MAKALELER

Savaş İkinci Perde Çıkacak - İstanbul Devlet Tiyatrosu

2008.12.26 00:00
| | |
2034

Sizce Nasıl?
Niye cuk oturmuştu Oda Tiyatrosuna bu oyun ?


   Her şeyden önce oyun Hakan Meriçliler'in canlandırdığı ölümü bekleyen (aslında beklemeyen-direren demek daha doğru olur,izleyenler ne demek istediğimi anlayacaklardır ama izlemeyenler de Fransız kalmasın diye kısaca çıtlatmış olayım..

 

    "SAVAŞ İKİNCİ PERDEDE ÇIKACAK" DENDİ AMA SAVAŞ İKİNCİ PERDEYİ DE KEYİFLE İZLEDİ !
 
    Dün gece AKM Oda Tiyatrosu'nda İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı “Savaş İkinci Perdede Çıkacak” oyununu izledim.
 
      AKM KAPANIYOR !

    Biliyorsunuz,AKM resmi olarak Haziran başında tadilata giriyor.Tadilat resmi olarak tam on beş ay (bir buçuk yıl) sürecek , gayrı resmi dedikodularda bakılırsa 2010 yılına kadar sürebilecekmiş ! Bu yüzden Oda Tiyatrosuna neredeyse “cuk oturmuş” bu oyunu izlemek bir görevden de öte bir şart olmuştu zaten.
 
     ODA TİYATROSU VE UNDERGRAND ATMOSFER !

    Niye cuk oturmuştu Oda Tiyatrosuna bu oyun ? Her şeyden önce oyun Hakan Meriçliler'in canlandırdığı ölümü bekleyen (aslında beklemeyen-direren demek daha doğru olur,izleyenler ne demek istediğimi anlayacaklardır ama izlemeyenler de Fransız kalmasın diye kısaca çıtlatmış olayım ; eski oyuncu ölmemek için eskilerde de kalmış olsa cinselliğine-sahnede de genç ve güzel hemşireye sarılarak,şakalar yaparak ve en sonunda da anılarına dalarak ve bir “hayat muhasebesi yaparak” yaşlılığa inat yaşama sarılmaya çalışıyor) yaşlı ve hasta aktörümüzün siyah-beyaz anıları için bu sahnenin siyah dip duvarları ve iki katlı sahnesi biçilmiş bir kaftan gibi uyumlu olmuş. Ayrıca aktörümüzün,oyun boyunca birkaç kez tekrarladığı “ben bodrum katlardan-yada ona benzer bir deyimle-varoşlardan-kenar mahalleden-geldim !” sözünü de pekiştiren bir mekan seçimi olmuş AKM Oda Tiyatrosu. Undergrand bir havası var (!?)
 
     OYUNUN İSMİNDEKİ GİZLİ ANLAM NE?

    Birinci sahnede bir hastane odası,yatakta yatan beyaz saçlar içinde yaşlı aktörümüz.Birazdan doktor,asistanı ve hemşirelerle vizitine-ziyaretine geliyorlar. İkinci sahnede (ya da üçünçü ?) geriye dönüşle yaşlı aktörümüzün mesleğe atıldığı ilk güne geri dönüyoruz ve yakışıklı toy bir gencin figüranlıktan nasıl başaktörlüğe,bu sırada en yakın erkek arkadaşının kız arkadaşını tavladığına , oradan da zengin bir işadamının karısının sevgilisi olarak nasıl tiyatro patronluğuna yükseldiğinin hikayesini izliyoruz birinci perdede. İkinci Perdede ise her şey ters başlıyor ; Hitler dönemi geliyor ve aktörümüz önce zengin sevgilisindenayrılıyor ve sonra da Hitler döneminde tiyatrosu kapanmasın diye Nazilerle işbirliğ yapmaya başlıyor. Hatta tiyatrosuna sığınan solcu ve eski en yakın arkadaşının gözü önönde SS'lere en yakın iki eski arkadaşını gammazlıyor. Tabii sonradan bu iki eski arkadaşın Nazilerce öldürüldüğünü duyuyoruz. Sonuç olarak savaş ikinci perdede çıkıyor,kahramanımızın düşüşü ; sadece erdem-onur bakımından değil,yaşlılık ve sonunda resmen bunamaya kadar varacak olan gerileme dönemi başlıyor.
 
     “GENÇ KIZLAR”

    Oyunun başında,zaman zaman aralarda ve oyunun sonunda aktörümüzün “kızlarım” dediği eski sevgilileri-perileri ? ona eşlik ediyorlar.Yaşlılıktan bir anda gençliğe geçişi onlar gerçekleştiriyorlar,Hakan Meriçliler'in başından beyaz peruğu alıyorlar ve hastane önlüğünü çıkartarak ona ilk gençliğinin elbiselerini giydiriyorlar,ayrıldığı hamile sevgilisini sessizce dışarı alıyorlar,birkaç yerde daha aktörün en yakın arkadaşının koluna girip dışarı götürüyorlar,aralarındaki dedikodudan aktörümüzün nasıl yükseldiğini,kızlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığı ,en sonunda nasıl düşkünleştiği ve bunadığı veriliyor.
 
Metni okuyamadığımdan bilmiyorum,bu “kızlar” sadece birer rol mü yoksa reji mi onları bir çeşit iyilik perisine dönüştürmüş ? Ne olursa olsun işlevsel ve güzel olmuş. Kader tanrıcaları gibi üçü de (ilk sahne-de biraz daha yaşlı olmaları mı gerekiyordu ne- hariç) oldukça başarılılar.
 
     HOŞGELDİN ALPAY İZBIRAK (AĞABEY)

    Başhekim-ya da doktor,eski ve alkolik aktör,işadamı , Nazilerden sonra kurulan tiyatroda müdür ve Nazilerden sonra koministlerin kurduğu mahkemede sorgucu rollerinde Ankar'nın bize son armağanlarndan (bu gidişle Merkez Bankasıyla birlikte bütün bir Genel Müdürlük İstanbul'a taşınacak sanırım-neyse bu da başka bir konu) Alpay İzburak disiplini,nüansları vürtüözlüğe vardırdığı incelikli oyunculuğuyla oyunculuk dersi veriyor.
 
    Ben onun bu oyunda en çok tiyatro müdürü rolünü sevdim. Müdürün şu sözü hala kulaklarımda çınlıyor ve uzun bir süre de çınlayacak gibi duruyor ; çünkü benim de yıllardır kendime ve çevreme söyleyip durduğum bir dusturdur bu ; aktörümüz hapisten çıkıp da bir tiyatroda işe girmek için yalvarırken , hainliği ve muhbirliğini savunmak için “-Altı üstü bir oyuncuyuz biz,söylediklerimizi bile biz yazmıyoruz,başkalarının yazdığını oynuyoruz sadece !” deyince tiyatro müdürü cevabı yapıştırır : (kelimesi kelimesine böyle olmasa da mealen,benim anladığım) “- Ben senin kadar ünlü ve büyük bir aktör değilim belki , senin yanında sıradan bile sayılırım ama şunu çok iyi biliyorum ki bizler sahneden muhpirliği ve hainliği lanetliyorsak buna önce kendimiz inanmalıyız,önce bu etiğe bizim sahip olmamız gerekir !” Utanmasam çıkıp tek başıma alkışlayacaktım.Oyuncuların konsantrasyonu bozulmasın ve seyirciler de rahatsız olmasınlar diye kendimi zor tuttum. Zaten oyun boyunca seyircinin özellikle gülünecek yerlerde neden hep birlikte tepki vermediklerini düşündüm durdum. Anlamadılar desem oyunun sonundaki o alkış kıyamet ve beş dakika ayakta alkışlar ne oluyordu öyleyse ?!...
Yaşlı ve alkolik aktör rolünde nedense Nur Subaşı'yı aradı gözlerim !Nur abi emekli oldu ve biz emeklilerimizi (devlet olarak ya emekli maaşını ya da yövmiyeyi tercih et diyerek) çalıştıramıyoruz maalesef ! Hem de en verimli,en usta , en örnek olabilecekleri çağlarında…
 
     HOŞGELDİN İPEK BİLGİN !

    Ankaranın bir başka armağanı da İpek Bilgin ! Doktor,işadamının (dikiş makinesi tüccarının) karısı ve devrimci sorgucu rollerinde deyim yerindeyse döktürüyor. Özellikle işadamının karısı rolünde gösterişli kostümünün de yardımıyla olsa gerek gözdolduran bir oyunculuk sergiliyor.
 
      LEVENT GÜNER

    Aktörümüz (Hakan Meriçliler) en yakın arkadaşı rolünde Levent Güner de rahatlığıyla,yumuşacık oyunculuğuyla ve anlamlı vurgulamalarıyla (ki özellikle sevgilisini kaptıracağının önsemesi sahnesindeki coşkulu halinden biranda hüzünlü ve yabancılaşmış bir tona geçmesi çok iyiydi) göz dolduruyor. Hele bir yerde o koca boyuyla sahnedeki sipral merdivenin yarısından sahneye bir atlayışı vardı ki kaçmakta olan militan solcudan çok İngiliz gemisinin güvertesine atlayan Kara Kaptana benziyordu ! Zaten her oyunda bir çocuk gibi şaşırtılmayı ve şaşırmayı çok severim.
 
     BURAK ŞENTÜRK

    Hastane sahnesinde asistan doktor aktörümüzü Nazilerle işbirliğine razı eden SS Subayı , işadamının birinci aşığı , Yahudileri döven nazi rollerinde Burak Şentürk de rollerinin hakkını veriyordu doğrusu. SS Subayı en göz dolduranıydı.Nazi Narsismini psikopatlık sınırlarında ustaca kotarmış.
 
     ŞENAY GÜRLER

    Misafir oyuncu , Avrupa Yakası dizisinden tanıdığımız Şenay Gürler de bu takım oyunculuğuna iyi uyum sağlamış görünüyor. Aktörümüzün (Oyunda hiç görmediğimiz -sadece işittiğimiz) kızının annesi-aktörümüzün sevgilisi ve sonradan aktörümüzün kendi tiyatrosunda çalıştırdığı sarışın-aptal oyuncu rollerinde oldukça başarılı.
 
     GENÇ YILDIZLAR : KORO

    Oyun boyunca kalabalığı,işadamının evindeki balo davetlilerini , dayak yiyen Yahudileri,dayak atan Nazileri,oyun içinde oyundaki Dilenciler Operasını ve Üç Kuruşluk Operayı,sahnedeki gamalı haçtan nazi bayrağını indirerek Kızıl Yıldız Bayrağını diken devrimcileri vb. oynayan ve gençlerden kurulu koro da pırıl pırıl parlıyorlar sahnede.Geleceğin büyük yıldızları şimdiden fark ediliyor desem yeridir.
 
     HAKAN MERİÇLİLER

    Gelelim Hakan Meriçliler'e ! Hakan'ı en son Çetin Tekindor'dan boşalan Müfettiş oyunundaki Kaymakam rolünde izlemiştim ve beğenmiştim. Burada da beğendim. Yine de birinci perdede biraz koşturuyor gibi geldi bana. Arada esler ve duraklar olmayınca vurgular da olmuyor ve izleyicide bazı güzel işlenebilecek hüzünlü ve incelikli sahneler geçiştiriliyormuş duygusu bırakabiliyor. Özellikle finalde,oyunun başına-hastahane sahnesine dönüldüğü ve öldüğü sahne,kesinlikle geçiştirilmemeli,oyunun oyun boyunca anlattığı aktörümüzün tiyatro ve oyunculuk aşkı -deyim yerindeyse tadı çıkarılarak-ki bu bu sahnenin biraz daha ağır oynanmasıyla ve yatağın biraz daha öne alınmasıyla (yok bu rejiye karışmak oldu,ben söyledim diye değiştirme ihtimalleri yok ya…) özellikle de “-Seyirci ! Daha çok seyirci !” derken , belki biraz daha ışık vererek de bu etki verilebilir,ama mutlaka vurgulanmalı.
 
     “ SEYİRCİ ! DAHA ÇOK SEYİRCİ ! “

    Bu arada -eğer laflar o gece benzerleri veya yanlış söylenmediyse- finaldeki “-Seyirci ! Daha çok seyirci lazım !” sözlerine itirazım var ! Hayır, bu sözlere tabii ki ben de katılıyorum ! Ama itirazım şuna : Yazar,oyun sırasında ,oyuncunun ışığı-başrol oyuncusunun ışık alması vb. örneklerle ve özellikle de ölüm halinde (yanılmıyorsam) Jan Jak Rousso'nun “-Işık ! Biraz daha ışık !” veciz sözlerine gönderme ile “-Seyirci ! Biraz daha seyirci !” diye çevrilmeliydi ! İddaa ederim ki yazar Rousso'nun bu benzetmesi üzerine kurmuş bu sahneyi. Oyuncu da ancak seyirci ile ve daha çok seyirci ile var olabiliyor-yaşayabiliyor çünkü !
 
     SEYİRCİ İLE DANS !

    Meriçliler kesinlikle iyi bir oyuncu ve onda başrolleri oynayacak bir terzinin değerli kumaşı-yeteneği var. Oyun yönetmenlerini,eski oyuncuları taklit ederken Rutkay Aziz'e,Cüneyt Gökçer'e vb. taklit ve göndermeleri de dahil seyirci ile iyi bir iletişimi var. Üstelik de sürekli giyinen ve soyunan , kostüm değiştiren,kısa kısa çok farklı sahnelere,oyunlara gidip gelen zor bir rolü başarıyla oynuyor. Yine de duraklara ve vurgulanacak yerlerde eslere ve komediyle dramın iç içe geçtiği hüzünlü sahnelerde koşturmak değil,partnerin-seyirciyle birlikte dansa dikkat diyorum !
 
     ANTİ KAHRAMAN !

    Şunu da belki en baştan söylemek gerekirdi ki aktörümüz klasik ,ortalamadan iyi bir karakter-kahraman değildir ! Hatta ortalamadan aşağı trafları daha çok olan biri olduğu bile ileri sürülebilir. Bir kere,en yakın arkadaşının sevgilisini elinden alır daha oyunun başında. Sonra kendi tiyatrosunu açmak ve işadamının karısı ile birlikte olmak için bu sevgilisini,üstelik kızına hamiliyken terk eder. En yakın iki arkadaşını Nazilere ispiyonlar ve onların öldürülmelerine neden olur. İşadamının karısı,Yahudi çıkıp da Nazilerden kaçarak aktörümüze ve tiyatrosuna sığınmak istediğinde ona sırtını döner ve yardıma yanaşmaz. Aynı şekilde en yakın arkadaşının da tiyatroya sığınmasına izin vermez. Bu yönleriyle o neredeyse bir antikahramandır. Kötüdür ! Ama genç kızların ve kadınların sevgilisi,yakışıklı ve yetenekli bir aktördür. E,e diyeceksiniz !?
 
     OYUN NE ANLATIYOR, NASIL ANLATIYOR?

    Ben de kendime bunu sordum. İyi hoş,güzel müzikler,iyi oyunculuklar vs. ama bu oyun ne anlatıyor ? Hani klasik oyunlardaki gibi,örneğin Oidipus, Hamlet-Macbeth,Othello,Lear vb. oyunlarda olduğu gibi oyunun başında bir kötülük ve kahramanın bu kötülükle mücadelesi,ona yardımcı olanlar,engel olnlar,kriz,düğüm-çözüm,en sonunda da kaçırılan Prensesin geri getirilmesi veya kötülüğün giderilmesi veya adaletin sağlanması vb. bir eşitlenme yok. Bir aktörün hayatının epizodlardan-parçalardan oluşmuş hayatı var.
 
    Büyük ve yüce kahraman-lar değil,hergün binlercesini gördüğümüz sıradan insanların artık sıradan hale gelmiş olan ihanetleri,adam satmaları,kendi çıkarları için erdemsizlikleri vb var.. Aktörümüz de onlardan biri işte. Güçlü bir oyuncu ve zayıf bir karakter. her şeyi de tiyatro aşkına bağlıyor,tüm eksikliklerini ve kötülüklerini de tiyatro aşkıyla savunmaya çalışıyor.
 
     TİYATRO VE OYUNCULUK SANATI (BU KEZ) KENDİNE AYNA TUTUYOR !

    Yazar , zor bir konuyu ele almış ; zordur düşüncenin kendisi üzerine katlanması ; yani refleksiyon yapması ; düşüncenin düşünmesi ; tiyatronun dakendi üzerine katlanarak Hamlet gibi,tiyatroyu ve oyunculuğu sorgulması !
Çünkü tiyatroyu ve oyunculuğu kutsayayım ve ululayalım ve bir güzelleme yapalım derken ya ayağınız kayar da ya uçuruma çekerse bu tehlikeli konu sizi efendimiz yada seyircide yaratmayı umduğunuz etkinin tam tersine neden olabilecek bir rizikoyu potansiyel olarak içinde taşıyorsa ?
 
    Daha açık söylemek gerekirse , aydın ve sanatçı olmanın sorumluluğunu ve onurunu sorgulamak bugünlerde pandoranın kutusunu aralamak gibi bir şey değil de nedir bugünlerde ? Dahası tiyatro dünyasını hiç bilmeyen izleyiciler için , tiyatro dünyası işte buymuş,yakışıklı erkeklerin güzel ve zengin kızları tavladıkları bir eğlence,üstelik arkadaşının sevgilisini ayartmaktan arkadaşlarını ispiyonlamaktan tutun da evli zengin kadınlara aşıklık yapmaya kadar bir alay erdemsizliğin ve ahlaksızlığın her türlüsü de çabası,demezler mi ?! Beri yandan bizim ailede hiç böyle şeyler olmaz,ihanet ne demekmiş,ne dedikodusu,ne arkadaşın sevgilisini ayartması,ne adam satması,ne arkadaş gammazlaması , denebilir mi ?!
 
     SANATIN VE SANATÇININ (TARİHSEL) SORUMLULUĞU !

    Arthur Miller'ın “Orkestra” oyununda da benzeri bir sanat ve sanatçı sorgulaması vardır. Toplama kampında mahkumlardan kurulu bir orkestranın ölmemek için gaz odasına giden mahkumlara ve Nazilere müzik çalmaları ne derece etiktir ? Oyun orada öyle kurgulanmış ki,seyirci olarak siz de,bu şartlar altında başka ne yapılabilir,ben de olsam böyle yapardım,ölmemek için bunu yapmak doğal bir şeydir , diyordunuz. Burada ise böyle bir şey yok. Tam tersine , aktörmüz sizi yadırgatıyor. Seyirci olarak , ben olsam böyle yapmazdım , yapmamalıyım , dedirtiyor.
 
     YÜCEL ERTEN FARKI !

    Her şeye karşın,yukarıda andığımız tehlikeleri Yücel Erten rejisinin ustalıkla aştığı söylenebilir. Usta yönetmen her zamanki gibi temiz bir reji yapmış. Oyunun temposu ritmi sıkmadan su gibi akıp gidiyor. Aradaki danslar ve şarkılar seyirciye soluk aldırıyor,bazen de düşündürüyor. Hassas konular bayağılığa ve kabalığa düşülmeden ustalıkla işleniyor. Yalnız bir iki yere itirazım var izninizle hocam ! Aslında aynı mesele başka oyunlarda ve rejilerde de karşımıza çıkıyor : Aktörümüzün annesini ölünceye kadar görmüyoruz,hoş öldükten sonra da görmüyoruz ya,bir anda oyuncu hüzünleniyor,hüzünlü bir müzik giriyor,aktör ağlamaklı ama seyircide gık yok ! Neden ? Bana göre,bu durum bize,seyirciye bir şey demiyor da ondan ! Çünkü ,biz seyirci olarak o anneyi hiç görmedik ki,bütün hayatının geçtiği söylenen o çamaşır teknesinde o anneyi hiç görmedik ki ! Bu yüzden bizden tanımadığımız (!) insanlar için duygulanmamız istenmesin ve .beklenmesin lütfen (!)
 
     ÖZDEŞLEŞME VE DUYGU YERİNE YADIRGAMA VE AKIL !

    Şaka bir yana,Erten rejisinde,zaten belli ki bu sahnelere bizim duygulanmamızı değil de uzak açıdan bakarak düşünmemizi ve sahnede olan biteni yadırgamamızı ve yargılamamızı istiyor. Komedi de bu uzak açıyla , tarihsel uzaklık üzerinden bugünü ve çağımızı sorgulamamıza yardımcı olacak şekilde kullanılıyor. Yani sahnede olan bitenin büyüsüne kendimizi kaptırmamak ve kahraman ile özdeşleşmemek için sürekli bizi dürtüyor , uyarıyor, yadırgatıyor,yabancılaştırıyor. Çünkü vurgu aktörümüzün duygularında,acısında değil ; eylemlerinin ve kararlarının tartışılmasında !
 
    Ağır çekimle dövülen (Yahudi) kalabalık sahnesinde olduğu gibi. O kalabalık,tiyatrodan bir grup olsaydı belki bize bir şey diyecek,bize dokunacaktı. Ama tanımadığımız insanların sokakta ,üstelik dans hareketleriyle-estetik- dayak yemeleri bize diyebilirim ki hiç etki etmiyor. Önce onların bize yakınlaştırılmaları ,tanıtılmaları,tanıdık kılınmaları gerekmez mi (?!)
 
    Hayır ! Tam tersine böyle bir illizyondan,seyirciyi gereksiz duygulandırmalardan titizlikle kaçınmış Erten. Çünkü onun asıl amacı duygulandırmak değil,düşündürmek ! Seyirciyi hüzünlendirerek,ağlatarak,deyim yerindeyse arıtmak ve boşaltmak değil; tam tersine öğrenmekten ve bilmekten alınan zevki çoğaltmak ve seyircinin bilinçlenmekten doğan hazzı duymasını sağlamak !
 
    Peki bunu başarıyor mu ? Hem de fazlasıyla !
 
    Brovo Erten,bravo oyuncular,bravo İstanbul DT !


 

Anahtar Kelimeler: savaş ikinci perde çıkacak, istdt, istanbul devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir