MAKALELER

Sandalım Kıyıya Bağlı - İzmir Devlet Tiyatrosu

2019.11.25 00:00
| | |
2193

Sizce Nasıl?
Tahta iskemlelere oturmuş kadın ve erkekler. Oturanların ardında ayakta duranlar dimdik tarihin objektifine bakıyorlar...

Görkemli Bir İzmir Destanı : “SANDALIM KIYIYA BAĞLI…”

Tahta iskemlelere oturmuş kadın ve erkekler. Oturanların ardında ayakta duranlar dimdik tarihin objektifine bakıyorlar. Yani bilinmeyene doğru son bir bakış. Yolculuğa çıkmadan hemen önce, zamanın durduğu bir andan bize doğru bakan acılı gözler için gelecek belirsizdir. Elinde zeytin fidanı tutan bir kadın, bohçasına sıkı sıkıya sarılmış bir başkası, bir kuş kafesi, şemsiyesi, şapkası ve tahta valiziyle apansız bir yolculuğa çıkışın satır başları. Herkes kendince önemli olana sıkı sıkıya sarılır. Sahnenin sağında ve solunda üst üste yığılmış beyaz valizler. Birden gök gürültüsü ve çakan şimşeklerle ortalık karışır, insanlar dört bir yana savrulur. Geriye sisli, siyah beyaz bir fotoğraf karesi kalır. Seyircinin ilk gördüğü sahne bu siyah beyaz fotoğraf karesine sığan bir geçmişin hikayesidir. “Sandalım Kıyıya Bağlı”, Egenin iki kıyısını gönülden birbirine bağlayan sevgiyle, dostlukla ilmek ilmek dokunmuş bir yaşanmışlığı anlatır. 

“Bu gece çamlarda kalsak ne olur /Felekden bir gece çalsak ne olur /Denize, mehtaba dalsak ne olur/ Felekten bir gece çalsak ne olur…”


Hüzün dolu bir ses içli içli okur. Bir yandan elinde uduyla şarkıyı söylerken hayallere dalar. Mahinur (Zeynep Nutku) ,“bu gece çamlarda kalsak ne olur” derken geçmişi anımsar. Bestekarı Artaki Candan’ın, Karcığar makamındaki bu güzel şarkısının sözleri Avram Naum’a ait. Bu çok bilinen ve sevilen şarkıyla birlikte biz de Mahinurla hayallere dalıyor, geçmişe İzmir’in efsane olduğu geçen yüzyılın başına geri dönüyoruz. 

20.yüzyılın başlarında İzmir’deyiz. Vahşi, açgözlü batı emperyalizminin sömürmeyi planladığı Ortadoğu coğrafyasında barış içinde yaşayan halklar için savaş, kıyım ve acı planlanır. Maalesef İzmir’de acıdan, kıyımdan yana payını alır. O dönemde habis ruhlar tarafından ekilen nefret tohumları, düşmanlık olarak bugün de varlığını sürdürüyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun sahip olduğu zengin toprakları ele geçirebilmek adına insanlar birbirlerine düşürülür. Kardeşler birbirine düşman olur. Bütün bu kuşatılmış kötülüğün içinde kışkırtılan nefrete ve düşmanlığa rağmen bazı kardeşlik ve dostluklar sonsuza dek sürer. 

“Sandalım Kıyıya Bağlı”, dostluğun ve sevginin kötülüğe karşı direncinin öyküsüdür. Biri Türk Namazgahlı Şükrü Bey, diğeri Rum Ayvuklalı Alekos. Pırıl pırıl iki güzel insan. Yüreğinde sevgi barındıran iki yiğit Anadolu gencinin dostluğunun, kardeşliğinin hüzün dolu hikayesi anlatılır. 

İzmir Devlet Tiyatrosu tarafından sahneye konan oyun Bornova Kültür Sanat Merkezinde sergileniyor. “Sandalım Kıyıya Bağlı” oyunu Dinçer Sümer tarafından kaleme alınmış. 1986'da “Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülünü”  kazanan oyunu Murat Çıdamlı yönetiyor. Oyunda dekor tasarımını Tayfun Çebi, kostüm tasarımını Funda Çebi ve ışık tasarımını Kemal Gürgün yapıyor. Oyunda başrolleri Tomris Çetinel, Mustafa Şen, Özkan Gezgin, Zeynep Nutku, Mesure Tahir, Deniz Burak Mersinli, Gizem Cesur, Selda Bakırtaş, Cihan Gireyhan, Semih Özbilgi, Tolga Erk, Gizem Karasu,  Emrah Şenışık, Hüseyin Kayar, İlke Can, Fulya Gezici, Salih Köküz ve Hazal Eylem Özay paylaşıyorlar. 

Oyun müzikal bir nitelik taşır. Sevilen ve bilinen şarkıların seslendirilmesi, Çingene kadınların dans ederken söylediği şarkılar oyunun dramatik yapısını da güçlendirir. Oyunun akışı sırasında, olayların gelişim sürecinde duygu aktarımını da sağlar. Sahnede canlı bir orkestra var. Oyun boyunca sahnenin arka planında tül bir perdenin ardında müzikleri seslendiren orkestrada çok sayıda sanatçı yer alıyor. Yağız Yelkencioğlu, Özgür Yurteri, Elif Sayın, Roza Akın, Efecan Kalaycı, Orkun Derin, Tarık Saçlı, Halil Deniz Karaduman, Merve Biçer ve Buse Kınay oyunda insanı büyüleyen müzikleri seslendiriyor. Oyunda seslendirilen müziklerin düzenlemesi Kerem Memişoğlu’na ait.

Arka planda beyaz perdeye akan siyah beyaz görüntüler bizi o döneme götürüyor. Fotoğrafın içine çekiyor. O filmin içine girerek oyunun hikayenin bir parçası haline getiriyor. Bu başarılı etkiyi yaratan sinevizyon çalışması Engin Altun’a ait. Oyunda kullanılan aksesuarları Ömür Açıkalın ve Sıtkı Miman hazırlamışlar. Oyunda çok zengin bir dönem kostümü kullanılıyor. Dönemin ruhu sahneye çok güzel yansıtılmış. Sanki günümüzde kullanılıyormuşçasına doğallıkla tasarlanan dönem kıyafetlerde kadın ve erkek terzilerinin katkısı büyük. Kadın gardırobunu Filiz Karamırnak, erkek gardırobunu ise Vacit Örgül hazırlamış.
  
Oyunda dekor basit, kullanışlı ve insanı yakalayan detaylarıyla tasarlanmış.  Mesela sahne yerler bugün Alsancak sahilde gördüğümüz gibi dalgalı taş görünümü bir malzemeyle kaplanmış. Dekor duygusal anlamda izleyiciyi yakalayan küçük ama önemli detaylar düşünülerek hazırlanmış. Dalgalı yer dokusu gibi çok tanıdık gelen detaylar seyircide sıcaklık hissi sağlıyor ve doğal olarak izleyiciyi oyunun içine çekiyor. Ahşap sandalyeler, masalar, evden sokağa çok hızlı mekan geçişleri sağlayan kullanışlı ama basit çözümlerle oyunun akışında hiç bölünme olmadan bir akıcılık yakalanmış. Oyundaki sade ama vurucu dekor tasarımı Tayfun Çebi’ye 2018 Bedia Muvahhit Tiyatro Ödüllerinde, Yılın En Başarılı Sahne Tasarımı ödülünü kazandırıyor. 

Oyunu bu kadar sıcak ve samimi kılan özellik, oyuna katkıda bulunan bütün disiplinlerin özenli çalışmasında yatıyor. Kostümler detaylı bir dönem çalışması yapılarak tasarlanmış. Dönem kostümlerindeki estetik algı üst düzeyde tutulmuş. Bu özenli çalışma Funda Çebi’ye, 2018 Bedia Muvahhit Tiyatro Ödüllerinde Yılın En Başarılı Giysi Tasarımı Ödülünü getiriyor. 
  
Oyun boyunca Tomris Çetinel’i anlatıcı olarak dinleriz. Bir genç kızın gözünden babasının öyküsünü izleriz. Babasının ilk gençlik yılları, yaşadığı büyük aşk, kardeşim dediği dostu Alekos derken savaşın sıradan insanların hayatlarını nasıl paramparça ettiğini görürüz. Artık anlatılan hikaye sadece genç bir adamın hikayesi değil bütün bir ülkenin hikayesidir. Tomris Çetinel’i anlatıcı olarak dinlerken tüylerimizi diken diken. İçimizde müthiş bir sıcaklık duygusu. Samimiyeti, doğallığı, anlattığı hikayeye yürekten inanması sahneye yansıyan öykünün seyirciye tanıdık gelmesini sağlıyor. Bu yaşanmışlık anlamında hepimizi ortak bir paydada buluşturuyor. 
  
Dinçer Sümer’in sözlerini yazdığı “Doktor bana bir tertip İzmir yaz” şiirini Alekos’dan dinlerken yüreğimizin titrediğini hissederiz. Bu sevdiğini kaybetmenin verdiği acının, hüznünün, hayatın ellerimizden nasıl akıp gittiğinin hikayesidir. Bu sevgiyi, bu aşkı sadece İzmir’i yüreğinde yaşayanlar bilir. Bir şehre aşık olmak ve insanın yüreğini bir şehirde bırakması ancak bu kadar güzel anlatılır. Her satırda İzmir ruhunu hatırlatan şiiri Ayvuklalı Alekos yüreği taşarak ruhunu İzmir’e bırakarak okur.

 “Doktor bana İzmir yaz/Doktor ben iyi değilim / Bana iki tertip İzmir yaz/  Yüreğim darda bozgundayım / Tütünüm acı tütmekteyim / Çatalkaya'nın dumanı gibi/ Bak benzim kül beyaz/ Doktor binsem bu gece bir trene/İnerim İzmir'e gün ışırken/ Seçerim denize en yakın masayı/ Martılara gemilere "günaydın" derim/ İskele kahvesinin tavşankanı çay/ Ve Yahudi böreğiyle kahvaltı ederim/ Sonra kalkar yürürüm keyfimce/  Dönerim Gümrük önünden/ Hisarönü, Havra Sokağı, Tilkilik/ Gezerim dolaşırım aylak avare/ Mavi ülkesinde ilk gençliğimin / Agora, Ayavukla, Basmane….” 

Şiirde her kelimeyi Alekos’la birlikte yaşarız. Alekos şiiri okurken sözlere ruhunu döker. Ruh ve vücut acı içinde erir. Omuzları çöker. Her kelime bir anıya karşılık gelir, Alekos’dan ruhunun bir parçasını çeker, alır. Her kelimede Alekos giderek çöker, un ufak olur. Alekos’u canlandıran Mustafa Şen şiiri okurken yavaş yavaş küçülür hissettiği acı dinleyenlerin yüreğini dağlar. Mustafa Şen sahnede olağanüstü canlı, gerçek bir Alekos yaratıyor. Oyunda canlandırdığı Alekos karakteri sanatçıya 2018 İsmet Küntay ve 2018 Bedia Muvahhit En iyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazandırdı. 
 
Oyunun baş karakterleri olan Alekos (Mustafa Şen) ve Şükrü Beyin (Özkan Gezgin) insanın yüreğini ısıtan ve içini burkan dostlukları seyrederken, olayların gelişmesiyle değişip dönüşmelerine de tanıklık ederiz. Şükrü Bey karakterine hayat veren Özkan Gezgin yiğit bir delikanlıyı canlandırıyor. Oyunun akışı sırasında, mert bir adamdan, yanık bir sevdalıya, can kardeşine gönülden bağlı bir dosta, vatanı için savaşan bir askere ve şefkat dolu bir babaya dönüşmesini adım adım izleriz. Şükrü Bey karakteri hepimizin ağabeyi, babası, yavuklusu, arkadaşı, can dostudur. Kurtuluş Savaşında canı pahasına savaşan binlerce yiğit Anadolu gencini temsil eder. 
   
Oyun dramatik yapısı çok sağlam kurulmuş güçlü bir oyun. Özellikle, İzmir’in kurtuluşuna ait tarihi gerçeklerin aktarıldığı anda ekranda Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafının belirmesiyle bütün salonda duygu zirveye çıkıyor. Bütün salon gözyaşlarıyla, ayakta çılgın gibi alkışlıyoruz. Yazar neden Mustafa Kemal Atatürk aşkının bu milletin yüreğine, ruhunun derinliklerine işlediğini bu sevginin silinemez olduğunu çok iyi çözmüş. Ve bu muazzam duygu zenginliği bütün görkemiyle sahneden salona doğru yayılıyor. Bu güçlü anlatımın yakalanmasında oyunun yönetmeni Murat Çidamlı’nın büyük etkisi var.  Özellikle yönetmen olarak Murat Çidamlı’nın başarılı çalışması ona 2018 Bedia Muvahhit Tiyatro Ödüllerinde, Yılın En Başarılı Yönetmeni Ödülünü kazandırıyor. Oyuncular oyunu yüklenip zirveye taşıyorlar ve bunu yaparken seyirciyi de oyuna dahil ederek tek vücut oyunu birlikte götürüyorlar. Oyunda emeği geçen herkesin katkısı çok büyük. Oyunun yakaladığı başarı, 2018 Bedia Muvahhit Yılın En Başarılı Yapımı Ödülünü beraberinde getiriyor. 
  
Oyunda Mahinur ve Çingene kadın gibi çarpıcı kadın karakterler dikkat çekiyor. Mahinur ut çalan, hüzünlü, sevecen, neşeli, hayatın bütün renklerini içinde barındıran bir kadındır. Hayat doludur. Şarkısını da söyler, içkisini de içer, sevgilisine rakı sofraları da hazırlar. Hayatı gönlünce yaşayacak kadar cesurdur. Mahinur karakterini canlandıran Zeynep Nutku aynı zamanda Alsancak’ın simgesi haline gelen Çingene kadınlardan birini canlandırıyor. Kapı gıcırtısına oynayan Çingene kadının oynak şarkısına danslarla eşlik ediyor.
 
Çingene kadının neşeli, hayat dolu, canlı müziği ve dansları İzmir’in sıcak kanlı insanlarını yansıtır. Keyif insanlarının, yaşamayı sanat haline getirenlerin hayatından küçük bir kesit sunar. Şarkının sözlerini Murat Çidamlı roman dilinden yararlanarak bir araya getirmiş. Son derece ritmik ve hayat dolu şarkının sözleri bir anlam taşımıyor ama seyirciler için renkli bir dünyanın kapılarını aralıyor. “..hayda hayda hayda yak gili o droma /hayde git de yak sana mum yaksana/ kalinçoda dermanın çok var isa mangom tumara yarine beraxa /kalinçoda dermanın çok var isa pilav amen ciki yavan kaynata kaynata...” Zeynep Nutku hayatın farklı yerlerinde duran iki farklı karakteri sahneye samimi, doğal ve sıcak bir oyunculukla taşır.  İşte hayat böyle bir şeydir. Neşe ve hüzün kendi içinde dengeye girer. En acı dramları anlatırken bile yüreğimizin bir gülüşün kenarında ezildiği anlar vardır.
 
Oyun sanatın her dalından ustaca faydalanmış. Şiirin, müziğin, dansın, fotoğrafın, sinemanın desteğini alan oyun estetik açıdan muhteşem bir zenginliğe sahip. Duygusal zıtlıkları müthiş bir zarafetle harmanlayan oyunda kahkaha gözyaşına karışırken anlatılanların her an dünyanın her yerinde yaşanabileceğinin ipuçlarını da veriyor. Evlerinden edilen, umutsuzca yollara dökülen göçmenler bu öykülerin halen yaşanmakta olduğunu gösteriyor.
  
Günümüzde korkunç yıkımlara ve savaşlara neden olan aç gözlü batı kapitalizminin kan gölüne çevirdiği coğrafyalardan kaçan insanların göç hikayeleri halen yaşanıyorsa çözüm ne olmalı sorunun cevabı, “Sandalım Kıyıya Bağlı” oyununda olabilir. Oyun görmek isteyen gözlere, duymak isteyen kulaklara çok şey anlatıyor. İzmir Devlet Tiyatrosu tarafından sahneye konan oyun, İzmir Bornova Kültür Sanat Merkezinde, 27 Kasım tarihinden itibaren iki hafta boyunca izlenebilir.

Anahtar Kelimeler: sandalım kıyıya bağlı, izmir devlet tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir