MAKALELER

Son Zenne'nin Hikayesi

2018.09.19 00:00
| | |
1616

Sizce Nasıl?
Sahne zeminine dağılmış maydanozlar, siyah poşet içinde iki kiloluk eroin paketleri. İki tane eski bavuldan bozma sehpa.

Ne madik varsa bana yaptırıyorsun. Kapıma geldiğin günleri ne çabuk unuttun göt!!! Bir gün paparonlar basacak zaten. Pavyonun bodrum katından ev mi olurmuş !!! Yemek kokuları, mutfak kokuları…” Patronuna ve kendisini bu hayata düşüren, şiddet uygulayarak hayatını cehenneme çeviren zorba sevgilisine söylenir. “Evli barklı adam da olsan ibnenin tekisin !..” Bu çıkış Şahin’i çileden çıkarır. Zennenin üzerine yürür, onu kolundan tuttuğu gibi yerlerde sürüklerken bir yandan da söylenir. “Eğer bu pasaportu istiyorsan, bu eroini satacaksın!!!” 


Sahne zeminine dağılmış maydanozlar, siyah poşet içinde iki kiloluk eroin paketleri. İki tane eski bavuldan bozma sehpa. Sahne makyajını yaptığı bir tuvalet masası. Üzerinde makyaj malzemeleri, renkli tüyler, incik boncuk. Tuvalet masasının hemen yanına yerleştirilen meşum bir kanepe. Köşede kıyafetlerin ve postişlerin asılı olduğu bir askı, tabak çanağın durduğu eski bir dolap. Janjanlı bir yatak örtüsü, bir masa ve sandalye.


Oradan buradan toplanmış bu eski döküntüler, izbe bodrum katını eve çevirmez ama yaşamak için hayallerini diri tutmak için Zenneye yeter. Hatta eğer keyfi yerineyse, kendine güzel bir Türk Kahvesi yapıp ayağının tekini altına alır, güngörmüş geçirmiş yaşlı teyze kıvamında kendine kahve falı bile bakar. Bu küçük kaçamaklar yaşadığı cehennemin gerçekliğinden kaçış noktaları, nefes alıp verdiği küçük nişler, sanki halinden memnunmuş gibi yaptığı küçük anlardır. 

     
Bostanlı Suat Taşer Açık Hava Tiyatrosundayız. “Tiyatro Oyun Kutusu”nun sahneye koyduğu “Son Zenne” oyunundayız.  Serdar Saatman’ın yazıp yönettiği oyunda başrolleri, Yarkın Ünsal (Zenne), Sevtap Özaltun (Nesime) ve Ayhan Bekdemir (Şahin) paylaşıyorlar. Oyundaki dekor ve kostümlerin tasarımı Oğuz Şahin’e ve ışık tasarımı ise Onur Alagöz’e ait. Oyundaki dansların koreografisini Can Arıkan, müzikleri ise Zümrüt Şahin yapmış. Çarpıcı afiş tasarımı Berkcan Okar imzasını taşıyor. 

 
Zennenin hayatında gerçekten mutlu olduğu tek yer sahnedir. Baygın bakışlar, sallanan kalçalar, parmakla öpücük göndermeler. Yüzünde değişen bin bir ifade. Şakacı, ironik, dalga geçen bir hal. Kırmızı dansöz kostümü içinde kıvrak feminen bir tavır. Sanki hayatından çok memnunmuş gibi görünen hayal dünyasının kraliçesi. Varoluşunun tek sebebi dans etmek olan genç bir adam. Pırıltılı kırmızı dansöz kıyafeti içinde kıvırdığı kalçasıyla bütün bir pavyonu sallarken o an için sahne onun hükmettiği krallığıdır.

 
Aslında her gece sahneye çıktığı pavyonun bodrum katında yaşamak zorunda bırakılan zenne gerçekle hayal dünyası arasında keskin gelgitler yaşar. Sahne gerçeklerden kaçabildiği, özgürlüğünü yaşadığı, nefes aldığı ve neredeyse saygı gördüğü tek yerdir. Üstelik patronu olan adamın cinsel tacizine uğradığı düşünülürse sahneye çıkmak yaşamasının tek nedenidir. Zennenin en büyük hayali, hatta bu sefil hayattaki tek amacı Almanya’ya annesinin yanına gidebilmektir. Bunun için pasaporta ihtiyacı var. Ve iğrenç patron Şahin Zenneyi yumuşak karnından yakalar, pasaport vadiyle oyalar, alabildiğine sömürür. Zorda kaldığı anlarda cebinden çıkardığı sahte pasaportu havada sallar bir yandan da pis işlerini yaptırmak için onu zorlar. “Kız gibi pasaport. Bunu almak kolay değil. Bunu alabilmek için o eroinleri satacaksın. Anladın mı?” Son cümlede sesinin tonu neredeyse ses hızını aşar, belirgin tehdit titreşimleri Zennenin ödünü kopartır. Umutları elinden alınan bütün kaybedenler için “öğretilmiş çaresizlik” duygusu işte böyle bir şeydir.   

 
İzbe bodrum katını yaşamayı istediği eve çevirmeye çalışır ama maalesef uyduruk eski eşyalar hayalini kurduğu dünyanın yakınından bile geçmez.  Patronun tecavüzleri, berbat yemek kokuları, sürekli yakalanma korkusu,  aşağılamalar, tehditler ve işittiği hakaretlerden oluşan yaşantısı ansızın ortaya çıkan Nesime ile değişecektir. Babası ve amcasından kaçan Nesime can havliyle saklanmak için bodrum katına gelir. Birkaç saatliğine saklanmak için yalvarır. “Hala oradalar. Öldürecekler beni. Onlar vuracağına sen vur beni” der. Zennenin merhametine sığınan Nesime birkaç saatliğine geldiği yerde onunla bir yaşantı kurar. Toplum tarafından dışlanmış, sürekli kaybeden bu iki insanın normal bir hayat sürebilmek adına nasıl mücadele ettiklerini izleriz. Belki de ilk defa şiddet görmeden, birbirine tamamen yabancı iki insan, bir ev arkadaşı olarak kendilerini birbirlerinde keşfetmeye çalışırlar. Usul usul, adım adım ilerleyerek kendi karanlık sırlarıyla, korkularıyla ve hiç kimseye söyleyemedikleri gerçeklerle yüzleşirler.  


Oyunda Yarkın Ünsal’ın dansları tek kelimeyle nefes kesici. Dansın gerçekten hakkını veriyor. Bir dansözün sahnede neler hissettiğini çok iyi gözlemlemiş ve dans ederken duygu olarak bunu izleyiciye çok iyi aktarıyor. Oryantal dansın sahnede sadece kalça sallamak ya da gerdan kırmak olmadığının bilincinde, uzun saatler boyunca çok sıkı çalışılmış. Zenne karakteri oyunun akışı sırasında yaptığı işi hafife aldığı için Nesime’ye çok kızar. Diklenerek, “Ben göbek atmam kızım. Ben dans ediyorum. Bu benim hayatta varoluş tarzım. Ben sanatçıyım” der. Zenne kendini dansöz olarak değil, bir sanatçı olarak görür ve karşısından gerekli olan saygıyı talep eder.


Oyunun akışı sırasında gerekli gereksiz her yerde bolca kullanılan ve insanı rahatsız eden abartılı küfürler ne kadar gerekli diye insanı düşündürüyor. Oyunda sokağın kirli dili sonuna kadar kullanılmış, özellikle zengin argo ağzı, bilmediğimiz esprili deyimler diyaloglara bolca serpiştirilmiş. Zennede yaşadığı ağır hayata rağmen kaybetmediği bir mizah duygusu var. Bu esprili, şakacı tavır, karşılaştığı kötülüklere, toplum baskısına karşı direnme gücü veriyor. Zenne o mizah anlayışını hiç kaybetmiyor. Nesime’yi değiştirirken buna bolca espri katıyor. Nesime’nin ilk defa yüksek topuklu ayakkabılarla yürümeye çalıştığı sahnede Zenne şaka yollu takılır. “Kemaşe yol tutuşun biraz bozuk ama olsun”. Yüzü hiç gülmemiş bu kızı gerçekten güldürmeyi başarıyor. Bunca pisliğin ve kötülüğün içinde birilerini gerçekten güldürebilmek az şey mi? 

 
İki erkeğin, dozu ayarlanmış sevişme sahnesinde, o kısacık anda tiyatrodaki keskin sessizlik insanı ister istemez gülümsetiyor. Kapalı ve ikiyüzlü orta sınıf ahlakının geçerli olduğu bir toplumda, kendi ahlaksızlığına ayna tutmak ciddi cesaret ister. Üstelik bu cesur girişimi yaparken, dozu iyi ayarlamak gerekiyor. İki erkeğin neredeyse öpüştüğü ve seviştiği o kısacık sahnede bile tiyatroda gerilimi hissetmemek mümkün değil. Pavyon işleten patron tam bir pisliktir. Zenneden sevgili yapmış ama evli ve çocuk sahibi Şahin’in sapık tavırları birçoklarına tanıdık gelmiş olmalı. “Gel sana biraz kokumdan bulaştırayım. Biz senle daha havai fişek patlatacağız.” Zennenin bolca tutku, esprili bir şehvet ve dayanılmaz bir heyecan kattığı dansları müthiş bir ilgiyle izleniyor. Daha çok erkek seyircilerin danslardan etkilendiği düşünülürse, oyunun sordurduğu sorular konusunda ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor. Üstelik oyunda kıyasıya eleştirilen ikiyüzlü ahlak anlayışının ardına saklanan eşcinsel eğilimin boyutlarının ne kadar ciddi olduğu anlaşılıyor. 
Öz babasının cinsel tacizine maruz kalan ve bu nedenle çok ağır bir travma yaşayan Nesime oyunun bir yerinde şöyle der. “Biz de hep öyle olmaz mı? Kol kırılır yen içinde kalır.” Bunca pislik, bunca şiddet, bunca sapıklık aslında hep vardı ama kapalı kapılar ardında kaldığı için sanki yokmuş gibi davranıyorduk. Yokmuş gibi yapmak, halının altına süpürmek işimize geliyordu. Şimdi yen yırtıldı ve bütün pislikler ortaya saçıldı. Ensest ilişki mağduru kaç Nesime var? Kaç oğlan çocuğu küçük yaşta birinci dereceden yakınları tarafından cinsel istismara uğratılarak, travesti haline getiriliyor. Ve uğradıkları ağır şiddetin, tecavüzün bizzat sorumlusu olarak gösterilmeleri bekli de başlarına gelen en kötü şey oluyor. Üstelik ailelerinden dışlanarak ikinci kez hayattaki en ağır darbeyi alıyorlar. İstemedikleri hayata zorlanan bu küçük erkek fahişelerin sonu hep zenneler gibi oluyor. Her üç oyuncu da oyun boyunca bıçak sırtında oynuyorlar. Özellikle Yarkın Ünsal son dansını yaparken yüzüne ve vücut diline Zennenin çektiği acıyı çok vurucu biçimde yansıtıyor. Kötü patron Şahinden kesin olarak nefret ediyoruz. O zorba, itici maço tavırlarıyla mafya özentisi bıyıklılar ordusuna net bir gönderme yapıyor. Nesime ezik bir kızdan yavaş yavaş utangaç ama sevimli genç bir kadına dönüşüyor. Oyun akışı boyunca karakterler olaylarla birlikte değişir ve dönüşürler. En kötü anlarında bile garip bir biçimde hayata karşı dirençlidirler.       

    
Deprem gecesi her ikisinin de hayatında kırılma noktası oluşturur. Gerçeklerle yüzleşirler. Sonra Nesime, “acılar kıyaslanır mı hiç?” diye sorar ve sonra  “senin canın daha fazla yanmış” diye Zenneye sarılır. Bu insancıllığın yeniden hayat bulduğu, duyguların zirve yaptığı andır. Artık her ikisinin de umut edecek bir şeyleri vardır. Yeniden başlamak için birbirine tutunan bu iki insan Şahin’den kaçabilecek mi? Çıkış yolu bulabilecekler mi? Soruların hepsi oyunun içinde saklı. Hem “Son Zennenin” danslarını görmek, hem de toplumun karanlık yüzünü bir kez daha keşfetmek adına bu oyuna gitmek gerek…   

 

Anahtar Kelimeler: son zenne



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir