MAKALELER

Son Kuşlar - İzmir Devlet Tiyatrosu

2007.03.21 00:00
| | |
1793

Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz.

 

   BEKLENENDEN ÇOK ÖTE BİR OYUN: "SON KUŞLAR"…

    Sait Faik'i anlamak!

    Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Sait Faik Abasıyanık'ın “Son Kuşlar” adlı hikâyesinden… Geleceği gören Sait faik, günümüz dünyasında yaşananları ta..1951 de söylemiş. Semih Sergen'in, romandan esinlenen oyunun hikayesiyse şöyle; Bir fahişenin umutlarının kırılıp, yok olduğu bir anda, mutluluk birden kapıyı çalar.
 
    Gerçek bir hikayeden yola çıkılmış.

   Semih Sergen'in hikayesiyse hayli garip. 70'li yılların sonlarında İzmir Devlet Tiyatrosu'nda oynanacak bir oyunun çalışmalarına başladığı sırada, yaşadığı ilginç bir olaydan sonra kaleme almış Son Kuşlar'ı… Provaların yoğunluğundan ve stresinden kurtulmak için gittikleri barlardan birinde rastlamış kahramanımıza. Ve çok etkilendiği olayı kısaca şöyle anlatıyor yazarımız; "Arkadaşlarla biraz sohbet ettikten sonra bir ara lavaboya gittim. Erkek kadın tuvaletleri yan yanaydı ve tuvaletlerin tavanları yoktu. Yandaki tuvalette bir kadın ağlayarak arkadaşına hayat hikayesini anlatıyordu. Belli ki sarhoştu ama tertemiz bir İstanbul Türkçesiyle dert yanıyordu dostuna. Fakat asıl dikkatimi çeken başından geçenleri anlatırken sık sık Sait Faik'ten söz etmesi, Orhan Veli'den, Neyzen Tevfik'ten mısralar çakıştırmasıydı. Sait Faik'in tadına doyum olmayan güzellikteki hikayesi, eğer duyduklarımı bir oyun halinde sergileyebilirsem ne hoş bir çelişki olur diye düşündüm ve hemen o gece oyunun adını da "Son Kuşlar" koyarak yüzünü görmediğim; tuvalette ağlayan, Sait Faik'in hikayelerinden ve daha pek çok ünlü şairimizin ünlü mısralarını eksiksiz söyleyen acılı genç kızın hikayesini oyun haline getirdim." Herkesin hayatında vardır AŞK !!! ...
  
    Metin havada kalmış.

   Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen Son Kuşlar adlı oyun, metin ve sahneleniş bakımından çok basit kalmış. Epik anlayışın hakim olduğu oyunda,basit cümleler ve hiç değişmeyen temposuyla,sıktıkça sıkmış.Reji, metine hiç karışmamış. Bir fahişenin hayatı çok çetrefilli ve dolambaçlı olması gerekirken,gerçek bir fahişe hayatı yansıtılamadığını düşünüyorum. İkinci kez görüşmesinde,adamla konuşmak istemesi hiç ama hiç inandırıcı gelmiyor. Hayat hikayesini bir çırpıda anlatıveriyor. İşin garibi,çalıştığı yerden annesini arıyor. Annesi çalıştığını bilmiyor diyelim ''peki ya paraya ihtiyacınız var mı? Hiç dert etmeyin,ben yollarım zaten yapabildiğim tek şey bu.'' cümlesinden yola çıkarsak,annesi fahişelik yaptığını biliyor. Peki bir anne,kızının fahişe olarak çalışmasına nasıl müsaade eder? Hadi paraya ihtiyacı var diyelim,olur ya! Zor şartlarda yaşıyorlardır. Hiç bir şey olmamış gibi devamlı annesiyle görüşen kadın,nasıl olurda 5 yıldır çocuğuyla görüşmez? Akıl alır gibi değil. Hikaye'nin hangi şehirde geçtiği muamma. Fahişenin oradan elini kolunu sallayarak çıkması bir sermaye olarak düşünüldüğü zaman imkansız görünmesi bir tarafa,arkasından su dökülerek uğurlanması, yok artık dedirten noktaya getiriyor. Bu bildiğimiz Fahişelerden değil anlaşılan(!)Ayrıntılar yok. Araştırma eksik.Kopuk! Alelacele yazılmış bir metin gibi duruyor.
 
    Oyunculuklar…

   Fahişe rolünde izlediğim Serap doğan,bir fahişeden çok ev kadınını oynar havasında. Herhangi bir araştırma,gözlem hak getire. Bir fahişe karakterini canlandırmasına rağmen,olaylara çok sıcak ve sağ duyuyla yaklaşması,bilinç altında yarattığımız bir fahişe karakterine zıt. Brecht'in kuramı neyi anlatıyordu? Sahnede bir hamalı oynamak için hamal olmak zorunda değilsiniz. Dışarıda gözlemlediğinizi sahnede yansıtmalısınız. Tek gerçek,sizin anlattıklarınız yada doğruların tartışması değil,seyirciyi inandırabilmektir. Ödüllü oyuncu serap doğan, baştan aşağıya harap olmuş oyun içerisinde kaybolup gitmiş.
 
   Müzmin aşık Ercan karakterinde izlediğim Sanlı Baykent; varoluşçuluktan uzak,betim ve duygu oyunculuğu adına hiç bir şey veremediğini üzülerek söylemeliyim. Oyunun başrollerinden biri olmasına rağmen,ikinci planda durmak ister gibiydi. Ne tanıştıkları günün heyecanı ve tedirginliği vardı, nede beraber olmaya başladıktan sonraki mutluluk . Ta ki,evlenmek için tekrar döndüğünde biraz gülümsediğini gördüm. Oyunun başından sonuna kadar maske takmış biri gibi dolaşıp durdu.
 
   Satıcı(pezevenk) karakterini canlandırmadaki ustalığıyla, oyunun en başarılı oyunculuğunu gösteren Koray Karaca'yı tebrik ederim. Bakışları ,mizanseni,farklı ses tonları,sahnedeki rahatlığıyla, alkış hak eden,oyunu dinlendiren oyuncuların başını çekiyordu. Emeğine ve yüreğine sağlık.
 
   Oyunun çok kısa bir bölümünde kabadayı karakterini canlandıran Koray Karatürk; ses tonu,mizanseni,ve oyunculuğuyla karakter oyunculuğunun nasıl yapıldığını öğretti.
  
    Haluk Cömert'in oyuna kazandır(ama)dıkları.

   Oyunun basit ve tek düzlem içinde olduğuna kendiside inanmış gibiydi. Zira bir mesaj verme ihtiyacı hissetmiyor.
 
   Oyunun dekorundan,metnine,oyunculuklarından tekniğine kadar, hiçbir mesaj yok. Ne Fahişe olmanın getirdiği acı ve hüzün,nede bir gözlemleme metodundan eser yok. Oyunun üzerine düşüleceği gibi bir metinde yok elinde. Basit bir metin yönetmenin suçumu? Hayır! Ama sahneye uyarlarken,hayal gücü ve deneyimi daha farklı olmalıydı.Sanki biraz daha eğilmeli.
 
   En azından yazardan izin alınıp,kesilip biçilerek,keyifli,yani yansıtılması gereken,yok oluşluk,çaresizlik,sonunun bu çaresizliği bertaraf ettiğini anlatan,ümitlerin yok olmayacağı gibi,bir düşünceyle oyun çıkabilirdi ortaya. Oyuncularının üstüne daha çok düşmeli,gerçek bir hikaye gibi sunmalıydı seyirciye.
 
    Boş sahneye oynansa daha iyi olacak gibi.

   Işıklar açıldığında,fahişenin sermaye odası,kitaplığı,paravanı,koltuklar ve biblolardan oluşan bir dekor anlayışına gidilmiş. Hikaye yatak odasında başlayıp,aynı yerde son buluyor. Bir sermaye odası için fazla şık. O tablolar ne geziyor orda anlamadım. Paravanı ne için kullanılmış? Oyuncu bir kez olsun kullanmadı orayı. Sermaye odasında kitaplığın işi ne? Ya paravanın başındaki kırmızı püsküller ne öyle. Bir sermaye odasından çok pavyon kulisine benzemiş. Boş sahneye oynansa,bir hüzün tablosuyla karşılaşılabilir,duygu daha iyi yansıyabilirdi. Boş sahnede sadece bir yatakta düşünülebilirdi. Ama Malike Başkan bu oyunla Elit bir fahişe odası canlandırmak istemiş, ama olmamış.
 
    Başarılı kostümler.

   Karakterlere tam anlamıyla oturduğunu düşündüğüm,ayrıntıları gözden kaçırmayan Berna Cömert; fahişe ve Ercan karakterinin kostümleri bir yana,kabadayıyı gösterişli ve bir o kadar abartılı yansıtırken, diğer taraftan en zıttı pezevenk karakterinde,beyaz ayakkabısı,çiçekli yeşil gömleği,yüzüğü,kolyesiyle,en ince ayrıntısına kadar düşünmüş, başarısı kaçınılmaz olmuş.
 
    Hüzün karanlıkta gizlidir.

   Oyun hüzün acı ve mutluluk barındırıyorsa bu trajedidir. Trajedide,ışığın daha bir kısık oynanması güzel düşünülmüş. Hüzün ve acı daha iyi bir ortaya çıkıyor. Nokta ışıklarda çok başarılı olan ve özellikle klarneti kullanan Orhan Deniz'in yüzüne yansıttığı nokta ışıklarlar çok iyi düşünülmüş. Zeynel Işık kutlanası bir iş çıkarmış.
 
   Müzik'te Levent Ünal' parça seçiminde mi yer almış bilinmez ama,çıplak ayaklı klarnetçi,müzik odasına tercih edilmiş. İyide edilmiş. Orhan deniz,sahnedeki rahatlığı ve klarnetiyle,oyunun en yardımcı öğesi durumundaydı.
 
   Semih sergen yıllarca Devlet Tiyatrolarında çok başarılı işler yapmış,dizilerin ve Türk Sinemasının başarılı bir ismi. Davudi sesiyle ramazan sofralarımızın vazgeçilmez kişisi.Ömrü uzun olsun.Yalnız edebi kurul,oyun kabullerinde sanki biraz daha tarafsız ve isim önemli değil,metine bakarız demesi gerekiyor. Kabul etmeseler de Semih abileri darılıp,kızacağını sanmıyorum.
 
   Beklentiyle yaşamak insanı sarsar!

Anahtar Kelimeler: son kuşlar, izmirdt, izmir devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir