MAKALELER

Simavnalı Şeyh Bedrettin - İzmir Devlet Tiyatrosu

2009.01.13 00:00
| | |
3510

Sizce Nasıl?
İzmir Devlet Tiyatrosu, Orhan Asena'nın 1968 yılında yazdığı "Simavnalı Şeyh Bedreddin" adlı oyunla çağının çok ötesinde olan bir kişiliği sahneye taşıyor...

    İZMİR DEVLET TİYATROSU'NUN USTA YAZAR ORHAN ASENA'YA LAYIK YORUMU: "SİMAVNALI ŞEYH BEDREDDİN"…
 
   "Herkes Ne Denli Kendi Efendisi Olursa O Denli Yücelir"
 
    Asena'nın bu destansı yaklaşımlı oyunu, idealist bir tarihi kahramanı evrensel ve insani boyutuyla ele alıyor.
 
    "Çağından 500 Yıl Önce Dünyaya Gelmiş ve Çağıyla Çatışması Olan Birey: Simavnalı Şeyh Bedreddin"
 
    Simavnalı Şeyh Bedreddin veya Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin olarak tanınan Bedreddin Mahmut, Tasavvuf felsefesinin Vahdet-i Vücud okuluna mensup ünlü mutasavvıf ve düşünürüdür.ıÜü Hayatı hakkında bilinenler büyük oranda torunu Hafız Halil'in yazdığı Menakıbname'ye dayanır. Günümüzde, Yunanistan topraklarında bulunan Simavna kasabasında 1300’lü yılların ortalarında doğmuştur. Büyükbabası Abdülaziz, Selçuklu soyundandır. Menakıbname'ye göre son Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubad 'ın yeğeni ve veziridir. Babası İsrail ise Rumeli'yi fethe girişen ilk gazilerdendir, daha sonra Simavna kadısı olur. Annesi Rum asıllı bir Hıristiyan iken Müslüman olan Melek Hatun'dur. 'nin Osmanlılar tarafından alınmasından sonra aileEdirne buraya yerleşir ve Bedreddin eğitimine Edirne'de, babasının yanında başlar. Bursa ve Konya’da fıkıh, astronomi , matematik , mantık, astronomi dersleri aldıktan sonra eğitimine Kahire’de devam eder. Sultan Berkuk'un sarayında geçirdiği üç yıl zarfında Hüseyin Ahlati ile tanışır ve düşüncelerinden etkilenir. Berkuk, Bedreddin ve Ahlati'ye birer Habeş cariye sunar. Menakıbname'nin yazarı Hafız Halil'in babası İsmail'i, bu cariyelerden biri olan Cazibe doğurur. Diğer cariye Meryem ise, Bedreddin'in tasavvuf yolunda yol göstericisi olan Ahlati'nin öğretisini özümsemiştir. Hüseyin Ahlati bir süre sonra Bedreddin'i Tebriz 'e yollar. Burada Anadolu seferinden dönen Timur 'la karşılaşan Bedreddin, ilmiyle Timur'u ve maiyetini etkiler. Timur kendisiyle beraber gelmesini istese de Bedreddin bunu kabul etmez ve Kahire'ye döner.
 
    Ahlati ölümünden hemen önce Bedreddin'i halifesi ilan eder. Ancak müritlerinin bazıları buna tepki gösterir. Bedreddin altı ay sonra Mısır'ı terk ederek önce Halep'e sonra Karaman ve Germiyan Beyliklerinin topraklarına gider. Gittiği yerlerde tanınmaktadır. Buradan Menderes Vadisi boyunca ilerleyerek Aydın'a gelir. Menakıbname'ye göre, yolu üzerindeki Nizar köyünde en önemli müritlerinden ile tanışır. Daha sonra Tire üzerinden İzmir'e geçer ve ülkenin pek çok yerini dolaştıktan sonra gittiği Edirne’de yedi yıl kalır. Fetret Devri’ni yaşamakta olan Osmanlı Devleti’nde Musa Çelebi'yi destekler… Bedreddin, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu yönetim bunalımında hiçbir zaman taraf olmamıştır. Ne Süleyman Çelebi’yi, ne Musa Çelebi’yi, ne de Çelebi Mehmet Han'ı desteklemiştir.
 
    Musa Çelebi, fikirlerinden etkilendiği Şeyh Bedreddin’i kazasker yapmak ister, fakat Bedreddin “düzeni bozmamak için” teklifi reddeder. İleri görüşlülüğüyle bilinen Musa Çelebi, her türlü tepkiyi göze alıp, “birlikte düzeni değiştirelim” diyerek onu ikna eder. Böylece Bedreddin, herkesin eşit olacağı bir dünya özlemini yaşama geçirebilmek için Kazasker olmayı kabul ederek, bu görev sayesinde Balkanlar’da yaşayan halkla yakın ilişkiler kurar. Halktan yana biri olan Musa Çelebi, “Herkese kendi ektiği toprağı” ferman buyurduğu ve bu yolda Bedreddin’in görüşlerinden etkilendiği için çevresindekilerin tepkisini alır. Musa Çelebi’nin tüm itirazlara rağmen Bedreddin’e itibar etmesinin nedeni; onun fikirleri uğruna ölecek biri olduğunu düşünmesidir. Bir süre sonar Simavnalı Şeyh Bedreddin, Musa Çelebi'nin, kardeşi Mehmet Çelebi karşısında yenik düşmesiyle 1413' te ailesiyle birlikte İznik 'e sürgün edilir, kendisine 1000 akçe maaş bağlanır. Mehmet Çelebi Bedreddin’i öldürtmez, çünkü onun düşünsel anlamdaki gücünün farkındadır; hatta oyunda, “Fikirlerini kanıyla sulamaya kalkarsa, bir Bedreddin’den bin Bedreddin fışkırır” sözleriyle bu korku ifade edilmektedir.
 
    Bu sırada Aydın ve Manisa'da Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal'in yönettiği isyan patlak verince, Bedreddin kaçarak İsfendiyar Beyi’ne sığınır. üzerinden Eflak'a gider. Daha sonra Edirne'ye dönmeye karar verir. Sultan Mehmet isyanların başındaki kişi olduğuna inandığı Şeyh Bedreddin'i Edirne'ye varamadan ele geçirir. Bir heyet tarafından yargılanan Bedreddin'in, malı ve ailesi korunmak şartıyla idamına karar verilir. Serez çarşısında asılır ve burada defnedilir.
 
      Şeyh Bedreddin Dönemi’ndeki İsyanlar…
 
    Simavnalı Şeyh Bedreddin’in, Kazaskerliği sırasında kethüda olarak yanına aldığı Börklüce Mustafa, Bedreddin'in sürgüne gitmesiyle beraber Aydın'a döner. Burada Osmanlı idaresinden memnun olmayan köylüleri ve yoksul dervişleri etrafına toplayarak isyan eder. İsyanın merkezi Karaburun Yarımadası’dır . İsyanı bastırmak üzere harekete geçen Saruhan Beyi’nin ordusu bozguna uğrar. Bunun üzerine Sultan Mehmet oğlu Murat ile veziri Beyazıt Paşa'yı bölgeye yollar. İsyan bastırılır ve isyancılar Börklüce Mustafa'nın gözünün önünde kılıçtan geçirilir. Börklüce Mustafa ise, bir deve üzerinde çarmıha gerilir ve ölüsü şehirde gezdirilir.
 
    Börklüce isyanıyla muhtemelen aynı zamanlarda, Manisa civarında Torlak Kemal liderliğinde bir isyan daha patlar. Daha küçük olan bu isyan da bastırılır ve isyancılar öldürülür. Bu sırada Sinop üzerinden Eflak'a giden Bedreddin'in Edirne'ye dönüş yolculuğunda, Osmanlı otoritesinin çok güçlü olmadığı Balkan topraklarında da kaynaşmalar başlar. Osmanlı ordusu bu isyanı da bastırır bastırmasına, ama etnik ve sınıfsal ayrımcılığa karşı çıkan ilerici fikirleriyle tehlikeli olduğu düşünülen Şeyh Bedreddin, Börklüce, Ayasuluk ve Torlak isyanlarını teşvik ettiği gerekçesiyle ölüme mahkum edilir.
 
     “Herkes Ne Denli Kendi Efendisi Olursa O Denli Yücelir.” Diyen Simavnalı Şeyh Bedreddin’in Öğretisi…
 
    Bu sözün sahibi Şeyh Bedreddin'in bugün geniş kitlelerce tanınmasının en önemli sebeplerinden biri Nazım Hikmet 'in Şeyh Bedreddin Destanı adlı eseridir. Nazım Hikmet’in eserinde ve Orhan Asena’nın bu oyununda görüldüğü gibi, modern Türk yazarları Şeyh Bedreddin'i sınıf mücadelesinin öncüsü ve otoriteye isyan ederek sosyalist bir düzen kurmayı kendine amaç edinen cesur bir devrimci olarak yorumlamaktadırlar. Bedreddin'in yaydığı söylenen diğer önemli fikir, dinler arasında fark olmadığı, bütün dinlerin eşit ve benzer ilkeler üzerine kurulduğudur. Kendisi İslam alimi olmakla birlikte annesi, eşi ve gelini sonradan Müslüman’lığı benimsemiş olan Hıristiyan’lardır. Şeyh Bedreddin, “Sevgi tüm dinlerin ötesindedir” düşüncesinden hareketle Hıristiyan Balkan halkıyla da yakın ilişkiler içinde olmuş, dini ve kökeni ne olursa olsun herkesi kucaklamıştır, kaynaştırmacı Türk-Anadolu mistisizminin bir halkası olarak görülebilir. Bu veriler göz önünde bulundurulduğunda, Bedreddin’in dinler arasında fark olmadığına inandığı için bu düşüncesini yaymış olması mümkündür.
 
     Yazar Orhan Asena ve Yönetmen Doğan Yağcı’nın Bedreddin Yorumları…
 
    Simavnalı Şeyh Bedreddin, çağının anlayışına ters düşerek trajedi yaşayan bir kahraman. Bu yönüyle ele alındığında; Orhan Asena’yı böylesi destansı bir oyunu yazmaya iten etken kuşkusuz Şeyh Bedreddin’in hikayesinin dramatik boyutudur. Düşünceleri uğruna kurban olan çağının ötesindeki bu kişilik, “Bana zarar gelirse benden gelir” diyerek kitaplarını Nil Nehri’ne dökmüştür… Özgür düşüncelerin cezasının ölüm olduğu, hür iradeli insanlardan şeytan görmüş gibi korkulduğu 1402-1412 yılları arasında, tüm dinleri kucaklayan güçlü insan sevgisini ve eşitlikten yana fikirlerini yaymaya çalışan Bedreddin karakteri uç noktada bir cesaret örneğidir. “Kahraman” niteliğinin yanı sıra insani boyutuyla da Asena’nın oyun kişisi olan Bedreddin, günümüzden yola çıkılarak sahneye taşınmış… Tarihsel nitelikli konuları günümüze göndermeler yaparak dramatize eden yazar, düşünce özgürü oluşundan ötürü dışlanan, hatta kurban edilen Bedreddin karakteriyle, tarihi bir gerçeği belgesel nitelikli olmaktan çıkartıyor, destansı bir kurguyla yansıtıyor.
 
    Son zamanlarda bir karakterin insani boyutuyla ele alınması konusunda kavram kargaşası yaşıyoruz… Asena’nın Bedreddin karakteri sıkça yapılan bir yanlışa düşmemek için mükemmel bir örnektir aslında: Gerçek bir kahramanın “insani yönlerini” anlatmak, onun “zaaflarını” ön plana çıkartmak değildir, eğer bir kahraman insani boyutuyla ele alınacaksa, onun “yüreğindeki titreşimi” izleyiciye veya okura hissettirmek, karakter yaratmanın temelidir.
 
    Oyunun Yönetmeni Doğan Yağcı, Asena’nın yarattığı “gerçek kahraman” ın içinde kopan fırtınaları yüreğimize dokunarak yansıtıyor. Yönetmenin sahne yorumunun en büyük başarısı; sadece dönemsel ve yerel motifleri ön plana çıkartmayıp, Şeyh Bedreddin'i insani ve düşünsel boyutuyla ele alması diye düşünüyorum. Bedreddin’in yaşadığı dönemdeki toplumsal gerçeklerin günümüzle örtüştüğü düşüncesiyle yola çıkan sahne yorumu, insanlar düşüncelerini özgür bırakmadığı ve bakış açıları değişmediği sürece, çağlar geçse de insanlığın trajedisinin değişmeyeceği düşüncesini ortaya koyuyor.
 
    "Sevgi tüm dinlerin ötesindedir” diyerek herkesi kucaklayan Şeyh Bedreddin, Müslüman köylüleri, Ahi’leri, Rumeli Hıristiyanları’nı ziyaret eder… Oyunun bu sahnelerinde gerek yerel motifler, gerekse yöresel ağızlar, türküler ve giysiler titiz araştırmaların sonucunda sahneye taşınmış… Dönem oyununu sahneye getirirken, gerçekliği ve inandırıcılığı sağlamak adına dramaturgi ve reji aşamalarında tüm detayların titizlikle ele alındığı belli oluyor. Kalabalık oyuncu kadrosuna rağmen, toplumsal tavır (gestus) ve dilde birlik yakalanmış. Işık kullanımı ve müziklerle sağlanan simgesel anlatım, Orhan Asena’nın metnindeki şiirsellikle örtüşüyor, böylece sahnede destansı bir oyun izliyoruz.
 
      Oyunculuk…
 
    Simavnalı Şeyh Bedreddin’in yaklaşık kırk kişilik oyuncu kadrosu genel olarak abartısız bir oyun sergiliyor. Simavnalı Şeyh Bedreddin’i canlandıran Özkan Gezgin, yalın oyunculuğuyla dikkat çekiyor ve Bedreddin karakterinin, düşüncelerini hayata geçirmek yolunda egolarından sıyrılmış mütevazı kişiliğini başarıyla canlandırıyor… Özkan Gezgin, sadece bir sahnede gözden kaçan anlık bir hataya düşüyor; işlevsiz “Ninja Kaplumbağası” şapkalı üç meçhul kişi tarafından kaçırılırken, sanki arkadan yaklaşan tehlikenin farkındaymış da şaşırmamış gibi soğukkanlı olmak yerine, başına çuval geçirildiğinde biraz debelenmesi ve direnmesi daha doğru olurdu diye düşünüyorum.     Mehmet Çelebi rolündeki Tamer Yılmaz, gerek mimik kullanımı gerekse sahne duruşuyla rolünün gerektirdiği sert görünüşlü, otoriter kişiliği inandırıcı ve ölçülü bir oyunculukla yansıtıyor. Tamer Yılmaz da, Özkan Gezgin de, bu sezon İzmir Devlet Tiyatrosu’nun iki oyununda başrolleri paylaşıyorlar… Her iki oyuncu da, Felatun Bey ve Rakım Efendi oyunundaki Felatun ve Rakım karakterlerindeki başarılarını, Simavnalı Şeyh Bedreddin oyununda da sürdürüyorlar.

      Şuayip Ünsal, Musa Çelebi olarak rolünün hakkını verirken, cariyeleri oynayan Hande Kılıç ve Neşe zindan da dikkat çekici oyuncular arasında… Candaroğlu, İsfendiyaroğlu rollerinde Çağatay Özçelik, Gazi Evrenuz Mevlana Haydar rolünde Cemalettin Çekmece, Börklüce Mustafa’da Mustafa Kılıkçı, Bayezid Paşa ile 2. Mülteci rollerinde Fatih Paşalı, Köylü Aytaç Özgür, Rumelili Balıkçı Mete Tataroğulları ve adlarını sayamadığım tüm oyuncularla dansçılar reji bütünlüğü içinde son derece uyumlu ve ölçülü oyunlarıyla alkışı hak ediyorlar.
 
     “Mal Mülk İcat Olundu, Dünyanın Tadı Kaçtı” Diyen Bedreddin’in Felsefesine Uygun Yalın Bir Sahne Tasarımı ve Müzik...
 
    Oyunun müthiş bir görsel şölen sunan dekor tasarımı Kaan Güreşçi’ye, kostüm tasarımları da Ebru Çulpan’a ait… Yaratılan atmosferin şiirselliğini pekiştiren önemli bir etken de, Kemal Gürgün’ün elinden çıkan ışık tasarımı… Doğan Yağcı’ya göre; Bedreddin’in, yaşamın tüm renklerini aşan bir kahraman olmasından hareketle, sahne bembeyaz perdelerle kaplanmış… Perdelerin toplanıp indirilme şekli ve sahneye hakim olan beyazlık, şiirselliği desteklerken atmosferi de hareketlendiriyor…
 
    Müziğe gelirsek, Orkestranın sahne gerisinde bir yükselti üzerine yerleştirilmesi müziğin etkisini arttırıyor. Devlet Türk Müziği Konservatuarı Türk Halk Oyunları Bölümü’nde Öğretim görevlisi olan müzisyen Tarkan Erkan ve Barbaros Ünlü imzalı koreografi, de yalınlığı ile dikkat çekiyor… Yerel figürlerden yararlanılarak oluşturulan dans düzeninde tüm dansçılar uyumlu bir bütünlük içindeler. Ahiler’in “Emeğimiz haktır, yolumuz haktır…” türküsü ile Derbent Türküsü, ayrıca anlatımı zenginleştirmek için bestelenmiş olan diğer şarkılar, oyuncular tarafından başarılı bir şekilde seslendirilmiş. Tarkan Erkan ve Barbaros Ünlü’ye ait olan koreografide yerel danslardan sade ve ölçülü bir şekilde yararlanılmış. Geleneksel enstrümanların kullanılması da, oyunun özünü destekliyor. Böylece, Yönetmen Doğan Yağcı’nın yorumu, evrensel boyutuyla ön plana çıkan Simavnalı Şeyh Bedreddin oyununu amacına ulaştırıyor.
 
    Yine yerel motiflerden yararlanılarak modern çizgiyle tasarlanmış olan kostümler de, toprak tonlarının ve doğanın renklerini estetik bir şekilde simgelerken, Şeyh Bedreddin’in köylüye verdiği değeri ön plana çıkartıyorlar. Kostümlerde toprak tonları kullanılarak yumuşak geçişler sağlanmış, böylece oyunun pek çok yerinde sahnenin sağında, solunda, ortasında duran köylüler, birer yağlıboya tablo gibi son derece estetik görüntüler oluşturuyorlar.
Şeyh Bedreddin’in kaçırılma sahnesi ise, hem kostüm, hem de oyunculuk açısından oyun bütünlüğünü bozan sorunlu bir sahne… “Karar vermeli… Yarın çok geç… Saat çok geç…” şeklindeki şarkı sözlerinin yer aldığı üçlü dans sahnesinde, Bedreddin’i kaçıran kişilerin, Ninja Kaplumbağalar gibi görünen başlıklarına bir anlam veremedim... Kostüm ve aksesuarlarda soyut anlatımdan yararlanılmadığı halde, neden böyle tuhaf başlıklar tasarlandığını anlamak güç. Gizemli olmak hedefleniyorsa, oyunun yönelişiyle ilgisi olmayan grotesk görünümlü başlıklar yerine, oyunculara daha işlevli bir kamuflaj yapılabilirdi diye düşünüyorum.
 
     Son Söz…
 
    1402-1412 yılları arasını anlatan bu dönem oyununun, Şeyh Bedreddin’in fikirlerini hayata geçirmek uğruna isyanlarda can verenlerin memleketi İzmir’de sahnelenmesi, İzmir Devlet Tiyatrosu’nun oyun seçimi adına ayrı bir gurur kaynağı. Kırk kişilik oyuncu kadrosu, on kişilik orkestrası ve teknik ekibiyle birlikte yaklaşık altmış kişinin emeğiyle sahneye konan bu başarılı oyunun tüm kadrosunu Doğan Yağcı özelinde tebrik ediyorum. Simavnalı Şeyh Bedreddin Destanı, 2008-2009 sezonunda İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi’nde aralıklarla oynanmaya devam edecek… İyi seyirler… 

Anahtar Kelimeler: Simavnalı Şeyh Bedrettin, izmir devlet tiyatrosu, izmirdt



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir