MAKALELER

Sızı - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2017.04.14 00:00
| | |
893

Sizce Nasıl?
2016 – 2017 sanat sezonunun sonuna doğru geldiğimiz şu günlerinde seyirci ile buluşan...

ŞEHİR TİYATROLARI “SIZI” OYUNU İNCELEME VE ELEŞTİRİSİ


2016 – 2017 sanat sezonunun sonuna doğru geldiğimiz şu günlerinde seyirci ile buluşan sezonun hemen hemen son yeni oyunlarından birisi de Şehir Tiyatrolarının sahnelediği “Sızı” oyunuydu. Sızı, hem değindiği konu itibariyle hem de o konunun işlenme biçimi, perspektifinden dolayı kendinden bayağı söz ettireceğe benziyor. Prömiyerden sonraki ikinci gösteriminde izleme fırsatı bulduğumuz bu oyunda tutulan notlar okuyucularla paylaşılacaktır. 

Oyunculardan Başarılı Performanslar

    İyi bir oyun ortaya koyabilmek için hiç şüphesiz tüm oyuncuların önce metne sonra yönetmene daha sonra birbirlerine inanmaları gerekmektedir. Bu oyunda aşikar görülen şey tüm oyuncuların bu sayılanlara olan inançlarıydı. Çünkü hepsi birbirinden gayretli bir şekilde eteklerindeki tüm taşları ortaya döktü. O aralarında oluşturdukları “ensemble” ruhu net bir şekilde seyirciye yansıyordu. Oyun sonu broşürden özellikle isimlere baksam da akılda kalanları özel olarak üzerinden geçmek istiyorum. Genel olarak ikinci oyun olmasına rağmen tüm oyuncular ortalamanın üzerindeydi. Birkaç oyuncu aşırı tiyatral bir havadaydı. Onlar da ilerleyen oyunlarda idealize olanı bulacağına inanıyorum. Doğal oyunculuğu ile zihinlerde tatlı bir his bırakan Mert Asutay, Musa Arslanali ve Ömer Naci Boz’u ayrıca tebrik etmek gerekiyor. Kadın oyunculardan da İrem Erkaya bir çocuk rolünde gayet başarılıydı. Sızı’yı oynayan kadın oyuncu -yanılmıyorsam Esin Umulu idi- gayet başarılıydı. İlk defa bir oyunda izlediğim adını broşürden gördüğüm Emel Bertan, doğal bir oyunculukla akılda kalıcı bir performans sergiledi. Diğer oyuncuların hemen hemen hepsinde aynı şekilde dozunda akılda kalıcı bir performans sergiledi. Bu akılda kalıcılığın sebebi -yanılmıyorsam Peter Brook söylüyordu- Türkçe’ye çevrildiğinde; “Gerçek oyunculuk; repliğin bittikten sonra tekrar repliğin sana geleceği zamana kadar olan süreçte anda kalabilmektir.” gibi bir anlama gelen bir tanımı vardı. Oyuncuların geneli o boşta kaldığı anları ve repliği olan anları aynı iç aksiyonla bir kayba uğramadan aynı oranda tutarak başarı sağlayabildi. Bu durumu en son 2 ay önce Paris’te “Theatre de Ranelaugh” da Cyrano De Bergerac’ı izlerken Roxane’ı oynayan kadın oyuncu da görmüştüm. Cyrano’nun masa başında Roxane’a açılıp açılmama konusunda yaşadığı çelişki durumunu masa üstünde bir eski püskü kıyafetli kemancı ile süsleyerek verdikleri sahne de çok etkilemişti beni. Buna yakın doğal oyunculuklar gördüm. 

Bu Metin; Çok konuşulur!


    Sızı oyunu 1913 yılında göçe zorlanan bir grup ermeni ailesinin yaşadığı trajediyi konu ediniyor. Bu tarz Ermeni olayları ile ilgili bu zamana kadar birçok oyun, film yapıldı. Onlarca kitap binlerce makale yazıldı. Herkes birbirine kendi perspektifinden gördüğü fili anlattı. Bu Sızı oyunun baktığı açıyı bu zamana kadar bir tek Hrant Dink’ten duymuştuk. Bu oyun ikinci oldu. Belki o duruşundan dolayı Hrant’ı öldürenler ya da yaşarken ona saldıranlar bu oyunu da tefe koyarlar. Hiç şaşırmayız. İnternet ortamında merak edip Hrant Dink videolarını, röportajlarını karıştırmış olanlar varsa bilirler. Tüm olaylara objektif realist yaklaşımıyla, çatışma kaos çıkartmaya çalışanlara prim vermeyen mizacı ile bilinirdi. Bu oyun da aynı gözlükten birilerinin çıkarttığı olayları ve mağdur ettiği insanları görmemizi sağlıyor. Bu metinde diğer dikkat çeken ayrıntı çağdaş-yeni metin olmasıdır. Türkiye tiyatrosuna kazandırılmış yeni bir metindir. Her yeni metinde olduğu gibi teknik olarak küçük birkaç eksik olabilir. Fakat kısa süre içerisinde tamamen kusursuz hale geleceği kanısındayım. Metinde çok güzel detaylar yakalanmış. Örneğin; “En iyi reçel kendi bahçenin meyvesiyle yapılandır.” gibi birçok sözü akıllara kazıyan ayrıntılarla dolu. Sızı’yı oynayan kadın oyuncunun oyundaki adı Hamide. Arapça şükreden kadın demektir anlamı. Oyunda onca yaşadığı zulme rağmen yine de isyan etmedi. Yani adını güzel bir şekilde taşıdı. Bunlar gibi düşünüldüğünde bulunabilecek oyun içine saklanmış seyirciye birçok gizli önermeleri de vardı. Yazarı Salih Efiloğlu’nu zekasından ve kaleminden ötürü tebrik ediyorum. 

Başarılı Teknik Uygulamalar


    Oyunun ilk göze çarpanlarından birisi başarılı mapping uygulamalarıydı. Artık kocaman kocaman dekorlar yapmadan binlerce lira harcamadan daha etkileyici şekilde yapılan mapping uygulamaları oyuna ayrı bir seyirlik haz katıyor. Bu oyun da bu uygulamaların bir örneğiydi. Mapping ile birlikte yapılan güzel ışık uygulamaları, efekt uygulamaları gayet başarılıydı. Fakat bu oyun için ayrı müzik bestelenebilirdi. Tematik bir oyun için tematik bir beste şarttı. Baştan sonra oyunu bütünlüklü kılmak amaçlı da kullanıldığı takdirde seyircide ayrı bir tat bırakırdı. Zaten oyun için yapılan besteler tam da böyle oyunlar için daha ayrı bir yere sahip değil mi? Ama genel olarak tüm oyunculardan, teknik ekibine kadar büyük bir emekle, özveriyle başarıyı adım adım yakaladıkları aşikar. Tüm ekibi o koca yürekleri, inançları, azimi ve başarıları adına tebrik ediyorum. Son olarak oyunun yönetmeni olan ve genelde oyuncu olarak başarılı oyunlarından tanıdığımız Kubilay Penbeklioğlu’na ayrı bir teşekkür etmek gerekiyor. Televizyonda ve tiyatroda farketmeksizin tüm rollerin başarıyla altından kalkabilen bir oyuncu iken rejisör koltuğunda da insanlarda hoş sada bırakan işler ortaya çıkarabilmek ayrı bir teşekkürü hak ediyor. Alkışınız ve seyirciniz bol olsun. 


Yasin ÇETİN
14/04/2017 02:42
karagozseymen@gmail.com

Anahtar Kelimeler: sızı, istşeh, istanbul şehir tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir