MAKALELER

Sevim Burak’ın Penceresinden

2016.01.22 00:00
| | |
2045

Sizce Nasıl?
Tiyatro Neinor’un sahneye koyduğu “Önemsiz Bir Ölüm” oyunu Alsancak’ta BKNZ’de sahneleniyor.



“Yukarı doğru çıkan ağlamalar yalvarmalar işitildi. Sesler terasa doldu. İlk kez gördüm kadını. Yalancıksız. Perdesiz. İple oynatılan bir kukla gibi geldi pencerenin önüne. Ağzı çarpılmış, anlaşılmaz kelimeler söylüyor benden yardım istiyordu. İki şişman kadın kollarına asılmışlardı silkinip atamıyordu onları. Yenik ve zayıftı. Kadını silkeliyor konuşsun diye tokatlıyorlardı. O hep bana bakıyordu. Ne istiyordu benden? Onu öyle alıp götürdüler. Yemek odalarında. Mutfaklarda. Sandık odalarında. Gene bağırtacaklardı. Yarın terasa çıkıp çamaşır asacaktı. Görecektim yüzünü gene. Çilli kollarını. Çamaşırlarını. İplerini. Pencereme bakıp “artık akıllandım” diyecekti. Günlerdir aklımı kurcalayan yüzlerce ölüm arasından en güzellerini anımsıyordum onun için. Kalabalıklara, çan kulelerine, sokaklara bakıp duygulanıyordum.” 

Tiyatro Neinor’un sahneye koyduğu “Önemsiz Bir Ölüm” oyunu Alsancak’ta BKNZ’de sahneleniyor. Tiyatro Nienor, eski Elf dilinde “yas tutmak” anlamına geliyor. Tiyatronun kurucusu ve kadın oyunları sahneyi koyan Ebru Atilla Sağay tiyatronun adını “çağlar boyunca şiddete maruz kalan kadınlar için tutulan yastan” aldığını söylüyor. Daha önce, sanat dünyasından haksız yere dışlanan ve kıymeti bilinmeyen heykel sanatçısı Camille Claudel’in hayatını sahneye koyan ve Camille Claudel’i oynayan Ebru Atilla Sağay, yaşadığı dönemde değeri bilinmemiş ve edebiyat dünyasından özellikle dışlanmış olan çok değerli bir yazarı Sevim Burak’ı canlandırıyor.    

Ebru Atilla Sağay, Sevim Burak’ın “Pencere” isimli öyküsüne sahnede hayat veriyor. Sağay, Sevim Burak’ın sesini kaybetmeden, onun sesini ve ruhunu koruyarak “Pencere” öyküsünü sahneye taşıyor. Bunu yaparken, yeni bir Sevim Burak gibi davranıyor. Oyunun adı  “Önemsiz Bir Ölüm”.  Neden özellikle “önemsiz”? Ebru Atilla Sağay’a göre, oyun adını her gün ölüm haberlerini gazetelerden okuduğumuz kadınlardan alıyor. Önemsiz hayatlar ve önemsiz ölümler üzerine kurulu yaşamların bir pencere kenarında başlaması ve yine pencere kenarında bitmesi kadar doğal ne olabilir? “Peki hayatıma üzülmediğim için kim suçlu?” Önemsiz Bir Ölün oyunun afişinde aynen böyle yazıyor. 

Pencere öyküsü karşı terasta seyrettiği bir kadının sürekli çamaşır asması ve yazarın bu kadını içinde bulunduğu kısır döngüden çıkarmayı hayal etmesini anlatır. Sevim Burak öyküyü anlatırken “bir pencereden diğerine geçiyorum. Pencerenin önünden gitsem kurtulacağım” der ama pencerenin önünden bir türlü ayrılamaz. Kadının sonsuzluk kadar uzun süren çamaşır asmalarını izler. Sevim Burak’ın Pencere öyküsü, kahramanlara boğulmuş bir toplumda, yıldızı parlatılmış kahramanlara inanmayan bir kadının çığlığıdır.  

Tek kişilik bir oyun “Önemsiz Bir ölüm”. Aslında sokakta başlıyor. Bir melek gibi pencereye çıkıyor Sevim. Fare koşusu hayatlarımızı ve bizi selamlıyor kendi bildiğince. Sonra tiyatroya geçiyoruz. Dünyaya meydan okuyan bir kadın Sevim. Bir pencereden bütün dünyaya meydan okuyor. Bütün pencereleri, önyargıları, dogmaları kağıttan kaleler gibi yıkan bir kadını görüyoruz. Kırılgan bir zarafetin ardında saklanan demir bir leblebi var karşımızda. Sahici oyunculuğuyla baştan itibaren Sevim olduğuna inandırıyor bizi. Sahici, doğal, abartısız ve samimi. 

Pencere öyküsünün bir pencere pervazında başlaması kadar doğal ne olabilir? Ebru Atilla Sağay da böyle düşünmüş olmalı ki pencere konusunda seyircilerden aldığı tepkileri şöyle anlatıyor. “Pervaza çıkmak aklıma gelmemiş olsa, erkek olarak yaratılmışım derdim.Toplum, kadınları oralardan sarkmaları için devamlı ittiriyor. Ben durumu “görselleştirdim”. İzleyici kadınlar da “içselleştirdi”. Erkek izleyici korkuyor. Kadınlar ise çok farklı geri bildirimde bulunuyorlar. “Pencere pervazına çıktığında çok güzel görünüyordun” diyenlerin hepsi bunu hayal etmiş kadınlar diye düşünüyorum.”

Sahnede bir kadın. Pencere önünde duruyor. Tanıdık bir oturma odası. Bir koltuk, köşede bir kitaplık ve üzerinde bir radyo. Duvarda asılı duran canlanan çerçeveler. Yerde bir kilim. Odanın sağında terzilerin kullandıkları cansız bir manken. Üzerine bir şal atılmış. Şalın üzerine iğnelerle küçük kağıt parçaları iliştirilmiş. Henüz “kes yapıştır” icat edilmeden önce kurgunun dehası olarak kabul edilen bir kadının terziliğinde edebiyat dünyasına biçip diktiği benzersiz öykülerin provaları var bu modelin üzerinde. İnsanın model olası geliyor. Bana da teğellensin bu olağanüstü öyküler, ışığı üzerime yansısın ki gözlerimiz gerçeklere açılsın. Gönül gözümüzü kapayan çapaklar, içi boş süslü ambalajlar, ruhumuzu çürüten bayağı yarışmalar dökülsün üzerimizden. Bir an, “bütün dünyayı atmayalım bu pencereden” diyesi geliyor insanın. 

Ebru Atilla Sağay oyunu Sevim Burak’ın orijinal metnine sadık kalarak yeniden kurgulamış. Öyküyü tiyatro sahnesine uyarlarken, öyküdeki anlatıyı bozmadan sahnenin imkanlarını kullanarak sunmaya çalışmış. Pencere öyküsü yazarın “Yanık Saraylar” kitabının içinde yer alıyor ve Yanık Sarayların kokusunu, rengini oyunun içinde hissediyorsunuz. Yani, tiyatro sahnesinde izlediğiniz “Pencere” oyunun metni, hem Yanık Saraylardan, hem de Ebru Atilla Sağay’ın Sevim Burak’a bakışından oluşturduğu özgün bir düzenleme. 

Oyunda küçük bir kız var. Oyunun akışı içinde çerçevelerden canlanarak yüreğimize dahil olan Tauna doğal oyunculuğu ile insanın nefesini kesiyor. Son derece akıcı bir dille seslendirdiği metni, inandırıcı bir üslupla yansıtması tek kelimeyle büyüleyici. Tauna Özbilgin umut vaat eden bir oyuncu adayı. Neden kız çocuğu? “Pencere” öyküsünde kız çocuğunun ne işi var sorusunu Ebru Atilla Sağay şöyle yanıtlıyor. “Kız çocuğu toplum ile hesaplaşan Sevim'in imgelerinden biri. Yanık Saraylarda çocuk çok geçiyor ve hepsi umutsuzca topluma dahil olmaya çalışan çocuklar. Elbette, doğası gereği Sevim topluma dahil olamıyor. Benim kurgumdaki çocuk zamansız bir kız çocuğu. Sanki dağlara bırakılmış. Oyunda neden kız çocuğuna yer verdiğimi anlatıyorum. “Her şeyin bir kararı vardır. Bu odalarda pencerelerden aşağı sarkmanın, bilmiyorum demenin, çocuğu dağlarda tek basına bırakmanın” diyorum.”

Sevim Burak, yüzyıllar süren saniyelerde insanın yüreğine yerleşen bir gönül yarası. Muhteşem, aykırı, ayrıksı kadın. Şekilsiz, yapmacık, hayata iğreti iliştirilmiş, teğellenmiş bütün yamukları elinde makasıyla kesip kesip yıldızcıklar yapan ve bunları gökyüzüne savuran kadın Sevim Burak. Oyunun ortaya çıkma sürecinde çok sayıda kişinin emeği var. Bunlardan biri de “Sevim Burak sana çok yaraşır” deyip oyunu sahnelemesi için moral desteği veren ve oyunun yazım aşamasında desteğini esirgemeyen yazar Şükran Yücel. Oyunun metninin oluşturulması aşamasında Şükran Yücel’in büyük katkısı olmuş. Sonra, Ebru oyunda bir Yunan Korosu düşlediğinde, tek başına dünyadaki bütün korolara bedel olan çok büyük bir isimi önermiş. Ayşe Tek.

Oyunda konuk sanatçı olarak yer alan Ayşe Tek, İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından çok kıymetli bir soprano ve muazzam bir ses. Canlanan çerçevelerden birinde Ayşe Tek’i görüyoruz. Bize, “Don Carlos” Operasından Eboli’nin aryasını “Odon Fatale”’yi söyler. Ama ne söyleyiş. Melekler gökyüzünden Sevim Burak’ı, Ebru Atilla Sağay’ı ve bizleri kutsamak için yeryüzüne iner. Kalbimize melekler dokunuyor sanırız. Ayşe Tek’in sesinde ruhlarımız yıkanıyor. Kötülükler, sahtelikler, yalanlar, dolanlar hep dışarıda kalıyor. Ayşe Tek o iyileştiren sesiyle ruhlarımıza dokunuyor.      

Oyundaki karanlıkları aydınlatan çerçevelerin tasarımı ise Sinan Sungura ait. Oyunun tasarım çalışmaları içinde Ebru Atilla Sağay, Sinan’dan oyunun iç sesini yansıtan, kabul edemediğimiz gerçekleri bütün dünyaya haykıracak bir katkı istemiş. Sinan Sungur ertesi gün şu anda oyunda kullanılan ve müthiş bir büyü yaratan ışıklı çerçevelerin maketini getirmiş. Aydınlandığında içinde insanların konuştuğu, aryalar söyledikleri çerçeveler bunlar. Harry Potter filmini anımsayın. Büyücülük okulunun duvarlarında hepimizi büyüleyen canlanan çerçevelerini oyunda görüyoruz. Ve canlanan çerçeveler izleyenleri gerçekten büyülüyor. Oyunun sahne tasarımı ve afişi de  Sinan Sungur’a ait.      

Oyunda özgün müzikler kullanılmış. Ebru’nun oyunun akışı boyunca değişen ruh halleriyle uyumlu olarak inişler çıkışlar sağlayan ses efektlerini Erdinç Öztan tasarlamış. Ebru Atilla Sağay oyunda özgün müzikler kullanmak istediği için oyuna özel müzikler bestelenmiş ve besteler Erdinç Öztan’a ait. Bu özgün müzikleri Zümrüt Şahin seslendiriyor. Bütün bu özel insanlar Ayşe Tek, Şükran Yücel, Sinan Sungur, Ebru Atilla Sağay, Erdinç Öztan, Zümrüt Şahin ve çocuk sanatçı Tauna Özbilgin yaşları kaç olursa olsun birbirlerini çekmişler ve bütün yollar Sevim Burak'a çıkmış. Hepsi Sevim Burak'ın “penceresinin” altında buluşmuş. 

Sevim Burak konuştukça ya da bu dünyadaki sesi Ebru mu demeliyim bilemedim, bir kol mesafesi uzakta bize seyircilere, komşularına, hayat denen yolculukta yolları birbirini tesadüfen kesen herkese anlattıkça, önümüzde pencereler açılıyor. Duyguların suretleri düşüncenin aynasında kendilerini gösteriyorlar. Sevim Burak'ın açtığı yaraların üzerine gündelik hayatın açtığı yaraları da ekleyelim. Bu yaralar artık ancak sahnede iyileşir. Bu yaraları sese, görüntüye harekete, öyküye, bize, hepimize ait hikayelere dönüştürmedikçe kanayacak yaralar bunlar. Sahneye taşıyalım, yaraları dindirelim. Ruhları kanırtırken içimizde tüten kor gibi ateşler yakalım...

Sevim Burak deyince aklımda bir cümle. “Devlet dairelerinizle, memurlarınızla, bürokratlarınızla içimizi çürüttünüz…” Sevim Burak buna isyan ediyor. Bütün şekilsiz yaratıkların süslü ambalajlar içinde dolaşmalarını bünyesi kaldırmıyor. Sevim Burak sonsuz bir gün batımına benziyor. Düşlü kadınlar iz bırakır dünyada. Takip edenlerin yolu da kesişiyor elbet. Sen, ben, öteki hepimiz Sevim’le buluşuyoruz bu oyunda. Daha çok kadın var, yüzyıllar süren saniyelerde içimize işlenmiş. Biz andıkça, anladıkça, anlattıkça ölmeyecek, yaşayacak.

Oyunun afişindeki slogana geri dönersek. “Hayatıma üzülmediğim için kim suçlu?”  Sizce kim? 

Seval Deniz Karahaliloğlu

Anahtar Kelimeler: tiyatro neinor, önemsiz bir ölüm



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir