MAKALELER

Romeo Ve Juliet - İstanbul Şehir Tiyatrosu

2010.04.06 00:00
| | |
2495

Sizce Nasıl?
Dünyaca ünlü İtalyan teorisyen ve kuramcı Paolo Portoghesi, "postmodern" kavramını, "yeniden tanımlama", ‘moderni aş'tığı, postmoderni bir "reddediş"...


 

 

    Kemal Başar'dan Postmodern Bir Uyarlama… 'Romeo ve Juliet'..
 
    Yurtdışı çalışmaları, seminerleri, dersleri, oyunculuğu, yönetmenliği ve çevirmenliğiyle tanınan Kemal Başar, çağdaşımız Shakespeare’in asırlar önce yazdığı Romeo ve Juliet’i, Van Devlet Tiyatrosu ve Romanya Tony Bulandra Tiyatrosu’nda sahnelemeleri ve Romanya’daki sahnelemeden hemen sonra hayatını kaybederek bizlere veda eden çok değerli ışık tasarımcısı Sayın Seyhun Ayaş’ın anısına ithafen İstanbul Şehir Tiyatrosunda sahneleyerek üçlemesini tamamlıyor. Üstelik bu üçlemeye getirdiği yorumla düş gücünün sınırlarını zorlayarak modern bir yapıya kavuşturmakla yetinmeyip eseri tüm kalıplardan soyutlayarak postmodern bir yorumla sahneliyor.

 


 
    Dünyaca ünlü İtalyan teorisyen ve kuramcı Paolo Portoghesi, ‘postmodern’ kavramını, ‘yeniden tanımlama’, ‘moderni aş’tığı, postmoderni bir ‘reddediş’, bir ‘kırılma’ olarak tanımlıyor. Postmodern marjinaldir. Uçtur. ‘Bak sen’dir. Formüller zinciri, kaskatılık ve netlik ifade eden ve aynı şekilde statüleri besleyen ve uyulması zorunlu genel kurallar vardır. Ve biz bunu istemeyiz. Günümüz sanat anlayışı bu yaratıyı taşıyabileceği en uç noktaya taşıyarak daha çağdaş, daha uygar bir anlayışa doğru ilerlemekte. Türk tiyatrosu yeniliklerle kendini güncelleyerek tabuları yıkan bir anlayışla müthiş bir gelişme kaydetmekte.

 


 
    Kısaca oyundan bahsetmek gerekirse; Shakespeare’in en iyi bilinen oyunlarından biri olan Romeo ile Juliet, birbirlerine düşman iki aile çocuklarının birbirine olan aşkını anlatır. Olay örgüsü ve konusu bakımından her yerde yaşanan ve bilinen bir aşk hikâyesine sahip olan eser, yazıldığı dönemin üzerinden asırlar geçmesine rağmen konusu bakımından güncelliğini koruyor.

 

 
    Bir metnin sahnelenmesi ne kadar zor ise onu kalıplarından soyutlaştırıp düş gücünü katarak sahneye uyarlamakta bir o kadar zordur. Klasik bir metne modern, modern bir metne klasik bir yorum getirmek yönetmenin yorumuna bağlıdır. Ama bazı oyunlar vardır ki modernleştirmek şöyle dursun sahnelemek bile zorken, bu yorumun üstüne bir şeyler katarak bambaşka bir yorum getirmek çok ciddi bir emek ister. Her metin farklı rejiler tarafından sahnelendiğinde farklı bir yorum izleriz. Kimi iyi oyun olur kimi kötü. Kararı verecek olan da seyirciden başkası değildir.
 
    Tüm bu uzun uzadıya sıraladığım nedenlerin spotları altında Kemal Başar, dünya tiyatro tarihinin kült asırlar önce yazılan bir eseri bugünümüze cesurca uyarlayarak ‘postmodern’ bir anlayışla metin, dekor ve şiirsel dilden soyutlayarak bambaşka bir ‘uç yapıt’ çıkarmış ortaya. Daha marjinal nasıl olabilirdi merak ediyorum!
 
    Shakespeare’i Shakespeare yapan en temel etken, şüphesiz onun şiirsel dilidir. Böylesine kült haline gelmiş bir eserin belki de en önemli faktörünü kısmen budamak cidden delilik! Kemal Başar, oyunu yorumlarken şiirsel atmosferi dağıtarak hikâyenin konusu ne kadar güncelse konuşmaları da o kadar güncelleyerek günümüze taşımış.
 
    Metni okur okumaz bilinçaltımıza yerleşmiş olan şaşalı dekoru da oyunda göremiyoruz. Bunun yerine çok amaçlı sahnenin iki yanına yayılmış bez duvarlar, diğer tüm mekânlar içinse ipler kullanılmış. Ve bu iplere yansıtılan ışıklarla ‘aşk’ ve ‘kin’ öğeleri konuşlandırılmış.

 


 
    Tüm bu soyutlamalar ışığında, yazarı ve oyunlarını hiç duymamış veya daha önce farklı yorumlarını seyretmemiş biri, izlediği oyunun hangi oyun olduğunu çözümlemesi izleyici açısından zorlayıcı.
 
    Diğer tarafından tersinleme yapacak olursak esere ve daha önceki yorumlara vakıf olmuş birinin bu bilinçle sahnedeki yorumu gördüğündeki şaşkınlığı da bir o kadar zorlayıcı.
 
    Daha önce farklı yorumlarını izleyenlerde, ilk defa bu eseri duyup izlemeye gelenlerde sonuç itibariyle izledikleri oyunda çok özel bir yorumla karşılaştığını sanırım açık yüreklilikle söyleyebilir.
 
    Tüm bu yalın ve soyut yorumların içerisinde kostümler size biraz abartılı gelebilir. Ben bu yorumu günümüze ve sisteme yapılan bir eleştiri ve sitem olarak yorumluyorum. Sanki ilk bakışta daha yalın ve diğer soyutlamalar gibi kostümler de biraz sadeleştirilerek günümüze taşınabilir miydi diye düşünülebilir. Yönetmen bugünümüzün gençlerini ele alıyor. Romeo’nun Juliet’le ilk karşılaştığı partideki müzik ne kadar ‘tekno’ ise, partide yer alan kişiler de günümüz ‘tekno’ müziği kadar bize yakın.
 
    Zira oyunun yönetmeni Kemal Başar, oyunun broşüründe ‘izleyenlerin bu uyarlamaya tepki gösterebileceklerini’ söylüyor. Ve ‘bu benim yorumum’ demekten çekinmiyor. ‘Günahıyla sevabıyla bu benim yorumum’ diyebilmek bu anlamda kaç kişi tarafından cesaretle söylenebilir? Açık yüreklilikle söylemeliyim ki böylesine çağdaş, uygar yorumlamalara ihtiyacımız var. Ve sahneleniş olarak bu cesur atılım diğer yönetmenlere cesaret vermelidir.
 
    Diğer taraftan sevilen, sayılan Türk tiyatrosunun çok değerli ışık tasarımcısı, genç yaşta kaybettiğimiz Seyhun Ayaş anısına adamasını yürekten kutluyorum. Türk tiyatrosunda pek görmeye alışık olmadığımız bu güzellikleri yaşattığı için koca yürekli usta yönetmene ne desek az.
 
    Ayrıca İstanbul Şehir Tiyatroları gibi köklü bir kurumun kapılarını ardına kadar açan usta yönetmen, çiçeği burnunda Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu’na böylesine özgün bir oyunu izletme fırsatı verdiği için teşekkür etmek boynumuzun borcu.
 
    Oyunculuklarda gecenin en başarılı ismi dadı rolünde usta oyuncu Hikmet Körmükçü her zamanki gibi sahnede devleşiyor. Sahneyi paylaşan birçok genç oyuncu için bu büyük bir fırsat. Usta oyuncudan öğrenecekleri çok şey var. Bunun kıymetini bilmeliler. Tüm sahne olanaklarını en ince ayrıntıya değin kullanan usta oyuncuyu sahnede izlemek büyük bir keyif. Son zamanların öne çıkan ismi Mert Turak, Romeo rolündeki başarısıyla müthiş bir performans sergiliyor. Juliet rolünde izlediğimiz Ece Özdikici, gelecek adına ümit veriyor.
 
    Özge Ökten’in temiz dramaturgu Kemal Başar’ı büyük ölçüde rahatlatmış. İşindeki başarısı ustalığını perçinlemiş. Aynı ölçüde Murat Gülmez’in dramaturg işlevi gören dekor tasarımı oyuna damgasını vuruyor. Dekorun oyunun çağdaş yorumlamadaki etkisi, şüphesiz çok büyük. Ve elbette büyük usta, müzikleriyle Türk tiyatrosuna ‘can’ simidi olan Can Atilla’nın özellikle tekno müziği, oyunun çağdaş yorumuna büyük ölçüde katkı sağlıyor. Son olarak Hugo Wolff’un Koreografisi, söyleyecek söz bırakmamış.
 
    Oyunda staj yapan Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Oyunculuk bölümü son sınıf öğrencileri Emre Koç ve Nergiz Acar’ı pömiyerde sahneye davet etmeleri, görmeye alışık olmadığımız yaklaşımlardan. Zaten b oyunda birçok ilki bir arada yaşıyorsunuz. Türk Tiyatrosunun en köklü kurumunda,Türk Tiyatrosunun en başarılı yönetmenlerinin ilk sıralarında yer alan Kemal Başar’dan kim bilir neler öğrenmişlerdir. Hepsinin yüreğine sağlık.
 
    Toparlamak gerekirse; Kemal Başar, Romeo ve Juliet adlı oyuna getirdiği yorumla Türk tiyatrosuna yeni bir soluk getirdiği su götürmez bir gerçek. Cesareti ve özgüvenini tartışmıyoruz bile. Sadece bu oyunla değil daha önce izlediğim yorumlarla da bu anlamda kendini kanıtlamış bir usta. Koca Müsahipzade Celal sahnesini dolduran tüm coşkulu seyircilerin avuçları patlarcasına ayakta alkışlaması da bunu gösteriyor zaten.
 
    Oyunda görev alan tüm ekibe ve Kemal Başar’a bu spesifik yorumuyla Romeo ve Juliet’i izlettirdikleri ve keyifli bir üç saat geçirttikleri için hepsini canı gönülden kutluyorum.
 
Not: ‘Seyircili Prova’ mantığını kişisel olarak yanlış buluyorum. Seyircili prova diye uydurma bir kavram olmamalı. Zaten tiyatroyu diğer sanat dallarından ayıran salt özellik ‘seyircisiz’ tiyatro olmadığı değimlidir? Seyirci varsa ‘Oyun’, yoksa ‘Prova’dır. Ayrıca oyuncular açısından da yorucu olur. Nasıl olmasın ki, haftanın 3 günü arka arkaya 3 saatlik oyun oynayacak oyuncuları birde ‘seyircili prova’ gibi manasız bir şeyle yormaları kabul edilemez. Kaldı ki oyun, ilk prömiyerde görünür. Prömiyer’in kelime anlamı zaten ‘ilk gösterim’dir. Seyirci provayı izliyorsa ‘ilk gösterim’ anlayışı nerede kalır? Sevgili Ayşenil Şamlıoğllu’nun buna bir an önce müdahale etmesi kaçınılmazdır. 

 

Anahtar Kelimeler: romeo ve juliet, istşeh, istanbul şehir tiyatrosu



0 Yorum
Hmm! Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı, sen yazmak ister misin?
Bekle! Yorum yazmak için üye olmalısın Üye isen burayı tıkla. Üye olmak için de burayı tıkla.
Diğer Yazıları





TİYATRONLİNE

E-Bülten Üyeliği Görüş Bildir