MAKALELER

Şimdi Sırası mı?

2017.11.25 00:00
| | |
1615

Sizce Nasıl?
Birçok üstattan yada kaynaktan bilgi sahibi olmak mümkün ancak Toron Karacaoğlu gibi bir ustanın öğrencisi olmamdan,...

Birçok üstattan yada kaynaktan bilgi sahibi olmak mümkün ancak Toron Karacaoğlu gibi bir ustanın öğrencisi olmamdan, Engin Uludağ gibi bir hoca ve usta yönetmenle yıllarca aynı jürilerde yer almamdan mütevellit tiyatromuzun geçmişi hakkında az çok bilgi sahibi oldum. Yaşayan tarih ve ayaklı kütüphane gibi olan bu iki değerli isim sayesinde eski tiyatro sanatçılarının adeta sosyal yaşantılarını bilecek kadar bir şeyler öğrenmek, kimi zaman mutluluk kaynağı olurken kimi zaman da sanata o denli âşık insanları artık pek bulamamaktan ötürü acı veriyor. O günleri konuştukça şimdilerde o samimiyeti hissedememek üzücü oluyor. Bu, klâsik bir geçmişe özlem veya nostaljik takılma olarak açıklanamaz. Kıyasladığımız zaman hakikaten durum çok da iyi değil. O dönemlerden bu dönemlere geldiğimizde aynı duyguyu ve samimiyeti hissettiren pek az insan kaldığını görüyoruz. Bana göre, o insanlardan biri de Tarık Şerbetçioğlu. Oyunlarının tamamında şehrin tadını, mahallemizin insanını, şen şakrak hâllerimizi, samimi bağlarımızı ve tabi ki tiyatromuzun kökenlerini görebiliyoruz. Bütün bunları hissettirmeye çalışırken de oyunun sahneye çıkışına dek tüm basamaklarında hep eşi Binnur Şerbetçioğlu ile beraber tek başlarına mücadele ediyorlar. Tarık beyin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında ve kendi tiyatrosu olan İstanbul Kumpanyasında yer aldığı oyunların birçoğunu görme imkânım oldu. Hepsinde de aynı içtenliği ve emeği gördüm. Son oyunları olan “Şimdi Sırası mı?” da buna dâhil.

İstanbul Kumpanyası bünyesinde sahnelenen “Şimdi Sırası mı?” adlı oyun, ünlü Fransız yazar Georges Feydeau’a ait. Tarık Şerbetçioğlu oyunu günümüze ve bize uyarlamış ve rejisörlüğünü yapmış. Oyunun başkarakteri Doktor Ferit, evli ve fakat çapkın biridir. Karısı Nazan ve kayınvalidesi İkbal Hanımlar Ferit’i daha da evden uzaklaştırmaktadırlar. Çünkü evde ya karısının kıskanç hâlleri yada kayınvalidesinin sürekli söylenmesi hâkimdir. Ferit, hastalarından biri olan Belkıs’tan hoşlanır. Onunla türlü bahanelerle buluşmak ister ancak Belkıs da evlidir ve belalı bir kocası vardır. Bir gece evden çıkıp Belkıs’la buluşmaya giden Ferit, gece boyu Belkıs’ı bekler. Buluşamadığı gibi sabaha doğru eve geldiği zaman da gece evde olmamasından dolayı karısı tarafından sorguya çekilir. Bu sorgulamada Doktor, kuzeniyle ilgilenmek zorunda olduğu için dışarı çıktığını söyler. Tabi bu bir yalandır ve Doktor tam da bu yalanı söylediğin an kuzeni Kâmuran içeri girer. İşten sıyrılmak adına yalanı yalanla örtbas etmeye çalışan Doktor, feci bir sarmalın içine girer. O sarmala sadece kendisini değil başkaları da dolanır ve olaylar içinden çıkılmaz bir hâl alır.

Tarık Şerbetçioğlu hem yönetmen koltuğunda oturuyor hem de oyunda Doktor Ferit’i canlandırıyor. Şerbetçioğlu, geleneksel Türk Tiyatrosunu iyi bilen biri olarak, bu oyuna da geleneğimizden ayrıntılar yerleştirmiş. Özellikle ikili diyaloglardaki atışmalar, yarattığı tipler, tercih ettiği kostümler geleneksel tiyatromuzun ögelerini barındırıyor. Sahnenin her tarafına hâkim olan ve her parçasını kullanan bir yönetmen olmasından dolayı seyirciyi sürekli oyunda tutmasını biliyor. Oyun boyunca zihnimin devamlı hareket hâlinde. Ancak bu son cümlemi oyunun tamamı için söylemiyorum. Zîrâ oyun, Belkıs’ın eşi Mesut gelene dek akmıyordu. Mesut oyuna dâhil olduktan sonra daha bir canlandı. Doktor Ferit haricindeki diğer karakterler karikatür tiplerdi.


 Sarmalın içine düşen ve çıkmaya çalışan Doktor karakteriyle diğer tiplemelerin farkının altının çizilmesi anlamlı olmuş. Çünkü bu denli çıkmaza düşülmesinin nedeni de bir bakıma o uç tipler. Ayrıca seyirciye pek fazla tesadüf gibi görünen veya “bu kadar da olmaz” dedirten durumlarda oyunun mantığını sağlayan da yine tiplerin bu denli karikatürize edilmesidir. Oyunun ikinci perdesinde Doktor’un yabancı kadınlarla birlikte yaptığı dansları bu anlamlılık içinde ayrı tutuyorum çünkü yerindelik arz etmemiş. Şerbetçioğlu, yönetmen ve tiyatro sahibi olmasından kaynaklı olsa gerek oyunda çok fazla ön plânda duruyor. Bu da âdeta oyunu kontrol ediyormuş gibi bir hava veriyor ve itici oluyor.

Oyunun dekor ve kostüm tasarımları Binnur Şerbetçioğlu’na ait. Kostümler, yukarda genel hatlarıyla betimlemeye çalıştığım tiplerin belirginleşmesi adına çok başarılı olmuş. Sahnede çok parçalı bir dekor var. Esasında özel tiyatroların pek de cesaret etmediği bir şey bu. Ancak olaylar, birbirinden çok farklı iki mekânda geçtiği için getir-götür yapılan bir tasarıma ihtiyaç duyulmuş. Yine de birkaç hamleyle değiştirilebilen ve bu kadar kalabalık olmayan bir tasarım olabilir miydi diye düşünmekte fayda var.

Işık ve efekt tasarımı Ozan Demir’in… Sürekli diri olması gereken oyunda Demir de bu tempoya ayak uyduran bir ışık tasarımı yapmış.  
 
Oyunun geniş oyuncu kadrosunda Tarık Şerbetçioğlu, Deniz Nida Şener, Seda Nuroğlu, Ezgi Altıkulaç, Gizem İnceoğlu, Cem Özoktay, Serhan Atak, Aydeniz Kurtuluş, Deniz Noyan, Doğanay Cireli, Dilara Büyükbayraktar, Yansı Deniz Özçelik var. İzlediğim temsille sınırlı olduğunu ve o güne özgü kalacağını düşünerek oyunculardan Ezgi Altıkulaç ve Cem Özoktay’ın yer yer tutuk oynamalarını dışarda bırakacak olursak, geri kalanı ritmi yüksek ve enerjik oyunculardı. Özellikle bazılarını başka oyunlardan da biliyorum fakat bu oyunda canlandırdıkları karakterlere özgü öyle nüanslar bulmuşlar ki hiç tanıyamadım. 

Anahtar Kelimeler: şimdi sırası mı



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir