaka görün,” dememe de sanırım pek gerek kalmıyor.

Anahtar Kelimeler: Testosteron, Oyun Atölyesi, oyun atölyesi sahnesi



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir