MAKALELER

sumru yavrucuk

2010.01.03 00:00
| | |
3766

Sizce Nasıl?
Tiyatro Hayal-Et; her türlü güncel sorunu ince bir alayla, iğneleyici, yerici, taşlayıcı bir tutumla ele alıp toplum eleştirisine yönelen ezgiler,..



 

    Sessiz tiyatroya ve söylenmemiş sözlerin peşine takılan çok ödüllü tiyatrocu: SUMRU YAVRUCUK...
 
    Sumru Yavrucuk'la yapmış olduğum söyleşime geçmeden önce, onun yönettiği son oyun ve Türk tiyatrosuna yeni katılan bir tiyatro grubu üzerine biraz bilgi vermek istiyorum:

 


 
    Tiyatro Hayal-Et; her türlü güncel sorunu ince bir alayla, iğneleyici, yerici, taşlayıcı bir tutumla ele alıp toplum eleştirisine yönelen ezgiler, danslarla seyirciyi de gösteriye katarak kabare mantığı içerisinde güldürmek ve eğlendiriciliğinin yanında da düşündürmek amacıyla 2009 Nisan ayında bir araya gelmiş yazar ve oyunculardan oluşan yepyeni, genç bir Tiyatro.

 


 
    Okan Çabalar, Egemen Balkanlı, Aslı Şahin ve Suat Ünaldı'dan oluşan bu yeni topluluğun sergiledikleri oyun ise Haletiruhiye.
 
    Oyunu Okan Çabalar yazmış. Yönetmenleri ise SUMRU YAVRUCUK.
 
    Salı günleri 21.00'de Taksim Old City Comedy Club'da sahnelenen oyun, kadın erkek ilişkilerini irdeleyen ; Küresel Isınma, Kadın Erkek ve Testiston adlı üç bölümden oluşuyor.

 


 
Ağustos 1999 Ayvalık...
 
Ailemle Ayvalık'tayız.
17 Ağustos gecesi Türkiye'de olan deprem hepimizi telaşlandırdı.
Televizyon yayınları kesik, radyo da dinleyemiyoruz; elektirik yok.
Pil arıyoruz radyodan haberleri dinlemek için; nedendir bilmem harıl harıl mum da arıyoruz karanlık evimizi aydınlatmak için; korkudan içeri giremediğimiz halde...
Eşime "önemli şeylerimizi bir sırt çantasına koyup hazır tut" diyorum. O ise bir gün önce aldığı, daha giymediği beyaz terlikleri evin önüne bir köşeye yerleştiriyor.
"Bu mu senin önemli eşyan?" diye soruyorum; saf saf bakıyor...
Bu arada Türkiye'nin her köşesinden acı haberler gelmeye başlıyor.
Akşamları yataklar dışarıya çıkarılıyor, uykusu gelen çocuklar açıkta uyuyorlar, büyükler sabaha kadar uyumuyor; televizyonun önünde haberler izleniyor...
 
     ve Berlin...
 
    Behiç Ak'ın yazdığı, Genco Erkal'ın yönettiği, Dostlar Tiyatrosu'nun sergilediği FAY HATTI'nı Berlin'deki Tiyatrom'da seyrederken hep bunları tekrar yaşadım.
 
    Deprem konusunu irdeleyen oyun, böyle durumlarda insanların ne tür gülünç durumlara düşebileceğini sergiliyor; tıpkı eşim gibi...
 
    Ülkemizin korkulu rüyası, her zaman güncel olan deprem konusuna ironik bir yaklaşım getiren oyun, genelde insanların kendi küçük dünyalarını güvenceye almak adına düştükleri gülünç durumları sergilerken absürd tiyatronun sınırlarında dolaşıyor. Oyunda Genco Erkal, Erdem Akakçe ve İstanbul Tiyatrosu'nun ödüllü oyuncusu Sumru Yavrucuk oynuyor.
 
    Oyunun başlamasına yaklaşık iki saat kala Sumru Yavrucuk ile kuliste söyleşi yaparken, son sahne hazırlıklarını ise Genco Erkal bizzat kendisi yapıyor ve denetliyor.
 
    Heyacanlıyım. Çünkü oyun başlamadan önce onunla da söyleşi yapacağım. Sumru Yavrucuk hem makyajını yapıyor hem de sorularımı yanıtlıyor:
 
     Tiyatro ile tanışmanız?
 
    1961 Ankara doğumluyum. Levent Lisesi ortaokul ikinci sınıfta iken derslerle aram pek iyi değildi. O sene okulda 27 Mart Dünya Tiyatro Günü nedeniyle bir gösteri düzenleniyordu. Öğretmenimiz çalışkanlardan oluşan bir kadro hazırlamıştı. Fakat ben bu kadroda yoktum, çünkü çalışkan değildim. Ben de arkadaşlarımla bir "karşı kadro" kurarak, yönetmenliğini de daha önce bu işlerde tecrübeli olan bir arkadaşa vererek bir temsil hazırladık. Çok ta başarılı olduk. Oyunumuzun ismi "Akıl Verme Kurumu" idi. Çok alkış aldık. İşte o alkışlar sonucu ortaokulun son sınıfında iken İstanbul Belediye Konservatuvarı imtihanlarına girdim; Şan ve Tiyatro Bölümü'nü kazandım. Ortaokul ile birlikte konservatuvar öğrenciliğim de başlamış oldu. 1979 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Şan Bölümü'ne, 1980'de de sınıf atlayarak özel statü öğrencisi olarak Tiyatro Bölümü'ne kabul edildim. Buradan okul birincisi mezun oldum. 1982 yılından bu yana da İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda çalışmaktayım.
 
    Bu 22 yıla neler sığdırdınız? Uzun süre işitme engellilerle çalıştınız...
 
    Devamlı sağlam adımlar atmaya çalıştım. Yaptığım çalışmalarda kaliteye önem verdim. 10 yıl sağır ve dilsizlerden oluşan grupla tiyatro çalışmaları yaptım. Bu çalışmalarım bana inanılmaz yol gösterici oldu. Benim oyunculuk anlayışımda bir çığır açtı diyebilirim. Ben, bir mutsuzluk sonucu çok şeyler yapmak isteyen bir oyuncuydum. Genç bir tiyatro mezunuydum. Fakat benim gücümün çok altında rollerle görevlendirildim. Bu da beni çok mutsuz ediyordu. Bir şeyler yapmam gerektiğini biliyordum. Bir gün gazete de " İşitme engellilere tiyatro hocası aranıyor" ilanını okudum. Ve onların arasında buldum kendimi. Sessiz tiyatroya ve söylenmemiş sözlere çok takılırım ben. Hayat, aslında bir bulmaca üstüne ve bunun çözümleri üzerine kurulmuştur. Söylenmedik şeylerin peşine düşmek, söylenenlerin içindeki art niyeti araştırmak... Bu da özellikle psikolojik oyunlardaki şansımı ve gücümü artırdı. Onlarla uluslararası festivallere katıldık. Önce bu çalışmalar rehabilitasyon amacı ile başlamıştı. Fakat daha sonra kurduğumuz ekiple çeşitli oyunlar sahneledim.İşitme engelliler için Türkiye'de yazılmış tekst yoktu. Sadece Yesari'nin Düşünce Tiyatrosu adı altında toparladığı sözsüz oyunları vardı. Kuralı yoktu, öncesi de yoktu. Temeli atmak daha bir heyacan vericiydi. Çünkü işitme engellilerin yine işitme engellilere oynadığı bir oyun olarak kalsaydı; onlar açısından acı bir anlatım olurdu. Seyircilerimizin yüzde ellisi normal fonsiyonları olan seyircilerdi. Seyirciler çok keyif aldılar ve seyrederken de özleştiler. Pek çok eleştirmen kritik yazdı, gerek Susuz Yaz gerekse Kurban'la ilgili. İkisi de yurtdışında ödül kazandı. Kurban oyunuyla1985 yılında Barselona Dünya II. Pandomim Festivali En İyi Yönetmen, Susuz Yaz ise 1986 yılında Türkiye Sağır Dilsizler Mim Festivali En İyi Yönetmen ödüllerini aldım.
 
     Oynadığınız oyunlardan bir kaç örnek...
 
    Yıldız Üniversitesi öğrencileriyle 1987'de "Bir Avuç Çehov" ve 1988'de "Kırmızı Biberler" oyunlarını sergiledim. Macbeth, Abdülcambaz, Olmayan Kadınlar, Yalnız Kadın, Bahar Noktası, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Gılgamış, Kırmızı Pabuçlar, Tohum ve Toprak, Yadi Kocalı Hürmüz, Kadınlardan Konuşalım ve beş yıldan beri kapalı gişe oynadığım Güzellik Kraliçesi ve şimdiki oyunumuz Fay Hattı...
 
     Tiyatrodan aldığınız ödüller?..
 
    Ben tiyatroya merhaba dediğim andan itibaren ödül almaya başladım. Hiçbir ödülümü tesadüfen almış değilim. Hangi oyun beni ağlattıysa, hangisinde acı çektiysem o bana ödül getirdi. Profesyonel hayatımın ilk yılı olan 1986'da işitme engellilerle yaptığım çalışma sonucu dünya birinciliği aldım. Tiyatroya yeni adım atmış bir sanatçının dünya birinciliği alması "tesadüf" olarak kabul edildi. "Kurban"la Barselona'da Dünya Pandomim Festivali'nde "En İyi Yönetmen" ödülünü aldım. Arkasından Susuz Yaz ile yine "En İyi Yönetmen" ödüllünü aldım. Bir sanatçının ödül alması demek; o sanatçının izlendiğini gösterir. O sanatçıyı çalışmaya iter. Türkiye'de "İnsanlar Birbirini Gözetliyor", "Biz Evleniyoruz", "İkinci Bahar", "Akademi Evi" gibi programlar insanları 24 saat televizyona esir ediyorlar. Siz bir sezon boyunca oyununuzu oynuyorsunuz. İnsanlar sizi izlemiyor. Onun için bu ödüller insanın izlendiğini gösteriyor. Bir oyuncu için çok güzel bir duygu. Çünkü zaman zaman suya yazı yazıyormuşuz gibi geliyor bana...
 
     Ya sinema?.. aldığınız ödüller?..
 
    İlk filmim "Yorum Yok"u (1990) Eser Zorlu ile çekmiştim. Spastik bir gencin Türkiye'de zor şartlar altındaki yaşamını anlatan bir filmdi. Çok önemli bir yaraya parmak basıyordu. Türkiye'de hala engellileri koruyacak bir yasa yok!.. Bu film o dönemde "Altın Portakal"da yarıştı ve iyi derece aldı. İkinci filmim ise "Seni Seviyorum Rosa" (1992), Sevgi Soysal'ın bir eseriydi, Işıl Özgentürk çekti. Bana ve görüntü yönetmeni Ertunç Şenkaya'ya Altın Portakal ve Altın Koza kazandırdı. Benim için Altın Koza çok önemliydi. Çünkü Adana Film Festivali'ne 18 yıl ara verilmişti. Ve o 18 yıl içinde yapılan bütün filmlerin içinde "En İyi Kadın Oyuncu" seçildim. Yani sadece bir sezona ait bir ödül değildi. Daha sonra Ali Özgentürk'ün çektiği "Çıplak" (1992) filmi var. Daha sonra ise Onat Kutlar'ın "Sır" filmi yine Ali Özgentürk tarafından çekildi. Bunların dışında kısa metrajlı filmlerde bazı öğrencilere destek amacıyla oynadım. Ayrıca "Önce Canan", "Ayaşlı ve Kiracıları" ve "Tutkular" adlı tv yapımlarında oynadım.
 
     Oynadığım TV dizileri...
 
    Bahar Dalları (2008), Sevgili Dünürüm (2007), Yabancı Damat (2005), Mars Kapıdan Baktırır, Bizim Otel, Parça Pinçik, Halk Düşmanı, Akşam Güneşi, Dostlar Pasajı, Tutkular, Önce Canan, Ayaşlı ve Kiracıları
 
     Almış olduğunuz tüm ödülleri tarih sırasına koyarsak...
 
1984 - Umut Veren Oyuncu (Gılgamış)
1985 - Barselona Dünya II. Pandomim Festivali En İyi Yönetmen (Kurban)
1986 - Türkiye Sağır Dilsizler Mim Festivali En İyi Yönetmen (Susuz Yaz)
1988 - Avni Dilligil En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
1991 - Altın Portakal (Seni Seviyorum Roza)
1992 - Altın Koza (Seni Seviyorum Roza)
1994 - Avni Dilligil En İyi Kadın
1997 - Avni Dilligil En İyi Kadın
1997 - Afife Jale En İyi Komedi-Müzikal Oyuncu Ödülü
2000 - Zirvedekiler İletişim Ödülü
2001 - Avni Dilligil En Başarılı Kadın Oyuncu Ödülü
 

ADEM DURSUN
Ocak 2010
adem-dursun@versanet.de


03.Ocak.2010

Anahtar Kelimeler: sumru yavrucuk



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir