MAKALELER

Rosenbergler Ölmemeli - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2012.02.06 00:00
| | |
2021

Sizce Nasıl?
İnsanlık var olduğu günden beri bir özgürlük mücadelesini içinde.

 

ROSENBERGLER ÜZERİNDEN BİR SORGULAMA: HUKUK BİZİ ÖZGÜRLEŞTİRİR Mİ KÖLELEŞTİRİR Mİ?
  

   İnsanlık var olduğu günden beri bir özgürlük mücadelesini içinde. Kendi yarattığımız bu “oyun” içerisinde hukukun varlığı ve etiği Roma Devletlerinden bu yana tartışmasını sürdürüyor. Modern hukuk devletlerinde, “yargı bağımsızlığı” ilkesine siyasetin çözüm üretememesine bu durumda; siyaset-özgürlük ikileminin bir paradoks yaratmasına sebebiyet veriyor. İktidar-hukuk dengesinin gözardı edilmesi değil sadece ikinci dünya ülkeleri, dünya siyasetine ve ekonomisine yön veren ülkelerde bile insan haklarının suistimal edilmesine, insanlar arasındaki eşitsizliğe ve vahşi kapitalizmin her yerde hayat bulmasına yol açtığını söyleyebiliriz.

  Ethel ve Julius Rosenberg 1953’te idam edildiklerinde belki de bu dünyadaki en büyük suçları, ABD vatandaşı ve Amerikan komünist partisi (CPUSA) üyesi olmalarıydı. ABD McCarthy döneminin tekdüzeleştirilmeye çalışılan ortamında adeta bir “cadı” avına çıkıldı. Rosenbergler’in hayatı sıradan bir günde FBI ajanlarının evlerini basarak sorguya çekmeye başlamasıyla tamamen değişti. Sovyet yazışmalarında Julius Rosenberg’in adının geçip geçmediği konusunda şu anda bile kesin kanıt bulunamazken; eşi Ethel Rosenberg’in “Dünya barışı için Rus’lara Atom Bombası verirdim.”  cümlesinden başka herhangi suçu yok. Amerikan medyasının ve FBI’ın Rosenberglerin yakın çevresini bile ele geçirip sahte ifadelerde bulunmaları dava sürecini tamamen çarpıtıyor. 3 yıl süren yargı sürecinin sonucunda hiçbir geçerli kanıt bulunmamasına karşın idama mahkum ediliyorlar. Yalan söylediklerini ve Sovyetlere atom içerikli bilgiler verdikleri yönünde ifade verirlerse idam cezaları 20 yıl hapis cezasına düşüreceklerini söyleselerde Julius ve Ethel Rosenberg; elektrikli sandalyede oturdukları son ana kadar dürüstlüklerini koruyorlar.

“Böylesine bir diktatörlükle yönetilen ülkemde bireyler üzerinde baskı kurularak toplumda korku yaratılmak isteniyor.” Julius Rosenberg

  Dünya tarihinin kanlı sayfalarında yer alan soykırımlar, savaşlar, cinayetler olmasa sanat nasıl bir boyutta olurdu bilinmez. Ama savaş sonrası toplumların geçirdiği çalkantılı süreç tiyatroyada büyük oranda yön vermiş. “Alain Decaux” savaş sonrası yaşanan sancılı dönemde, iki dünya devinin kutuplaşmaasını ve McCarthynizm’in de etkisiyle Rosenbergler’in kasıtlı bir şekilde öldürülmesini oyunlaştırmış. “Rosenbergler Ölmemeli” metni ülkemizde ilk kez Dostlar Tiyatrosu’nda Genco Erkal ve Ayla Algan’lı bir kadro tarafından sahnelenmiş. 1970’lerin üstünden 40 küsur sene geçmesine rağmen Türkiye’de yaşanan hukuk kaosunda Rosenbergler Ölmemeli’nin sahnelenmesiyle aslında hiçbir şeyin değişmediğini görebilmek açısından da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarını kutlamak gerekiyor. 1980 sonunda 1402 sayılı Sıkıyönetim kanunuyla “Çalışmasında sakınca görülen kişi” denerek görevinden uzaklaştıran Orhan Alkaya oyunun yönetmenliğini üstleniyor. Alkaya’nın “Türkiye’de bugün hesaplaşmayla başlanıp sonra nereye gideceğini kestiremediğimiz derin devlet yapılanmaları oluşuyor” şeklinde ifade ettiği üzere oyun boyunca tanık olacağımız hesaplaşma bize hiçte uzak değil. ABD’de komünizm korkusuyla başlayıp sayısız aydın insanın susturulması, yargılanması en sonunda idamıyla ile devam eden dönem; Türkiye’de yaratılan korku imparatorluğundan ne yazık ki farklı değil. İster faşizm ister komünizm isterse tiranlık olsun diktatörlüğün olduğu her yerde irade serbestisinden bahsetmek çok zor.

"Sovyetler’in de atom bombası yapmaları, dünyayı nükleer savaştan kurtarmıştır. Şimdi artık kimse bu bombayı kullanmaya cesaret edemez..Julius Rosenberg"

  Orhan Alkaya, hikayeyi seyirciye aktarırken en çok sahiciliğin üzerinde durmuş. Oyun için çok ciddi bir araştırma içine girilmiş; FBI, CIA, Sovyet kaynaklarından faydalanılarak dramaturji aşamasında bazı değişiklikler yapılmış. Savunma sahnesinde tüylerimizi diken diken eden Julius Rosenberg’in savunma metni 1950’deki mektubunun aynısını oluşturuyor. Oyunda, sahnenin dört parçaya bölünerek Rosenbergler’in evine aynı zamanda yargılandıkları mahkeme salonuna çevirmek gibi çok güzel bir sahne tasarımı yaratılmış. Gazeteci’nin ve McCarthy’inde olduğu kısımlarıda katarsak 7 farklı alanda süregelen oyun yönetim açısından kusursuz ve matematiksel. Küp sahne tasarımında Barış Dinçel ve sonuna kadar gerçekçi rejilemede Orhan Alkaya çok güzel bir uyum sağlamış. Sahnedeki analitik tasarımın içine yerleştirilmiş interaktif kameralar Rosenbergler’in yargılama süreci boyunca mimiklerine ve ifadelerine dikkat kesilmemiz açısındanda önemli. Bu önemli detay, yalın oyunculuklarla birleşince somut olarak hikayenin içine dahil olabiliyoruz. Melih Cevdet Anday ve Orhan Alkaya’nın lirikleri Deniz Noyan’ın müzik direktörlüğünde birleşerek güzel bir harmoni yaratılmış. Çağrı Hün’de bedeni ve sesiyle hem dönemini yansıtıyor, hem de müzik ziyafeti yaşatıyor. Oyunun etkileyici sonundan sonra gelen “epilog” daha kısa tutulsaymış yaratılan etki daha uzun olabilirmiş. Işık ve efekt tasarımı; tanık olduğumuz hesaplaşmanın ve oyunculukların önüne geçmeyecek derece yerinde uygulanması bakımından güzel. Kostüm tasarımının gerçekten ciddi bir sanat olduğunu oyunda Canan Göknil’in uygulamasında görebilirsiniz. Oyun karakterlerine-özellikle gazeteci rolündeki Yeşim Koçak’a- ve dönemine uygun tasarımlar için geniş bir arşiv taraması yapılarak büyük özen gösterilmiş.

 

OYUNCULUKLAR

 

  Oyuncu seçiminde Alkaya, hem tarihsel benzerlik hem de performans açısından çok yerinde seçimler yapmış. Julius Rosenberge’de şu an Şehir Tiyatrolarının en çalışkan oyuncularından olan “Mert Tanık” teatrela kaçmadan gerçekten Julius Rosenberg oluyor. Beden dili, ruhsal geçişleri, imgesel belleğiyle oyun boyunca bir an olsun rolünden kopmadan seyirciyi etkisi altına alıyor. “Aslıhan Kandemir’in” psikolojik yönelimlerden hareket ederek gözlemlediği ve üzerinde oldukça çalıştığı belli olan Ethel Rosenberg’i yapması gerekeni yapıyor. Ancak Mert Tanık’ın yarattığı Julius Rosenberg’iyle uyumu birkaç noktada kaçırdığını düşünüyorum. Avukat’ta “Ali Mert Yavuzcan” oyun boyunca uyumlu ve kontrollü. Ancak mahkeme sahnesindeki epik oyunculuğu rejilemenin tamamen dışında. Bu sahnenin genel uyumu ve reaksiyonu sağlaması açısından daha naif oynanması gerektiğini düşünüyorum. Yeşim Koçak’ı seyrettiğim her oyunda iyi ki Şehir Tiyatrolarına girmişte daha fazla seyirciyle buluşuyor diyorum. Medyanın doğuşu ve liberalizmin hayat bulduğu karakterini çok iyi yorumlamış. McCarthy’de “Osman Gidişoğlu’nu” uzun süre sonra sahnede görmek çok keyif vericiydi. Savcı’da “Murat Coşkuner” hep aynı çizgide gitmeyip biraz daha şaşırtsa daha iyi olabilir diye düşünüyorum. Ali Gökmen Altuğ, Ozan Gözel, Kutay Kırşehirlioğlu, Murat Derya Kılıç, Buket Yanmaz Kubilay metnin ve sahnelemenin verdiğini iyi bir şekilde yerine getiriyorlar.

 

  Kant özgür iradeli insanı doyuran iki şey olduğunu söyler, “Üzerimdeki gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası.” Adem’den bu yana insanlığın yaşadığı ve yaşamaya da devam edeceği en büyük trajedi adalet ve vicdan üzerine. Bugün insanlığın kendi yarattığı devlet mekanizması ve hukuk kuralları gerektiğinde insanı en yukarılara çıkarabilir gerektiğinde öldürebilir. O zaman hangi hukuk kuralı doğrudur? Ya da barış tüm insanlık için evrenselse evrensel hukuk kuralları olabilir mi? Aynı şekilde düşünüyor, hissediyor ve ölüyorsak neden halen eşit değiliz? Gerçekten özgürlük var mıdır bilinmez ama tartışmaz ve düşünmezsek belki de hiçbir zaman özgür olma ihtimalimiz kalmayacak. Günümüz Türkiye’sine bakmak ve Rosenberglerle geçmişin tozlu raflarına bakmak adına İstanbul Şehir Tiyatrosunun sahnesini bu yıl mutlaka ziyaret edin.

Anahtar Kelimeler: rosenbergler ölmemeli, istşeh, istanbul şehir tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

Görüş Bildir