MAKALELER

Sokak Özgürlüktür ( Sokak Sanatının İzni Olmaz)

2020.03.08 00:00
| | |
4996

İzmir’de Sokak Sanatlarının uygulanmasına ilişkin yönetmelik 11 Eylül 2019 tarihli ve 774 numaralı karar ile...

İzmir’de Sokak Sanatlarının uygulanmasına ilişkin yönetmelik 11 Eylül 2019 tarihli ve 774 numaralı karar ile İzmir Büyükşehir Belediyesinin meclis kararı ile onaylandı.

Üç sayfalık bir metin için yirmi yıllık bir sanat çabası…

2000 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Tiyatro Topluluğunda başladım macerama.
Son yıllarda Devlet Tiyatrolarında müthiş oyunlar çıkaran ve yurt dışında da çok güzel oyunlar sahneleyen Muzaffer AKSOY ilk yönetmenim oldu.
Matematik bölümünün alt katında bulunan küçük topluluk odasına girdiğimde en çok kapkara duvarlar, minik sahne ve iki spot ışığı beni içine çekti.
Tiyatro benim sıcaklığımdır diye düşündüm ilk gittiğim zamanlar çünkü öğrenci evimiz  ne kadar soğuksa iki spotun ısıttığı oda o kadar sıcaktı.
Salı ve Perşembe günleri eğitimler başladı. Haftada iki gün güzelce ısındığım bir yer oldu. İlk başta çok kalabalık olan eğitimler zamanla azaldı ve gerçekten mücadeleci ruhlarla birlikte olduk.


Bir sene önce topluluğumuz Murathan MUNGAN tarafından yazılan Geyikler ve Lanetler oyununu oynamış ve Bornova’da oynanan bir oyun esnasında oyunun ışık görevlisi  arkadaşımız oyun esnasında elektrik çarpması sonucu vefat etmişti.
Grubun büyük bir kısmı travma yaşayıp hem grubu hem de tiyatro yaşantısını terk etmişti.
Bu büyük yıkımın sonrasında bizler yeni gelen üyelerdik. 
Üniversite yaşantımdaki ilk sene hem okuduğum Psikolojik Danışmanlık bölümünden hem de üniversite yaşantımdan memnun kalmamıştım. Tiyatro odasının üst katında bulunan kütüphanede onlarca belki yüzlerce kitap okumuş ve okuyarak sakinleşmiştim.
Eski oyuncular kendinden emin tavırlar ile bizlere çalışmalarda bildiklerini öğretmeye çalışıyorlar özellikle doğaçlama çalışmaları ve hayal gücümüzü destekleyen etkinlikler ve ruhumuzu beslemeye başlamışlardı.
Ara dönem öncesi Sermet ÇAĞAN’ın Ayak Bacak Fabrikası oyununda küçük bir rol verildi.
Ayrıca başka bir oyun için de ana karakterlerden biri için rol aldım.
Fakat talih benim üç sene sonra sahneye çıkmama ancak izin verebildi.
Ara dönem sonunda tüm rollerim elimden alındı ve tiyatro topluluğundan atıldım.
Nedenini neredeyse on beş yıl sonra öğrenebildim.
On üç yaşından bu yana çalışıyordum ve hayatım hep bir mücadele ile geçti. Tiyatro sahnesinde ilk öğrendiğim şey hayallerimden vazgeçmemem gerekliliğiydi.
Benim haksız yere gruptan çıkarıldığımı öğrenen dört arkadaşımın da desteği ile İzmir Meslek Yüksek Okulu Oyuncuları Topluluğunu( Tiyatro İMYO) kurduk.
Okul müdürünü ikna edişimiz ve depo olarak kullanılan çatı katı bir odanın bize verilmesi ilk başarımız olmuştu.
Günlerce eşya taşıyıp, kendi yiyecek paralarımızdan arttırıp aldığımız boyalarla odayı boyamamız ve yeni kayıtlar alıp hep birlikte öğrenme komünü kurmamız çok kısa bir süre içinde gerçekleşti.


Bir anaokulu tarafından atılmış minderleri çöpten alıp temizleyerek odaya getirdiğimiz gün hayatımın en mutlu günlerinden biriydi. 
 O sene üniversite tiyatroları için oldukça zor olan William SHEKESPEARE tarafından yazılmış Yanlışlıklar Komedyası Oyununu sahneleme kararı aldık. Oldukça kalabalık bir kadro ile oyunu çalıştık. Oyunu sahneledik ve sene sonunda Üniversiteyi temsilen Samsun Üniversite Tiyatroları festivaline katıldık.
İktisat oyuncuları geçmişten gelen güçlü yapılanmaları ve Epik Tiyatro konusundaki başarılı çalışmaları ile okulun amiral gemisiydi.
Buca Eğitim Oyuncuları (BEFTT)  kurulu kadrosu ve sergiledikleri oyunlarla en önemli rakibimizdi.
O sene bu iki ekip arasından sıyrılıp turne şansı elde edebilmemiz oldukça büyük bir yankı getirdi.
Yanlışlıklar Komedyası oyununda sahne amiri ve dekor sorumlusu görevini üstlendim.
Ben tiyatroyu en kılcal damarına kadar öğrenmek istiyordum. Özellikle dekor olarak kullandığımız sütunları çatı tentelerinden yapma keşfim yıl için benim adıma en büyük yaratıcılıktı.


Oyundan sonraki süreçte odamızın anahtarı bana verildi ve mezun olduğum güne kadar cebimde durdu.
Sonraki sene oynanan oyunların ışık, kostüm ve reji çalışmalarında yer aldım. Bir yandan tiyatro ile ilgili akademik bilgileri kitaplar vasıtasıyla öğrenirken bir yandan da uygulama şansı bulabiliyordum.
Evin Kadınları oyunu bu bağlamda iyi bir deneyimdi.
Üniversite son sınıfta sahne için hazır olduğumu hissettim.
Bir arkadaşımla beraber Kafka üzerine yazılmış güzel bir oyun üzerinde çalışmaya başladık.
Alan Bennett tarafından yazılan Kafka’nın Şeyi ;
Yazdıklarını ölmeden önce en yakın arkadaşına teslim edip bunların hepsini ölümü ile birlikte yakılmasını isteyen karamsar piç.
Kitapları ve babası ile olan amansız kavgasına kendi yaşamımı özdeşleştirdim.
Öğrendiğim tüm rol çözümleme teknikleri ile karakterini çözmeye ve açmazlarında yaşadıklarını anlamaya çalıştım.
İlk sahne denemem bir başroldü ve bu başrol Franz Kafka oldu.
Oyun beni derinden etkiledi ve sanat yaşantımı şekillendirdi.
Okuldan mezun olurken oyuncu olmak için kendime söz verdim.
O yaz yetenek sınavlarına girip dört yıllık bir oyunculuk eğitimi almak için İzmir’de kalıp hazırlanmaya başladım.
Bir arkadaşımın evinde yalnız başıma kalıyor ve sadece tiratlara odaklanıyordum.
Kimseye ne yapmak istediğimi söylemiyordum ama ailem durumu öğrendi ve ciddi bir şekilde engel olmak istediler.
Babam bir öğretmendi ve bende eğitim fakültesinden mezun olmuştum sınava girip kamu personeli olarak atanmamı makul görünüyordu.
Hiç kimsenin üzülmesini istemedim. Hayatta bazı yol ayrımları vardır ve o anlar sonraki anların tamamını belirleyebilir.
Cebimdeki yetenek sınavı için ayırdığım son parayı KPSS sınavına yatırırken hiç üzülmedim.
Sanat ve yaratım hamuruma su vermişti bir kere.
Üç ay sonra yeni atanmış bir öğretmendim.
Kendime söz verdim her ikisini de bir arada götürebilecek donanıma sahipsin.
Başkalarının hayatlarına dokun bırak sanat suları olarak yollarını bulmalarına yardım etsin.
Atandığım ilçe İzmir’in sahil kasabalarından biriydi. Önü deniz, arkası dağ.
İki bin kişilik amfi tiyatrosunu gördüğümde annemi görmüş gibi sevinmiştim.
Atıl durumdaydı ve kentin çocukları ile çalışmaya başladık.
O sene dört oyun sergiledik ve Gümüldür Belediye Tiyatrosu bu şekilde kuruldu.
Orada çalıştığım sırada sokak tiyatrosu konusunda çalışmak istediğimi fark ettim.
İki bin kişiye oynanan oyunlar halkın reflekslerini öğrenmeme ve açık alanda yapılabilecekler konusunda merak duygumu pekiştirdi.
Öğrenme arzum beni Özel İzmir Tiyatro’nun oyunculuk seçmelerine kadar götürdü.
Seçmelerde sahneye çıktığımda bana ‘’Bir ayı gördün onu gör ve kork dediler’’
Bir hafta sonra görevli,  “sınavı kazandınız buyurun gelin burslu olarak eğitim almaya hak kazandınız.” diyerek telefonu kapattı.
Tarkan OSOY ile uzun yıllar sürecek olan usta çırak ilişkimiz başladı.
Bana geleneksel Türk  tiyatrosunu, İtalyan halk tiyatrosunu ve bilmediğim onca şeyi öğretti.
Sicilya’nın Turunçları oyunundaki Musisyo Bonavino rolü klasik tiyatro mantığında oynadığım sahnedeki son oyundu.
Helallik alıp askere gitmek adına hocanın yanına gittiğimde ekipten kovulduğumu ve hocanın benimle görüşmek istemediğini öğrendim.
Nedenini yıllar sonra her ikimize de ödül verdikleri bir etkinlikte hocaya sorup öğrendim.
Askere gidiyordum ve bu süre benim için çok önemli bir başlangıçtı. Tiyatro oyuncusu olarak gittiğim askerlik görevinden sokak sanatçısı olarak döndüm.
Askerlik süresi esnasında ‘’ Bir delinin fotoğraf albümü’’ ismini verdiğim sokak oyununu yazdım ve dönüşte Güzelbahçe de bir parkta Tiyatrolar festivali kapsamında sergiledim.
Oyun ortada oynama tekniği ile klasik tiyatronun eklektik bir şekilde karışımından oluşuyordu.
Festivalde tanıştığım kukla ve pantomim sanatçısı Dede Fatih KOLÇAK ile sokaklarda gösteriler yapmaya başladık.
Sonrasında katılan gönüllüler ile Sokak Sanatları Atölyesini kurduk.
Gerilla sanat teknikleri ve performans sanatının birçok ögesini harmanlayarak neredeyse her gün farklı farklı gösteriler sergilemeye başladık.
Bir çatı katında çalışıyor ve geceleri hazırladığımız sözsüz oyunları sokakta ertesi gün sergileyerek Dede’nin yaşamsal ihtiyaçlarını karşılıyorduk.
Alsancak bizim evimiz olmuştu.


Toplumsal sorunlarla ilgili gösteriler hazırlayıp halkın olduğu her alanda oynamaya başladık.
Gemiler, otobüsler ve metrolar bizim sahnemiz olmuştu.
Sanatsal bakış açılarımızdaki farklılıklar ve sokak tiyatrosunun politik tiyatro ekseninde geçmişten günümüze algılanması bir süre sonra yol ayrılıklarını getirdi.
Ekip dağıldı ve dört kişilik çekirdek bir kadro ve Sokak Sanatları Atölyesi markası ile baş başa kaldık.
Geleneksel tiyatro benim eğitim aldığım alandı sokakta ve ortada oynama istediğimi gerçekleştirmek istiyordum.
Köy seyirlik oyunlarından Arap oyununu güncelleyip kent içinde oynanır bir hale getirdik.
Yahudi ve Filistinli şairlerin dizelerinden Sığınakların Kardeşliği sokak oyununu hazırladık.
Karagöz’ün ters evlenmesi metnini alıp sokakta oynanabilir bir oyun haline getirdik.
Görünmez(Gölge) Tiyatro gösterileri ile gözaltına alınmıştık.
Kent bizi kabullenmiş ve düzenli halde izlenir olmuştuk.
Ana kadro büyümüş ve kendi aramızda topladığımız para ile bir yer kiralayıp elli kişilik cep sahnesi oluşturmuştuk.
Her şeyimiz vardı tek eksik perdelerimizdi.
O esnada Konak Belediyesi kültür müdürü aramış ve on dört şubat için bir proje hazırlamamı istemişti.
Güne özgü Canlı heykeller yapmak istediğimizi ve bunun daha önce Türkiye’de yapılmamış bir proje olduğunu ve sahnemiz için perde yaparlarsa bu projeyi gerçekleştirebileceğimizi ilettim.


O gün ülkedeki sokak ve sanat kavramı tam olarak değişti.
Bir sene sonra 2010 yılında Barselona La Rambla caddesinde ülkemizi temsilen grup olarak Cumhuriyet ve Devrimlerimizi anlatan canlı heykel gösterisindeydik.
Yurt dışına ilk kez çıkıyordum ve ilk yazışmalarda Barselona kentinin sokak sanatçıları yönetmeliği mail olarak bana yollandı.
Sokak sanatçısı sokağı bir varoluş olarak kendi seçer.
Yeri olmadığından ya da başka nedenlerden ötürü değil sokakta olup hiçbir aracı olmadan ürettiği sanatsal yaratımı doğrudan halka sunmak için sokaktadır.
Sokak sanatı izin gerektirmez ve sokak sanatçısı izin almaz.
İzin aldığı zaman reddettiği sisteme dahil olmuş ve yaratım potansiyelini sınırlamış olur.
Kent yetkilileri kendileri bir yapı belirler ve bu bağlamda sanatçıların sokağa çıkması için teşvik edici davranır.
Barselona dönüşü atölyenin yağan yağmurla sular altında kaldığını gördüğümde bir yandan ağlıyor bir yandan da hayata gülümsüyordum.
Sonraki yıllarda onlarca proje hazırladık.
Ankara ve İstanbul Sokak Sanatları Atölyeleri kurularak aynı anda ülkenin üç büyük şehrinde sokaklara ses olduk.
Ülkede gidilmedik köşe bırakmadık.
Yunanistan, Rusya ve Romanya da ülkeyi temsil ettik.
Tüm bu süreçler esnasında sürekli zabıtalar ve değişen kent yöneticileri tarafından hem desteklendik hem de tacizlere uğradık.
İzmir Türkiye’nin sokak ve performans sanatları başkenti olmuştu.
Her türlü deneysel gösteriyi hazırlayıp yepyeni işlerin altına imza atabiliyorduk.
Televizyonlarda saatlerce süren canlı yayınlara katılıyor ve ülkeyi temsilen birçok etkinliğin içinde yer alabiliyorduk.
Popüler kültürün içinde ünlü olma kavramını yaşıyor ve birçok festivalin ve sanatsal etkinliğin yaratıcı kadrosunda yer alabiliyorduk.
Çok büyük firmalar bizimle anlaşmalar yapıyor ve marka değerimizden kendi markaları adına yaratımlarda bulunmamızı sağlıyordu.
Tüm bunlar olurken yaşadığımız kentin içinde sokak sanatının izni olmaz kavgasını devam ettiriyorduk.
Bu güne kadar ürettiğim hiçbir sanatsal etkinlik için izin almadım.
Karşıyaka belediyesi Pantomim sanatçısı ve yola birlikte başladığımız İlker KILIÇER arkadaşımıza mim oyunu yaptığı için ceza yazdı.  
2019 yılında ilk önce Çeşme Belediyesi tarafından sokakta Canlı heykel performansı sergilediğim için kabahatler kanununa dayanarak ceza kesildi.
Yaptığımız bilinçli direniş ve sosyal medya baskısı sayesinde ceza geri çekildi.
Güne ait başımdan geçenleri anlattığım yazım.
 

“kızım İzmir Eftelya' ya;
Güzel kızım sen dört buçuk yaşındasın.
İki gün önce senin yanından ayrılırken kostümlerimi sırt çantama yüklerken çok mutluydun.
Ceza evinden yeni çıktığım için bu ay sana para ayıramadım.
Bastonu kaçırıp kendince oyunlar oynuyordun.
Baba büyüyünce bende performanslara çıkabilir miyim diye sordun.
Çık kuzum dedim...
Kocaman bir yumruk boğazımı tıkadı.
Motora binip Alaçatı’ ya geçtim.
Begüm beni orada bekliyordu. Telefonda sana durabilmen için yer ayarladım hemen gel lütfen diyordu. Alaçatı girişte soylu optik firmasına gittim begüm oradaydı yakın arkadaşı orada çalışıyordu güler yüzlü ve samimi bir şekilde bana dükkanlarını açtılar. İş yeri sahibi oldukça sevecen ve kültürlüydü sohbet ederken ben kısaca sanatımı ve yaptıklarımı anlattım.
Bizler seni neden tanımıyoruz dedi. Sokak sanatı bunu gerektirir diye gülümsedim.
Performans için 7 de karar kıldık. Havanın serinlemesini beklemek için biraz dolaşmaya karar verdik. gece arkadaşlarla Deliklikoy’ da kalmış sabah sadece bulabildiğimiz zeytin ve ekmekle yetinmiştik. Yalçın yoluna gitmiş, Halit abi delikli koy da kalmış, biz de Begüm'le Alaçatı'ya gelmiştik.
Hiç kimsede para kalmamıştı.
Sohbet ederek dertleştik ve dolaştık. begüm Alaçatı'da eski dönemlerde uzun süre yaşamış .
var olan değişimden, esnafın bu sene zor durumda olduğundan bahsetti. Canlı müzik yapılan mekanlarda müzik ücreti adı altında ekstra 50 lira kişi başı ücret alındığını duyunca şaşırdım. Begüm'ün kredi kartından ısmarladığı filtre kahveyi içtikten sonra sokağa inebilirdim, hazırdım.
Arka sokaklardan birinde boş bir arazi bulduk sokakta giyindim. 30 derece sıcakta 3.kat özel olarak boyanıp tasarlanmış kostümleri giyip üç aşamalı olarak yüzünü ve vücudunu makyaj yapmak benim için keyif olsa da, bir başkası için ise zulüm olabilirdi.
Düşünün yüzünüz kaşınacak ve en az 4 saat boyunca kaşıma şansınız yok çünkü makyajınızın bozulmaması gerekiyor. Hazırlanmam yaklaşık 40 dakika sürdü. Makyajıma daha bir özen gösterdim. Yıllardır Türkiye'nin dört bir tarafında ve dünyada gösterilere çıkıyordum.
Alaçatı'da artık beni kendine çekiyordu. Performansa başladım, birçok insanla güzel iletişimler kurdum. Gözlerim kapalı olsa da binlerce saatlik sokak tecrübelerinden sonra 10 dakika içinde sokağa hakimiyet kurdum. Sahne benimdi. Birçok insan gerçek heykel zannediyordu özellikle turistler yanıma gelip Türk olmadığımı düşünerek birçok şey söylediler kulağıma. Sokakta bir özgürlük ve mutluluk havası yayıldı yüzlerden yüzlere. Gülümsemelerden gülümsemelere. benim tek iddiam insanları sanat yoluyla mutlu etmek ve onlara değerli olduklarını hissettirmek. Dünyadaki sokak sanatçılarından farkım biz performansımızı para için yapmayız kutularımız vardır ve isteyen isterse destek olur. Yurtdışında siz kutuya para atmadan asla bir sokak sanatçısı ile fotoğraf çektiremezsiniz. Para bizler için sadece araçtır ve gösterilerin devamlılığını sağlar. Seyirciler beni izlerken “yassah kardeşimciler” geldiler. Begüm ben yardımcı olayım diyerek görevlilerle konuşmaya başladı. Bir süre sonra gösteri yapmam umurlarında olmadan gelip alandan ayrılmam gerektiğini söylediler. Sokak sanatının izin gerektirmediğini ilettim ama dilerlerse İzmir büyükşehir Belediyesi'nden İzmir genelinde iznimin olduğunu ve önünde bulunduğum dükkandan da izin aldığımı ilettim ve dilerlerse gösterdikleri başka bir alanda gösteriye devam edebileceğini söyledim. Kimliğimi begümden aldıkları için zabıta görevlisi ceza yazacağını iletti. Zabıta müdürünü aramasını istedim. Aradığını ve ceza yazılmasını istediğini belirtti. Kültür müdürü ya da belediyede yönetiminden görevli herhangi bir ile görüşmek istediğimi ilettim. Cezayı yazdığı esnada ben tekrar performansa başladım bir süre sonra görevli gelerek adres ve telefon bilgilerini vermemi ve belgeye imza atmamı istedi, bende imza atmak istemediğimi söyledim. bunun üzerine polisler vasıtasıyla işlem yapmak üzere karakola davet edildim. Benim ve sanat açısından en üzücü olan şey tüm bu olayların canlı heykel kostümü ve makyajı ile performans sergilerken ve izleyicinin önündeyken olmasıydı. Ben sokakta yarattığım konsept ile bir illüzyon sunarım. Çocuk düşlerinde ben heykelimdir ve sunduğum hayal çerçevesinde bir hikaye anlatırım. İnsanlara umut etmeyi ve her yerin sahne olabileceğini gösteririm. Birçok ülkeden festivallerine katılmam ve performans sergilemem için teklif alıyorum. Her türlü masrafım karşılanarak beni misafir etmek istiyorlar. Daha önce 24 saat 34 dakika olarak kırdığım aralıksız canlı heykel performansını önümüzdeki sene 35 saatte çıkarmak için Belçika ve Hollanda ile görüşüyorum. Bir görevli Begüm'e ne yani işte bu da dilencilik değil mi dedi; bunu dediği anda üç beş tane Suriyeli çocuk ellerindeki sakız kutuları ile bana doğru gülümsüyorlardı. Zabıta görevlisi para kutusunu eline aldı ve alandan polis ben ve o uzaklaştık. Yol boyunca oldukça kibar ve ılımlı olan polis arkadaşla sohbet ettik. Durum trajikomikti önde zabıta ortada yeşil ve sarı renklerle İngiliz beyefendi kostümüyle elimde çiçeğim ile ben ve yanımda polis arkadaş Alaçatı sokaklarında ilerledik. Seyyar satıcıların arasından, mekanların masalarının işgal ettiği yollardan geçtik. Gözümü yerden ayırmamaya çalışıyordum. İnsanlar halime üzülüyordu. Göz göze geldiğimiz birçok kişi gözlerini benden kaçırdı. Durumdan sanat ve toplum adına utanıyorlardı. Sevecen bir şekilde bakarak, önemli değil sokaktan gelen her şey kabulümdür dedim. şimdi bana ceza yazacaklar, yaptığımı bir suç olarak değerlendirecekler. Daha sonra kovulduğum, sanatımın aşağılandığı bu yere geri geleceğim. Çokça ve büyümüş olarak döneceğim diye geçirdim içimden. Ceza yazıldı. Var mı başka bir şey dedim. Hayır dediler. yanlarından ayrılmaya yöneldiğim sırada zabıta “nereye gidiyorsun?” dedi izniniz olursa kıyafetlerimi almaya gidiyorum dedim. Tebessüm ederek uzaklaştım. Ceza kaydını elimde tutarak geldiğim yolları yürüdüm. Özellikle insanların görmesini sağladım. Ben bir sokak sanatçısıyım ve sanatım yüzünden ilk kez ceza yemiştim. Gururlu ve umursamaz yürüdüm. Begümlerin yanına gittim. Eşyaları alıp dükkandan çıktık. Hazırlandığım araziye gittik. Sosyal medyada paylaştığım videoyu sakince çektik. Makyajı çıkarmak oldukça zor oldu. Mutsuz değildim ama maruz kaldığım durum için dış bir gözle kendime ve halimize üzüldüm. Acaba belediyenin kültür sanat bütçesi ne kadar, nerelere harcanıyor, halkın cebinden kaç sanat sevici yiyor, içiyor, otellerde konaklıyor diye düşündüm. Onlar sanatçı ise ben neyim diye düşündün. Normalde bir lira olan ıslak mendile beş lira veren begüm küfürler ederek yanıma geldi. Bozuk paraları saydı 80 TL. Keşke bir saat daha ilişmeselerdi, cezayı karşılamıyor dedi. Boş ver dedim. Yüzümü kazıyarak da olsa makyajımın bir kısmını çıkardım. Eşyalarımı özenle topladım. Hayata ve sokağa içimden teşekkür ettim. Bu olanları asla unutma Erdal ileride egolarına yenilirsen hatırla diye kendime söz verdim. 50 liraya motora benzin aldık. 15 lirayı Begüm'e verdim yol parası yapsın diye.15 liraya da HGS yükledik. Çadırların yanına vardığımızda karnım oldukça açtı...

Kızım, Eftelyam
"hayallerimi kaldırımlara serdim, buyursunlar ezip geçsinler. Er ya da geç birileri yerden alıp hak ettiği yere koyacaktır.”

 
Hemen ardından da evimiz bildiğimiz Alsancak bölgesinde müzisyen arkadaşlarımıza saldırılar başladı.
Son olarak bana İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından ceza yazıldı.
 

“Bir gün önce altı saat performans yaptım. Saat 3 de başlayıp 9 gibi bitirdim. Eve geçip temizlenip duş almam baya sürdü. Ustun körü bir yemek yedim ve uyudum. Sabah uyandığımda kendimi dinç ve neşeli hissediyordum. Vücudum sözümü dinlemiş ve sokağa uzun zaman sonra uyum sağlamıştı.

Kordona çıktım her zaman gittiğim bir yerde kahvaltımı yaptım. Sokak sanatçısının en güzel özelliği kendine bakmasıdır. Kendini sevmeyen bir sanatçı sokakta daim olamaz.  Yediğim yemekle tüm gün dayanmam ve akşam performans bitene kadar aç kalmam gerekiyor. Yani performans günleri çoğu zaman iki öğün tüketebiliyorsunuz. Aynı şekilde ben ara vermediğim için vücudumun su dengesini de ona göre ayarlamam gerekiyor. Fazla içilen su tuvalete gitme isteğine neden oluyor. Sanatçı kendi vücudunu tanımalı ve enstrümanını yeri geldiğinde yüksek notalara yeri geldiğinde tiz seslere çekebilmeli. Beyin ve yaratım gücü tüm bedene hakim olmalı. Kahvaltı sonrası kızım İzmir Eftelya ile görüştük onu omzuma alıp parka ve bir pastaneye götürdüm. Dondurmasını ve pastasını yerken onu izlemek çok keyifliydi. İçimdeki çocukla çocuğum güzelce eğlendi ve zaman geçirdi. Bir yandan Efi ile oynarken bir yandan da yirmi metre ötemdeki performans alanımı, güneşin açısını ve hangi saatte performansa başlamam gerektiğini hesaplamaya çalışıyordum.

Kimse pek bilmez ama ben geceleri bazen evden çıkar ve performansa çıktığım alanlardaki yer taşlarını ayaklarımla sever okşarım. O taşın üstündeki var oluş nedenimi ve yaratmak istediğim hayalleri düşünür ve geçmişte yaptığım performanslardaki ter ve acıyı hissetmeye çabalarım.

Binlerce saat, onlarca şehir ve ülkenin sokak sanatçısı olarak beni bu ana getirdiği için hayata minnet duyarım. Efi omzumda mutlu bir şekilde anneannesine giderken gene o taşlardan mutlu baba olarak geçtim. Oyun alanım beni bekliyordu

Eve gidip kıyafetlerimi hazırladım. Taşlara duyduğum sevginin bir benzerini her bir kostüm parçasına da gösterdim. İlk bulduğumdaki halleri boyanma aşamaları. Teknikleri keşfetmek için onlarca kez yanılma hallerim ve hiç kimsenin bu konularda pek bir şey bilmeyişi. Giydiğim kostüm alt hikayesi pek fazla olmayan fakat izleyicilerle sokakta etkileşime dayalı bir kostüm. İlk hazırladığımda  Early Grey  ismini vermiştim. Bir masa, iki sandalye ve çay bardakları ile güzel bir görsel oluştu. Yanıma bir valiz, elime bir demet çiçek ve bastonuyla sanki sevgilisini ya da arkadaşını bekleyen bir İngiliz beyefendisiydi.

Zaman içinde malzemelerin bir kısmı kırıldı. Ve ben kendi hayal dünyamda bekleme kavramı üzerine düşünmeye başladım.

Bir süredir sadece elimde bir çiçekle bekliyorum. Bazen canım uzaklara gitmek istediğinde valizi de yanıma alıyor ve o şekilde bekliyorum. Performans boyunca çokça kimi ya da neyi beklediğimi düşünüyorum. Makyaj üç aşamalı ve hazırlığı uzun sürüyor. Daha önce boyaları yurtdışından getirmeye gücümüz yetmediğinden birçok zararlı boya ile boyanmışlığım olduğundan cildim çok hassas. Üç farklı renkte makyaj malzemesini doğru renk ve tonajda uzaktan bakıldığında heykel görüntüsü verecek ve kostümdeki renklendirme ile uyumlu bir şekilde olacak şekilde uygulamak gerekiyor. Kendi makyajımı kendim yaptığım için her türlü alana ulaşmalı ve doğru renklendirmeyi yapmam gerekiyor.

Kostüm ve makyaj olayı sonrasında; bakır para kutum, elimde çiçeğim ve bastonum ve üzerinde durduğum tahta yükselti ile sokağa çıkıp iki sokak ötede bulunan performans alanıma yürüyorum.

Bunca yüke rağmen yolda yürürken kimse ile göz göze gelmemeye çalışıyorum. Çünkü kapıdan çıktığım anda benim açımdan performans başlamış sayılıyor. Gözler konusunda üç teknik var. Gözleri açık bir şekilde gösteri sergileyenler, gözleri kapalı bir şekilde gösteri sergileyenler ve renkli lensler takıp gösteri sergileyenler. Bizim on bir yıldır oluşturduğumuz teknik gözleri kapalı bir şekilde performans sergilemek. Gözler insan vücudunda en önemli ve etkili organlar olduğundan kişiler arası iletişimde oldukça etkili. Onda bir tekniği dediğimiz bir teknikle tek bir gözümüzü on perdelik kapanış  sayısına bölüp sadece bir perdesini açık bırakarak buğulu bir şekilde ve az da olsa siluetler halinde canlı heykel performansı süresince sokağı görürüz.

Bütün duyu organlarımız bu konuda bizi destekler. Gözlerimiz kapalı olsa da sokağa hakim olur bir süre sonra deneyimle sokağın yaratıcı sanat gücü oluruz.

Performansta insanların yüzleri hariç her şeyi görebilme yetisini on bir yıl içinde edindim. Gösterime başlarken eğilir elimi kalbime götürür ve sokağı selamlarım. Bu selam sokakta ve sahnede benden önce emek vermiş, ter akıtmış ustalarıma ve dostlarıma bir selamdır. Sokağa bak işte sana teslim olmaya geldim. Bugün de kuzu sürüsüne dalmış kurdum diye seslenirim.

Sonrası derin bir yalnızlık ve sokakla hemhal olma halidir. Yüzünüz kaşınır, kaşıyamazsınız. Sinek konar uzaklaştırmazsınız. Terlersiniz boyanız akmasın diye teknikler bulup dengenizi sağlamaya çabalarsınız.

Bir iddianız vardır ve bu uğurda sokakla mücadeleye girersiniz. -Mış gibi olma hali seyircilerle çocukça bir oyuna dönüşür. Siz onlara gerçek bir heykelmiş gibi davranırsınız onlarda size şakacıktan öyleymiş gibi inanırlar. Aslında seyircinin beğendiği siz ya da heykel olma haliniz değildir. Bu -Mış  gibi olma halindeki iradeniz ve kendinize olan güveninizdir. Sanatsal yaratımlarda seyirci genelde kendini önemli rollerden birinin yerine geçirir ve ben o olsaydım ne hissederdim diye düşünür. Sokak sanatında bu durum biraz daha ötesine geçer ve ben olsam yapabilir miydim sorusu sanatçının duruşu ile hayır ben bunu yapamam algısına dönüşür ve sokakta sunduğu sanata izleyicinin saygı duymasına neden olur.

Amacımız insanları mutlu etmektir. Ve bunu sanat yoluyla yapmaya çabalayabilmek için sokakta su gibi her girdiği kabın şekline girebilmeyi öğrenmek zorundayız. Seyircinizi seçme şansınız olmadığı için sizi izlemeye gelen her bireyle ilgili bir empati duygusu oluşturmak zorundasınız.  Onların yaşam alanlarında, yürüdükleri yollarda bir şeyler sunup üç beş saniyelik dikkat anlarında size yönelmelerini sağlayabiliyorsanız yolun yarısını aştınız demektir.  Sonrasında on da birlik bakış açınızla size yapılan yönelimleri hissetmeli ve anlık etkilere anlık tepkiler vermelisiniz. Yani gözünüz kapalıyken her şeyi görebilme yetinizi  empati  gücünüzle birleştirip ona göre hareket etmelisiniz. Üniversiteden psikolojik danışman olarak mezun olmam ve aynı zamanda derin bir şekilde senelerce oyunculuk eğitimi almam. Sonraki yıllarda Geleneksel Türk Tiyatrosu ve Ortaoyunu üzerinde sokak çalışmalarım bana bu empati gücünü sağladı. O gün birçok insanın yüzüne gülümseme, sosyal medyalarına fotoğraf, hatıralarına İzmir oldum.

Önceki gün hazırlık ve temizlenme dahil 9 saat süren bir performans sonrası saat 2 de başladığım hazırlık ile 16 saattir bir fiil boyalı ve performanstaydım. Yani neredeyse bir tam gündür sanata bulanmıştım.  Amacım yirmi dört buçuk saat olan dünya rekorumu daha da geliştirmek için vücudumu hazırlamaktı.

Bir ses izin belgeniz var mı diye seslendi. Görebildiğim kadarı ile zabıta olduğunu anladım. Beyefendi şu anda performanstayım ve sizinle konuşmam doğru olmaz izleyen seyirciler var kısa bir süre sonra performansı bitirip yanınıza geleceğim diye fısıldadım. Uzaklaştılar bende devam ettim. Beş dakika sonra tekrar gelip bitirmem gerektiğini ve ceza yazmak zorunda olduğunu iletti. Bende izin dahilinde on bir yıldır burada gösteriler sergilediğimizi söyledim.

Bu esnada etrafta halk toparlandı ve ben performansa devam ettim. Bir zaman sonra motosikletli polisler geldi ve zabıtalar durumu onlara anlattı. Olay kapandı galiba diye düşünürken agresif olan zabıta önümdeki para kutusunu aldı ve yürümeye başladı. Ve giderken de amirliğe gelir alırsınız dedi.

Normal şartlarda para benim için önemsizdir fakat sanatıma yapılan saygısızlık yüzünden bekleyin beyefendi birlikte gidelim dedim. İki zabıta ben çiçeğim ve bastonum sakin adımlarla yürüdük.

Çok iyi bir film sahnesi gibiydi. Sokakta sanat yaptığını düşünen yeşil heykel önde elinde para kutusunu taşıyan zabıta görevlisinin reveransı ile Kıbrıs Şehitleri caddesinde yürüyor.

İnsanların şaşkın ve destekleyici bakışları eşliğinde zabıta bürosuna kadar gururluca yürüdüm.

Arkadaşlar işlem yapacaklarını TC kimlik numaramı vermemi istediler. Bende telefonumun ve cüzdanımın yanımda olmadığını gerekli izinlerin olduğunu fakat bir telefon görüşmesi yapabilmem için telefonlarını vermelerini istedim. Kendilerinin böyle bir şey yapamayacaklarını söylediler.  Karakolda bile insanın bir telefon hakkının olduğunu ve o anda çıplak ve korumasız olduğumu hissettim.

Kafkaesk bir yalnızlık içindeydim.   Kapıdan çıktım ve çocuk parkında bulunan insanlardan birine seslenip durumu açıklayıp rica ettim. O esnada şehir dışından gelmiş ve gün içinde fotoğraflarımı çeken bir arkadaş bana telefonunu uzattı. Zabıtaların beni götürdüğünü görünce elinde makine ile uzaktan izlemiş ve fotoğraf çekmiş.

Görevli arkadaşımı aradım ve belediyeden yetkili kişilere ulaşmasını ve bu rezilliğin son bulmasını istedim. Telefon kapandıktan sonra ben bir sandalyede karşımda iki zabıta görevlisi karşılıklı oturduk. Soldaki agresif olan ne yani sizin bu yaptığınız bas baya dilenmek dedi.  Yaklaşık on dakikalık bir sokak sanatı nutku attım. Sonunda anlamamalarına kızarak az da olsa sesimi yükselttim. Agresif olan bana bağırma diye celallendi. Bende ondan baskın bir şekilde celallenince sakinleşti. Yaptıklarımızı, hayallerimi, kim olduğumu dilim döndüğünce anlattım.

Birbirlerine baktılar ve o zaman dilencilikten işlem yapmayalım dediler. Kazanmıştım. Ülkemde onca çabadan sonra bir belgenin üstünde sanatım ve dilencilik yan yana olmayacaktı.  Sanat yoluyla sessiz bir şekilde canlı heykel performansı yapmak kabahatinden ceza alacaktım tekrar TC kimlik numaramı  istediler bende telefona cevap gelmeden vermeyeceğimi ilettim. Telefon çaldı. Belediyede yetkili bir kişiyle sesli konferans işlemi yapıldı. Sonucunda arkadaşım TC kimlik numaramı vermemi iletti.

Cezayı yazdılar para kutusunu önümdeki masaya koyarak beni fotoğrafladılar kutuyu teslim edip  beni yolcu ettiler.

Kapıdan çıktım ve arkadaştan bir video çekmesini söyledim.  Durumu anlatırken ne yani bunun neresi sanat dilencilik işte sözü beynimin duvarlarında zonkluyordu.”
 
 Ceza ile birlikte yaptığım açıklamanın olduğu video yüz binlerce kez paylaşıldı ve Türkiye genelinde bir tepki oluştu.
Yeni seçilmiş belediye başkanı ve yardımcıları vasıtasıyla olayın bir yanlış anlaşılma olduğu ve cezayı yazan zabıta görevlileri adına soruşturma açıldığı bildirildi.
Kaldırımlara hayallerimizi serdiğimiz ilk andan bu yana kent için bir ihtiyaç haline dönüşen yönetmelik bu olaylar sonucunda hazırlanmış ve belediye meclisi kararı ile onaylanmış.
İzmir merkez şehir olmak üzere ülkede bulunan büyükşehirler öncelikli olarak her belediyenin örnek alarak kendi şehirlerinde bu ve buna benzer yönetmeliklerle sanatçılar için engel teşkil eden kamusal alan sorununu çözmeleri nihai amacımız.


İzmir ile eşgüdümlü olarak İstanbul ve Ankara da yaptığımız etkinlikler de Gezi Protestoları sonrasında birçok kez engellendi bundan sonraki süreçte bu şehirlerinde sokaklarının özgürleşmesi manasında öncü oldukları için İzmir Büyükşehir Belediyesi görevlilerini ve başkanı Tunç SOYER ve ekibini tebrik ediyorum.
Ekrem İMAMOĞLU ve Mansur YAVAŞ’ ın kültür biriminden dostlarla görüşme taleplerimiz için çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Sokak sanatçıları kentlerin yaşayan kültür hazineleridir . Ve uygar kentlerin barış elçileri sokakları mesken tutar.

Unutulmamalıdır ki kentler lambalarla değil sanatçılarıyla aydınlanır.

Umutla ve inatla sokaklarda olmaya...

Anahtar Kelimeler: sokak tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir