MAKALELER

Son Çığlık - İzmir Devlet Tiyatrosu

2013.10.30 00:00
| | |
1771

Sizce Nasıl?
13. yüzyılın başlarında Papa III. Innocent, Fransa’nın güneyinde, İspanya’nın kuzeyindeki bir bölgeye, Toulouse Kontu’nun toprakları olan Oksitanya’ya

Tarihte Yanan Her İnsanın Alevi Sonradan Işık Olur: Son Çığlık

 

13. yüzyılın başlarında Papa III. Innocent, Fransa’nın güneyinde, İspanya’nın kuzeyindeki bir bölgeye, Toulouse Kontu’nun toprakları olan Oksitanya’ya Haçlı Seferi başlatmış. Amacı, Güney Fransanın Languedoc bölgesine etkisini sürdüren ve ayrılıkçı bir Hıristiyanlık inanışı olan Katharizmden kurtulmakmış. Nitekim bu acımasız savaş sırasında, felsefesini iyinin ve kötünün dengesi üzerine kuran Kathar mezhebi üyeleri Engizisyon tarafından toplu kıyıma uğratılmış, yok edilmiş. Esasında Oksitan kontları ve şövalyeleri Katarlara sahip çıkmışlar, çıkmışlar çıkmasına da Haçlılar Oksitan topraklarını silindir gibi ezmiş geçmiş. 

Geride kalanlar mı?

Yanmış yıkılmış kentler, katliamlar, odun yığınları, yakılmış insanlar, baskı ve korku…

İŞLEMELİ OYUN METNİ
Yazar, çevirmen, sinema ve tiyatro oyuncusu. Ali Berktay (1960), “Son Çığlık” başlıklı bu konuyu işleyen, günümüze pek çok göndermesi olan tek perdelik bir oyun yazmış. Deli karakterine: “Of of bu gözler neler gördü neler…” dedirterek masalı başlatmış. Gel gelelim, öyküleneceklerin masalla, efsaneyle ilgisi olmayacağını da önceden vurgulamış, anlatılacakları: “Geçmişten bugüne uzanan bir yolda yürümek” olarak tanımlamış. 

Geçmişten bugüne uzanan bir yolda yürürken, asimile edilerek dilinden ve kültüründen koparılıp atılan bir halkın ıstırabının da altını çizmiş. 

Yani bir anlamda: “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” demiş. 

Gelin kim miymiş?

Oyunu İzmir Devlet Tiyatrosu yapımı olarak 16 tabloya bölerek yöneten “fenomen yönetmen” Ayşe Emel Mesci, gelinin kim olduğunu anlayanların anlamayanlara anlatmalarını istemiş. 

MESCİ’NİN YÖNETİMİ
Mesci oyunu yönetirken karakterlerin gerçeğe uygunluğunu, heyecanların anlatımını, metnin isteklerini, olayların mantığını, sahne üzerindeki durumları, oyuncuların doğallığını, grup simetrisini mükemmel işlemiş. 

Çevrenin karakterlerin devinimlerini belirler biçiminde olması gerektiğine inanarak, Savaş Çetinel’i de yanına alarak (“Engizisyon” tablosunda sahnenin ortasında duran ezilmiş teneke içecek kutusu esprisini anlayamadım, ama) izleyicilerin, sahne üzerinde olup bitenleri izlemelerini sağlamak amacıyla öncelikle “dördüncü duvar”ı ortadan kaldırmış. Yıldız Köse İpeklioğlu’na anlamsal değeri olan kostümler çizdirmiş. Yakup Çartık, eserin bütününü tablo tablo düşünerek en ideal ışık tasarım tekniğini uygulamış. 

MÜZİK VE KOREOGRAFİ
Değerli müzisyen Tahsin İncirci’nin bestelerinde nedendir bilmem, kadın sesinin kullanımı uç noktalara ulaşamamış; ikiden çok sesin birlikte oluşturduğu, armoninin bulunmadığı müzik, solistleri zorlamış.

Ayşe Emel Mesci, Meltem Yorulmaz ile birlikte kompozisyon ve koreografiyi oluşturan faktörleri fevkalade ayırt ederek bir koreografi hazırlamış. 

Diğer taraftan Levent Güray (Piyano), Feyza Nur Sağlıklıer (Çello), Yağız Yelkencioğlu (Saksafon), Ayşe Gize Dilbaz (Çello), Cem Güray (Ritim-Perküsyon), Alkım Berk Önoğlu (Keman)’dan oluşan orkestranın oyuna katkı sağladığını, ama özellikle Sağlıklıer’in yan flütteki tertemiz sesinin özel övgüme hak kazandığını; Koro’nun, özellikle “Hesaplaşma”, “Karnaval”, “Vebalılar” başlıklı tablolarda kusursuzluğu elde ettiğini söylemekten kaçınmamalıyım. 

OYUNCULUKLAR
Oyuncuların hepsi, birer birer ve ayrı ayrı, karakterlerini sürekli yükselen istekler, özlemler, aksiyona çağrılar ve onların içsel-dışsal aksiyonlardaki tüketimlerinden oluşturuyorlar. Gene de her birini tek tek ele al derseniz Mustafa Çolak’ın isteklerindeki kesintisiz patlamalar dizisinin Guillaume karakterinin yaratıcı iradesini aralıksız devindirdiğini söyleyebilirim. Aday’da Fatih Özyiğit, Engizisyon Yargıcı’nda Ümit Dikmen, Yargıç Yardımcısı’nda Fatih Özyiğit, Braida’da Neşe Arat görevlerini bihakkın yapmaktalar. Hande Gürler, Garsende’nin içsel yaşam akışını çok iyi kurmakta ve sanatsal arzu ateşini oyun boyunca korumakta. Arif Yavuz, Mirepoix’e derinlik ekliyor, yaratıcı duygularını aktarmak için her şeyi, ama her şeyi, sesini, sözcüklerini, jestlerini, yüz ifadesini mükemmel kullanıyor. 

HÜLYA SAVAŞ’IN PLASTİK YÜZÜ
Melike Aslı Sınke, Azalais’in fiziksel ve psikolojik yönelimlerini çok iyi kavramış. Isarn’da Rüçhan Gürel, rolü yaşama sürecinin rolün aksiyon çizgisi aracılığıyla etkin bir biçimde elde edilmesinden oluştuğunu biliyor. Ozan Yıldırım’ın canlandırdığı Deli’nin işaret ve dayanak noktaları üzerinde eklemlediği ve bedenini de katarak elde ettiği yönlendirici devinduyumsal ve duygulanımsal şemayı kutlamak gerek. Laf aramızda, Roger’de Özkan Gezgin’in sesindeki gerilim tınılarına, telaffuzuna, tonlamasına zaman zaman zarar vermekte. 

Diğer taraftan, Esclarmonde’de Hülya Savaş sese dayalı, anlatımbilimsel çalışmasıyla dikkat çekmekte. Savaş, performansını çok sınırlı özellikler halinde alışıldığı üzere parçalamamış. Parçalamamış ve böylece anlamın bütünlüğünü gözden düşürmemiş. Düşürmediği için de sahnenin bütününe ve bir parçası olduğu sahne düzenine kendini çok kaptırmaksızın, jestüeline bir yer değiştirmede, bir konuşma biçiminde, kendince tutturduğu ritme göre anlam yüklemiş. 

Kısacası “Son Çığlık”, İzmir Devlet Tiyatrosu’nun izlenesi ve kutlanası bir oyunu olarak sahnelerimize hoş gelmiş. 

Anahtar Kelimeler: son çığlık, izmir devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir