MAKALELER

Salıncakta İki Kişi - Tiyatro Kedi

2010.02.27 00:00
| | |
4256

Sizce Nasıl?
Özellikle de sahnede izledikleriniz sizi kalben sorguluyorsa; aşkın en yüksek zirvesine çıkmışsınızdır!

 

    Güle Ömür Veren Aşk
   
    Aşkın yeri, yaşı, zamanı, düşüncesi olmaz, demişti yıllar önce bir dostum. Kızmıştım o'na! “ben aşık olacağım anı kontrol edebilirim” diye dertlenmiştim. Meğer en büyük aşk tiyatroymuş kalbimde. Kontrol etmek ne mümkün… Seyr-ü sefaya dalan düşüncelerin en büyüğü imiş... Özellikle de sahnede izledikleriniz sizi kalben sorguluyorsa; aşkın en yüksek zirvesine çıkmışsınızdır! Tiyatro Kedi tiyatral aşkın doruk noktalarında dolaşıyor “Salıncakta İki Kişi” oyunuyla. 
 
    Wılliam Gibson oyununu 1958 yılında yazmış. Sunum rahatlığı olan yazınsalın dikkat çekici noktası; kapitalizme inceden inceye göndermelerde bulunması.Değerli Hocam Üstün AKMEN bu oyunun daha önce eleştirisini yazmıştı. Eleştiriyi bilen birisi olarak oyunu izlediğimde hocama her konuda katıldığımı anladım. Konuya detaylı olarak geçmeden önce, kıssadan önemli olaylara değinmekte fayda var.
 
    Wılliam Gibson'un bu ilk oyunu olan yazınsal, Amerikan toplum yapısını iki karakter üzerinden gözler önüne getiriyor. Konu: Düşüncelerini, duygularını kontrol edemeyen bir avukat ile yaşamını sadece zevklerine adamış bir kızın sıra dışı ilişkisi, çarpıcı aşklarıdır. Konudan da anlaşılacağı üzere aşk şahıs tanımıyor. Yazar kendi yaşadığı duygularından yola çıkarak eserini oluşturmuş. Değerli Sevgi Şanlı çevirisini de yabana atmamak lazım. Eserin 1962 yılında çekilmiş filmini izleyen biri olarak, Türkçe uyarlaması orjinalliği ile hemen hemen aynı! Robert Mitchum ve Shirley Maclaine'ın baş rollerini paylaştığı sinema filmi Türkiye'de gösterilmedi. Film çekim tarihi olarak epeyce eski sayılır. 
 
    Oyunda Değerli Can Gürzap ve Nurseli İdiz baş rolleri paylaşıyor. Ben daha çok sinema filminin etkisinde kalarak oyunu izlediğimi söylemeliyim. Yani 2004 yılına çevrilen uyarlama beni pek memnun etmedi. Konunun şimdiki çağda işlenmesi, asıl metnin anlatmak istediğini -çağ örgüsüne dayanarak- sınırlamış. Robert Wise'nin beyaz perdeye aktarımı ile Hakan Altıner'in sahneye koyuşu arasında da epeyce sanatsal farklılıklar var. Aslında oyun iki kişilik değil. Çünkü oyunu izlemeden önce, senaryoyu film arşivimden bir kez daha seyrederek gittiğim için, nerelerin atladığını görebildim. Mesela “Oscar”, “Sophie” karakterleri neredeler? Konunun özümsenişinde karakter sayısının azaltılması, pekte iyi olmamış. 
 
    Işık Tasarımında Yüksel Aymaz imzası var. Geçiş ışıklarını dikkate almamış. Karanlık bir ortamdan, haifif aydınlanma sürecine doğru oluşan süreçte sahne aynı ışıkla donatılıyor. Fakat tek olumsuzluktan yola çıkarak bütünsel anlamda başarısızlıktan söz edemem. Teknical Grup'un oyuna kattığı çok şey olmadığını düşünüyorum. Sağlam oyuncuların bulunduğu eserlerde, işin tamamı oyuncuların omzunda oluyor. “Nathalie” oyununda da bu durum göze çarpıyordu. 
 
    Sinema filminde kostümleri Orry-Kelly kardeşler üstlenmişti. Dönem şartlarına uygun iyi kostümlerdi. Avukatın sade takım elbisesi, belden kavramalı fırfırlı eteğe sahip Gittel Mosca, filmde ışıl ışıldı. Ama bu oyunda “kostüm tasarımı” ibaresini göremedim. Grup çalışmasına dayalı seçim yapılmış anladığım kadarıyla. Fakat bu yetersiz. Daha fazla önem gösterilmeliydi. 
 
    Yazarın daha önce “A mass for the deag” isimli Türkçesi: “Dini Ayin İçinde Bir Deag” ve “The Seesaw Low” Türkçesi: “Alçak Tahtaravalli” isimli eserlerini okuma şansım olmuştu. Etkin sorunları ele alan yazar; kapitalist epidoklardan yola çıkarak senaryolarını meydana getiriyor. Fakat 1929 ekonomik krizinde de “Besied The Mirade Worker” Türkçesi: “Mucize İşçi Yanında” adlı eserini de yazmayı bilmiştir. Yani toplumsal sorunları bir defa mahsus işlemiştir. İngiliz Tiyatro Eleştirmeni Dostum Tom'a göre “vahşi kapitalist” olan yazar, yükselen Amerikan trendinde önemli bir yer edinmiştir. “Salıncakta İki Kişi” adlı eseri de bu trendin bir ürünüdür! Eugene O'Neill gibi trajedi yazmak, Wılliam Gibson için çok önemlidir. Zaten Klasik Amerikan Tiyatrosu, trjedilerle kendini ayakta tutmuştur hep!
 
    "Dekor-ist-“ Figen Soysal olayı derinden özümsemiş. Şimdi karakter sayısı ikiye düşünce doğal olarak dekorun geniş yer tutmaması lazım oyunda. Bunu bilerek işe koyulmuş. Gittel'in odasını görüyoruz sahnede. Aslında tiyatroyu besleyen en önemli olay aksesuardır. E bu da yerindeyse sorun yok demektir. Başarılı iş çıkarmış.
 
    Yönetmenin oyuncu seçimi güzel.Can Gürzap ve Nurseli İdiz'i fevkalade başarılı buldum. İçlerindeki ışığı sahneye taşımışlar. Aslında Hakan Altıner'in ciddi başarısıdır bu. Oyunu uzun zaman önce izlemiştim. Notlarıma şu cümleyi düşmüşüm: “Hakan Altıner titizlikle çalışmış oyuncular üzerinde…” İki tane ustanın sahnedeki performansı çoğu oyuncuyu kıskandıracak düzeyde!
 
    Nurseli İdiz, Gittel Mosca'nın aşka olan özgüvenini seyirciye epeyce gösteriyor. Özellikle alışıla gelmediği hayatının ince ayrıntılarından koparak, aşkın içinde bambaşka bir dünyaya açılıyor. Metnin sinemografik işlenişinde yaşadığı bohem hayatla ikilik yaşayan Gittel Mosca, Nurseli İdiz'in penceresinde yepyeni ufuklara bakıyor. Shirley Maclaine'dan daha başarılı oynamış Sayın İdiz. Aslında sinema yeteri kadar kullanamıyor tiyatroyu. Kaliteli oyuncuları, yerinde rollerle oynatmıyor. Mesela “Salıncakta İki Kişi” nin filmi çekilse, bunu en güzel oynayacak oyuncu Nurseli İdiz olur. 
 
    Jerry Ryan rolünde Can Gürzap imzası var. İzlerken beni duygusal anlamda epeyce düşündürdü. İçinde yaşadığı fırtınalarda, seyirciye gösterilmesi gereken ne varsa ortaya koyuyor. Ben o'nu Alpaçino'ya benzetiyorum. Dikkat edin iki oyuncunun da mimikleri, içsel buhranları çok iyi anlatır. Yani sadece yüzlerine bakarak; aşkı, yaşama sevincini, ölümü…vs anlayabiliriz. Sayın Can Gürzap sahnede hiç konuşmadan dahi yapsa rolünü, çok başarılı olur. 
 
    Sevgili Hocam Üstün AKMEN “…emperyalistler de sevebilir mi?..” demiş. Hatta aşkın, sevginin onlarda olmadığını bildiği için pekte alaylı yazmış eleştirisini. İnan hocam ben de şaşırdım. Demek ki sevebiliyorlar, aşık olabiliyorlar. Aşk işte; emperyalizm falan tanımıyor. Keşke bizler tüm kapitalistleri aşk iksiriyle sarhoş edip, onların bu sömürücü politikalarını yok edebilsek. Onlar aşkın gücü yitene dek, ortada sarhoş dolaşırlar. Böylece “arka bahçenin sol yumruğu” olmaktan kurtuluruz!

Anahtar Kelimeler: Salıncakta İki Kişi, tiyatro kedi



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir