MAKALELER

Sidikli’ mi? Orası da Neresi?

2012.01.21 00:00
| | |
3313

Bizi şaşırtan, heyecanlı ve gencecik kadrosuyla bir İstanbul DT oyunu ‘Sidikli Kasabası’.

İsmine bakıp da bir anlam veremediğiniz, ne bekleyeceğinizi bilmeden girip de, gördüğünüze şaşırıp, o enerjiyi, emeği ve heyecanı ayakta alkışlamak istediğiniz türden bir oyun ‘Sidikli Kasabası Müzikali’. İnsanın yazarken de düşünürken de, ‘neresinden başlasam’ diye tereddüt ettiği, benimse yazmak için bu kadar heyecan duyduğum nadir yapımlardan. Mark Hollman’ın, günümüz sistemini eleştirdiği, Oğuz Utku Güneş’in ince ve detaylı bir şekilde yönettiği, Murat Kodallı’nın muazzam bir biçimde yorumladığı müzikleri, inanılmaz sesleri, yorumları ve performanslarıyla bizi şaşırtan, heyecanlı ve gencecik kadrosuyla bir İstanbul DT oyunu ‘Sidikli Kasabası’.

Oyun sistemi eleştirmekle kalmayıp, bu sistemi ‘Polyanna’ yöntemleriyle kurtarabileceğini sanan ve bu şekilde düşünenleri de eleştiren bakış açısıyla, benzerlerinden önemli bir şekilde ayrılıyor. Sistemin bu şekilde devam ederse ulaşabileceği son noktayı ‘tuvaletin’ bile paralı hale gelmesiyle bir parodi haline getiriyor Hollman. Geleneksel yazından farklı olarak, sisteme başkaldıran kahraman gencin oyun sonlanmadan ölmesi yeterince ilginç. Bunun yanı sıra onun görevini devralan, zengin babasına başkaldırmış olan ‘Polyanna’ bayan kahraman ise yine başarısızlığa uğrayıp oyun bitmeden ölüyor. Kısacası metin pembe gözlüklerle dünyaya bakan açıyı da, en az sistemi eleştirdiği kadar topa tutuyor. İşte tam da bu açıdan klişelerden bunalmış seyirciye bir ziyafet sunuyor. Bunun yanı sıra, tiyatroyla biraz da olsa ilgilenen kesim için ‘düşündürürken güldürmek’ ve ‘teatrallik’ gibi kavramları hiç de doğallıktan çıkmadan tiye alıyor. Siz daha hiç farkına bile varmadan sizi öyle güzel bir yere getiriyor ki; hem de sizi hiç zorlamadan, gözünüze parmağını sokmadan! Yapmak istediği eleştirileri, inceden inceye öyle güzel işlemiş ki yönetmen, hem klişelerden arınıyor insanın zihni, hem de olanı açık bir biçimde görüyor.

Oyun boyunca tuvaletin parasını ödeyemeyenlerin gönderildiği iddia edilen ‘Sidikli Kasabası’nın, oyun sonunda var olmadığı, aslında herkesin zaten ‘Sidikli’de yaşadığı vurgulanıyor. Bunun yanında izleyiciye ise sürekli ‘Sidikli Müzikaline’ hoş geldiniz denmesi, ‘Sidikli Kasabası’ ve ‘Müzikali’ arasında oyun içerisinde yer yer ayrım yapılamaması, aslında gayet incelikli noktalar. Bu noktada seyirci eleştirilen açıların bir parçası haline geliyor. Aslında hepimizin Sidikli’de yaşadığını ve bunu izleyici olarak yalnızca bir müzikal zannettiğimizi; dahası, bu sisteme gözümüzü kapayıp farkında olmayışımızla devamını sağladığımızı bize dolaylı ve ince bir şekilde dokunduruyor.

Metin ve yorumlama açısından bu yenilikçi ve incelikçi tavrın yanında, oyunda en çok dikkat çeken öğeler koreografi, canlı performanslar ve orkestra. Her şey bir yana, iki buçuk saat boyunca sadece oyunculuk performansı göstermek bile zorken, bu kadro hem şarkı, hem dans hem de oyunculuğu sırtlıyor. Ama ne sırtlamak! Sesleri bir an titremeden, heyecanlarını bir an kaybetmeden. Sadece başroller de değil, o kadroda bulunan herkes, o sahnede adımını attığı her noktanın hakkını sonuna kadar veriyor. Bu kadar muazzam sesler duymak eminim izleyiciyi de heyecanlandırıyor. Tek bir ufak nokta var ki, söylemeden geçilemez. Müzikal oyunculuğu elbette ki zor, ancak doğallıktan uzaklaşmaya da bir o kadar müsait. Başroldeki ‘Polyanna’ kahraman Ceren Gündoğdu’nun ses kalitesi tartışılmaz. Ancak oyunculukta doğallıktan ne kadar uzaksa, yapaylığa da o kadar yakın. Abartı ve doğallıktan uzak olmakla, müzikal oyunculuğu arasındaki ince çizgiyi pek korumuşa benzemiyor ne yazık ki. Öte yandan diğer oyuncuların bu çizgide kendisinden biraz daha ustalıkla yürüdüğünü söylemek mümkün.

 

Bunun dışında en büyük alkışı oyunun müzik direktörü Murat Kodallı ve hem başrol oyunculuğuyla hem de koreografideki başarısıyla kendine hayran bırakan Nebi Birgi hak ediyor. Oyun gerçekten de görsel ziyafetin yanında, şarkıların ve müziklerin kalitesiyle - ve tabii ki bunların icrasıyla - seyirciyi müzikal açıdan inanılmaz bir doyuma ulaştırıyor. Sahne o kadar dolu ki, izleyici görsel olarak büyülenmekten kaçamıyor.

Türkiye’de klasik müzikaller dışında, hele ki böylesine genç bir kadroyla görmeye alışkın olmadığımız bir şekilde yakalıyor bizi ‘Sidikli Kasabası’. Her şeyden önce konusu ve bakış açısıyla sıra dışı olmasının yanında, içindeki emeğin her bir noktasını görüp, sahnedeki heyecanı bizim bile içimize işleten enerjisiyle, gösterdikleri özene hayran kalıyor izleyici. Yönetmenin ve müzikal başarısının yanında, rejisel anlamda da oldukça titiz çalışılmış. ‘Sidikli’de olduğunuzun farkına hala varamadıysanız, siz de en azından bir ‘Sidikli Kasabası’na uğrayınız!

 

Anahtar Kelimeler: sidikli kasabası, istdt, istanbul devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir